13 Eylül 2017 Çarşamba

Ne Okuyoruz?: Günümüz Kitapları ve Okuma Alışkanlığı Üzerine Bir Eleştiri


İyi bir okur ayda 5, senede 60 kitap okusa, ömrü boyunca yaklaşık 4000 kitap okuyacak. Daha iyi bir okur bu sayının iki katını da görebilir. Dünya üzerinde keşfedilmeyi bekleyen milyonlarca kitabı düşününce bu sayılar az geliyor gözüme. O yüzden ne okuyacağımızı seçmek oldukça önemli. Kitap okuma alışkanlığı genellikle çocukluktan gelir. Kitap okumaya nasıl başladın sorusu yöneltilen okurların çoğu ailesinin teşvikiyle başladığı çocuk kitaplarından bahseder. Bununla beraber kitap okumanın değerini anladığımız bir dönüm noktası vardır. Normal bir okurdan kitap kurdu mertebesine geçişimizi sağlayan kitapları genellikle ortaokul bitimi - lise başlangıcı dönemlerinde keşfederiz. Bu kitaplar gelecekteki okuma tarzımızın temelini oluşturur. 21. yüzyıl gençleri olarak kitaplar konusunda hem şanslı hem de şanssız bir döneme denk geldik. Şanslıyız çünkü her ortamdan istediğimiz kitaplara rahatlıkla erişebiliyoruz. Baskısı Türkiye'de olmayan, çok eski bir esere internetten ulaşabiliyorum. Zamanında sansürlenmiş, yasaklanmış kitapları okuyabiliyoruz. Şanssız olmamızın sebebi ise ergenliğe giriş dönemimizin kapağında "New York Times Bestseller" yazan, okuruna çok bir şey katmayan kurgu romanların popülerliğinin tavan yaptığı zamanlara denk gelmiş olması. 

Kitap okuma alışkanlığı kazanmam lise başlangıcında oldu. Bu alışkanlığı bana kazandıran Alacakaranlık Serisi'ydi. Hiç unutmam, kitapları o kadar popülerdi ki okuldaki tüm kızların elinde serinin bir kitabı, dillerinde kitaplardan sahneler. Fantastik seven, daha önce hiç vampirleri konu alan romantik türde bir kitap okumamış biri olarak seriyi çok merak ettim. Sonuçta popülerdi, herkes beğeniyordu. Ergenlik döneminde herkesin beğendiğini takip etme algısı çoğunluk gibi bende de vardı. Tüketim yüzünden bu algı hepimizde hala var ama neyse. Alacakaranlık için kötü bir seri demiyorum, onun sayesinde en sevdiğim klasiklerden biri olan Uğultulu Tepeler'i keşfettim. Bununla beraber o dönemde Alacakaranlık Serisi'ni okumam lise ve hatta üniversitenin bir kısmındaki okuma alışkanlığımı oluşturdu ki okuduklarımın hepsinin çok iyi kitaplar olduğunu söyleyemeyeceğim. Onun ardından benzeri fantastik - aşk romanlarına devam ettim, çoğu arkadaşım da benim gibi yaptı. Dünya klasiklerine karşı soğuktuk çünkü Suç ve Ceza'yı sınav kitabı olarak dayatıp soru olarak Raskolnikov ile Keloğlan'ın benzerlikleri & farklarını soran harika bir edebiyat öğretmenimiz vardı. (!) 

Bu ve benzeri kitapların okuyucusuna pek bir şey katmadığı açık. Ama en kötü yanları ne biliyor musunuz, okuyucularını belli bir güzellik algısına inandırıyor olmaları. Nadirdir ki böyle kitaplarda çirkin ya da ortalama güzellikte bir karakter olsun. Aynısı tarihi aşk romanları için de geçerli. En son elime tarihi aşk romanı aldığımda erkek karakterin kadının pelerini altından göğüslerinin büyüklüğünü anlamaya çalıştığı sahneye gelince kitabı direkt bıraktım. Tamamen vakit kaybı olduğunu hissettim. Ergenlik çağında zaten kendimizi yeterince yetersiz buluyoruz, bir de üstüne bu kitaplar tuz biber oluyor. O karakter güzel, bense çirkinim algısı oluşmaması imkansız gibi bir şey. Bedenen değişiyor olmanın baskısı, sınavlar, (bkz. hayatımın en kötü yılı olarak lise son) acımasızca eleştiren lise arkadaşları, varsa aile sorunları... Bunların hepsinin üstesinden gelecek güçte değilken sığındığımız kitapların da bize bir yandan zarar vermesi ne kötü. Keşke o zaman beni yönlendiren birileri olsaymış da kendimi geliştirebileceğim farklı kitaplara yönelebilseymişim diyorum.
görsel Kayıp Rıhtım sitesinden - http://kayiprihtim.com
Bahsettiğim tarzda kitapların en boş ve en uç noktası kesinlikle erotik - romantik türünde yazılanlar. Grinin Elli Tonu denen ve şimdi düşününce yazarının tüm dünyayı trollediğine inandığım seriyi okudum. Hatta blogumda Efsane Seriler başlığında bir yazısı bile var. Bu yazı kendi okuma alışkanlıklarım üstüne de bir eleştiri. Blogumu kurcalarsanız geçmiş yazılarımda şu an eleştirdiğim şeyleri severek takip ettiğimi görebilirsiniz.
Bir de Wattpad denen ve yazılanların çoğunun saçma aşk hikayeleri üzerine olduğu bir mecra var. Hiçbir şeyden eksik kalmayan ben tabii ki de orayı da keşfettim, severek okudum hatta bir dönem. Çünkü eğlenceli geliyor, yazılanların hiçbirinde dünyevi sorumlulukları hatırlatan en ufak bir şey yok. Uyuşturucu gibiler desem abartmış olmam. Yayınevleri bunları basarak çok para kazanıyor olabilir ama birilerini zehirleyerek yapıyorlar bunu. O kitapların çoğu ortaokul - lise çağındaki kızların ellerinde. Bu ikisi, erotik romantik kitaplar ve wattpad kitapları benim lisede okuduklarımdan bile kötü. 

Keşfedecek onca bilgi varken neden bunları okuyayım ki? Kafa dağıtmak için okuyorum diyenlere saygım sonsuz. Çevremde lise dönemini benim aksime klasiklere doyarak geçirmiş, şimdi de iş dünyasının ağırlığından kaçmak için böyle hafif kitaplar okuyan arkadaşlarım var. Zaten gerçekten kitap okuduğunuzu hissettiren bir okuma düzeniniz varsa çerez denen bu kitapları okusanız bile içteki sağlam alışkanlık kırılmaz. Alışkanlığı kazandığımız dönemlerde bu tarz kitaplar okuyunca ise daha kaliteli kitaplara geçmek zor oluyor. Yine de belirtmeden geçemeyeceğim, kafa dağıtıyorum düşüncesiyle ayda 10 - 15 tane bu tarz kitaplar okuyacağınıza zamanınızın bir kısmını kaliteli kitaplara ayırabilirsiniz. 

Ben okuma alışkanlığımı nasıl değiştirdim derseniz Ursula Le Guin ve temel felsefe kitapları sayesinde oldu. Ayrıca gotik edebiyata olan ilgim vesilesiyle o türdeki klasiklere yöneldim. Hem severek okuyabileceğim hem de gerçekten kitap okuduğumu hissettiren eserler buldum. Hem bilgilendirici, hem ruhu aydınlatan hem de sanat eseri olduğunu gösteren bir estetik algısıyla yazılmış o kadar çok kitap var ki. Hepsi okurların onları keşfetmesini bekliyor. Kitap okumak keyif vermeli, sıkılacaksam neden okuyayım diyenler olacaktır. İnanın beyninizi doyuran kitaplar okudukça keyif aldığınızı fark edecek, önceden okuduklarınıza bakıp üzüleceksiniz. (Bkz. canlı örneği ben) Herkes istediğini okur, kimse bir diğerinin okuduğuna müdahale edemez. Bununla birlikte, hep bu tarz kitaplar okuyan birinin kendini kitap kurdu ya da iyi bir okuyucu olarak görmesi doğru mudur tartışılır. Tüm bunların üstüne ufak bir öz eleştiriyle yazıyı bitireyim. Hala eleştirdiğim türdeki kitapları tamamen bırakmış değilim. Yeri geliyor komik bir tarihi aşk romanını kahkaha atarak okuyorum ya da liseden kalma serilerimin yeni kitapları çıkınca alıyorum. Sonuçta bu dünyanın en kötü alışkanlığı değil. Ama ne kadar azaltırsam benim için o kadar iyi olacak. Umarım yazımdan keyif almışsınızdır. Bir sonrakinde görüşmek üzere, sevgiler. 

11 yorum:

  1. Çok güzel ve faydalı bir özeleştiri yazısı olmuş. Söylediğin gibi gençlik yıllarındaki okuma alışkanlıklarımız gelecekteki yıllarımızı etkiliyor. Şu sıralarda dram sevmemi Kemalettin Tuğcu kitaplarına bağlıyorum mesela ben :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. =) Kemalettin Tuğcu hiç okumadım ama kitaplarını görmüştüm sanırım. Bende de aynı etkiyi Gülten Dayıoğlu'ndan Fadiş ve Dört Kardeştiler kitapları yaptı. Gerçi üzücü kitaplar oldukları için benzerlerine devam etmek istemedim. Arada dram okurum, etkisi bir süre içimde kalır. :3

      Sil
  2. Kuzum ellerine sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş. Yazdıklarının çoğuna katıldığımı söyleyebilirim. Benim okuma alışkanlığım beşinci sınıfta İpek Ongun'un "Bir Genç Kızın Gizli Defteri" serisi ile başladı ve hâlâ bu yaşımda koparmadığım yeri bende ayrı olan bir seri. Sonrasında Narnia Günlükleri ve Harry Potter serisi ile devam etsemde Alacakaranlık ile bestseller fantastik-aşk romanlarına yoğunlaştım bende, kabul ediyorum. Fakat pişman değilim o dönemimden. Ortaokul ve lise döneminde zarar verebilecek başka şeyler de var. Benimde her okuduğum kaliteli değildi ya da okumasam da olurmuş ama birinin yönlendirmesini istemedim hiçbir zaman kitap konusunda. Hâlâ da istemem. Çoğu kişinin paylaştığı yorumları okumuyorum. Ancak okuduktan sonra başkaları ne düşünmüş diye bakarım. Erotik romanslara gelince, okumaktan vazgeçmeyeceğim tek tür şimdilik :)(. Bestseller roman alımını azaltsamda erotik-aşk romanlarını okumaya ihtiyaç duyuyorum. Klasikleri ve siyasi eserleri okuma alışkanlığı kazanmak istiyorum ama yavaş işleyecek bir süreç gibi bende. Uzun bir yorum oldu, içimi dökmem gerekiyormuş sanırım :D. Daha Wattpad ile ilgili yorum yapmadım ama yazdıklarınla aynı fikirdeyim. Oradan tanınmış birkaç istisna yazarım var yalnız.
    Ellerine sağlık. Sevgiler🖤.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle hem yazımı beğendiğin, hem de önemseyip böyle uzun bir cevap verdiğin için çok teşekkür ederim. Yazılarıma uzun cevaplar gelince mutlu oluyorum. :D Bir Genç Kızın Gizli Defteri Serisi'ni ben de okudum ama Serra evlenince bıraktım. Bende çok etkisi olmadı ama Cüneyt'in kazığı hala aklımda. :D Keşke Harry Potter ile çocukken tanışabilseydim, bu açıdan çok şanslısın. Dediğin gibi, süreç yavaş ilerliyor. Bununla birlikte ilerlemesi çok güzel, hepimiz zamanla alışkanlıklarımızı oturtuyoruz. Ben de Barrons'dan vazgeçemem mesela:D Gerçi Ateş Serisi'ni bu yazıya dahil etmiyorum kurgusu mükemmel! Benim kendimde gördüğüm temel sorun sürekli kurgu okumuş olmam. Yeni yeni felsefe okumaları yapıyorum, umarım yakında sosyoloji ve psikolojiye de gireceğim. Wattpad'de beğendiğim tek yazar Asude sanırım, o da komik olduğu için. Gerçi yeni kitaplarına bakamadım, o türdeki kitaplar artık pek ilgimi çekmiyor. Güzel yorumun için tekrar teşekkürler, sevgiler. <3

      Sil
  3. Ben de son dönemde çerezlik diye tabir ettiğim kitaplardan biraz daha uzaklaştım gibi. Ama zaten ortaokuldan beri her çeşit kitabı okuyordum. Okuma alışkanlığı kazanılmasında aile faktörü de gerçekten çok önemli. Çocuğun kitap okumanın güzelliğini keşfedebilmesi için gerek aile bireylerinin, gerekse öğretmenlerinin rehberliğine ihtiyacı oluyor. Ama özellikle de tarihi aşk kitaplarında yer alan, okumadım ama 50 ton serisi de öyleymiş, kadını aşağılayıcı kısımların olması beni sinirlendiriyor. Bu konuda yazarların da bilinçli olması gerekli bence. Okumanın tadı bir başka, okumak gerek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o kitapların bir kısmında kadın aşağılayıcı sahneler var. Okuyucu kitlesinin çoğu dominant erkek sevdikleri için sorun etmiyorlardır belki bilemedim. :D İyi ki uzaklaşmışsın, umarım hep faydalı kitaplar okuruz, sevgiler! =)

      Sil
  4. Güzel bir yazı olmuş. Bu dönem yani lise zamanları belki de bizi en çok etkileyen dönemler. Vampir kitaplarından klasiklere doğru bir evrim ise üniversite zamanıma denk geliyor. Bir de okuduğum bölümün de bu evrime bir katkısı oldu. Ben de bu konuya değineceğim. Yargılamaktan ziyade (yazdıklarına demiyorum. Gördüğüm, duyduğum bu konuyla alakalı konuşmalar genelse yargılayıcı) kitap seçimlerimizdeki evrimi, değişimi ele alacağım. Uzun bir süre aslında bu fikir var fakat sanırım senin yazın "hadi yaz artık!" dedirtti. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim yazım sana işaret oldu öyleyse. =) Edebiyat okusaydım ben de üniversitenin başlarında daha kaliteli bir okuma alışkanlığı edinirdim sanırım. (biraz kıskandı. =P) Yazı fikrin çok hoşuma gitti, hatta belki ben de benzerini yazabilirim, okuma ağacımızı oluştururuz soy ağacı gibi. Umarım en kısa zamanda yazarsın, nasıl olacak çok merak ettim! =)

      Sil
  5. Bu güzel yazı sonrası ne demem gerekiyor cidden bilmiyorum. Yüreğine sağlık. Ellerin dert görmesin. Ne diyeyim nasıl anlatayım şu yazdıklarına hayranlığımı bilemedim cidden. Ayakta alkışlıyorum eni....

    YanıtlaSil
  6. Güzel bir eleştiri olmuş. Yazınızı okurken, kendi ergenliğime gittim. Neler okudum, nasıl alıştım, hangi türleri sevdim.. Aslında ben de polisiye ve fantastik kitaplar arasında sıkışıp kalmışım, bunu farkettim. Herkesin okuma zevki farklıdır diye kendimi kandırmaya çalışıyorum ama klasikleri okuyan insanlara da özeniyorum mesela. Keşke her türden biraz biraz okuyabilsem :)

    YanıtlaSil
  7. Tam olarak klasiklere ve günümüz romanlarından farklı türlere ilgimin kaydığı bu dönemlerde bu yazını okumak beni gülümsetti. Bir tek ben değilmişim kendimi eleştiren dedim. Klasik kitaplara alıp okumaya başladım. En azından aklımda soru işaretleri bırakacak, bana ''acaba?'' dedirtecek, merakımı körükleyecek kitaplar okumak istiyorum.
    Tabiki klasiklere gömülecek değilim ama en azından bazı gençlik romanlarını okurken 'yazar okuyucuyu kekliyor, salak yerine koyuyor, hayat bu kadar toz pembe değil ve kitaplarda dahi olsa hiçbirşey çabalamadan elde edilmemeli' düşüncelerine boğulmadan, geliştiğimi hissetmek istiyorum. Güzel, akıcı ve doyurucu bir yazı olmuş. :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...