En Sevdiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
En Sevdiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2020 Cumartesi

Karantinada Sakin Kalmaya Çalışmak ve Kitap Tavsiyeleri

16 yorum:
Aylar sonra herkese merhaba. Arayı açtığım bu sürede yüksek lisans tezimle cebelleşiyordum. (1 saat yazıp 2 gün boyunca yazmam lazım diye geriliyordum yani. ^-^) Günler çok çabuk geçti, ne olduğunu anlamadan mart geldi. Peşine korona virüsü tavan yaptı ve tezi dondurma hakkım doğdu. Krizleri fırsata çevirmek adına tezi dondurdum. Muhtemelen kasım sonuna kadar sürem olacak. Aylar var diyerek salmak istemiyorum, geçen sene tam olarak bunu yaptım ve sonuç hüsran oldu. Son aylara bırakmak beni çok gerdi, hocamı da neredeyse hiç aramamıştım. Endişe (aslında anksiyete) nöbeti geldiği gibi kitleniyordum ve en az bir günümü yiyordu. Derken derken dondurdum, hala tez aklıma geldikçe geriliyorum, sanırım bu his karantina kalkmadıkça devam edecek. Genel olarak sürekli evde kalmak ve bunun zorunlu olması duygusal halimi çok kötü etkiliyor zaten. Evcimen bir insanım, sessizlik olduğu sürece evimi ve odamı seviyorum. Fakat karantina bambaşka bir boyut, şu an herkesin bu durumda olması aa yalnız değilim dedirtmiyor, aksine daha kötü oluyorum çünkü kolektif bilincin kötü enerjisini çekiyorum (galiba). İstisnasız her gece kabus görmem bunun baya net bir işareti bence. Babamın dayısı şu an koronayla savaş veriyor, makineye bağlı durumda. Babam üzgün, ayrıca işe gitmesi gerekiyor ve insanlar korunmadan etrafta dolaştığı için kendi sağlığından endişe duyuyor. İnsanlar nasıl bu kadar sorumsuz anlamıyorum, bu gidişle koronanın bitmesi sonbaharı bulacak .Havalar ısındıkça herkes dışarı çıkmaya başladı. Saçma bir şekilde gündelik hayatlarına devam ediyorlar.

3 Ocak 2020 Cuma

2019'da Okuduklarım: 103 Kitap, Bana Kattıkları ve Favoriler

9 yorum:
2020'nin ilk günlerinden herkese merhaba. Umarım yeni yıla güzel bir giriş yapmışsınızdır, ben biraz hasta girdim. Aslında bu yazıyı sene bitmeden yazıp 2020 hedeflerime geçmek istiyordum ama ufak bir gecikme oldu. 2019'un ilk iki ayı Polonya'daydım, dönünce de bir süre eski okuma alışkanlığıma geçemedim. Hala da geçmiş değilim. Yine de senelik 100 kitap hedefimi tamamladım. Bunu sırf sayı doldurmak için okunmuş öylesine kitaplarla yapmadım, bu yüzden kendimi tebrik ediyorum. :P Kitaplara geçmeden belirmek isterim ki önemli olan sayı değil, ne okuduğunuz ve size ne kattığı. Bu katkı bilgi de olabilir keyif de. Ben okumalarımda keyif ve bilginin ortasını bulmaya çalıştım. Erasmus dönüşü kendime birtakım hedefler koymuştum. Bakalım bunlar neymiş ve yapabilmiş miyim?



View this post on Instagram

Dikkat dikkat, önemli bir duyurum var! 😄 Geç oldu ama (erasmustan dolayı) bu sene için bir okuma planı yaptım, amacım kütüphanemdeki kitapları olabildiğince bitirmek. Bunun için 10 madde hazırladım. Katılmak isterseniz maddeler ve seçimlerim şu şekilde: 1. Bir yazardan sahip olduğun tüm kitapları oku: Mircea Eliade 2. Her ay çağdaş dünya ve yerli edebiyatından güncel birer eser oku 3. Okumayı ertelediğin 3 yazarın kitaplarını oku: Tolkien, Lewis Carroll ve Yaşar Kemal 4. Okumayı ertelediğin 3 türden sene sonuna kadar en az beşer kitap oku: Latin Amerika Edebiyatı, Felsefe ve Sosyoloji 5. Stefan Zweig'ın kurgu dışı eserlerini oku 6. Yerli edebiyattan bir yazar seç ve her ay 1 kitabını oku: Yaşar Kemal 7. Her ay en az 1 tane kurgu dışı kitap oku Çapraz / Paralel okumalar: 8. Bir yazarın iki kitabını aynı anda oku 9. Bir yazarı etkilediği ya da etkilendiği bir yazarla aynı anda oku 10. Aynı döneme / konuya ait iki kitabı birlikte oku Liste değişebilir, zorlama okumalara gerek yok.😊 Eğer siz de katılmak isterseniz #büyülüayraç2019Okumaları tag'i ve beni etiketleyerek paylaşırsanız sevinirim, böylece haberim olur ve belki birlikte okumalar yaparız. Kendi listenizi yapabilir, benimkine ekle çıkar yapabilirsiniz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizin okuma planınız var mı? Yoruma bekliyorum, herkese mutlu akşamlar ❤️
A post shared by Büyülü Ayraç (@buyulu_ayrac) on

Mircea Eliade kitaplarımı okuyamadım, üzülerek söylüyorum ki hiç Eliade okumadım. :D Her ay yerli edebiyattan bir eser okumadım ama dünyadan okudum. Tolkien ve Yaşar Kemal'den kendimce okudum, nihayet Yüzüklerin Efendisi Serisi'ne başladım. Sosyoloji okuması neredeyse hiç yapmadım ama Latin Amerika ve Felsefe okumaları yaptım. Senenin en güzel okumalarından biri Isabel Allende kitapları oldu. Her ay bir kurgu dışı okudum ama bu konuda daha iyi olmak isterdim. Kurgu-dışı okurken hala zorlanıyorum.  Bir yazarın iki kitabını aynı anda okuyamadım, Huymans kitaplarıyla bunu denemek istedim, Tersine beklediğimden çok daha farklı çıkınca yapamadım. Sanırım aynı anda iki - üç kitap okumak pek bana göre değil, çok da zorlamamak lazım sonra insan okumaktan soğuyor. Gördüğüm kadarıyla 2019 hedeflerimi yarı yarıya yerine getirmişim. Peki bu 103 kitap nelerdi, ne okudun ne keşfettin derseniz, okuduklarıma birlikte göz atalım.

18 Aralık 2019 Çarşamba

Yeni Yıl Çekilişi

30 yorum:
Herkese merhaba! Senelerdir blogdan çekiliş yapmıyor, genelde instagram üzerinden kitap hediye ediyorum. Bu sene hem yeni yıl hem de blogumun yedinci yılı vesilesiyle buradan kitap hediye etmek istedim. Görseldeki kitaplardan istediğinizi bir kişiye hediye edeceğim. Hepsi okuduğum, çok beğendiğim ve herkese tavsiye ettiğim kitaplar. Katılmak için blogumu takip etmenizi (mail veya gfc ile), yoruma 2019'da okuduğunuz ve beğendiğiniz üç kitabı yazmanız yeterli. Böylece birbirimize kitap tavsiyeleri vermiş oluruz. :) Ek hak için beni twitter ve instagramdan (@buyulu_ayrac) takip edebilir, çekilişi sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz. Her biri +1 hak getirecek, örneğin twitterdan takip edip çekilişi paylaşan birisinin +2 hakkı olacak. Bu yüzden ek hakları yaptıysanız linkleriyle birlikte yorumunuzda belirtmenizi rica ediyorum. 


Prenses ve Curdie & Goblinler seri olduğu için set olarak verilecektir. Bu arada çekilişe blog dışı bir kaynaktan ulaştıysanız (sosyal medya) lütfen belirtin. Blog çekilişleri eskisi gibi popüler mi bilmiyorum, bakalım göreceğim. :3 Çekilişe 18 Aralık 2019 - 1 Ocak 2020 tarihleri içinde katılabilirsiniz. Ocağın ilk haftası açıklayacak, kazananın istediği kitabı internetten sipariş edip göndereceğim. Kargo bana ait, katılım sadece Türkiye içinde geçerlidir. Unutmadan,  blogumu desteklemek isterseniz reklamlara tıklayarak bunu yapabilirsiniz. Herkese bol şans ve şimdiden mutlu bir yıl dilerim. 🎄🎅

8 Eylül 2019 Pazar

Hep Yuvaya Dönmek - Ursula K Le Guin

16 yorum:
"Kadınlar içeride tutulur, ama dışarıda bırakılırdı."




Hep Yuvaya Dönmek Ursula'nın doruk noktası diyebilirim. Şimdiye kadar okuduğum tüm kitaplarından çok farklı. Bu kitabında yazabileceği her şeyi yazmış, verebileceği her şeyi vermiş. Ve özgürlük, Hep Yuvaya Dönmek'in en güzel yanı özgürlük duygusu. O kadar güzel, o kadar olması gerektiği gibi aktarmış ki, okurken hissettiğim özgürlüğü tüm hayatım boyunca duyarsam huzurlu ve mutlu bir ömür sürebilirim.
Kitabı edebi bir metin gibi okumak kolay değil, genel olarak okumak da pek kolay değil çünkü çok katmanlı bir metin. Yazar bu kitabında Amerikan Yerlilerinden esinlenerek bir halk yaratmış ve onlara dair her şeyi anlatmış. Gelenekleri nasıl, ne yer ne içerler, şiirleri, oyunları, tiyatroları, kısa öyküleri... Bunun yanında "Anlatan Taş" ismini verdiği bir karakterin öyküsü mevcut, aralıklarla onu okuyorsunuz. Kitabın en sevdiğim kısımları Anlatan Taş'ın hikayesinin olduğu kısımlardı. Kalan bölümleri için okumak da keyifli oldu çünkü Ursula en  sevdiğim, tarzını neredeyse tamamen bildiğim bir yazar. Başka türlü zorlar diye düşünüyorum, hatta bana kalırsa Ursula'dan okuyabileceğiniz her şeyi okuyup ondan sonra Hep Yuvaya Dönmek'e geçilmeli. Ya da edebi bir metin olarak görmeyip, bilmediğimiz bir ulusu anlatan tarih kitabı gibi düşünerek okuyabilirsiniz. Ursula'nın yarattığı, edebiyatın sınırlarını geçmiş bir dünyayı çok merak ediyorum derseniz bekletmenize gerek yok. Evet bu kitabında edebi bir şeyler sunmuş ve aynı zamanda edebiyatın sınırlarının ötesinde bir evren yaratmış. Hayran kaldım, çok sevdim. Sadece daha çok kurgu görmeyi umuyordum, olsun böyle de güzeldi.
Özgürlüğe geri dönmek istiyorum. Pat diye gireceğim: Kendini özgür hisseden var mı? Kendini özgür hissediyor musun, ben hissetmiyorum. Kafam binlerce fikirle, yapılması gereken, gerekli ve gereksiz olan o kadar çok şeyle dolu ki... En başta bu benim özgürlüğümü kısıtlıyor. Huzursuzca kullandığım sosyal medya ağları, internet özgürlüğümü kısıtlıyor. Yan yana dizilmiş bin tane evin arasında yaşamaya çalışmak özgürlüğümü kısıtlıyor. Hatta ev mevsuzu aşırı büyük bir dert. Eskiden oturduğumuz semtte bizim evin camıyla karşı apartman arasında kendi bahçemiz, cadde ve onların bahçesi vardı. Şimdi ise zıplasam erişebileceğim yakınlıkta bir sokakta yaşıyorum. Birileri para kazansın diye gemilere tıkılmış köleler gibi yaşıyoruz. Yani hem içten hem dıştan öyle bir kuşatılmışız ki özgürlük falan yok, özün kendisi yok olmak üzere zaten, gür olmasını geçtim. (Özü gür kelimesini açan hocamı saygı ve sevgiyle anıyorum.) Hep Yuvaya Dönmek ise bunun tam tersini gösteriyor. Sakin ama durağan olmayan, dünyayı ve kendini dinleyerek yaşayan insanları anlatıyor. Bunun düşüncesi bile o kadar güzel ki. Siz de biraz düşünün, nasıl özgür olunur, bu çağda, bu koşuşturmada kalıp aynı zamanda özgür olabilir miyiz?
Burada kısaca bahsedip işte bu kadardı diyebileceğim bir kitap değil, hakkında yazılsa tez çıkar belki de. Bitireli günler oldu ama hala üstünde düşünüyorum, muhtemelen bir müddet daha etkisinde kalmaya devam edeceğim. Bu ay Ursula'dan Kanatlı Kediler Masalı 3'ü okumayı planlıyorum. Çok tatlı, koleksiyonluk bir çocuk kitabı serisi, edinmenizi tavsiye ederim. Son olarak, blogumu desteklemek isterseniz reklamlara tıklayarak bunu yapabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, herkese keyifli bir hafta dilerim. 

10 Şubat 2018 Cumartesi

2017'nin En İyi Kitapları / Okuduklarım & Tavsiyeler

16 yorum:

Biraz gecikmiş bir 2017'de okuduklarım yazısından merhaba! 2017 yılında 60 kitap hedefi koydum ve tam 103 kitap okudum. Senelerdir ulaştığım en iyi sayı bu oldu. Ve gerçekten çok güzel kitaplar, yazarlar keşfettim. 2017 yılı eskiye göre daha kaliteli okumalar yaptığım bir yıl oldu. Kitap önerisi olması açısından en sevdiklerimi blogumda paylaşmak istedim. Hadi o zaman 2017'nin en iyi kitaplarına bakalım. ^^


Uçurtmayı Vurmasınlar - Feride Çiçekoğlu

"Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar, İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mı?"
Neden okumalısınız? Türkiye'nin gözlerden saklanan yüzünü bir çocuğun gözlerinden görebilmek için.



Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder

"Her zaman en korkulan kişiler soru soran kişilerdir. Sorulara cevap vermek o kadar sakıncalı değildir. Tek bir soru bin cevaptan daha güçlü olabilir..."
Neden okumalısınız? Batı felsefesine giriş için harika bir kaynak. Yazarın kurguladığı dünyaya hayran kalmamak elde değil.



Feo ve Kurt -   Katherine Rundell

"Feo’nun sıra dışı bir hayatı vardı. O ve annesi, kurt vahşileştiriyorlardı."
Neden okumalısınız? Çarlık Rusyası'nın soğuk atmosferinde geçen, şahane çizimleri olan bir kış masalı. Çocuk kitabı olmakla birlikte her yaştan okura hitap ediyor.



6 Aralık 2017 Çarşamba

Okuma Kulübü Duyurusu

12 yorum:


























Herkese merhaba! Bir süredir düşündüğüm okuma kulübü projesini nihayet başlatıyorum. Gotik belli bir okuyucu kitlesine sahip olsa da ülkemizde pek bilinmiyor. Haliyle türün sevenleri olarak ilgimizi paylaşacağımız, okuduğumuz kitaplar hakkında sohbet edebileceğimiz birilerini zor buluyoruz. Blog ve sosyal medya hesaplarım sayesinde kitaplar hakkında sohbet ettiğim bir sürü kişi var ama herkes aynı imkana sahip değil. Konu gotik edebiyat olunca çok fazla kişiye ulaşamıyorum zaten. Oysa insan okuduğu kitap hakkında uzun uzun konuşmak istiyor. İşte bu noktada ne yapsam diye düşünürken aklıma bir okuma kulübü kurma fikri geldi. Her ay 1 gotik edebiyat eseri okuyup fikirlerimizi birbirimizle ve takipçilerimizle paylaşacağımız bir ortam oluşturmak istiyorum. Bu vesileyle hem gotik severler birleşecek hem de gotik türünü daha fazla okuyucuya ulaştıracağız. 

Peki bu kulübe kimler katılabilir? Okumayı seven herkesi davet ediyorum tabii ki. ^.^ Katılım talebi çok olursa önceliğim gotik edebiyat sevenlerinden olacak. Çünkü amacım gotik edebiyatla ilgilenen bir toplulukla keyifli bir okuma süreci geçirmek. Tanıdığım bildiğim çok fazla gotik sever olmadığı için kalabalık olacağımızı sanmıyorum. Türün sevenleri araştırma yaparken bloguma denk geliyorlar, bir şekilde iletişime geçiyoruz. Gotik Edebiyat Okuma Kulübü sayesinde bu iletişimi sürekli hale getirmek istiyorum. Gotik edebiyatı duydum, merak ediyorum ama pek okuma yapmadım diyorsanız katılın, birlikte keşfedelim. =)

Peki bu kulüpte neler yapacağız? Benim aklımda olanlar şöyle: Her ay seçtiğimiz gotik edebiyat  türünden bir kitabı birlikte okumak, kitap hakkında tartışmak, sosyal medya ve varsa blog hesaplarımızda düşüncelerimizi paylaşıp daha çok kişiye ulaşmak gibi şeyler düşündüm. Bununla birlikte kulüp için blog ve sosyal medya hesapları da açmak istiyorum. Yurt dışında gotik araştırmalar ve edebiyat için kurulmuş bir sürü kulüp var. Türkiye'de de böyle bir şey olsa ve bunu biz başlatsak şahane olmaz mı? Tabi yavaş yavaş olacak şeyler bunlar. Katılımcılarla şekillenecek hepsi. Ayrıca aynı illerde olursak buluşup tanışabilir, kitap sohbetlerini yüz yüze yapabiliriz. 

Seçilen kitap konusunda da şunu düşündüm. Diyelim ki Otranto Şatosu'nu okuyalım dedik ama önceden okuyanlar olmuş. O kişi / kişiler  de diğerlerinin okuyup bildiği bir gotik eseri seçebilir. Herkes okunan kitapları bildiği sürece paylaşım güzel ilerler. Bunlar da üyelerle paylaşımlarda bulundukça şekillenecek. Okumalara her ay katılmak zorunluluğu yok tabii ama katılırsanız şahane olur. =)

Az çok bahsedip düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Katılmak isterseniz buradan, herhangi bir sosyal medya hesabımdan ya da mail adresimden ulaşabilirsiniz. İsim soy isim, mail adresi ve neden katılmak istediğinizi belirtmeniz yeterli. Aralığın yirmisine kadar toplanalım, sonra da ocak ayı için kitabımızı seçeriz. Bu duyuruyu ilgisini çekeceğini düşündüğünüz kişilerle paylaşırsanız çok memnun olurum. Son olarak, iki sene önce Gotik Edebiyatla ilgili bir yazı yazmıştım. tür hakkında genel bir bilgi almak ve örnek kitaplara bakmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Görüşmek üzere! 

6 Eylül 2017 Çarşamba

Okuma Maratonu, Kitap Alışverişi ve Bir Şeyler

Hiç yorum yok:
Bayram tatilinde arkadaşımla Marmaris - Turunç'a gittik. İlk defa ailem olmadan deniz tatiline çıktım, eh zamanı gelmişti diye düşünüyorum :3. Okuma maratonunun Latin Amerika Edebiyatı haftası tatile denk geldi. otobüste ve plajda okurum diye yanıma beş tane kitap aldım ama sadece bir tanesini bitirebildim. =P Bu yüzden maratonu bir hafta uzatmaya karar verdim, bu hafta da Latin Amerika Edebiyatı'ndan okuyacağım. Üstümde hala tatilin etkisi olduğu için yavaş gidiyorum, sanırım Türk Edebiyatı haftası kadar verimli bir okuma sürecine geçmem biraz zaman alacak. 



Ağustos ayında Metis Yayınları'nın sitesinde benim çok ilgimi çeken bir indirim vardı. Ursula Le Guin kitapları %40 indirimdeydi. Yazarı çok seviyorum ama kitapları genel olarak biraz pahalı. En azından Metis'ten çıkanlar öyle ve nedense kitap satış sitelerinde Metis Yayınları'nı istediğim indirimde bulamıyorum. Neyse ki kendi sitelerinde güzel indirimler yapıyorlar. Yerdeniz Serisi'ni yeni bitirdim, elimde Ursula'nın okumadığım sadece Marifetler kitabı kalmıştı. Her ay bir iki tane alırım diye düşünürken bu indirime denk gelince almak istediklerimin çoğunu topladım. Tatil dönüşü kitap kargosunu açmak da iyi geldi, yorgunluğumu aldı doğrusu. =) Şu an yaptığım okuma maratonu bitince belki iki haftalık bir Ursula K Le Guin maratonu yaparım. Okumadıkça kalemini çok özlediğim nadir yazarlardan biri kendisi. Sanki zihnimde onun kitaplarına özel bir bölge varmış da okuyup sindirdikçe yenisine ihtiyaç duyuyormuşum gibi hissediyorum. Sizin de böyle hissettiğiniz yazarlar var mı? Bir diğeri için Marquez'i örnek verebilirim sanırım. 


American Horror Story'nin 7. sezonu dün başladı. İnternette aradım ama altyazılı olarak bulamadım. Gerçi diziyi eskisi gibi takip edesim gelmiyor. Hotel sezonundan sonra bozduğunu düşünüyorum. Roanoke Nightmare sezonu izlediğim en korkunç sezondu ama eski tadın vermedi. -.- Onun da sonunu getirmedim zaten. Yine de izleyenler, bir yerlerden bulup indirenler varsa hem yeni sezonu hem de eski sezonları seve seve alırım. :D Bence en iyisi Freak Show temalı olan dördüncü sezondu. Jessica Lange ayrıldıktan sonra dizi düşüşe geçti, senaryolar basitleşmeye başladı diye düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz? Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, herkese mutlu günler!


22 Nisan 2017 Cumartesi

Yerdeniz Öyküleri - Ursula K. Le Guin

Hiç yorum yok:
Ursula Le Guin'den okumalar yapmayı çok seviyorum. Kitaplarını okudukça ve yazma tarzını kavradıkça kadın en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Hatta şu an en sevdiğin yazar kim diye sorsanız Ursula diyebilirim. Geç keşfettiğim ve değerini zamanla anladığım biri. Yerdeniz Büyücüsü'nü birkaç sene önce okumuştum. Tabi o zaman kitaptaki benzetmelerden bihaberdim. Kendine has bir fantastik - kurgu okuduğumu düşünüyordum sadece. Zamanla bir şeyleri öğrendikçe Ursula'nın hem feminist bakış açısını hem de doğu felsefesinden kitaplarına aktardığı ögeleri keşfettim. Hala da keşfediyorum. Kitap okumayı seven herkes Ursula Le Guin okumalı. En azından Yerdeniz Büyücüsü'nü edinip okuyun. Kaçış edebiyatı olarak nitelendirilen fantastik edebiyatta, gerçekle bu kadar bağlantılı eserler bulmak kolay olmuyor.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss / İnceleme

12 yorum:

"Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur."

Gecikmiş bir inceleme yazısından herkese merhaba. Rüzgarın Adı'nı üç gün önce bitirdim. Kitabın etkisi gitmeden yazısını yazmayı planlıyordum ama hastalandım ve bilgisayar başında bırak yazı yazmayı, film izleyesim bile gelmedi. -_- Neyse ki Goodreads yorumum ve okuma defterime aldığım notlar var. Bu arada okuma defteri tutmaya başladığımı söylememiştim değil mi? Kitabı okurken kaydetmek istediğim alıntıları ve bitirdiğimde düşüncelerimi yazmak için bir defter tutmaya başladım. Güzel bir kitabı bitirince bilgisayar ya da telefon klavyesiyle rahat rahat yazamıyorum. Kağıt kalem daha iyi geliyor. Rüzgarın Adı bitince de öyle oldu mesela. Defter biraz daha dolduktan sonra burada paylaşırım, şu an için çok boş ve benim bile bazı kısımlarını okuyamadığım karalama yazılarla dolu. :D 

Epik fantastik türüne bir türlü ısınamadım. Tüm o savaşlar, ülkeler ve isimlerini karıştırmama sebep olan sayamadığım kadar çok karakterler beni bunaltıyor. Gotik edebiyatın fantastikle birleştiği kitapları keşfettikçe epik fantastikten iyice uzaklaştım. Liseden beri de nadiren epik fantastik okudum. Zamanla türe karşı bir soğukluğum oluştu. Rüzgarın Adı'na kadar en az 2- 3 senedir epik fantastik okuduğumu hatırlamıyorum. Bu kısa ön bilgiden sonra söyleceğim ilk şey şu ki; Rüzgarın Adı epik fantastiğe karşı duyduğum tabuyu yerle bir etti. Hatta kitaplığımda okunmayı bekleyen epik fantastikleri en kısa zamanda okumayı istememi sağladı. 

12 Ocak 2017 Perşembe

Yerdeniz'e Dönüş: Tehanu - Ursula K. Le Guin / İnceleme

6 yorum:

Tehanu Yerdeniz Serisi'nin dördüncü kitabı. Ursula Le Guin seriyi üçleme olarak tamamlamayı düşünmüştü. İlk kitap büyümek, ikincisi cinsellik ve üçüncüsü ölüm hakkındaydı. Tehanu bu üçlemenin bitiminden yıllar sonra yazıldı, yeniden doğmak, ikinci şans gibi. Yazar Yerdeniz'in En Uzak Sahil ile son bulmaması gerektiğini düşünerek Tehanu'yu çıkartmış. Seriyi bu kitap ile bitirmeyi düşünse de neyse ki  Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgar'la Yerdeniz  devam etti. 

Tehanu üçlemeden çok sonra çıktı, bu yüzden ilk kitaplarla arasında belirgin bir fark var. Kitapta Yerdeniz'in  büyülü dünyasından ziyade toplumsal yapısı ön plana çıkıyor.

4 Ocak 2017 Çarşamba

2016'da Okuduklarım & Favorilerim

8 yorum:

2016 yılı kitap okuma hedefimi 54 kitap okuyarak tamamladım. Bunda 19 ciltlik Vampire Knight Mangasının büyük bir katkısı var tabii. :3 Aralık ayının son 15- 20 gününde hedefime ulaşmam için okumam gereken en az altı kitap vardı. Sonra fark ettim ki okuduğum bazı kitapların bitiş tarihini ayarlamamışım. Onları düzelttikten sonra birden 50 kitabı aşınca mutlu oldum. Daha önceki yıllarda okuma hedefimi tamamlayamamıştım. 2016'nın ilk yarısında çok yoğundum, buna rağmen hedefime ulaşmayı başardım. ^_^ Zaten çoğu kitabı temmuzdan sonra okudum diyebilirim. Senede 100 kitap ve üzeri okuyabilen tanıdıklarım var, onlar için benim hedefim biraz az kalıyor ama neyse. Umarım zamanla okuduğum kitap sayısını artırabilirim. Aslında amacım belli bir sayı değil, okurken bir şeyler kattığını hissettiğim ya da edebi açıdan doygun olduğunu düşündüğüm kitapları okuyabilmek. Bunun yanında okurken keyif almak da çok önemli.

19 Ağustos 2016 Cuma

Okuyorum: Vampire Knight Manga - Matsuri Hino

31 yorum:


Akatu akatu yurete yumeno yumeno hate e Hanarerarenai... :D Herkese merhaba! Bu aralar, çok severek izlediğim Vampire Knight Animesi'nin manga serisini okuyorum. Vampire Knight izlediğim üç beş animeden biri. Adından da anlaşılacağı üzere vampirler üstüne kurulu. Uzun yıllardır savaş halinde olan vampirler ve insanların arasında bir barış köprüsü kurmak isteniyor. Cross Akademisi adlı bir yatılı okulda gündüzleri insanlar, geceleri ise vampirler eğitim görüyor. Tabii insanların gececilerin vampir olduğundan haberi yok. .d Vampir - insan barışı adına böyle bir proje başlatılmış. Vampirler insan öldürmeden onlarla birlikte yaşayabiliyor eheheh demek için de olabilir tabii. Ana karakterler Yuki Cross, Zero Kiryu ve Kaname Kuran. Yuki geçmişini ve ailesini hatırlamayan bir insan, okul müdürünün üvey kızı. Zero'nun ailesi o küçükken safkan bir vampir tarafından katledilmiş, o günden sonra Yuki ve müdür ile birlikte yaşamaya başlamış. Kaname Kuran ise vampirlerin arasında en çok saygıyı gören önemli bir safkan vampir. Yıllar önce Yuki'yi bir vampir saldırısından kurtarıyor. Hatta Yuki'nin ilk anısı bu. *.* 

Vampire Knight mangalarını telefonuma indirdiğim birkaç uygulamadan vakit buldukça okuyordum ama telefondan okumak çok zor oluyor. Seriyi izleyenler bilir, 3. sezon yıllardır çıkmadı. Olayların nasıl ilerleyeceğini çok merak ettiğim ve elektronik cihazlar yerine kitap halinde okumak istediğim için manga serisini almaya karar verdim. Akılçelen Kitaplar'ın ünlü mangaları Türkçe'ye çevirmesi çok güzel değil mi, şu an elimde bütün seri var. <3 Kredi kartıma yaptığım yüklenmeyi düşündükçe <3 işareti koyasım gelmiyor ama neyse. .d 


Serinin ilk 8 cildi animedeki olaylarla paralel gidiyor. Toplamda 19 cilt var. Bugün 9.ya başlayacağım için heyecanlıyım çünkü artık izlemediğim, ne olduğunu bilmediğim şeyleri okuyacağım. ^.^ Anime - manga karşılaştırması yapacak olursam manganın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Vampire Knight animesi karanlık ve kasvetliydi, gerçi animeyi bu yüzden sevdim. .d Manganın da karanlık bir yönü olmakla beraber bol bol komik diyaloglar ve Matsuri Hino'nun okuyucular için yazdığı eğlenceli kenar sütunlarını içeriyor. Yazar - çizer Matsuri Hino çok sevimli şeyler çiziyor. Özellikle ek bölüm adı altında yazdığı "Buraya Üstü Başı Kanla Kaplı Vampirler Giremez" bölümleri çok eğlenceli. Ayrıca mangada animeye kıyasla karakterleri daha yakından tanıma fırsatı buluyorsunuz. 

19 ciltlik serinin henüz 9.sunda olduğum için söyleyeceklerim bu kadar. Heyecanlı olayların geliştiği bir yerde bıraktım, olacakları çook merak ediyorum. Bütün seriyi okuduktan sonra detaylı bir inceleme yazısı girerim. Siz Vampire Knight'ı okudunuz mu ya da izlediniz mi? Bir de önereceğiniz güzel animeler varsa seve seve kabul ederim. Yazının başında yazdığım ve Japonca olduğunu umduğum şey Vampire Knight animesinin açılış müziğiydi. =D Vampire Knight Opening diye aratıp mutlaka dinleyin, gerçekten çok güzel. 

23 Ekim 2015 Cuma

Crimson Peak, Guillermo del Toro'nun Hayaletleri

1 yorum:

Herkese merhaba, bloga girmeyeli yine yüzbin yıl olduğunun farkındayım. Maalesef bu aralar pek kitap okuyamıyorum. Ah o Titus bir geldi bütün okuma düzenimi altüst etti. o_o  Penguen Gruptan inceleme için istediğim bir kitap geçen gün elime ulaştı, belki bu gece ona başlarım. ^^ Öyle yani, okuyama sorunum aldı başını gidiyor, durdurabilen olursa sevinirim. :3 Bu ufak girişten sonra asıl konumuz olan, uzun zamandır büyük bir istekle beklediğim Crimson Peak'e döneyim.  Guillermo del Toro, Pan'ın Labirenti'ni izlediğimden beri hayranlık duyduğum senarist & yönetmenlerden biri. Hatta en sevdiğim diyebilirim. Kendisi tam bir hayalperest olmakla beraber, çektiği filmlerde kullandığı tarz küçükken deliliğin dağlarında periler tarafından büyütülmüş bir çocuğunki kadar sıradışı. O yüzden Crimson Peak'i ilk haberleri çıktığı zamandan beri takip ediyordum. Gotik - romantik türüne duyduğum hayranlığı blogumda fazlasıyla dile getirdim, Toro'nun bu tarz bir filmde harikalar yaratacağını biliyordum. ^.^ Bekle bekle derken nihayet geçen pazartesi Crimson Peak'i izleme fırsatı buldum. Aslında ilk günden bir inceleme yazısı yazmak istiyordum ama filmin baya etkisinde kaldığımdan biraz bekleyip öyle gireyim dedim. Temelini hayaletlerden alan hikayesiyle  film, korkunun estetikle buluştuğu yere nokta atışı yapmış, gotik - romantik türünün hakkını vermiş bir yapım. *-* İzlerken yer yer aklıma Uğultulu Tepeler geldi, Guillermo del Toro konusunun temelindeki bazı şeyleri Emily Bronte'den esinlenmiş olsa gerek. ^^


Guillermo del Toro'un hayaletleri görünüm olarak korkunç, ruh olarak acı içinde olan yaratıklar. "Hayaletler gerçek." mottosu filmin her anında kendini belli ediyor. Kullanılan mekanlar öyle bir yaratıcılık eseri ki her çeşit doğaüstü varlığa ev sahipliği yapabilir. Kısacası temeli sağlam bir yapıt var karşımızda. Crimson Peak'in gotik kısmı için hikayenin temeli, romance içinse süslemesi diyebiliriz. Yönetmenin yaratıcılığına toz kondurmam ama hikayenin aşk kısmı bana birazcık zayıf geldi. Kurgunun karanlığında pek parlayamamış mı desem ne desem bilemedim. Tabii oyuncu seçimleri şahane olduğundan bu dediğim öyle çok göze batan bir durum değil. ^^ 

Crimson Peak'i mutlaka izle sevgili okuyucu, vizyondan kalkmadan sinemada izle hatta. Çatısından kurumuş yaprakların süzüldüğü malikanesi, duvarlarda gezinen kocaman güveleri, koridorla süzülen ölmüş bir annenin hayaleti, arka plandaki vahşet ve bu vahşetin gebeliğinden sakat doğan aşkıyla Crimson Peak - Kızıltepe yağmurun fırtınaya dönüştüğü şu günlere gerçek anlamda yakışan nadir yapımlardan biri. 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Lola ve Komşu Çocuk - Stephanie Perkins / Kitap Yorumu

9 yorum:

Ne zaman çok güzel bir kitabı bitirsem hakkında bir şeyler söylemekte zorlanıyorum. Şey gibi oluyor, hani çok komik bir anınız vardır da çevrenize anlatırken kimse gülmez, siz de ya işte anlatınca komik olmadı ama aslında çok komik dersiniz. (Rezil durumlar vol. 2392) Onun gibi işte. =D Yazacağım yazmasına ama beğeni düzeyimi aktarabilecek miyim bilmiyorum. Kitapla bununla ilgili geçen bir kısım var, sanırım aktarmamın tam zamanı:


''Nefret ettiğimiz şeylerden bahsetmek kolay ama bazen bir şeyi tam olarak niye sevdiğimizi açıklamak zor oluyor.'' 



O halde baştan alayım, kitabın ilk elime ulaştığı zamana dönelim. Lola ve Komşu Çocuk'la aramda oluşan bağ kargo poşetinden çıkarttığım zamana dayanıyor. :3 Şirin bez torbası, rozetler, ayraç, cilt tasarımı, içindeki yıldız desenleri... kısacası her şeyiyle tasarımını çok sevdim. Bir süre elimde evirip çevirdim, daha başka keşfedilecek yanı var mı diye kurcaladım. Sonra büyük bir hevesle okumaya başladım ki ne göreyim. Cümleler çok garip geldi. Sürekli şimdiki zaman kipi kullanılmış, bazen kısa bazen aşırı kısa. o.O İlk sayfalar biraz hayal kırıklığı oldu benim için. Çeviriden mi kaynaklı diye düşündüm, kitabın orjinal dilinde pdfini bulup biraz kurcaladım. Perkins'in cümleleri de çok hoşuma gitmedi, dediğim gibi gereksiz kısaydı bence, değişik geldi. Ama kitap ilerledikçe fark ettim ki çeviriyle alakalı bir sorun yokmuş sadece benim şimdiki zaman ekiyle biten cümlelere alışmam biraz zaman almış. Sonrası zaten aktı gitti. Hikayede, karakterlerin tatlı hallerinde kayboldum. Kitabın bu kadar hoşuma gitmesinin temelinde karakterlerin özenle detaylandırılmış olması yatıyor. Hepsi her an kapınızı çalıp karşınıza çıkabilecek kadar gerçekçi. 

Genellikle young-adult kitapların erkek karakteri ya okulun en popüler çocuğudur ya da kimseyle takılmayan gizemli biri. Lola ve Komşu Çocuk'ta ise karşımızda utangaç ve çekingen biri var. Cricket Bell gelmiş geçmiş en tatlı erkek karakterlerden biri olabilir. Uzun boylu, (baya uzun boylu) bazen ne diyeceğini bilemediği için saçmalayan ama fazlasıyla zeki olan bu çocuğu çok sevdim. Hatta sanırım uzun bir süre etrafta Cricket Bell benzeri birileri var mıdır diye bakınacağım. :D Bu arada esas oğlana daldım esas kızdan bahsetmeyi unuttum. =P Lola'yı başlarda pek sevmedim. Fakat bu tamamen bir yanlış anlamadan dolayı oldu. Kitabın başlarında karşımda moda merakı olan biri var sandım, oysa Lola modadan uzak, kendi tarzını ve kendi kostümlerini yaratmayı seven, oldukça farklı biri çıktı. Her gün ruhunu yansıtan farklı peruklar ve farklı kostümleriyle Lola Nolan okuduğum en kendine özgü kitap karakterlerinden biri. Başlarda çılgınmış gibi geliyor ama sonradan alışıyorsunuz. Hatta keşke biz de öyle olsak dedim, neden sürekli benzer şeyleri giyinip aynı saçla dolaşıyoruz ki, çok sıkıcı. -_-


Karakterler hakkındaki düşüncelerimi çok uzatmak istemiyorum, fazla konuşup zevkinizi kaçırmak istemem. Okudukça keşfetmek en güzeli bence. Bir kitapta ne ararsınız bilmiyorum ama bana göre karakter odaklı olması, oldukça önemli. Lola ve Komşu Çocuk bu isteğimi fazlasıyla karşıladı, üstüne bir de çok tatlı bir aşk hikayesi sundu önüme. Kitap için Anna and the French Kiss'in devamı deniyor ama büyük bir bağlantı yok. İlk kitabı okumadıysanız dahi Lola'yı rahatlıkla okuyabilirsiniz. Böyle güzel bir hikayeyi keşfetmemi sağladığı için Yabancı Yayınları'na teşekkür ederim. Umarım en kısa zamanda Anna and the French Kiss'i de çıkartırlar. Bu kitapta az biraz gördüğüm Anna & St. Clair ikilisini çok merak ettim. ^.^

Lola ve benzeri indirimli kitaplara buradan ulaşabilirsiniz. ^^

5 Eylül 2015 Cumartesi

Gotik Edebiyat Hakkında

23 yorum:


Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıya nihayet başlıyorum. Gotik edebiyat kitap okumaya bağlandığım günden beri hep en sevdiğim tür olmuştur. Aslında başlarda severek okuduğum kitapların gotik tarzda yazılmış olduğunu bilmiyordum, zamanla kitaplardaki sevdiğim ögelerin gotik edebiyata ait olduğunu anladım. Kasvetli havalar, hüzünlü karakterler, şatolar, hayaletler, etrafta uçuşan kuzgunlar&kargalar pencerenin kendiliğinden açılmasıyla içeri giren soğuğun vurgulanması gibi pek çok detay bu türün göze çarpan özelliklerini oluşturuyor. Bilinmeyenin korkusu da gotik edebiyatın temel fonlarından biri. Bu genellikle bir hayalet, gizemli bir cinayet, farklı çeşitlerde yaratıklar ya da karakterlerin iç dünyasına yapılan derin yolculuklar ile kendini gösteriyor. Bana kalırsa korku ve gotik belli bir noktaya kadar aynı yolda ilerleyen sonra kendi yönlerine ayrılan iki tür. Gotik kendine has bir estetik algısı barındırıyor. ^^ Bu arada gotik edebiyattan bahsetmeyi uzun zamandır istiyorum demiştim ama kendimde yeterli bilgi birikimi bulmadığım için cesaret edemedim. =) Kitap incelemesi yaparken bile saçma mı oldu acaba diye düşünüyorum, şimdi bir türü ele alacağım falan hadi hayırlısı. :D Yazarken kuzgunlar bana yardım eder belki eheheh. Yazımın amacı gotik edebiyatı tanıtmaktan ziyade, bu edebiyat hakkındaki düşüncelerimi okuduğum örneklerle açıklamak olacak. Olur da bunun böyle olduğunu düşünmüyorum dediğiniz bir nokta olursa düzeltme için yorum atarsanız sevinirim. 

Gotiğin edebiyata geçişinden önce nereden geldiğini biraz anlatayım. Şimdi biraz mimariden gireceğim, bu konuyu geçen kış okuldaki bir dersimde baya incelemiştim ama dersler genelde unutuluyor tabii. :D Gotik akım mimariye 12. yy'da giriyor. Yapıların olabildiğince devasa ve görkemli olması, ufak tefek heykeller, bol pencereler, renkli camlar gibi ögeler gotik akımın mimarideki yansımasını oluşturuyor. Tabii benim açıklamam kaba taslak oldu, zaten izlediğimiz film / dizilerdeki yapılara bakarak gotik olup olmadıklarını az çok anlayabiliyoruz.

resim buradan http://galleryhip.com/gothic-tumblr.html


Gotik sadece mimari ve edebiyatta söz konusu olan bir akım değil tabii, resim ve müzikte de yer alıyor, hatta gotik tarzda yapılmış hediyelik süs eşyaları bile var. :3 Bana kalırsa bu akımın ilgi görmesi korkuyu estetikleştirerek sunmasıyla alakalı. Küçükken denk geldiğim bir program sebebiyle vampirlerden çok korkuyordum, 7 - 8 yaşlarındaydım. O aralar kendi kafamda bir vampir abla yaratmıştım, işte güya vampirlerin kraliçesiymiş aynı zamanda benim ablammış da diğer vampirler bana bulaşamıyormuş falan. :D Onunla alakalı hayal kurarken hem korkardım hem de "ablam o ya bir şey olmaz" diyerek kendimi rahatlatırdım. Korkumu tamamen yok etmesem de baya azaltmıştım. İşte gotiğin de etkisi buna benzeyen bir şey. Korktuklarımızı önümüze çıkarıyor ama bu vahşetle değil hüzünle ya da güzellikle birlikte geliyor. Bol miktarda gizem barındırması da gotik edebiyatı ilgi çekici kılan şeylerden biri. Korku mu ağır basar merak mı derseniz korku derim ama korkunun izin verdiği sınıra kadar merakımızla ilerlemeye devam ederiz. Gotik eserlerde geçen olaylara bakıyorum da, korkunun merakı engelleyecek kadar ön planda olduğunu düşünmüyorum. En azından şimdiye kadar okuduklarım öyleydi. Gizem ağırlıklı olan öyküler okuyucuyu detaylarıyla ürpertiyor. Bazen ölmüş birinin hayaleti, bazense iç dünyası deliliğin dağlarında gezen bir karakterin derin düşünceleriyle sağlıyor bunu. Gotik için illa fantastik ögeler gerekmiyor tabii. Sıradan olayların anlatıldığı herhangi bir kitap da gotik edebiyata dahil edilebiliyor. Yazımın devamında okuduğum kitaplardan yola çıkarak bu türü daha detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım, ardından bulduğum birkaç link ile farklı kitap örneklerini de ekleyeceğim. Bu arada şu an yazarken bu playlisti dinliyorum. Brunuhville bestelerini çok severim, gotik tarzda oluyorlar genelde. Siz de dinlemek isterseniz diye linkini bırakayım dedim. ^.^

3 Eylül 2015 Perşembe

Unforgiven - Lauren Kate / Fallen #5 Geliyor!

4 yorum:

Gördüğüm andan itibaren aman tanrım diyerek kitapla alakalı sayfaları dolaşıyorum. Geliyor gönlümüzün efendisi, Cam geliyor! :D Lauren Kate iki saat önce facebook sayfasından yeni kitap Unforgiven'ın çıkacağını duyurdu. Ayrıca kendi sitesinde kitabın İngiltere ve Amerika'daki okurları için ön satışlar şimdiden başlamış. *.* Düşüş Serisi bittikten sonra pek çok hayran gibi ben de Cam ile alakalı neredeyse hiç bilgi verilmediği için üzülmüştüm. Aşka Düşüş novellasında ucundan bahsedilmişti ama onu yeterli bulmadım. Cam gibi gizemli bir badboy dururken Daniel sümsüğünün aşkıyla alakalı seri okutttun bize tşk.ler Lauren diyerek bitirdim Vurgun'u. =D Unforgiven'ın çıkış haberini görünce nasıl mutlu oldum anlatamam sevgili okur. Bu güzel haberi paylaşmak için soluğu blogumda aldım, :3 


İngilizcemin yettiği kadarıyla kitabın tanıtım yazısını çevirmeye çalışacağım, orjinal halini okumak isteyenler Goodreads'den bakabilir. Umarım Epsilon çeviriyi çıkartmakta gecikmez, lütfen en kısa zamanda çıkarsın lütfen. *.* 

Düşüş Hayranlarının beklediği kitap; Cam'in hikayesi.

Lise cehennem olabilirdi.

Cam lanetli olmanın ne demek olduğunu biliyordu. Cehennemde hiçbir meleğin geçirmemesi gerektiği kadar çok zaman geçirmişti. Ve onun yeni cehennemi liseydi, sevmekten kendini alıkoyamadığı kız Lilith'in cezalarını çekmesi için gönderdiği yer.

Cam  Lucifer'le bir anlaşma yapmıştı: Onu gerçekten önemseyen tek kızı kendine tekrar aşık etmesi için on beş günü vardı. Başarılı olursa Lilith dünyaya geri dönebilecek, birlikte yaşayabileceklerdi. Ama kaybederse... Cehennemde Cam için özel hazırlanmış bir köşe beklemekteydi. 

Tik tok. 

Kanatlarınızı açın, kötü çocuk - kara melek Cam ıstıraplı kalbini efsanevi yeni Düşüş romanında nihayet gösteriyor, Affedilmemiş. 

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Buzkentin En Soğuk Kızı - Holly Black / Kitap Yorumu

10 yorum:


Merhabalar, bugünkü yazım Artemis Yayınları'ndan çıkan Buzkentin En Soğuk Kızı hakkında olacak. Kitabı okumayı çevrildiği andan beri istiyordum ama Türkçe'si çıktığında çok yoğun bir dönemdeydim, alamadım falan. Geç olsun da güç olmasın diyelim, en azından boş vaktimde rahat rahat okumuş oldum. :3 Öncelikle şunu  söylemeliyim ki Holly Black'in vampirlerini çok sevdim.  *.* Konuyu bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim: Buzkentin En Soğuk Kızı vampirleri anlatıyor. Vampirlerin açığa çıktığı bir dünyada insan ölümlerini olabilecek en az düzeye indirmek amacıyla kuruşmuş Buzkentler var. Bir nevi vampir hapisaneleri olan bu yaşam alanlarına vampir olmak umuduyla gelen insanlar da girebiliyor. Ama şöyle ki, girmek ne kadar kolaysa çıkmak da o derece zor. Zaten buzkentlere giden insanların çoğu vampirlerin yemeği oluyor, dönüşmek istiyorsanız şansınız yaver gitmeli, insan sayısı yeterince azken vampirlerin  yenidoğanlara ihtiyaçları yok yani. 


Kitabın geçtiği zamandaki insanların yerine kendinizi koyun, vampirler gerçek, ölümsüzlük gerçek. İnsanlar geceleri güvenli olmayan sokaklarında yaşayıp rutin işlerine devam ederken başka bir yerde sizden her açıdan üstün büyüleyici yaratıklar var. Bu da özellikle ergenlik çağındaki kesimin hayattan soğumasına, ölümsüz olabilmek için buzkentlere gitmesine neden oluyor. İnsanlar vampirlerin nereden geldikleri konusunda hala bilgisiz, bunun bir çeşit virüs mü yoksa bedeni ele geçiren karanlık güçler mi olduğu bilinmiyor. Çoğu insan için onlar buzkent balolarında izledikleri görkemli yaratıklar. Sonsuz gençlikleri ile yaşayıp eğleniyorlar, en azından televizyonlar ve internet yayınları onları böyle gösteriyor.

Holly Black'in vampirlerini çok sevdim demiştim, buradaki vampirler diğer kitaplarda okuduklarıma kıyasla daha hüzünlü varlıklardı. Okurken duygularındaki gel-gitleri hissedebiliyordunuz. Vampirlerin psikolojik durumlarını bu kadar detaylı aktaran başka bir kitap okumadım sanırım. Belki Dracula'yı yarıda bırakmasaydım durum böyle olmayabilirdi tabii bilemedim şu an. =D Holly Black'in yarattığı vampirler ara ara kötüleşen bir rüyada gibilerdi, sıradan şeylerle ilgilenirken bir an delirebiliyorlardı. İlk defa bir kitapta vampirlere bu kadar takıldım, gerçekten ilginçti ve okuyucuyu ölüm - sonsuz yaşam ikilisini düşünmeye itiyordu.

7 Ağustos 2015 Cuma

Yaz Tatilinde Okuyabileceğiniz 10 Kitap

12 yorum:

Yaz tatilinde deniz kum güneş üçlüsünden uzaktaysanız ve evinizde sıkılarak oturuyor, internette vakit öldürüyorsanız daha eğlenceli ve daha faydalı bir aktiviteye geçebilirsiniz, yani kitap okumaya. ^.^ Son zamanlarda evde çok sıkılıyorum ve bilgisayar başında vakit geçirdikçe gereksiz yere zaman öldürdüğümü fark ettim. Eminim benimle aynı durumda olan bir sürü kişi vardır. Yazın bu boş vaktinizin çoğunu kitap okumaya ayırabileceğinizi düşünerek 10 kitaptan oluşan bir okuma listesi hazırladım. Bu kitapların hepsi beğenerek okuduğum, rahatlıkla tavsiye edebileceklerimden oluşuyor. Ayrıca seçtiklerim yaz sıcağında okunması kolay olan, akıcı kitaplar. İçlerinde okuduklarınız varsa ya da tüm listeyi okuduysanız yorum olarak yeni kitaplar önerirseniz  sevinirim. Ve işte 10'dan geriye sayarak yaz okuması kitap listem geliyor. :3 

10. Koralin ve Gizli Dünya - Neil Gaiman

Koralin Neil Gaiman kaleminden çıkan kısacık bir fantastik öykü. Kapıların ardında, dolapların ya da devasa ağaçların içinde farklı dünyalar olduğuna inanarak büyüdüyseniz bu hafif ürpertici hikayeyi çok seveceksiniz. Ayrıca kitabın filmi de yapılmış, okuduktan sonra onu da izleyebilirsiniz.


9.  Silber - Kerstin Gier

Silber yeni bitirdiğim ve listeye koyacak kadar sevdiğim bir kitap. Rüyalarda kaybolmak isteyen herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Ayrıca yazarın anlatımı ve yarattığı karakterler çok iyiydi. Pegasus Yayınları'nın bu yaz çıkarttığı en iyi kitap olduğunu düşündüğüm bu şirin kitabı her fantastik sever okumalı derim. ^.^


8. Dikkat! Aşk Çıkabilir - Asude

Dikkat Aşk Çıkabilir  bu listenin en eğlenceli kitabı sanırım. :3 İlkim ve Martin'in zoraki evliliklerinden doğan aşklarını romantik komedi tadında anlatan harika bir kitap. Yalnız kamusal alanlarda okumamanızı tavsiye ederim, kahkaha atmamak için kendinizi zorluyorsunuz ve sonu rezil olmakla bitebiliyor. :D 


7. Bülbülü Öldürmek - Harper Lee

Amerika'da geçen kitap, afro - amerikalıl bir adamın beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla açılan davayı ve çevresinde gelişen olayları konu alıyor. Kitabın konusu ağır olsa da bu hikayeyi çocukların gözünden okuduğumuz için ortaya rahat okunan, merak uyandırıcı  bir kitap çıkmış. Bazı kitaplar vardır, dünya edebiyatına kök salmıştır ve mutlaka okuyun denir. Bülbülü Öldürmek de onlardan biri. Harper Lee'nin yıllar sonra yazdığı  yeni kitabının Türkçe çevrisinin  çıkmasına bir iki ay kalmışken ilk kitabını bu yaz okuyun derim.  


6. Bataklıkta Gece Yarısı - Nora Roberts

Nora Roberts denildiğinde aklıma mükemmel ötesi erkek karakteri ve alt tonlarında fantastik olan gizemli aşk romanları geliyor. Bataklıkta Gece Yarısı devasa evleri, hayaletleri ve sisli geceleri sevenlerin beğenerek okuyacağı bir aşk romanı. Daha önce Nora okumadıysanız ilk kitap olarak güzel bir başlangıç olacaktır, okuduysanız ve yazarın kalemini sevdiyseniz zaten Bataklıkta Gece Yarısı'nı da beğeneceksinizdir. Gece okumaları için ideal. 


5. Kemikler Şehri - Cassandra Clare (Ölümcül Oyuncaklar #1)

Cassandra'nın birbirinden farklı fantastik yaratıklarla dolu serisini henüz okumadıysanız bu yaz başlayabilirsiniz. 6 kitaptan oluşan seri genel olarak, yarı melek yarı insan olan Gölge avcılarının dünyamızı kötülüklerden korumasını ele alıyor. Cass'in anlatım tarzı ve yarattığı her karaktere tek tek özenerek kitapta yer vermesi bu serinin en sevdiğim yanlarından sadece ikisi. *.* Spoiler almadan okumaya başlayın derim çünkü seri boyunca gerçekleşen kilit olaylar var ve bir sürü kişi yanlışlıkla bu bilgileri öğrendiği için seriyi okumaktan vazgeçti. :D Kemikler Şehri'nin filmi çıktı, ayrıca yapım aşamasında olan bir dizisi de var. Kitabından sonra filme göz atabilirsiniz şahsen ben beğenmiştim. 


4. Açlık Oyunları - Suzanne Collins
 Dünya çapında fenomen olan distopik seriyi mutlaka duymuşsunuzdur. Büyük ihtimalle çoğunuz okumuştur diye düşünüyorum ama okumayanlar varsa diye onu da listeye ekledim. Açlık Oyunları karnınızda gergin bir hisle okuyacağınız, temposu yüksek şahane bir kitap. Serinin devamları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama zevk meselesi, okuyun siz karar verin. 


3. Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin

"Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan 

bir süreç oldu; bu süreci otuz bir yaşımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok

 önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek." -Ursula K. Le Guin

Listedeki en özel kitaplardan biri Yerdeniz Büyücüsü. Yazar okuyucusunu, uykuyla uyanıklık arasında bir yerlerde var olan Yerdeniz Diyarı'na davet ediyor. Büyünün her tonunu hissettiren kitap başta üçleme olarak tasarlanan bir serinin ilk kitabı, sonradan bu üçlemeye üç kitap daha ekleniyor.   Çevik Atmaca'nın öyküsünü anlatan kitabı henüz büyümediğini düşünen herkes okumalı. (Hangimiz gerçek anlamda büyüdük ki?) 



2. Bütünün Bir Parçası - Steve Toltz

Bütünün Bir Parçası'nı okuyalı o kadar çok oldu ki açıkçası konusunu tam anlamıyla hatırlamak için internette biraz bakınmam gerekti. Kitabı Alkım'da gezerken hakkında hiçbir şey bilmeyerek almıştım. Hüzünlü yaşamları esprili bir dille ele alan içinde her şeyi barındıran süper ötesi bir yapıtla karşılaşacağımı, 710 sayfanın farkına varmadan akıp gideceğini bilsem çıktığı an gider alırdım. *-* Okuyun ve okutun diyorum.  İlk cümlesiyle okuyucuyu etkisi altına alan nadir kitaplardan biridir, öykü içinde öykü, birbirine girmiş yaşamlar ve bunların hepsi Bütünün Bir Parçası.


1. Harry Potter ve Felsefe Taşı - J. K. Rowling

Ve listenin 1 numaralı kitabına geldik. ^.^ Fantastik denildiğinde akla gelen ilk kitaplardan biri, çoğumuzun birlikte büyüdüğü Harry Potter... Önce filmlerini izleyip sonra kitaplarına geçen birisi olarak, kitapları filmi izleyen - izlemeyen herkese şiddetle tavsiye ederim. Keşke hafızamı silebilsem ve seriyi en baştan tekrar okusam. :( Felsefe Taşı birkaç saatte bitirebileceğiniz bir kitap. İlk kitapta karakterlerin en minik halini görüyoruz, hepsi o kadar şekerler ki. Snape kızdığında ağlıyorlar falan. :D Her neyse, eğer siz de benim gibi filmlerini izlemiş ama kitaplarına başlamamışsanız Harry Potter kitapları bu yaz tüm sıkıntınızı alabilir. Yalnız seri bittikten sonra aynı güzellikte kitap bulamayacağınız için çok üzüleceksiniz şimdiden söyleyeyim. Bu üzüntüyü gidermek adına seri bitmeden Pottermore'a üye olmanızı öneririm. :3 


Yaz tatili için önerdiğim 10 kitap böyleydi. Bu arada bazılarının yorumları blogumda mevcut. Onları incelemek isterseniz diye aşağıya linklerini bırakıyorum. Sizin de bana önermek istediğiniz kitaplar varsa lütfen yorum atmayı unutmayın, herkese iyi tatiller!


Silber Kitap incelememe buradan, Dikkat Aşk Çıkabilir'e buradan, Bülbülü Öldürmek kitap yorumuma buradan ve Pottermore Nedir? yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

3 Haziran 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Sessiz İntikam - Laura Landon

3 yorum:

Tanıtım Yazısı:
Leydi Jessica Stanton altı gün içinde yirmi beş yaşına girip kendisini, İngiltere’nin en zengin kadınlarından biri hâline getirecek kadar yüklü bir mirasın sahibi olacaktı. Bu gerçekleştiğinde de üvey kardeşi Colin, özgürlüğüyle birlikte tüm her şeyine el koymak için Jessica’ya saldıracaktı. Tek bir çözüm vardı: kendisine Colin’in karşısında durabilecek kadar güçlü bir eş bulmak. Fakat onu koruyabilecek birisini bulabilse bile, hangi adam sırrını öğrendikten sonra onunla evlenirdi ki?Northcote Kontu Simon Warland’ın iflasın eşiğine gelmiş olmasının yanı sıra, tüm Londra’da, müsrif babasının zamansız ölümünde bir parmağı olduğuna dair dedikodular da devam ediyordu. Artık onu her şeyini kaybetmekten koruyacak bir kadın bulmaya mecburdu. Fakat hangi kadın bir cinayet zanlısıyla evlenmek isterdi ki?Tamamen mecburiyetten bir araya gelen Jessica ve Simon evliliklerinin anlaşmalı bir evlilik olduğu konusunda uzlaşırlar. Fakat Simon’un kendisiyle evlenmesinin ardında yatan gerçeği öğrendiğinde, Jessica’nın kalbini hiçbir yasal evrak koruyamayacaktır, çünkü Jessica tüm çabalarına rağmen kocasına âşık olmuştur. Oysa aşk, belki de ikisinin de en çok ihtiyaç duyduğu şey olmasına rağmen, ikisinin de istediği en son şeydir.

Aspendos Yayınları'ndan çıkan Sessiz İntikam historical romance türünde bir kitap.Tarihi aşk romanlarına mesafeli yaklaşan beni bile kendine hayran bıraktı diyebilirim. Karakterler, konu, kitabın dili, akıcılığı yani kısacası her şeyi mükemmeldi.Finallerle boğuştuğum günlerde rahatlatıcı bir şeyler okumak istemiştim, birkaç kitap arasından Sessiz İntikam'ı seçtim, iyi ki de onu seçmişim. <3 Sessizliğiyle mutlu bir yaşantı süren Jessica'nın hayatına giren gürültülü ve mutsuz biri olan Simon'ın zoraki evliliklerinden doğan aşkı okumak çok keyifliydi. Kitap şirin bir masal gibi, okudukça sayfaları hızla çeviresiniz geliyor. Karakterlerden bahsedecek olursam, Jessica İngiltere Sosyetesi'nin görünmez kızı, ama bu durumdan rahatsız değil. Aksine  bir kenarda oturup insanları izlemeyi seviyor tabii bu sessizliğinin geçerli bir sebebi var. Onu kitabı okursanız öğrenirsiniz diyeyim. ^^ Her şey iyi giderken babasından kalan yüklü miras Jessica'nın hayatını tehlikeye atınca onu koruyacak bir eşe ihtiyaç duyuyor. Bu kısımda devreye karizmatikliğin doktorasını yapmışçasına çekici olan Simon giriyor. :3 Gizemli geçmişi, asabi tavırları ve borç batağında olması sebebiyle adamımız sosyete kadınlarının rüyalarını süsleyen birisi değil ama okuyucu olarak siz öyle düşünmüyorsunuz tabii. :D  İkisinin tanışma sahnesini okurken yelpaze gerekebilir kızlar şimdiden belirteyim. Öhöm, neyse. Simon höt höt birisi olduğundan başta bu evlilik olayına girmek istemiyor ama ortak çıkarlar baskın geldiğinden Jessica'yla hayatını birleştiriyor. Benim için kitabın en eğlenceli sahneleri evliliklerinin ilk zamanlarıydı. Aslında kitabın her bölümü çok güzeldi. Temposu hiç düşmüyor, ya Simon & Jessica ikilisinin arasında geçenlerle heyecanlanıyorsunuz ya geçmişi anlatan sahnelerde kayboluyorsunuz ya da kötü karakterli kısımlarda kendi kendinizi yiyorsunuz. *-* Açıkçası tarihi aşk romanı okuyup bu kadar memnun kalacağımı hiç düşünmemiştim. Yaz tatiline girdik sayılır, havalar da ısınıyor. Bunaltıcı günlerden kurtulmuşken rahatlamak isterseniz Sessiz İntikam'ı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Başınız ağrıyorsa ağrı kesici almayın, Sessiz İntikam'ı okuyun geçecektir. :3

16 Mart 2015 Pazartesi

Yerdeniz Serisi'ne Devam Ederken

4 yorum:

Tüyap Kitap Fuarı'ndan set halinde aldığım Yerdeniz'e geçen hafta başladım. Çok önceden beri seriyi okumak istiyordum ve sonunda ilk kitap olan Yerdeniz Büyücüsü'nü bitirdim, bugün Atuan Mezarları'na geçtim. Tek tek kitap yorumu değil de seri incelemesi yapmak istiyorum, yine de kısaca Yerdeniz Büyücüsü'nden bahsedecek olursam anlamak ve olgunlaşmak üzerine kurulu her sayfası büyü dolu şahane bir kitaptı. Adaların arasında aradığımızı bulmak için oradan oraya savrulurken sihir hep yanımızdaydı.O kadar tatlı, o kadar sıcak bir kitap ki okurken tanıdık bir his yaratıyor insanda ve o his kitap bitince bile içinizde bir yerlerde kalmaya devam ediyor. Atuan Mezarları'na gelirsem, daha başlarındayım ama ilk kitaptan gelen tanıdık his burada da bizimle. Sanırım Ursula gerçek bir büyücü, bu kadar iyi yazmasını mistik bir yanı olmasına bağlayacağım. ^^Eminim seriyi çoğu kişi duymuş, okumuştur. Okumayanlara başlamalarını şiddetle tavsiye ederim, geç de olsa Yerdeniz dünyasına adım attığım için mutluyum. ^_^

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...