Cehennem Makineleri Serisi'ne Ölümcül Oyuncaklar'dan önce başlamıştım. Kitabın türkçesinin ilk çıktığı zamanlardı, hep uğradığım bir sahafta birden fazla kopyasını görünce merak edip almıştım. (Not: o sahafı sonradan hiç sevmedim bir sahafa göre pahalı satıyordu ve nihayetinde gayet işlek bir yerde olmasına rağmen kapandı.) Kitabın başlangıcında Will'in bir iblisi parçalama sahnesi vardı, tiksinmiştim bu ne biçim başlangıç demiştim falan. Tabii nerden bileyim o seri çok ünlü olan Ölümcül Oyuncaklar'ın geçmiş zamanları niteliğinde çıkmış. Gölge Avcıları'nı kısa sürede benimsedim, Cassandra nefilim olayını harika bir üslupla ele almıştı. İlk kitap soru işaretleri ile bitince ve ikincinin çıkmasına baya uzun bir süre olunca Ölümcül Oyuncaklar'a sardım ben de. Cehennem Makineleri kadar güzel gelmese de ilk kitap olan Kemikler Şehri'ni sevmiştim. (gerçi şu an ikisini birbirinden ayıramıyorum eşitler gözümde.) Zaman geçti, Mekanik Prens çıktı, yine şaşırtıcı olaylarla bitti. Ben başından beri Jem'i sevdim açıkçası Will'i hep eksik bulmuşumdur. O yüzden Mekanik Prenses'de ne olacağını ve nasıl biteceğini çok merak ediyordum. Kitabı okumaya başladığımda dedim eğer Jem'e bir şey olursa daha da bu kadının kitaplarını okumam. Oldu mu olmadı mı orasını anlatmıyorum tabiki de spoilera kaçmasın. Seriyi okuyanlar bilir Jem ölümcül bir hastalığın pençesindeydi ve herkes ona öleceği gözüyle bakıyordu.
Kitaplarda görünce yeter artık dediğim şu gereksiz aşk üçgenleri maalesef bu seride de var. Tessa serinin ilk başlarından itibaren hep Will ve Jem arasında kaldı. Kimi diğerinde daha çok sevdiğine bir türlü karar veremedi. Neyse ki Tessa'nın ne tür bir varlık olduğu gizemi koruyordu da aşk üçgenine daha az sinir oluyordum. Zaten Jem gibi biri dururken neden Will'i de sevdi hiç anlam veremedim. Sanırım seriyi sevenlerin çoğu Team Will ama ben en başından beri Jem'i tercih ettim.
Bu yazı aslında sadece Mekanik Prenses'in yorumu olacaktı ama seriyi okumayanlar da spoiler almadan az biraz bilgi sahibi olsun dedim. Ben de o ara içimi dökmüş oluyorum falan. :P İkinci kitabı bitirdiğimde kafamda oluşan ana fikir "Allah Belanı Tessa"ydı. Cidden kız tam bir süzme, ne yapacağını bilmeden hareket eden bir ergen. Seriyi okuyup Tessa'ya hak veren var mı bilmiyorum, sanmıyorum olduğunu. Son kitabı sadece Jem ve Tessa'nın ne olduğunu öğrenmek için okudum. Diğer sahnelerde çok keyif almadım açıkçası. Neyseki son kitap Tessa'nın ne tür bir varlık olduğu üstüne kuruluydu da okuttu kendini. Bu arada seri bu üç karakterin etrafında dönmüyor tabiki de. İkinci kitap da ortaya çıkan Lighwood kardeşleri de çok sevdim. Özellikle abi Giedon'u. Aslında seride o kadar çok karakter var ki ve Cassandra hepsiyle ayrı ayrı ilgilenmiş, hepsinin sonunda ne olduğunu görebiliyoruz. Bu yüzden bu kadının yazdıklarına bayılıyorum.





