19 Eylül 2014 Cuma

Yeni Kitaplar^^

Hiç yorum yok:

İncelemem için gelen iki yeni kitabım da olduğuna göre bu aralar okuyacaklarım seçilmiş oldu. Kaplan Laneti'nin tasarımı tartışmasız kitaplığımdaki en iyi kapaklara girer. Diğer kitabımızın konusu ise baya ilgi çekici. Sadece telefonla konuştuğunuz birinin size aşık olması mümkün müdür okuyup göreceğim. Merak edenler için diyeyim ilk sırada Kaplan Laneti var. ^_^

10 Eylül 2014 Çarşamba

#DIY Monster Highlı Ayraç

7 yorum:
Renkli Kitap'ın yaptığı şirin DIY videolarını izledikten sonra ben de yapabilirim ya gazını verdim kendime ve ne bulduysam masama döktüm. Eski ayraçlardan yeni ve çok daha özgün bir ayraç yapmak vardı kafamda, hem kitap okurken daha güzel olur kendi emeğim bu ya eheheh diyerek bakarım falan. Tabii Renkli Kitap'ın yaptığı kadar güzel olmadı, elektrik bandıyla cebelleştim durdum ama sonuç fena değil. :D İlk "do it yourself"im nasıl olmuş diye bakacak olursak:

Kullandığım malzemeler:

  • Eski iki ayraç
  • Uhu
  • Ayraçların üstüne yapıştırmalık şirin şeyler (Benimkiler Monster High Dergisi yırtmaları:D )
  • Makas
  • İsteğe bağlı çıkartmalar, kenar süslemeleri.







İlk olarak iki adet ayraç seçtim ve kalın bir taban elde etmek için bunları üst üste yapıştırdım. Altta görmüş olduğunuz MH dergisinden istediğim kısımları seçip üstüne yapıştırmaya başladım. Açıkçası ilk ayracım olduğu için sorun etmedim ama hem kötü kestim hem de uhu üstte kaldı falan. Sonra kurtarıcım elektrik bandı oldu o kısma geleceğim. 


Resimde gördüğünüz üzere ayracın ön kısmı ilk başlarda böyleydi. Tabanlık yaparım diye birtakım şeyler yapıştırmıştım ama yamuk yumuk oldu falan. ^^


Bu da ayracımın arkası. Fil inanılmaz tatlı değil mi sizce de?


Sonra bir iki şey daha yapıştırdım ama baktım böyle olmayacak. Aklıma birden geçenlerde elektrik bandına sardığım mumum geldi. (denemeyiniz bant yanıyor.) Ayracın dışını da o siyah bantla kaplarım böyle havalı bir şey elde ederim dedim. Resimde gördüğünüz ayracın son hali. Böyle olması için baya bantlamam gerekti hatta ağırlığının büyük kısmını banttan alıyor diyebilirim. Fotoğrafta olduğundan daha güzel çıkmış aslında bandın çizgileri pek belli olmuyor. 


Kitapla ayracı beraber çektiğim fotoda bant daha bir kendini göstermiş. Biraz değişik oldu ama ayraçların eski halinden daha güzel oldu bence. Siyah bant yerine siyah kap kağıdı kullansaydım ya da kumaş daha şık olurdu. Aslında en baştan tüm ayracı siyah kap kağıdıyla kaplayıp üstüne istediklerini yapıştırsaydım istediğime daha yakın bir şey elde ederdim. Eğer siz de ayraç yapmak istiyorsanız önce tabanını ayarlamanızı tavsiye ederim. Bir sonraki ayraç yapışımda sadece yaldızlı kap kağıdı kullanmayı planlıyorum kışın onu kullanmak güzel olur. ^^

Bu arada Lanetli Sevgili'yi okumaya başlayacağım, periler hakkında kitap okumayalı baya olmuştu, umarım güzel çıkar. Ayraç ve kitap hakkındaki düşüncelerinizi benle paylaşmayı unutmayın herkese iyi geceler! :3




9 Eylül 2014 Salı

Kitap Yorumu: Kurtlara Söyle Eve Döndüm - Carol Rifka Brunt

4 yorum:


Yorumlamakta zorlanacağım kadar güzel bir kitap bitirdim. Neredeyse bir yıldır kitaplığımda öylece durmuş, daha erken okumuş olsaydım keşke demiyorum hatta keşke hafızamı silip tekrar tekrar okuma imkanım olsa. Kitabın kapağını ve tanıtım yazısını inceleyince sizin aklınıza ne geliyor? Şahsen ben kapaktaki iki kızın aşkını anlatacağını düşünerek okumaya başladım. Ve düşündüğüm gibi çıkmadı. :D Kapaktaki kızlar, June ve Greta, abla kardeşler. Hikayeyi June anlatıyor. Greta sesinin mükemmelliği ile tanınan popüler bir kızken June orta çağa düşkün neredeyse hiç arkadaşı olmayan çoğu zamanını dayısı Finn ile geçiren biri. Eskiden Greta ve June birbirlerinin en iyi arkadaşlarıyken bir gün Finn ortaya çıkıyor ve June'un ilgisi ona kayınca Greta ile aralarına bir soğukluk giriyor.Bu kitabın başlangıç zamanından önceki kısımlar. Başladığında ise ilk aşkı olan dayısını kaybetme korkusu yaşayan June'u ve umursamaz Greta'yı görüyoruz. Finn iyi bir ressam, oldukça iyi. Kitabın bir kısmında June'a anlattığı resimlerdeki negatif bölge kısmı hakkında bir şeyler var. Oraya resme dair bir sürü ipucu ya da detaylar ekleyebiliyorsunuz. Greta da böyle birisi aslında, dıştan bakılınca umursamaz gelse de ilerleyen bölümlerde anlıyoruz ki bir şeye çok kızmış ve bunu içine atmış. 


"Senin için dileğim bu." demişti. "Senin, dünyanın en iyi insanlarını tanımanı istiyorum yalnızca."

Kurtlara Söyle Eve Döndüm'ü güzel kılan birçok şey var.  İlk olarak, June tam bir orta çağ hayranı. O dönemde daha az şey bilinmesi, daha zor koşullarda olunması, bazı şeylerin daha değerleri olması gibi bir sürü şeye bağlı. Hatta yalnız başına ormana gidip orta çağda yürüyormuş gibi yapıyor, bu çok hoşuma gitmişti. Arada geçmişe dönük olayların aslını anlatan kısımlar vardı, yazar kitabı yapboz gibi parçalara bölmüş ve sanki her seferinde bir parçayı yerine oturtuyordunuz. Hiçbir karakter mükemmel değildi, hepsinin geçmişte ya da o anda yaptığı hatalar vardı. Ama hiçbir hata da geri dönülemez değildi.

"Her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyerek gördüğüm şeylerin içinde bir düzen bulmaya çalışıyordum. Yeterince dikkatli bakarsam belki de dünyanın parçaları bir araya gelip anlayabileceğim bir bütün oluşturur umuduyla yapıyordum bunu."




Ve kitabın en can alıcı kısmı benim için şurasıydı. Annesi ve June Finn hakkında konuşurken geçen bir sahne.

"Her gece odanda ne dinlediğini bilmediğimi mi sanıyorsun? Requiem'den haberim olmadığını mı? O müziği Finn'e ilk kim dinletti sanıyorsun? Güzel şeylerden anlayan bir tek o değil."


Bu sayfaya kadar hep ara ara June'un Finn'e ait sandığı şeylerin başkasından geldiğini öğrenmesini izliyorsunuz. Sonra an geliyor ve hem June hem de okuyucu anlıyor ki Finn düşündüğümüz kadar mükemmel biri değilmiş. en sıradan görünen kişiler bile aslında içinde bir yerlerde diğerlerinden daha mükemmel detaylar taşıyormuş.

Aslında bu yorumu yazarken kitap hakkında neredeyse hiçbir şey anlatmadım. Okuyup görmeniz daha güzel olur çünkü. Akıcı olmasından ve kendine özgün kurgusundan bahsetme gereği bile duymuyorum zaten bir kitapta bunlar olmazsa o kitap da tam olmuyor biliyorsunuz. Yaz boyunca okuduğum en güzel kitaptı Kurtlara Söyle Eve Döndüm. Romantik - dram türünü seviyor ve farklı bir şeyler arıyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim. ^^

Ek: Goodreads yorumum da baya bir şeyi açıklıyor aslında:

Bitirdiğimde hafızamı silip tekrar tekrar okumak istediğim bir kitap oldu. Tabloları, orta çağ orman gezilerini, pire sirkini, sevdiğimiz insanların kokusu sinmiş paltoları, sevdiğimiz insanlarla birlikte denediğimiz ilk içkiyi, ilk sigarayı ve onları kıskandığımızı kabullenmeyi okudum. Sevginin her çeşidini hissettiren ve sevdiğin insanlar uğruna göze alabileceklerinin sınırı olmadığını gösteren bir kitaptı. Çok daha fazlası vardı aslında, bu kitapta bir şeyleri kabullenmek vardı. Ve her şeye rağmen elimizde bize kalan hatıralarla yola devam etmemiz gerektiğinin bilinci. Belki bir gün biz de içimizdeki ormanda sinsice dolaşan kurtlara dönüp eve döndüm diyebiliriz. O zamana kadar negatif bölgelerde kaybolmamaya çalışarak dolaşıp duracağız işte.

31 Ağustos 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Yürüyen Şato - Diana Wynne Jones

2 yorum:



Tanıtım yazısı:

Hayao Miyazaki'nin Oscar adayı olan animasyon filmi Yürüyen Şato'nun asıl hikâyesi…
Diana Wynne Jones'un usta kaleminden çıkan eğlenceli, macera ve sürprizlerle dolu olağanüstü bir roman… 
Sophie Hatter üç kız kardeşin en büyüğü olmak gibi kara bir talihe sahiptir, öyle ki kısmetini aramak için evinden bile ayrılamamaktadır. Ancak farkında olmadan Çöl Cadısı'nın hiddetini üstüne çektiğinde, korkunç bir büyünün etkisi altında kalır: O artık yaşlı bir hanımdır. Bu berbat durumdan kurtulmasının tek yolu, tepelerde durmadan hareket eden bir şatodan, Büyücü Howl'un şatosundan geçmektedir. Sophie büyünün bozulmasını sağlamak için, kalpsiz Howl'la başa çıkmaya, bir ateş ciniyle pazarlık yapmaya ve Çöl Cadısı'yla karşı karşıya gelmeye mecburdur. Bu macera sırasında Howl'un -ve kendisinin- bilinmeyen ve olağanüstü yanlarını keşfedecektir.


"Mizah, büyü ve aşkın muhteşem bir karışımı. Publishers Weekly
"Diana Wynne Jones son kırk yılın en iyi çocuk kitabı yazarı…"
Neil Gaiman


Kitabı tanıtım yazısında geçen animasyon Howl's Moving Castle sayesinde keşfettim. İçinde mizah, macera, fantastik ögeler, romantizm yani kısacası her şeyi barındıran harika bir filmdir mutlaka izleyin, izlettirin. ^_^ Yürüyen Şato farklı kasabalara hatta farklı dünyalara açılan, ateş cini yardımıyla çalışan bir yer. Büyücü Howl'un evi olan bu mekan her açıdan sihir dolu. Etraftaki herkes Howl'u farklı isimlerle, farklı karakterle tanıyor. Benim bakış açımı soracak olursanız fazla yetenekli ve bunun farkında olan biraz kibirli bir genç diyebilirim. :3 Sophie'ye gelecek olursam, üç kız kardeşin en büyüğü olmanın verdiği sorumluluk duygusuyla sönük kalmış ama güçlü bir kız. Babaları vefat edince kızların hepsi farklı yerlere dağılırken Sophie'ye şapka dükkanında kalmak düşüyor. Bir gün dükkana cadının gelmesi ile Sophie'nin sakin hayatı tepetaklak oluyor ve kendini yaşadığı kasabadan uzakta, Howl'un şatosunda buluyor.

Yürüyen Şato akıcı, şirin detaylarla ve sağlam karakterlere dolu bir kitap. Fantastikseverleri zaten tatmin eder çünkü kitabın her sayfası bu türün ögeleriyle dolu. Kitapta filmde olduğu kadar romantizm yok açıkçası o konuda hüsrana uğradım. Yine de okuduğum çoğu fantastikten iyiydi, kendine has konusuna akıcı üslubu eklenince baya güzel bir kitap oldu benim için. 

Yürüyen Şato'yu okumak isteyenlere tavsiyem önce filmini izleyin, öyle olunca okuması daha zevkli oluyor. Kitabı okuyanlar varsa görüşlerini bekliyorum, daha detayını öğrenmek isterseniz yine yorum atabilirsiniz. 

27 Ağustos 2014 Çarşamba

KCBT / Yeni Dünya - Anna Carey Kitap Yorumu

7 yorum:


Kitap Canavarlarının Blog turları kapsamında okuduğum distopya türündeki Yeni Dünya'nın yorumu ile karşınızdayım. Tanıtımı yazısında  bahsettiğim üzere kitap yaşanan bir salgın sonrası dünya nüfusunun çoğunun yok olmasının ardından gelen kaos döneminde olanları anlatıyor. Olanları Eve'nın bakış açısıyla izliyoruz. Salgın da annesini kaybetmiş ve küçük yaşta yetim kalmış olan Eve sadece kızların okuduğu bir yatılı okulda eğitim görmektedir. Okul kızların her ihtiyacını karşılayan, onları inşa edilen Kum Şehrinde birer doktor, öğretmen, ressam gibi mesleklerde yer almalarını sağlayacak olan bir yerdir. Kum Şehri salgın sonrasında başa geçen krallarının Yeni Amerika hayaliyle kurmak istediği, insanları tekrardan refaha ulaştıracağına inandığı yer bu arada. Okulla alakalı söylemem gereken en önemli şeyi sona bıraktım o da şu ki verilen eğitimlerin hepsinde erkeklerin korkunç, güvenilmez, uzak durulması gereken varlıklar oldukları anlatılıyor. Eve okul birincisi, ressam olmak isteyen ve sanatta oldukça yetenekli ola bir kızımız. Okulun tüm kurallarına istisnasız uyuyor olması da öğretmenlerinin onun için farklı bir plan yapmasına neden olacak ama Eve'nın hiçbir şeyden haberi yok.Okuldaki son gecesinde  her şeyin düşündüğü kadar toz pembe olmadığını anlayınca yapabileceği tek bir şey olduğunu fark ediyor, bu okuldan ve gidecekleri diğer binadan kaçabildiği kadar kaçmak.


Yeni Dünya ilk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine bağlayan bir kitap, okurken sıkmıyor, gereksiz paragraflarla insanı boğmuyor. Sade dilinin yanında asıl bağlayan şey temponun yüksek olması. Hep bir saklanma, kaçma halindeler bu yüzden en sakin anlarında bile acaba şimdi bir şey mi olacak düşüncesiyle çevirdim sayfaları. İlerleyen bölümlerde kitaba dahil olan erkek karakterler salgını onların açısından da izlememizi sağladı ki Eve'ya adapte olup sadece kadın bakış açısını gördükten sonra erkek karakterler hakkında bir şeyler öğrenmek beni de en az Eve kadar şaşırttı. Yeni Dünya okuyacak farklı bir şeyler arayanları tatmin eden bir kitap, çok kalın olmaması sayesinde bir gecede bitirip farklı bir kitaba geçmenize de olanak sağlıyor. Yaz sıcağında ağır klasiklere boğulmaktansa tercihiniz bu tarz kitaplar olsun bence. :3 

Canavarlar olarak Pegasus desteğiyle iki kişiye Yeni Dünya'yı hediye ediyoruz. Çekilişe katılmayı unutmayın!


a Rafflecopter giveaway

26 Ağustos 2014 Salı

Kitaplığımdaki En İyi On Kitap Kapağı

6 yorum:

Bir mim yazısı ile karşınızdayım, daha önce kitap takası yaptığım ve blogunu severek takip ettiğim Kitap İklimi beni mimlemiş. :) Kitaplığımdaki en iyi on kapağı seçmek gerçekten zor çünkü kıyaslama yapmak benim için kolay değil. O yüzden aklıma gelen çok sevdiğim kapakları paylaşacağım. ^_^

Seraphina - Rachel Hartman


Azap - Lauren Kate


Düşüş - Lauren Kate


Paranormal - Kiersten White


Ötekiler Arasında - Jo Walton


Evrenin Ötesi - Beth Rives


Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri - Chris Priestley


Karanlık Tepeler Hattı - Patrick Carman


Çan -  Franny Billingsley


Boğulan Kız - Caitlin R. Kiernan



Aklıma gelen kitaplar bunlardı, belki kitaplığımı tek tek incelesem başka şeyler seçebilirdim ama çoğu kitabın kapağını beğeniyorum zaten. :) Benim mimlediklerime gelecek olursak Kitap Sarayı , Mavi Kalem ve Nora'nın Kitaplığı. Hadi canlarım en güzel kapaklarınızı bekliyorum. :D













25 Ağustos 2014 Pazartesi

Kitaba Değer Katan Karakterler: Aşıklar

8 yorum:
Gece gece romantik yanım depreşti, bloga kitap yorumu yazmayı düşünürken birden aklıma bu fikir geldi. Okuduğum bir kitabın kurgusu ne kadar güzel olursa olsun sağlam karakterleri yoksa (gerçekten bir tane bile sağlam karakter olmayan kitaplar gördüm) olmuyor, ısınamıyorum. Sağlamdan kastım duygularını hissedebildiğimiz, uzansam dokunacakmışım, kitabın geçtiği mekanlara gitsem onları bulacakmışım gibi hissettiren karakterler. Bu yazımı o karakterlere ama en çok da belli bir kesime adıyorum, aşık olanlara.


Bu karakterler bazen umulmadık kişiye duydukları aşkla bizi şaşırtırlar, bazen hüzünlü bir sonla ağlatırlar bazense sonsuz aşkın peşinden seri boyunca giderler ve biz de onları kovalarız. Onlara bu canlılığı veren şey sadece aşık olmaları mı diye düşünüce öyle olmadığını görüyorum ama en çok etki edeni bu bence. Bu kadar büyük bir duygu her hareketlerine yansıyor, ruhlarındaki ışığı ortaya çıkarıyor. Daha doğrusu iyi bir yazar bu ışığı gösterebiliyor sanırım. Okuduğum kitapların çoğunda hatta hemen hemen hepsinde aşk bir şekilde geçiyordu. Bu yüzden böyle bir yazı yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz ve sıkılmadan okursunuz.^^

Kafamda belli bir liste olmadığından rastgele bir sırayla gideceğim. İlk olarak Isabel Abedi'nin eseri olan Lucian'dan bahsedeyim. Lucian bir melekti, koruyucuydu. Ve bir gün küçüklüğünden beri  koruduğu kıza, Rebecca'ya aşık oldu. İkisinin arasındaki ilişkiyi tarif etmek istersem yağmurdan önce esen rüzgar gibi diyebilirim. Lucian kederliydi çünkü o rüzgardı ve gideceğini biliyordu. Rebecca ise rüzgarın esintisinde huzurluydu, yağmurdan sonra yine birlikte olacaklarını sanıyordu çünkü. Aralarındaki bağ ikisini de zorlasa da, bir arada geçirdikleri zaman için Rebecca ölmeyi göze alabilirdi, Lucian'sa zaten aşık olarak en büyük bedeli ödemeye hazırlamıştı kendini. 


Bir diğer kitap - daha doğrusu seri - çoğumuzun bildiği Fallen. Luce ve Daniel'ın aşkı efsanevi evet ama beni asıl kitaba bağlayan karakter Cam'di. Dışarıdan bakıldığında kızların güvenilmez etiketini koyduğu birisiydi ama aslında uzun zaman önce o da aşktı tatmıştı ve hala bunun etkisini yaşıyordu. Aşk her zaman mutlu sonla bitmiyordu ve Cam saklaması gereken şeyler olduğu için terk edilmişti. Bunu acısı onu duygusal anlamda katılaştırdı, tabii uzun yılların ardından. Düşüş'ü okurken Cam'in sırf Daniel'a gıcıklık olsun diye Luce'la oynadığını düşündüm ama son kitaba yaklaştıkça, özellikle ara kitaptan sonra fark ettim ki yaşadığı ayrılık içindeki bir şeyleri feci derece bozmuştu. Belki de arayıştaydı ve birbirini bu kadar seven iki kişinin yanında olunca yeniden aşık olmak istedi, Luce'un Daniel'ı sevdiği kadar sevilmek istedi belki de. Lauren Kate Cam'i istediğimin onda biri kadar gösterdiği için çocuk hakkında pek bir şey keşfedemeden seri bitti maalesef. 


Kitaplarda aşk  duyguları her zaman uç noktalarda yaşatmıyor, bazen daha sakin, daha kararsız oluyor. Bu aşık olan kişinin tutumuyla alakalı bir durum sanırım. Boğulan Kız kitabını göz önüne alacak olursak Imp şizofreni hastasıydı, her ne kadar hayallerinde kaybolmuş olsa da hastalığı dışında sakin bir kişiliğe sahipti. Ev arkadaşını elinden geldiğince sevmişti, hatta okurken Imp aşık mı yoksa sadece yanında birisinin olmasının verdiği güvene mi ihtiyaç duyuyor emin olamamıştım. Eva faktörü de var tabii, ona karşı hissettikleri kafasında dönerken başka birine aşık olması zor olsa gerek. 


Aşk her zaman birini seçmekle olmaz, bazen siz karşı tarafı aynı duygularla istemezken onun size karşı hissettikleri mantıklı bir seçim yapmanıza sebep olur ve karşılık verirsiniz. Aslında buna aşk denir mi bilmiyorum çünkü  mantıklı davranıp seçme eyleminde bulunmakla aşk kavramları yan yana mantıksız geldi. :D Bu konudaki en iyi örnek bana kalırsa Açlık Oyunları Serisi. Katniss Gale'i değil Peeta'yı seçerek tutkulu bir aşktan daha önemli olan bir şeyi seçti aslında, yaşam boyu kendisini seveceğini bildiği bir adamın sevgisini. Olaya Peeta'nın açısından bakacak olursak çocukcağız aylarca Katniss'in etrafında yavru köpek gibi dolandı durdu nihayetinde olumlu bir dönüş aldı, ve bunu hak etmesi için gereken her şeyi de yaptı zaten. Ama Katniss'in evet demesindeki tek sebep Peeta'nın aşkı değildi, onun geleceğini geçirebileceği bir adam olduğunu biliyordu. Yani ben bu kızı çok sevdim o beni hiç sevmiyor durum yok ortada, önce sağlam bir karakterde olun sonrası zaten geliyor. :D


Şimdi aklıma gelen ve kaçmadan yazacağım kitap, Meridian. Devamını neden çıkarmadılar anlamıyorum diyeceğim ama önceliklerini çok para getirisi olacak olan kitaplara vermek her yayınevinin hakkı tabii kaliteli ama herkesin bilmediği kitapları okurlar okumayıversinler bir zahmet. (!) Her neyse, Meridian ve Tens ikilisinden bahsedeceğim. Tens  büyük bir köşkte yalnız yaşayan yaşlı bir kadının yardımcısı, kendi halinde birisi, Meridian ise yıllarını ölümün kıyısında geçirmiş ne olduğundan bir haber dolanan bir ruh. Birbirlerini bulduklarında ilk başlarda uyuşmayacaklarını düşünmüştüm ama Tens'in sen varsan ben de varım diyerek verdiği bir güven vardı ve Meridian'ın ihtiyacı olan da buydu. Bu kitaptaki aşkın en güzel yanı da buydu. Kusurlu karakterler, mükemmel olmayan ama sağlam temellerle başlayan bir ilişki. 


Bazı kitaplarda aşk karakterin içinde bekler, o gelen kadar kişi farklı alanlara duyduğu ilgilerine yönelir, bazen bu ilgiler tutkuya dönüşür. Bazense bu tutkusunun peşinden giderken aşık olacağı kişiyi bulur. Ötekiler Arasında'ki Mori öyleydi mesela. En büyük tutkusu kitap okumak olan zeki ve sihrin enerjisiyle dolu bir kız. Kütüphanedeki okuma kulübü sayesinde hem yeni dostlar edinmiş hem de aşkı bulmuştu. Bulduğu çocuğun da bir kitapkurdu olduğunu düşünecek olursam Mori baya şanslı diyebilirim. :3


Listeyi canınızı sıkmamak adına daha fazla uzatmıyorum. Bu da böyle bir yazım olmuş oldu, sonuna kadar gelen varsa ne mutlu bana. :D Aklınıza gelen benzer durumlar - benzer karakterler varsa yazmayı unutmayın, ya da aynı konuyu blogunuzda işleyip linkini de atabilirsiniz. Herkese iyi geceler, kitapla sabahlayacak olanlara iyi okumalar. ^_^










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...