12 Kasım 2013 Salı

KCBT 3. Blog Turu / Uykusuzlar - Gülşah Elikbank Kitap Yorumu



Rüyalar, Tanrı'nın insanlarla konuşma 
yolu olabilir mi? 
Peki ya Evren, Tanrı'nın rüyasından ibaretse?
İnsan uyurken mi hayattadır, hayattayken mi rüyada?

   Bir lanetle, kaderle, gölgelerle ve rüyalarla boğuşan Nina'nın sürükleyici macerasına sahne olan Uykusuzlar, fantastik dünyaların felsefeyle yoğrulduğu bir aşk hikâyesi… 
"İnsan hayallerini somutlaştırmak ve sorularını, gözü kapalı gördüklerini, herkese ait kılmak için yazıyor olabilir. İçimizden birileri ise ne yana baksa dünyanın yetersizliğiyle karşılaşır ve gerçeğin sınırlarını zorlayıp esnetmek için yazar. Çünkü gerçek katıdır ve arzulayıp ulaşamadıklarımız kadar anlayamadığımız birçok şey de çizginin öte yanındadır. Gülşah Elikbank bakışını, gönlünü bu öteki yana, gerçeğin görünmez yanlarını da içinde taşıyan fantezinin, uçsuz bucaksız, bereketli topraklarına çevirmiş yetenekli bir yazar. Bizde pek gelişememiş olan fantastik edebiyatın göz dolduran, hızla parlayan yıldızlarından biri.

   Elikbank, yeni romanı Uykusuzlar'da rüyalara eğiliyor. Gerçek ya da düşsel roman kahramanlarını aşkları, çelişkileri, açmazları, olağan ya da olağandışı rüyaları, rüyasızlıkları ve insanlığı tehdit eden sorunlara çare arama çabaları temelinde anlatıyor. Romanın özeti ve sorduğu evrensel değerdeki soru ise şu: Hepimiz aynı rüyayı görebilsek, dünya daha güzel bir yer olabilir mi?"
-İnci Aral-

Uykusuzlar Gülşah Elikbank'ın okuduğum ilk kitabı. Fantastik - romantik türünde yazılmış 197 sayfa olan kitabımız nasıl olduğunu anlamadan bitiveriyor.

Nina başarılı bir iş kadınıdır ve onu seven bir erkekle nişanlıdır. Tabii kızımızın aklında sorular var, çünkü nişanlısıyla arasında gerçek aşk çekimi yok gibi. Yıllar önce annesini kaybetmiş, babası yeniden evlenmiştir. Hatta Nina'yı nişanlısıyla tanıştıran kişi üvey annesidir.
Bir de Ares var, Nina'nın rüyalarında buluştuğu adam. İnsan rüyasında gördüğü birini sevebilir mi demeyin, Nina ona karşı bir şeyler hissediyor ve bunu saçma bulduğundan psikologlara gidiyor ama sonuç yok.

Kitaba ilk başladığımızda kendimizi hiç tanımadığımız bir fantastik türün yanında buluyoruz. Onların ne olduğunu kavramaya çalışırken bir yandan da alışkın olmadığım bir yazarın diline uyum sağlamaya çalıştım. İlk 30 - 40 sayfa boyunca falan uyum sağlayamadım da. Ünlemler beni rahatsız etti mesela o tip bir kitapta daha yumuşak cümleler olsa daha çok severdim. Sonra olaylar ardı ardına gelmeye başladı, bi' an dedim n'oluyoruz, nereden çıktı bu Ares? 

Kitabın en güzel yanı sonunda her şeyin biraz bulanık olması.  Pan'ın Labirenti'nin sonu gibi. Rüya mıydı gerçek miydi diye düşünüyorsunuz. Klasik sonlardansa böyle sonları tercih ederim şahsen. 

Kitap hakkında spoiler vermek istemediğim için konuya çok fazla girmeyeceğim, bakmayın aslında olay sadece Ares ve Nina'nın aşkı değil, çok daha farklı şeyler oluyor. Şaşırıp kaldığım yerler oldu, Gülşah Elikbank olayları çok iyi bağlamış. Bir süre sonra her şey uyum içerisinde ortaya çıkıyor kitapta.

Puanım:


Çekilişimize katılmayı unutmayın! ^_^



a Rafflecopter giveaway

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...