17 Mayıs 2016 Salı

İnternetten Kitap Almak: En İyi Kitap Alışveriş Siteleri

12 yorum:

Merhaba, bu yazımda kitap satın alabileceğiniz internet sitelerinden bahsedeceğim. Kitap fiyatları uçmuş vaziyette, artık eskisi gibi herhangi bir kitapçıya girip beş on kitap alıp çıkamıyoruz. Bu sebeple uzun zamandır kitap alışverişlerimi internet üstünden gerçekleştiriyorum. Yazım, hangi sitelerden alışveriş yaptığımı ve nasıl bulduğuma dair bir inceleme üstüne olacak. Şimdiye kadar kitap alışverişlerimde Okuoku, Kitapyurdu, İdefix, D&R, İlknokta, Kitap Sihirbazı ve Hepsiburada.com'u kullandım. Herhangi bir beğeni sırası olmadan görüşlerimi aktaracağım, umarım bu konuda kafasında soru işareti olanlara yardımcı olabilirim. 

D&R'yle başlayalım. Sorun yaşamadan alışveriş yaptığım bir site olmakla beraber bir defa kargo şirketinden kaynaklı olarak satın aldığım ürün benden habersiz depolarına geri dönmüştü. Ama işin ilginç tarafı aynı kargoyla çalışan başka bir firmadan ürün aldığımda hem kargo hem de firma düzenli olarak mail - sms ile bilgilendirme yapıyor. Ürün çeşitliliği ve fiyat açısından bakıldığında iyi, ama ödeme yaparken kafasına göre artı taksit verebiliyor dikkat edin. Ücretsiz hediye paketi yaptırabiliyorsunuz. Bildiğim kadarıyla kapıda ödeme seçeneği yoktu. Kitaplar ve diğer ürünler sağlam paketlerde temiz geliyor.

Kitapyurdu severek alışveriş yaptığım sitelerden biri. Her ay düzenli alışveriş yaparsanız indirimlere ek olarak %5 indirim daha kazanıyorsunuz. Sitenin satın alınan kitaplara yorum yaptıkça puan kazanma sistemi var. Bu sebeple üyeleri aktif. Kitaplara gelen yorumlara ve yorumların beğeni sayısına bakarak kitap seçip memnun kalmışlığım çok olmuştur. Kargo süresi ortalama, kitaplar temiz geliyor. Kapıda ödeme seçeneği yok. Güzel kampanyaların olduğu bir kitap sitesi. Kelepir kitaplarında her türden çeşitli eserler var. 

İlknokta'dan şimdilik sadece bir kez alışveriş yaptım. Birinin bana göndereceği kitapta orada gelmişti, onu da sayarsak iki. Site Penguen Kitap'a ait, dolayısıyla kendi ürünlerinin yeni çıkanlarına erişme konusunda hiçbir sıkıntı yok. Ukitap'ta kargonun çok geç geldiğine ve çizgi - roman teminlerinde sorun olduğuna dair birkaç kişinin görüşünü okumuştum. Bununla beraber sıkıntı yaşamadan alışveriş yaptığını söyleyenler de var. Benim iki alışverişim de sorunsuz geçti, ileride  tekrar kullanmayı düşündüğüm bir site. 

İnternetten kitap almaya Okuoku ile başladım. Lisede kredi - banka kartım olmadığından ve kapıda ödeme seçeneği olduğundan çok cazip gelen bir siteydi. Sık sık güzel indirimler yapıyorlar. Kelepirlerinden 4,90a sevdiğim kitapları almışlığım var. Bununla beraber seçtiğim kitaplardan stokta yok diye haber vermeden iptal edip, yerine başka bir kitap isteyip istemediğimi sormadan eksik kargo gönderdikleri oldu. Bu iki alışverişimde birden olunca bloga yazısını bile girmiştim ama sonraki birkaç alışverişim yine sorunsuz geçince kaldırdım. Popüler olmayan, yeni çıkmayan kitaplar konusundaki sorunu dışında fena değil, tercih edilebilir. 


Kitap Sihirbazı'ndan sadece bir kere alışveriş yaptım. Eklediğim bir kitabın sadece cep boy baskısı kalmıştı, mail yoluyla haber verip durumu belirttiler sağ olsunlar, gerekli değişim yapıldı. Site ilk açıldığında çok popülerdi nedense artık pek kullanan duymuyorum. Arada bakıyorum ama pek güzel indirimler görmüyorum. Perakende mağazaları açılacakmış bu arada. Kapıda ödeme seçeneği olan sitelerden biri olduğunu belirteyim.

İdefix şu aralar en çok kullandığım site oldu. Kargosu alışveriş yaptığım diğer sitelere kıyasla tartışmasız en hızlısı. Kitaplar hasarsız geliyor ve hediye olarak Sabit Fikir dergisi gönderiyorlar. Yalnız yeni tasarımları biraz kullanışsız olmuş keşke eskisi geri gelse.

Son olarak hepsiburada.com'a geçeyim. 9.90lık kampanyalarında çok çeşitli kitapları bulunmakta. Ayrıca mobil uygulamalarından alışveriş yaparsanız belli bir tutardan sonra kargo bedava oluyor. Özellikle kitap almak için kullandığım bir site değil. Farklı bir şey alırken kitaplara da bakıyorum, güzel indirimleri varsa alıyorum. Tek eksileri ürünler farklı günlerde temin ediliyor diye kargoyu parça parça göndermeleri. Bir gün arayla temin edilen ürün beklese, birlikte gönderilse çok daha iyi olur. Müşteriyi bilgilendirme açısından gayet başarılılar, kargonun nerede olduğuna dair sürekli sms gönderiyorlar.


Umarım yazım bilgilendirici olmuştur. Yazarken elimden geldiğinde objektif olmaya çalıştım. İnternetten aldığımız kitaplar daha ucuz diye hizmet kalitesinin düşük olmasını sorun etmeyen insanlar görüyorum. Üstelik bunlar arasında çok kitap okuyan ve takipçi sayısı fazla olanlar var. Böyle bir şey yok arkadaşlar, aldığımız kitabın fiyatı ne olursa olsun hizmet kalitesi iyi olmak zorunda. Bu konuda hakkınızı korumayı unutmayın lütfen. Yaşanan sorunu firma gerektiği gibi telafi edemiyorsa orayı tercih etmemeye özen gösterin. Siz de sık kullandığınız siteleri ve deneyimleriniz paylaşırsanız sevinirim. Herkese iyi günler.


15 Mayıs 2016 Pazar

Kan ve Tuz - Kim Liggett / İnceleme

Hiç yorum yok:

Kan ve Tuz henüz tanıtımları yapılırken @benherneysemo'nun göstermesiyle takibe aldığım bir kitap. Romantık - korku ağırlıklı ve Amerikan yerlilerinin mistik efsaneleriyle bezenmiş bir hikaye görünce heyecanla ön siparişi beklemiştim. Sadece ismi bile tam sevdiğim türde bir kitap okuyacağımı vadediyordu. Kan ve Tuz, kesinlikle okuyucuyu beklentiye sokacak bir isim. Bu beklentilerimi karşıladı mı şu an ben de emin değilim. Kafamdakileri yazdıkça ne düşündüğümü kesin olarak anlayacağım. :3  Kitabı bitireli iki - üç gün oldu. Eskiden sıcağı sıcağına yorum yazmak daha iyi oluyor diye düşünürdüm. Şimdiyse biraz zaman geçtikten sonra düşüncelerin netleştiğini düşünüyorum. Kan ve Tuz hakkındaki yazımı kitabı bitirir bitirmez yazsaydım eminim bu inceleme daha negatif olurdu. Hayvan Mezarlığı'ndan beri okuduğum hiçbir kitap bende o istediğim korku - gerilim etkisini yaratmadı. Kan ve Tuz'dan bu yönde beklentim yüksekti. Beklediğim gibi çıkmayınca biraz hayalkırıklığına uğradım.


Kan ve Tuz karanlık bir hikayeden çok kafa karıştıran bir genç - yetişkin aşk romanı olarak başladı. Tam olarak ne okuduğumu anlamadan ilerledim. Bu arada çeviriden yana bir sorun olmadığını belirtmek isterim, Aslı Dağlı'nın çevirisini gayet akıcı buldum. Ama yazar Kim Liggett, sanki hikayeyi ne yöne çekmesi gerektiği konusunda kararsızmış gibi bir öyle bir böyle yönlendirmiş. Kitabın ana karakteri olan Ash  bir sebepten ötürü farklı hissetmekte, (spoiler olmasın, açıklamayayım) belki onun duygularını aktarmak istemiştir. Ama okuyucu olarak bunu bunaltıcı buldum. Zaten büyük bir hevesle başladığım kitap çok çiğnenmiş sakız tadı veren aşk hikayesiyle öne çıkınca hevesim söndü. Kan ve Tuz klasik bir genç - yetişkin aşk romanı okumak isteyeni bir nebze tatmin edebilir ama korkuyu çok beklememek gerekiyormuş. İsteğim azalsada okumaya devam ettim, büyük beklenti kolay kolay yok olmuyor tabii. :3 Zaten kitap ilerledikçe olaylar ön plana çıktı, merakım arttı. Kitap merak ettirerek ilerleme konusunda çok iyi ona bir lafım yok. Bölümlerin kısa kısa olması da ilerlemeye yardımcı oluyor. Çoğu okuyucu gibi ben de genelde kitaplara bölüm sonunda ara vermeyi tercih ediyorum. Kan ve Tuz az sayfası ve çok bölümüyle hadi şu bölümü de bitireyim diye diye okutturuyor kendini. Kitabın okunması için iyi bir taktik olmuş bu.

Şehir merkezinde başlayan hikaye Amerikan yerlilerinin yaşam alanlarına kayınca benim için asıl hikaye başladı. Ash ve erkek kardeşinin soru işaretleri içinde yaptığı yolculuğun sonunda mistik ve doğal bir ortam beklerken gayet modern bir kentle karşılaşıyorsunuz. Bunu pek sevdiğimi söyleyemem ama  2000li yıllarda teknolojiden uzak bir hayatın olması da saçma olabilirdi. Hikayenin ortamı konusunda biraz eli boş kaldım, beklediğim büyülü kasaba yoktu çünkü. 

Klasik aşk hikayesi demiştim. Aşk üçgeni Kan ve Tuz'un odak noktalarından biri. Karakterler sağlam gelmiyor, kimin altından ne çıkacağı belli değil. Bunu şaşırtmaca olarak görmüyorum, yazar sanki istediğim gibi şekil verebileyim diyerek karakterleri böyle konumlandırmış. Ne oldukları, neye inandıkları belli olmayan bir insan gurubunun içine dalmış gibi hissedebiliyorsunuz. Daha detaylı olsaymış dediğim çok fazla şey var. Yoksa konu çok güzel, biraz daha uğraşılsa, korku ve fantastik ön planda olsa eminim favori kitaplarımdan biri olurdu.

Kan ve Tuz'a başlayacaksanız ne beklediğiniz önemli. Korku konusunda isminin ve tanıtımların hakkını veren bir yapıt değil. Genç - yetişkinin aşk üçgeni içinde dönen ilişkileri beni bunalttı ama seveni çok. Kitap  bölüm sonlarında merak uyandırıcı bitişleriyle ilerletiyor. Genel olarak baktığımda devamını merak ettiğim bir hikaye var karşımda. Umarım diğer kitaplarda mistik yönü baskın gelir. Devamını okumayı kesinlikle istiyorum çünkü. 




12 Mayıs 2016 Perşembe

Kitap Alışverişi - 2016 Nisan - Mayıs

6 yorum:


Mayıs ayının yağmurlu bir gününden merhaba. Öğrencilik hayatım bitmek üzere, haftaya kpss, bitirme ödevi jürim ve atölye proje jürim var. Bu hafta derslerin son haftası olduğundan önümüzdeki haftalar bir iki finalim de olacak. Gerçekten yoğun bir dönemdeyim maalesef. -_- Neyse ki eskisi gibi olmasa da kitap okuyacak vakit bulabiliyorum. 

Bu yazıyı daha genel tutup izlediklerimden de bahsetsem mi diye düşündüm ama onları daha sonra ayrı başlıklarda yazmaya karar verdim. Ufaktan Kore dizilerine başladım, bir de devamı gelen diziler var tabii. Neyse haftasonu bir K-drama yazısı girerim artık. :3


Bu yazı parça parça aldığım üç alışveriş hakkında olacak. İlki Kitapyurdu'ndan. Lola ve Komşu Çocuk'tan sonra Stephanie Perkins sevdiğim bir kalem oldu. Yabancı Yayınları Isla ve Mutlu Son'u çıkardığında Paris'te Aşk'la beraber alayım dedim. Bilmeyenler için, Paris'te Aşk Anna and The French Kiss'in Arunas Yayınları'ndan çıkan versiyonu. Paris'te Aşk ismi yerine orijinal isim ve kapak kullansalarmış en az Lola ve Komşu Çocuk kadar duyulan bir kitap olabilirmiş bence. Çevirisi gayet güzeldi, takıldığım bir nokta olmadan okudum. Nisan ayında tarihi aşk romanlarına olan ilgim artınca Gelin'i de aldım. İçlerinden sadece Paris'te Aşk'ı okumuş olmam üzücü bir durum tabii. :3 Şimdi daha çok korku türünden bir şeyler okumak istiyorum. Roman yerine öykü tercih ediyorum hatta daha bugün İdefix'ten dört kitap sipariş ettim. Geldikleri zaman yazısını gireceğim. =)


Diğer alışverişimi İlknokta'dan yaptım. İlk defa bu siteyi kullandığım ve hakkında olumsuz birkaç şey duyduğum için almasam mı dedim ama Yabancı Yayınları zaten kendi markalarından biri olduğundan sıkıntı çıkmaz diye düşündüm. :3 Nitekim kitap elime sorunsuz ulaştı. Kargo takip numarası vermemeleri dışında memnun kaldığım bir site. Bu alışveriş tek kitaplıktı, şu an okuduğum Kan ve Tuz'u aldım. Kitap korku- romantik türlerinde, amerikan yerlisi bir kabilenin şaman ritüelleri hakkında. Konu o kadar çok ilgimi çekti ki ön siparişe düşer düşmez sepete ekledim. Kan ve Tuz isminin hakkını vermesi umuduyla başladım. Başlangıcı klasik ergen kitaplarının dışına çok çıkmayan cinsten olsa da şu an gayet güzel ilerliyor. Neler olacağını merak ederek okuyorum, incelemesini mutlaka gireceğim. 


Son olarak hepsiburada.com'dan aldığım hesapta olmayan iki kitap var. Anneler günü hediyesi bakarken kitaplarda indirimler nasılmış diye biraz bakınırken denk geldim. Zamanın Kısa Tarihi Ukitap'ta istek listemdeydi zaten. Bu arada almak istediğim kitapları hatırlamak için arada Ukitap istek listeme girip bakıyorum. Hepsi orada olmasa da hatırlamak açısından çok işime yarıyor. :D Kendime not, yakında Ukitap ile alakalı yazı gireceğim. Bilimsel araştırmalara meraklı olmayan yoktur diye düşünüyorum. Stephen Hawking'in kitaplarını çok merak ediyordum, iki tanesin edinmem güzel oldu. =)

Yazının sonuna geldiğime göre gidip Kan ve Tuz'a devam edebilirim. Bu arada Kütüphanemden Kitap Manzaraları'na özel not, Kan ve Tuz düzeldi iyi ki listenden çıkarmamışsın. =D Herkese iyi akşamlar, iyi okumalar. =)

18 Nisan 2016 Pazartesi

"Duygularınız Nisan Ayındaki Gibiyse..."

2 yorum:


Başlığı twitter üzerinden takip ettiğim bir hesaptan esinlenerek yazdım. Jane Austen - @austenzede - Mr. Darcy hayranı olan herkes için harika paylaşımlarda bulunuyor. "Eğer bana karşı duygularınız hala nisan ayındaki gibiyse hemen söyleyin. Benim duygu ve dileklerim hiç değişmedi. ama tek sözünüz üzerine bu konuyu ömür boyu kapatırım. "

Farkında olmadan mart bitti hatta nisanın sonlarına yaklaştık. Bitirme ödevimi düşündükçe bu durum beni baya geriyor, ilerlemem yüzde sıfır. İşte ayrıldım, bu aralar aldığım en güzel karar bu oldu. Yükselmenin ve eleman akışının hızlı olduğu yerler tam bir kurt sofrası, Allah orada çalışan nezaket sahibi herkese kolaylık versin. 

İşten çıkınca boş vaktim arttı tabi, haliyle kitap - dizi - film üçlüsüne daha çok bakar oldum. En son Her Yer Gökyüzü'nü okudum, ablasını kaybeden Lenni'ye odaklı şiirsel bir kitaptı. Başlangıçta hikayeye bodoslama dalıyormuş hissi verse de Lenni ve etrafa bıraktığı şiirleriyle kitap daha sakin bir hal alıyor. Detaylarla dolu kitapları çok seviyorum. Her Yer Gökyüzü minik detayları ve sıcak bir yaz akşamında, gökyüzünün altında boş boş oturmanın verdiği keyifle dolu bir kitap. Hatta yazarın tanıtıldığı kısımda tıpkı Lenni gibi en sevdiği ağacın altında boş boş oturmayı sever benzeri bir cümle vardı. Bence çoğumuzun en çok ihtiyaç duyduğu şey bu, bir süre boş boş oturmak, açık havada uyumak, rüya görmek ve bunun o kadar da boş bir iş olmadığını anlamak. Sanki şu an yapmak zorunda olduklarımız çok anlamlı, meh meh. Çoğu uzayda toz kadar önemsiz olan zorunlu şeyler.



Yazmadığım süreçte farkında olmadan iki tane Zack Synder filmi izledim. biri Watchmen, diğeriyle Sucker Punch. Watchmen  karanlık atmosferi ve alt metindeki mesajlarıyla akıp giden güzel bir film. Zaten kardeşimin önerisiyle açtığımdan beğeneceğimi bilerek izledim. ( Neleri sevdiğinizi bilen insanlardan film - kitap önerisi almak gibisi yok. ^.^) Sucker Punch hakkında iyi kötü bir sürü şey yazıp çizilmiş. Bence en az Watchmen kadar iyi bir kurguya sahip, hatta kendini vererek izleyen için hipnoz etkisi bile yaratabiliyor. Zack Synder'ın filmlerinde işlediği temalar hoşuma gitti. diğer bir filmi olan Baykuş Krallığı Efsanesi'ni izlemeyi çok istiyorum ama baykuşlardan ölümüne korkuyorum. *-* Hele bi' Evil Queen karakteri var, onu tam ekranda izlesem muhtemelen gece yatamam. Çekik gözlü baykuşları sevmiyorum, siz de sevmeyin. İnsanın rüyasını kabusa dönüştürüyorlar. Ama filmi çok merak ediyorum, yanıma birini ayarlarsam gündüz gözüyle izleyeceğim. ^^


Outlander'ın 2. sezonu başlayınca çok mutlu oldum. Takip ettiğim dizilerin çoğu mayısta başladığından Outlander da aklımda mayıs olarak kalmış. Hem mistik hem tarih kokan hem de İskoçları anlatan bildiğim başka bir dizi yok, varsa önerin izleyelim. =P Bu sezon ilk bölümde izleyiciyi fazlasıyla şaşırtan bir giriş yapıldı. Şu an Fransa'da devam ediyor ve nasıl ilerleyecek çok merak ediyorum. 

Bu aralar genel olarak okuyup - izlediklerim böyleydi. Umarım güzel günler geçiriyorsunuzdur. Hayallerimizi şimdiki zamanda uyguladığınız günler bizimle olsun, herkese iyi geceler. 

22 Mart 2016 Salı

İki Kitap & Aşkın Halleri

Hiç yorum yok:

İstiklal'deki patlamadan sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz ne garip. Millet olarak gerçekten tuhaf davranıyoruz. Bir yerde insanlar ölürken başka bir yerde indirim varmış hadi şuraya da bakalım diye gezenler oluyor. Patlamadan önce dışarıda olanlar koştur koştur evine gitsin demiyorum fakat bu rahatlık nereden geliyor çözemedim. Mağazadaki kalabalık akşama doğru anca dağıldı, ertesi gün de izin verdiler. Sonuç olarak pazar gününden beri evdeyim, seviyorum evde kalmayı. Bence tüm gün evde kalmanın tek kötü yanı geç yatıp geç kalktığım için zamanın çok çabuk geçiyor olması. Bugün anneme keşke ömrümün sonuna kadar evde kalsam, Barış evlense ben de onun çocuklarına baksam dedim. Öylesine bir konuşmaydı ama gerçek olsa güzel olurdu. Kırsalda büyük bir evde yaşasam, tarımla uğraşsam, istediğim kadar kitap okuyup yazsam ve tatillerde yeğenlerim için dünyanın en süper halası olsam falan. Güzel bir hayat olurdu. Hem sonsuza dek eve kapalı kalma gibi bir lanetim yok, bunalırsam bi' süre gezgin olup evime dönebilirim. Zamanı istediğimiz şeylerle doldurabilmek, asıl istediğimiz bu sanırım. 

Dediğim gibi bu aralar boşum, istediğim zaman kitap okumama engel olacak pek bir şey yok. ^^ Elimdeki kalın biyografi kitabını bitirdikten sonra rahat okurum kafam dağılır diye düşünerek Agapi'ye başladım. Agapi'yi zevklerine çok güvendiğim bir tanıdığımın önerisiyle edinmiştim.  İlk okuduğum Sarah Jio kitabıydı, diğerlerine bakacağımı zannetmiyorum günümüz dram türü eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Yazarın diğer kitapları daha çok o türe yakın diye biliyorum hatam varsa düzeltin. :3 Agapi ise dramdan çok aşk ağırlıklı, hatta aşk dolu bir konuya sahip. Yılbaşı için çekilen ve birkaç çiftin aşk hikayelerini ele alan amerikan filmlerine benziyor ama daha derin ve dokunaklı. Agapi aşkın bencil olmayan, onu o olduğu için kabullendiğin hali olarak geçiyor. Bakınız kitap aşkın türlerini şöyle tanımlıyor:

EROS: Hem fiziksel hem duygusal aşk. Aşkın bu türü tutkuyla doludur.

LUDUS: Bir oyun gibi oynanan aşk. Aşkın bu türünün en önemli parçası eğlencedir. Çiftler, bir araya gelmekten, karşısındakini etkileyip cezbetmekten hoşlanır. Ancak uzun süreli bağlılık sözü yoktur.
STORGE: Arkadaşlıktan doğan ve desteğe dayanan aşk. Güven dolu ve bağlılık gerektiren bir aşktır.
MANIA: Saplantılı aşktır. Duygusal iniş çıkışlar, kıskançlıklar hâkimdir.
PRAGMA: Kalbin değil aklın kontrol ettiği aşktır. Çiftler seveceği kişiyi mantığıyla seçer, kendisiyle benzer ilgi alanları, ortak değerleri olan birini arar.
AGAPI: Özverili, fedakâr, koşulsuz, bencil olmayan aşktır. Kişi kendini sevdiğine adar, karşılığında hiçbir şey beklemeden verir. Onu 'o' olduğu için sever. 


Ana karakter - adını unuttum - belli bir zamana kadar aşkın bütün hallerini bulup bir kitaba yazmakla yükümlü. 6 tür olduğunu ve 280 sayfalık kısa bir roman olduğunu düşünürsek kitap için rahatlıkla tamamen aşk üzerinden gidilmiş diyebilirim. Agapi bu açıdan yeni bir tatlıyı denemek gibi oldu. Her ne kadar tatlı sevsem de ağır olanları yiyemiyorum yarım kalıyor. Agapi minik ama çikolata dolu bir tatlı gibiydi diyebilirim. Bitirince duvara boş boş bakıp aşık olmam lazım dedim. Bahsedilen öylesine değil gerçek bir aşk çünkü. Çoğu insan yalnız kalmamak için sadece hoşlandığı ya da etkilendiği birine aşık olduğunu düşünüp aşık rolüyle yaşıyor ama bunun farkında bile değil. o_o Kitap bu açıdan kalbinizi aşka açın diyor işte ne bileyim sağlam bir yaklaşım olmuş. Tabi öyle günlerce etkisinde kalıp zombi gibi dolaşmama sebep olacak kadar vurucu değildi ama hatırladıkça güzel bir günün anısını düşünüyormuş gibi hissediyorum. Geri planda kalan mistik bir yanı da var, nesilden nesile geçen yetenekler ağır cadı triplerine girilmeden herhangi bir gen aktarımı gibi gösterilmiş. Yine de yazarın karakterlerini belli bir yüzeysellikte tuttuğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belki kitap 280 değil de 380 sayfa olsaydı bu yüzeysellik dağılırdı belki de bu sefer tatlı ağır gelirdi bilemedim şu an. Öneren arkadaşa tekrar teşekkür ediyorum, okumam gereken kitaplardan biriymiş Agapi. 


Can Yayınları'nın Gotik - Romantik serisini keşke set olarak alsaydım diyorum. Şiirsel anlatımı bozmayan kaliteli çevirileri var ve kapak tasarımları çok hoş. ^^ Undine ve Gece Tabloları'ndan sonra Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi ile setin üçüncü kitabını almış oldum. Kitap için söyleyeceğim ilk şey şu ki gerçekten tam bir labirent. Kısa olmasına rağmen tüm o tesadüfler, entrikalar, oradan oraya kaçmalar ve benzeri her şey hem çok basit hem de o kadar karmaşık ki okurken neye uğradığımı şaşırdım. Yazar dönemine kıyasla hoş bir hikaye yazmış, eminim dönem okuyucuları fazlasıyla şaşırarak okumuştur ama çoğu tesadüf  günümüz okuyucularının klişe diyeceği şeylerden oluşuyor. Gotik türü içinde değerlendirdiğimde ise gerçekten başarılı bir eser olduğunu söyleyeyim. Genelde gece geç saatte okuduğumdan ara ara ürperdim eheheh hayaletler her yerde. :3  Kitabın kırsal alan mekanları bile şatonun uzantıları gibiydi. Sürekli birilerinin bayılması ise ilginç geldi, eğer kitap gerçekten dönemin davranışlarını yansıtıyorsa kadınlar en ufak şeye baygınlık geçiriyormuş ne garip . =D Erkeklerse genel olarak açılmayan paslı kapılara omuz atmakla meşgul. Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi kısa ama türünün sevenlerini tatmin edecek bir kitap. Şimdiki arayışım aynı türde yazılan ama güçlü kadın karakterleri barındıran kitaplar üzerine, sanırım Carmilla öyleydi. 

Agapi ve Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi mart ayında okuduğum iki güzel kitap oldu. Bugün Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'e başlayacağım, uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, dün bir kitap yorumuma adsız biri tarafında komik bir yorum gelmiş. Kitap incelemelerimle hiçbir zaman övünmedim hatta çoğunu çok kötü bulduğumdan kaldırmak istiyorum ama yine de tutuyorum. Sanırım yaşça küçük birisi o yüzden yayınlama gereği duymadım. Ama benzeri bir durum tekrarlansın istemem. O yüzden lütfen internetteyim rahatım diye düşünerek yazmayın, karşınızda insan var. :D Bunu da belirterek yazımı sonlandırıyorum, herkesle iyi günler, dikkat edin kendinize.

5 Mart 2016 Cumartesi

Bir Adet Neler Yapıyorum Yazısı

4 yorum:
   Hayalet olarak gezdiğim kış aylarının çoğu gününde bloga yazmak için sayfayı açıp açıp kapattım. Zaten üşengeç bir insanım ama bu seferki tavan yaptı. 2016'nın ne kadar kötü başladığından bahsetmek istemiyorum ama tüm ölümler gerçek anlamda kalbimi yordu. Kitap okuma isteğim yoktu, yazmak da istemedim. 2015'in son çeyreğinden itibaren akrabalarım vefat etmeye başladı, sonra çok sevdiğimiz sanatçıların da gitmesiyle ölüme daha bir aşina oldum. Her yıl bize belli birikimler katar, 2016 bana beklenen ve beklenmeyen ölümlerin nasıl hissettirdiğini öğretti, alıştım mı hayır ama bir yerden başlayacaktık zaten.


   Bu arada sizce de havalar çok sinir bozucu değil mi, güneş var ama değişik bir şekilde hem üşütürken hem de deli gibi terletiyor. Tüm gün dışarıda olacaksam gece üşürüm diye montla çıkıp bütün gün terleyerek geziyorum. -_- Dün yağmur yağarken güneş ısrarla gitmedi, güneş gözlüksüz çıktığıma pişman olarak ve önümü göremeyerek yürüdüm. Mart ayının dengesiz hallerini sevmiyorum, keşke nisana kadar hiç güneş açmasa. ^^

Bloga girmediğim sürede okuma tarzımda bazı değişiklikler oldu. En sevdiğim kitap konuları hala fantastik - gotik ağırlıklı olmakla beraber bu türde okuduklarımın çoğunun popüler kültür kitapları olduğunu ve artık edebi açıdan beni tatmin etmediğini fark ettim. Bununla alakalı "Annemin Kitapları" başlıklı bir yazı yazmak istedim fakat ehehehe neyse giremedim. Evde annemin gençken okudukları ve yeni aldıklarından oluşan baya güzel kitaplar var. Biraz onlara yönelmek istiyorum. Bir hevesle gelecekte kütüphaneme koyarım diye tuttuğum kitapları da Ukitap'ta takasa koydum, istediklerimi değiştirdim. Instagram hesabımda yeni gelenleri paylaşmıştım, özellikle Marquez'in iki kitabını daha bulunca çok mutlu oldum. Okunmayı bekleyen yetmişten fazla kitabım olduğundan çok gerekmedikçe satın almıyorum. Zaten takasla da çok güzel kitaplar bulabiliyorsunuz. Kitap zevkimizin hemen hemen aynı olduğunu düşündüğüm ve blog sayesinde twitterdan tanıştığım biri var, Sarah Jio'nun Agapi'sine bayılmış. Takasla onu da buldum elimdeki kitap biter bitmez başlayacağım. Bütün bunların yanında beni bekleyen bitirme ödevim ve okunması gereken kaynakçalarım var. Hiç başlayasım gelmiyor ama bakalım ne yapacağım. ^.^


  Peki bu aralar ne okuyorum & izliyorum?  2 - 3 haftadır Michael Jackson'la alakalı bulduğum her şeyi okuyup izliyorum. :3 Otobiyografisi olan Moonwalk'u ve menajerinin yazdığı bir kitabı okudum, ikisini de çok beğendim. Kitaplar hakkında bir yorum ya da inceleme yapmak istemiyorum, Michael Jackson'ın hayatına ilgi duyuyorsanız okuyun derim. Şu an da yine MJ'nin hayatını anlatan başka bir kitap olan Michael Jackson, Büyülü ve Çılgınca Bir Yaşam'ı okuyorum. Bu aralar büyük başarılara imza atmış dehaların hayatlarına iyice merak sardım. Nikola Tesla'nın hayatını anlatan kitaplara başlamak istiyorum mesela. 

Neil Gaiman'ın Lucifer'i dizi oldu, pilot bölümünü fazlasıyla beğenmiştim. Devamını da izliyorum ama pek ahım şahım buluğum söylenemez. Özellikle eskinin porno film oyuncusu şimdinin dedektifi olan sarışın kızı sevmedim, gereksiz kasma geldi bana. Lucifer'in cehennemde sıkılıp dünyaya tatile gelmesini anlatan dizi boş zamanınız varsa izlenebileceklerden. 

Oscar'ın sağlam adaylarından The Danish Girl mutlaka izleyin dediklerimden. Eddie Redmayne en ince detaylarına kadar o kadar güzel bir performans sergilemiş ki keşke Oscar'ı o alsaydı dedim. 

Yazmak istediğim birkaç şey daha vardı sanki ama aklımdan çıkmış. :3 O zaman bir yazının daha sonuna geldik diyelim, gidip evi toparlayayım biraz. Şimdiden iyi pazarlar, güzel kitaplar okuduğunuz güzel saatleriniz olsun. ^.^

29 Şubat 2016 Pazartesi

Hala Buradayım!

4 yorum:

http://carlylyn.deviantart.com/art/A-Beauty-for-the-Beast-Painted-376471548
Bloga yazamıyorum, diğer hesaplarda paylaşımı minimuma düşürdüm ama hala buradayım. İlk fırsatta yazmadığım dönemde neler yaptığıma dair bir post yayınlayacağım, gerçekten  yazıp kaçmayacağım bu sefer. :D Yorumlara cevap veremediğim için kusura bakmayın biraz değişik bir dönemden geçiyorum fırtına öncesi sessizlik gibi. (Fırtına için bkz. Bitirme Ödevi, KPSS, ALES vs.) Hiçbir şey yapasım gelmiyor bu yüzden. Ölümlere üzülüyorum, Umberto Eco, Harper Lee, Alan Rickman ve David Bowie daha 2016'nın çeyreğini bitirmeden aramızdan ayrıldı, bu kadar ölüm böyle bir zamana nasıl sığdı anlam veremiyorum. Her neyse, bir girip merhaba demek istedim, umarım iyisinizdir ve çok güzel kitaplar - film & diziler keşfetmişsinizdir. En yakın zamanda görüşmek üzere ,herkese mutlu günler! ^_^
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...