5 Şubat 2016 Cuma

Senden Önce Ben - Jojo Moyes Kitap İncelemesi

6 yorum:
Jane Austen Hayatımı Mahvetti kitabını duymuş muydunuz? Değişik bir ismi var, ilk çıktığında ilgimi çekmişti. Jane Austen'ın mutlu sonla biten aşk hikayelerini bulmak için İngiltere'ye giden bir kadını anlatıyordu sanırım pek hatırlayamadım şimdi. Zaten dikkat çekmek istediğim nokta konusu değil, kitabın ismi. Senden Önce Ben bittikten sonra yaşadığım boşluk ve şokun ortasında aklıma bu kitabın ismi geliverdi. Çünkü Senden Önce Ben hakkında söylemek istediğim ilk şey şu ki, Jojo Moyes hayatımı mahvetti. En azından kitabı okuduğum geceyi ve bu hissin ne zaman geçeceğini bilmediğim bütün gecelerimi. 

















Senden Önce Ben'i almam fotoğrafta anlattığım gibi oldu. Filmi haziran ayında çıkacakmış, fragmanı o kadar içime işledi ki ne olacağını mutlaka öğrenmem lazım diyerek hemen peşine gidip kitabını aldım. Çevremde kitabı baya okuyan olduğu için yorum yazmayın diye not bile düştüm zevkim kaçmasın diye. Kitaba dün gece yarısına doğru başladım sabaha karşı dörtte biraz uykum gelince son yetmiş sayfayı ertesi güne bıraktım. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar çabuk okumamıştım. Sanırım Senden Önce Ben'i bana okutan asıl şey merak değil umut oldu. Ağladığım bir film fragmanının  kitabını okuyup biraz daha ağlayayım diye almadım tabi ki, sonunda iyi bir şeyler olacağını görmeye ihtiyacım vardı. Bunun heyecanıyla sayfaları elimden geldiğince çabuk okudum, gereksiz gördüğüm paragrafları göz gezdirip atladım hatta. Normalde kitapları çok hızlı okumayı sevmem, çok sevdiklerimi bile ara vererek, tadını çıkartarak okurum.*.* Senden Önce Ben'in konusu sona yaklaşmak için hızlı okuturken karakterlerin, özellikle Lou'nun ailesiyle olan yaşantısı durup incelemek isteyeceğim bir şey gibi daha ağırdan alma isteği uyandırdı. Hepsi kendine has insanlardan oluşan küçük ve çok şirin bir ailesi vardı. En çok da bu ailenin abartıdan uzak ve gerçekçi detaylarla oluşturulmuş olmasını sevdim. 



























Sayfalar boyunca Lou ve Will'in arasındaki bağın giderek güçlenmesine tanık oluyorsunuz. Ve Will'in bu bağı tek seferde kesip atabilecek bir hastalığı var. Lou evinde küçük odadan büyük olana geçince rahatladığını düşünüyor ama aslında kalbi küçük odada gittikçe sıkışmaya devam ediyor. (Buraları yazarken oturduğum yerde kalbim sıkıştı o yüzden es geçiyorum. :( ) Jojo Moyes öyle bir yazar ki klişe dediğimiz olayları en gerçekçi haliyle okuyucuya sunuyor. Adeta al sana klişe diyerek tokat atıyor, soğuk bir rüzgarla gelen sert yağmur gibi yüzümüzü dövüyor. Will & Lou ikilisinin eğlenceli diyaloglarıyla sakin sakin yol alırken birden bire karşımıza çıkan fırtınayla baş başa kalıyoruz. Yazara bunu neden böyle yaptın deme hakkınız olmuyor pek, zaten ağlamakta bir şey demeye haliniz kalmıyor.

Yazımın başındaki "Jojo Moyes hayatımı mahvetti. " girişini umarım anlatabilmişimdir. Uzun zamandır ilk defa bir kitabı okurken bu kadar çaresiz ve korkmuş hissettim. Kitabını okurken bu hallere düştüğüm bir hikayenin filmine gitmeyi düşünmüyorum. Ya da bilmiyorum belki giderim ama çıkışlara acil durum için ambulans vs. bir şey koysalar fena olmaz. -.- Aşkın dostluk bağıyla birlikte nasıl güçlü bir duygu olduğunu gereksiz süslemelerden uzak diliyle aktaran Jojo Moyes'a teşekkürler. Ayrıca o sahneyi yazmadığın için ekstradan teşekkürler, kim bilir belki de yazamadın. Ben olsam yazamazdım. 

22 Ocak 2016 Cuma

Neler Okudum & İzledim #3

5 yorum:
Bu aralar eskiye oranla kitap okuma hızım biraz daha arttı. Bunda üç gündür izinli olmamın da etkisi var tabii. İki gün boyunca tüm gün evdeydim, bütünleme sınavına çalıştığım sıkıcı saatleri saymazsak güzel geçti diyebilirim. Özellikle soğuk günlerde evde kalıp, geç kalkıp istediğim gibi takılmayı seviyorum. Zaten uyandıktan sonra kendime gelmem bir iki saati buluyor, ardından biraz boş boş takılma ihtiyacı duyuyorum. :D Sonra kitap - dizi - film üçlüsüyle tüm gün  baş başa kalıyorum. ^.^ 


Bugün beşte iş başı yapacağımdan yazıyı biraz çabuk bitirip hazırlanmam gerekiyor. O yüzden lafı uzatmadan dün izlediğim La Belle Et La Bete - Güzel ve Çirkinden bahsetmek istiyorum. Güzel ve Çirkin masalını bilmeyen yoktur, canavara dönüşen prens ve onu sevgisiyle eski haline dönüştüren kızın hikayesi. 2014 yapımı olan filmi daha önce internette görmüştüm ama nedense izlememiştim. Sanırım film hakkında  kötü yorumlar vardı. Bu arada bayadır film izlememiştim o yüzden iznimin son gecesinde güzel bir şeyler izleyeyim dedim. Film sitelerinde dolaşırken Güzel ve Çirkin'in fragmanına denk geldim, tam sevdiğim tarzda karanlık bir masal gibi duruyordu. Çarşamba gecesi ertesi günkü bütünlemeye çalışırken filmi buldum, yarın izlerim diye baya bi' heyecan yaptım. Hatta şansıma bir ara internet gitti sonra neyse ki düzeldi. :D


Fransız yapımı olan film görsel olarak şahane. Etrafta güllerle dolu soğuk ama güvenli bir bahçe var, bahçenin merkezindeyse canavarın yaşadığı kocaman şato. *-*  Anlatım diliyse oldukça şiirsel, şatonun bahçesinde esen sakin bir rüzgar gibi. Filmin eksik bulduğum tek yanı biraz kısa olması. Belle ve canavarın arasındaki aşk çok hızlı oluşuyor, o kısımların biraz daha üstünde durulabilirmiş. Kısacası Güzel ve Çirkin'in bu versiyonunu çok sevdim, izleyecek romantik - fantastik film arıyorsanız mutlaka bir bakın derim. ^.^


Akşam Yıldızı'nı geçtiğimiz günlerde bitirdim. Tarihi aşk romanlarını seviyorum, genelde aynı mutlu sonra biten kafa rahatlatıcı şeyler oluyorlar. =) Bu türden çok fazla okumadım gerçi, fazla mıçmıç bir hikayeyle karşılaşmamak adına sevdiğim bloggerların önerdiği birkaç kitabı aldım sadece. Akşam Yıldızı da tatlı kıs Benherneysemo'nun aldıkları arasındaydı. Sevdiklerini kaybetmiş soğuk bir adam ile yarı İskoç - yarı İngiliz (çoğunlukla İskoç .d.d ) inatçı bir kızın arasında geçenleri anlatıyor, güzeldi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca Akşam Yıldızı bir serinin de ilk kitabı. Goodreads'den devam kitaplarını inceledim, Akşam Yıldızı kadar beğenilmemiş o yüzden büyük ihtimalle seriye devam etmeyeceğim. :D Klasik bir romance olsa da İngiltere'nin fırtınalı bozkırlarında geçmesi benim için diğerlerinden ayıran, artı bir unsur. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. 



Go! Kitap'tan çıkan Komik Bir Hikaye dün elime ulaştı. Annem sana kargo gelmiş dediğinde İdefix'ten verdiğim sipariş geldi sandım ama sonra Komik Bir Hikaye olduğunu görünce baya sevindim. Kitabı dün az da olsa okudum, komik ve rahat okunan bir dili var. Ana karakter Craig'e şimdiden bayıldım, yazının bitiminde psikologuyla yaptığı ufak bir diyalogu paylaşacağım neden sevdiğimi siz de anlarsınız. :D Kitabı en geç bu pazar bitirmiş olmak istiyorum, hızlı okuyabileceğim bir kitap zaten iş çıkışları biraz vakit ayırsam yeter. ^.^

Bir yazımın daha sonuna geldim. Şimdi hazırlanıp üç gündür gitmediğim işe gideceğim. -.- Bakmayın uzun zamandır gitmedim diye gidesim gelmiyor yoksa çalışmak güzel şey, yazın tüm gün evde kala kala sıkıntıdan patlıyordum. Biraz da sıcağın etkisi vardı ama neyse. Dediğim alıntıyı paylaşıp kaçayım, herkese iyi günler! =) 




19 Ocak 2016 Salı

Kitap Tanıtımı: Komik Bir Hikaye - Ned Vizzini

Hiç yorum yok:


Tür: Genç-Yetişkin Çağdaş Kurgu
Çevirmen: Ebru Sürmeli
Editör: Nurten Hatırnaz
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Go Kitap! 
Yayın Tarihi: Ocak 2016

New York şehri sakinlerinden on beş yaşındaki Craig Gilner hayatta başarılı olmaya kararlıdır. Bunun için de önce doğru liseye, sonra doğru üniversiteye, sonra da doğru işe girmelidir. Ama olaylar hiç de umduğu gibi gelişmez ve Manhattan’ın en zorlu liselerinden birine kabul edilmesiyle birlikte hayatı çekilmez bir hal alır.  Depresyona giren Craig yemek yiyemez, uyuyamaz ve bir gece kendini öldürmeye karar verir. 

İntihar kararıyla birlikte acil servisin yolunu tutan Craig kendi isteğiyle psikiyatri kliniğine yatar ve seks bağımlısı travesti, makasla yüzünü kesen genç kız, yerçekiminden korkan çocuk gibi birbirinden ilginç karakterlerden oluşan hastaların arasına karışır. Craig burada, onu yiyip bitiren endişelerinin kaynağıyla yüzleşme fırsatı yakalayacaktır.

Çıkmasını merakla beklediğim bir kitaptı ayrıca filmi de varmış okuduktan sonra izlerim. =) Konusu nedense bana biraz Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı hatırlattı bakalım benzer yönler bulacak mıyım^^

15 Ocak 2016 Cuma

Ve Kazanan...

2 yorum:
Herkese merhaba, çekilişin sonuna geldik, katılımlarınız için teşekkürler! :) Kazanan Canan Kara oldu tebrikler Canan :) Kendisine şimdi mail atacağım 2 gün içerisinde dönüş alamazsam yeni bir kazanan seçeceğim. Umarım hazırlayacağım kutudan memnun kalır =)


12 Ocak 2016 Salı

Okuma Günlüğü #4

3 yorum:
Dördüncü Okuma Günlüğü yazısından herkese merhaba. Çekiliş yazısını yazıp ortadan kaybolmuş izlenimi vermiş olabilirim ve evet sanırım öyle oldu. =D Final dönemi ara ara boşluklarım oldu aslında ama sanırım bu süreyi biraz gereksiz vakit harcayıp kafa dağıtmaya ayırdım. Bugünkü patlama olmasaydı dışarıda işlerimi halledecek hatta Sultanahmet'e yakın sayılan dişçime gidecektim. Ama durum öyle olunca her şeyi iptal edip evde kalmaya karar verdim. Gerçi artık insanın kendi evi bile yeterince güvenli değil, resmen Allah'a emanet yaşıyoruz. Umarım bu kötülüklerin sonu geldi diyeceğimiz günler yakındadır. 



Unforgiven'ı büyük bir hevesle almıştım, maalesef umduğum gibi çıkmadı. Liseli triplerinde takılan Lilith & Cam ikilisi beni biraz boğdu. Zaten hep diyorum, Düşüş Serisi'nin yeri bende ayrı ama lisede değil şu aralar başlamış olsaydım beğenmezdim belki. Aslında Lilith'e üzülerek okudum çünkü gerçekten yalnızdı. İngilizce olarak okumaya girişmem de sıkıldığım kısımları artırdı eh süper bir dilim yok sonuçta, anlayamadığım kısımlar oldu biraz sinirlendim. :D Lucifer'in bile liseye inip takıldığını görünce ne saçmalıyorsun sen Lauren koskoca düşmüş meleği aldın nerelere koydun diyerek kitabı zirvede bıraktım. Çevirisi çıkınca alıp tekrar okumayı deneyeceğim, Cam'i seviyorum ve mutlu sonsuzluğunu görmek istiyorum. ^^ 
Bu aralar Ukitap sayesinde bir sürü yeni kitabım oldu, Narnia'da bunlardan biri. Filmlerini çok severek izlemiş biri olarak Aslan, Cadı ve Dolap'tan öncesini merak ediyordum. Büyücünün Yeğeni Narnia'nın yaratılışını melodık bir hikaye şeklinde okuyucuya aktarıyor. Benim gibi oyalanmazsanız tek gecede çok rahat bitirir, mutlu mesut kapatırsınız kapağını. Narnia'ya açılan dolabın, tek başına duran sokak lambasının ve daha bir çok şeyin nereden geldiğini öğrendiğimiz ilk kitabı farklı bir dünyada yaşamak istiyorum diyen herkese tavsiye ederim. 


Ukitap ile gelen bir diğer kitaplarım. Hepsini çok merak ediyorum ama Umutsuz'u ayrı bir okumak istiyorum. =P Herkes okudu kimi beğendi kimi beğenmedi derken kitap bende büyük bir merak uyandırdı. Her Yer Gökyüzü'nü sırf ana karakter Uğultulu Tepeler'i defalarca okumuş diye aldım, böyle bir karakterin olduğu bir kitabı beğenmeme ihtimalim düşük diye düşündüm. Yitik Oğlan Yitik Kız güzel bir korku hikayesiymiş, bakalım korkacak mıyım heheheh. Peter Straub'u biraz araştırdım kendileri Stephen king'in Kule Serisi'ne takıntılı bir yazarmış, ayrıca King'le arkadaşlar sanırım. Benzer tarzlarda yazıyorlarsa biraz korkabilirim. :3





Güya dün Akşam Yıldızı'na başlayacaktım ama kitap önümde telefonumu kurcaladım. :ı Bu yazı bitince başlayacağım artık yeter böyle böyle kitap okumayı bırakıyor insan. Konusu nasıl derseniz, elimden geldiğince az şey öğrenmeye çalıştım ki sürprizli, heyecanlı olsun. Sert ve kendini sevmeye kapamış bir adamla gizemli bir kadının aşkını ele alıyordan fazlasını öğrenmedim. Historical Romance okumayı özledim yazıyı bitireyim de gidip okuyayım heheh. Son olarak Hortlak'a gelecek olursam aslında  hiç hesapta yoktu ta ki Kayıp Rıhtım'da görene kadar. Kapağı renk ve boyut olarak çok hoşuma gitti, Bağdat Caddesi trafiğinde Kadıköy'e ulaşmaya çalışırken okumak için çantama koyarım artık. 

Bir Okuma Günlüğü yazımın daha sonuna geldik. Aslında eklemek istediğim birkaç şey daha vardı ama yarın sabahçıyım ve kitap okumak istiyorum. *-* Herkese güven içinde geçireceği mutlu bir hafta dilerim, kendinize iyi bakın ve bitmeden çekilişime katılmayı unutmayın. ^_^

25 Aralık 2015 Cuma

Yılbaşı Çekilişi

57 yorum:

Büyülü Ayraç olarak geç de olsa yılbaşı çekilişini başlatıyorum. ^.^ Eski çekilişlerimde genellikle kendi kitaplarımdan verirken bu sefer daha farklı, daha güzel olsun diyerek  bir yılbaşı kutusu konsepti yapmaya karar verdim. Bu kutuda ilk olarak resimde bulunan kitaplardan seçeceğiniz biri olacak. Ayrıca kutuya Metis'in çok sevimli bulduğum 2016 ajandasını da koyacağım. Bunun dışında bana şirin gelen kırtasiye ürünü, ayraç, kupa, atıştırmalıklar, mum gibi gibi eşyaları koyup hediyeyi sahibine göndermek üzere hazırlayacağım. Konsept tabii yılbaşı ve kış odaklı olacak, henüz içine koyacaklarımı almadım ve şimdiden çok heyecanlıyım. ^_^  Kitapları anketteki oylamaya ve şu aralar merak ettiklerime göre seçmeye çalıştım. Büyük ihtimalle kazanan kişiye istediği kitabı gönderirken aynısından kendime de sipariş edeceğim. :D (Lola ve Komşu Çocuk hariç tabii onu okumuştum) Seçtiklerimden en çok Tespih Ağacının Gölgesi'ndeyi merak ediyorum, yıllar sonra gelen bir Harper Lee kitabı beni baya mutlu etti doğrusu. Kazanan kişi onu seçmese bile kendim için sepete atarım artık. =) Bu arada kutu için istediğim şeyleri aldıkça postu güncelleyeceğim, instagram hesabımdan da paylaşırım büyük ihtimalle. ^^ 

Şartlara gelecek olursam tek zorunlu isteğim blogumu takip etmeniz. Diğer seçenekler çekiliş için ekstra hak kazanmanızı sağlayacak. Katılım sadece Türkiye için geçerli, kargo ücretini tabisi ben karşılayacağım. :D Çekilişi Rafflecopter ile düzenliyorum kullanımı zaten çok basit ama yine de sıkıntı yaşayan olursa yorum atarsa yardımcı olurum. Son katılım tarihi 15 ocak olacak. Bitimi finallerime göre ayarladım ki rahat rahat kargoyu gönderebileyim. Umarım seçtiğim kitaplardan ve konseptten memnun kalmışsınızdır şimdiden herkese bol şans! :) 



a Rafflecopter giveaway

Okuma Günlüğü #3

8 yorum:
Uzun bir aradan sonra merhaba kitapkurdu dostlarım. Ne zaman artık bloga düzenli yazacağım desem peşine en az bir 10 gün boyunca yazamıyorum. Okul bitince ve sadece çalışma hayatım olunca bloga daha düzenli gireceğim inşallah. :3 Yazının başlığı okuma günlüğü ama o kadar az kitap okuyorum ki anlatamam. Yaklaşık 3 haftadır Lauren Kate'in son kitabı olan ve kötü meleğimiz Cam'in aşk hikayesini konu alan Unforgiven'ı okuyorum. Kitabı sadece otobüs ve vapurda okuyabildiğim için bitmedi, uzun sürmesinde orjinal dilinde olmasının etkisi de var tabii. İngilizcem çok iyi değil o yüzden biraz ağır ilerliyorum. Cam & Lilith ikilisinin aşkı biraz Luce ve Daniel'a benziyor, okuyucunun karşısında yine kim olduğunu bilmeden yaşayan bir kız var. Cam ise onu kendine tekrar aşık etmek için çabalıyor, bunu yapabilmek için on beş günü var falan. Düşüş Serisi'ne lise birde başladığım için hayran olmuştum ama şimdiki hikaye bana biraz fazla klasik amerikan filmi lise hikayesi gibi geldi. O açıdan sıkıldım diyebilirim. Kitap bayadır elimde o yüzden artık hız alıp bitirsem çok iyi olacak. Haftaya jürim & ödev teslimlerim ve finallerim olduğundan evde oturup rahat rahat kitap okumaya vaktim pek yok. Ağırdan devam ederek sömestr gelmeden bitiririm belki ya da gaza gelip yeni yıla yeni kitapla girmek adına bitirebilirim de bilemedim şu an. *.*


Geçen hafta Ukitap aracılığıyla yeni bir takas gerçekleştirdim, evdeki okumadığım kitaplarımı verip merak ettiklerimi almak ve bunu sadece düşük bir kargo ücreti ödeyerek yapmak güzel oluyor. Asude'den Gül ve Avcı ile Cadılar Zamanı'nı verip Tatlı Şeytan & Tatlı Tehlike ikilisini aldım. Yakın zamanda toplu bi' takas daha gerçekleştireceğim, yılbaşına yakın gelen kitaplar yeni yıl hediyesi gibi oluyor. =) 


Yılbaşı çekilişine gelecek olursam, bayadır başlatamadım o yüzden kusura bakmayın. .:ı Madem böyle geciktirdim o zaman güzel bir kitap vereyim diyerek sizi daha mutlu edecek şirin küçük şeylerle dolu paket ile yeni kitapların birkaçından birini seçme şansınızın olacağı bir çekiliş yapmaya karar verdim. ^_^ Eskiden ukitapta takasa koyduklarım arasından verirdim ama bu sefer yepyeni bir kitap göndereceğim, hazır çalışıyorken azıcık paraya kıyacağım yani. :D Bugün bütün gün evdeyim, çekiliş görselini düzenleyip paylaşacağım o yüzden takipte kalın. =)


Son olarak size danışmak istediğim bir şey var. Dün severek takip ettiğim bloglardan biri olan Renkli Kitap'ta Kawaii Box uygulamasına denk geldim. Her ay 18.90 dolar ödeyerek içinden 10 - 12 parça şirin kore - japon ürünlerinin çıktığı bir kutuya sahip oluyorsunuz. Değer mi değmez mi çok kararsız kaldım sizce alsam mı? :3 Bana kalsa direkt altı aylığa abone olacaktım ama kendimi biliyorum sonra sıkılmak istemiyorum. Üç aylığa abone olsam mı yoksa bir ay alıp bir heves mi gidersem yoksa hiç mi almasam ne yapsam bilemedim. :D 

Bir yazımı daha burada sonlandırıp anketten çıkan sonuca göre kitap çekilişini hazırlamaya gidiyorum, akşam olmadan yeniden buralarda olacağım şimdilik hoşça kalın ^_^
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...