13 Ekim 2014 Pazartesi

Büyülü Ayraç Instagram'da

1 yorum:
Kitap ağırlıklı paylaşımlarda bulunacağım Instagram hesabımı açmış bulunuyorum.Bloga nazaran daha sık aktif olabildiğim bir yer oldu benim için, fark ettiyseniz yeni yazı yazmayalı çok uzun zaman olmuş. Ekim sonuna kadar bu böyle gidebilir ama kasımdan itibaren sadece öğrenci olacağımdan bloga ayıracağım vakit tavan yapıcak. Her neyse dostlar takip etmek isterseniz hesabım burada. ^^


Instagram

1 Ekim 2014 Çarşamba

//KCBT//Kitap Yorumu: Kaplan Laneti - Colleen Houck

6 yorum:
Ölmek üzereydim. Biliyordum. En azından artık canım yanmıyordu. Sadece, onu sevdiğimi söylemek istiyordum.Ama sonra birden karanlık beni ele geçirdi…" 

"Tatlı bir aşk hikâyesi ve kalbinizi sıkıştıracak bir macera. Daha ilk birkaç sayfada kendimi çığlık çığlığa tırnaklarımı yerken buldum. Kısacası, Kaplan Laneti sihirli!"
-Becca Fitzpatrick New York Times çoksatarı yazar-








Vampirlerden, perilerden, meleklerden sıkıldınız mı? O halde Collen Houck'un yarattığı dünyaya, kaplanlara merhaba deyin. Ülkemizde Artemis etiketiyle çıkan Kaplan Laneti bizi mistik olayların asıl kökenine, doğuya, Hindistan'a götürüyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere kaplan olmakla lanetlenmiş bir esas oğlanımız var. Kızımız Kelsey anne babasını kaybetmiş bir yetim, koruyucu ailesiyle beraber yaşarken sirkte işe girmesiyle kaplanla tanışıyor.  Kaplan deyince insan bir korkar hani yırtıcı sonunda yaklaşsan elini kolunu kapar falan. :D Ama bu seferki kaplanımız oldukça uysal, Kelsey onu ilk gördüğü andan itibaren etkisi altına giriyor ve ikisi arasında görünmez bir bağ kuruluyor. Kaplan Hindistanlı birine satılınca satın alan kişinin yardımcısı Kelsey'den Hindistan'a kadar kaplana bakıcılık yapması için iş teklif ediyor. Ve bundan sonra olaylar başlıyor, laneti bozmaya hazır olun!

Kaplan Laneti'ni okurken ilk başlarda hikayeye girmeye biraz zorlandım. Alışık olmadığım bir konu, yani kaplandan fantastik üretmek zor iş çünkü bilinen mitlerden, alışık olduğumuz yaratıklardan farklı bir tür. Bir yandan ısınmaya çalıştım bir yandan da kaplanlı  kitap acaba nasıl olur merakımla okudum ve sonunda pisicikle anlaştık. Akıcı, temposu yüksek bir kitap zaten okumamı kolaylaştıran en büyük etken buydu.  Beklentilerimin çoğunu karşıladı, çevirisi biraz daha iyi olabilirdi yalnız gözüme takılan yerler oldu çünkü.

Kaplan Lanetini okumak istiyor ve ama değişik geldi bilemedim ben şimdi diyorsanız çekilişimize katılın, kazanan şanslı kaplancıklardan olup kitabı okuyabilirsiniz böylelikle. ^^

Burada facebook üzerinden düzenlediğimiz bir çekiliş var, katılmayanı kaplan ısıyormuş benden söylemesi. :D




29 Eylül 2014 Pazartesi

Kendimi Tutamadım...

1 yorum:
Ve yine kitap aldım. :D Resimde görmüş olduğunuz kitaplardan ilkini ukitap.com'daki bir kullanıcıdan çok uygun fiyata satın aldım, takas yapmak, kitap almak ya da satmak isterseniz ukitap'a mutlaka üye olun gerçekten güzel bir site. Martı yayınlarından çıkan kitap ise incelemem için gönderildi, kitabın kapağını çok beğendim kaliteli ve göze hoş gelen bir kapak olmuş. Konusu da ilgi çekici duruyor en kısa zamanda okuyup yorumunu bloga koyacağım. Diğerlerini de gezinirken kendimi tutamayıp aldım, Lux'u merak etsem de açıkçası diğer iki kitap için daha heyecanlıyım. Özellikle zamanında Rüyalar'ı almayı çok isteyip alamamıştım bakalım güzel miymiş. Kitaplardan okuduklarınız varsa görüşlerinizi yazınız lütfen, herkese iyi akşamlar. ^^



19 Eylül 2014 Cuma

Yeni Kitaplar^^

1 yorum:

İncelemem için gelen iki yeni kitabım da olduğuna göre bu aralar okuyacaklarım seçilmiş oldu. Kaplan Laneti'nin tasarımı tartışmasız kitaplığımdaki en iyi kapaklara girer. Diğer kitabımızın konusu ise baya ilgi çekici. Sadece telefonla konuştuğunuz birinin size aşık olması mümkün müdür okuyup göreceğim. Merak edenler için diyeyim ilk sırada Kaplan Laneti var. ^_^

10 Eylül 2014 Çarşamba

#DIY Monster Highlı Ayraç

8 yorum:
Renkli Kitap'ın yaptığı şirin DIY videolarını izledikten sonra ben de yapabilirim ya gazını verdim kendime ve ne bulduysam masama döktüm. Eski ayraçlardan yeni ve çok daha özgün bir ayraç yapmak vardı kafamda, hem kitap okurken daha güzel olur kendi emeğim bu ya eheheh diyerek bakarım falan. Tabii Renkli Kitap'ın yaptığı kadar güzel olmadı, elektrik bandıyla cebelleştim durdum ama sonuç fena değil. :D İlk "do it yourself"im nasıl olmuş diye bakacak olursak:

Kullandığım malzemeler:

  • Eski iki ayraç
  • Uhu
  • Ayraçların üstüne yapıştırmalık şirin şeyler (Benimkiler Monster High Dergisi yırtmaları:D )
  • Makas
  • İsteğe bağlı çıkartmalar, kenar süslemeleri.







İlk olarak iki adet ayraç seçtim ve kalın bir taban elde etmek için bunları üst üste yapıştırdım. Altta görmüş olduğunuz MH dergisinden istediğim kısımları seçip üstüne yapıştırmaya başladım. Açıkçası ilk ayracım olduğu için sorun etmedim ama hem kötü kestim hem de uhu üstte kaldı falan. Sonra kurtarıcım elektrik bandı oldu o kısma geleceğim. 


Resimde gördüğünüz üzere ayracın ön kısmı ilk başlarda böyleydi. Tabanlık yaparım diye birtakım şeyler yapıştırmıştım ama yamuk yumuk oldu falan. ^^


Bu da ayracımın arkası. Fil inanılmaz tatlı değil mi sizce de?


Sonra bir iki şey daha yapıştırdım ama baktım böyle olmayacak. Aklıma birden geçenlerde elektrik bandına sardığım mumum geldi. (denemeyiniz bant yanıyor.) Ayracın dışını da o siyah bantla kaplarım böyle havalı bir şey elde ederim dedim. Resimde gördüğünüz ayracın son hali. Böyle olması için baya bantlamam gerekti hatta ağırlığının büyük kısmını banttan alıyor diyebilirim. Fotoğrafta olduğundan daha güzel çıkmış aslında bandın çizgileri pek belli olmuyor. 


Kitapla ayracı beraber çektiğim fotoda bant daha bir kendini göstermiş. Biraz değişik oldu ama ayraçların eski halinden daha güzel oldu bence. Siyah bant yerine siyah kap kağıdı kullansaydım ya da kumaş daha şık olurdu. Aslında en baştan tüm ayracı siyah kap kağıdıyla kaplayıp üstüne istediklerini yapıştırsaydım istediğime daha yakın bir şey elde ederdim. Eğer siz de ayraç yapmak istiyorsanız önce tabanını ayarlamanızı tavsiye ederim. Bir sonraki ayraç yapışımda sadece yaldızlı kap kağıdı kullanmayı planlıyorum kışın onu kullanmak güzel olur. ^^

Bu arada Lanetli Sevgili'yi okumaya başlayacağım, periler hakkında kitap okumayalı baya olmuştu, umarım güzel çıkar. Ayraç ve kitap hakkındaki düşüncelerinizi benle paylaşmayı unutmayın herkese iyi geceler! :3




9 Eylül 2014 Salı

Kitap Yorumu: Kurtlara Söyle Eve Döndüm - Carol Rifka Brunt

4 yorum:


Yorumlamakta zorlanacağım kadar güzel bir kitap bitirdim. Neredeyse bir yıldır kitaplığımda öylece durmuş, daha erken okumuş olsaydım keşke demiyorum hatta keşke hafızamı silip tekrar tekrar okuma imkanım olsa. Kitabın kapağını ve tanıtım yazısını inceleyince sizin aklınıza ne geliyor? Şahsen ben kapaktaki iki kızın aşkını anlatacağını düşünerek okumaya başladım. Ve düşündüğüm gibi çıkmadı. :D Kapaktaki kızlar, June ve Greta, abla kardeşler. Hikayeyi June anlatıyor. Greta sesinin mükemmelliği ile tanınan popüler bir kızken June orta çağa düşkün neredeyse hiç arkadaşı olmayan çoğu zamanını dayısı Finn ile geçiren biri. Eskiden Greta ve June birbirlerinin en iyi arkadaşlarıyken bir gün Finn ortaya çıkıyor ve June'un ilgisi ona kayınca Greta ile aralarına bir soğukluk giriyor.Bu kitabın başlangıç zamanından önceki kısımlar. Başladığında ise ilk aşkı olan dayısını kaybetme korkusu yaşayan June'u ve umursamaz Greta'yı görüyoruz. Finn iyi bir ressam, oldukça iyi. Kitabın bir kısmında June'a anlattığı resimlerdeki negatif bölge kısmı hakkında bir şeyler var. Oraya resme dair bir sürü ipucu ya da detaylar ekleyebiliyorsunuz. Greta da böyle birisi aslında, dıştan bakılınca umursamaz gelse de ilerleyen bölümlerde anlıyoruz ki bir şeye çok kızmış ve bunu içine atmış. 


"Senin için dileğim bu." demişti. "Senin, dünyanın en iyi insanlarını tanımanı istiyorum yalnızca."

Kurtlara Söyle Eve Döndüm'ü güzel kılan birçok şey var.  İlk olarak, June tam bir orta çağ hayranı. O dönemde daha az şey bilinmesi, daha zor koşullarda olunması, bazı şeylerin daha değerleri olması gibi bir sürü şeye bağlı. Hatta yalnız başına ormana gidip orta çağda yürüyormuş gibi yapıyor, bu çok hoşuma gitmişti. Arada geçmişe dönük olayların aslını anlatan kısımlar vardı, yazar kitabı yapboz gibi parçalara bölmüş ve sanki her seferinde bir parçayı yerine oturtuyordunuz. Hiçbir karakter mükemmel değildi, hepsinin geçmişte ya da o anda yaptığı hatalar vardı. Ama hiçbir hata da geri dönülemez değildi.

"Her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyerek gördüğüm şeylerin içinde bir düzen bulmaya çalışıyordum. Yeterince dikkatli bakarsam belki de dünyanın parçaları bir araya gelip anlayabileceğim bir bütün oluşturur umuduyla yapıyordum bunu."




Ve kitabın en can alıcı kısmı benim için şurasıydı. Annesi ve June Finn hakkında konuşurken geçen bir sahne.

"Her gece odanda ne dinlediğini bilmediğimi mi sanıyorsun? Requiem'den haberim olmadığını mı? O müziği Finn'e ilk kim dinletti sanıyorsun? Güzel şeylerden anlayan bir tek o değil."


Bu sayfaya kadar hep ara ara June'un Finn'e ait sandığı şeylerin başkasından geldiğini öğrenmesini izliyorsunuz. Sonra an geliyor ve hem June hem de okuyucu anlıyor ki Finn düşündüğümüz kadar mükemmel biri değilmiş. en sıradan görünen kişiler bile aslında içinde bir yerlerde diğerlerinden daha mükemmel detaylar taşıyormuş.

Aslında bu yorumu yazarken kitap hakkında neredeyse hiçbir şey anlatmadım. Okuyup görmeniz daha güzel olur çünkü. Akıcı olmasından ve kendine özgün kurgusundan bahsetme gereği bile duymuyorum zaten bir kitapta bunlar olmazsa o kitap da tam olmuyor biliyorsunuz. Yaz boyunca okuduğum en güzel kitaptı Kurtlara Söyle Eve Döndüm. Romantik - dram türünü seviyor ve farklı bir şeyler arıyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim. ^^

Ek: Goodreads yorumum da baya bir şeyi açıklıyor aslında:

Bitirdiğimde hafızamı silip tekrar tekrar okumak istediğim bir kitap oldu. Tabloları, orta çağ orman gezilerini, pire sirkini, sevdiğimiz insanların kokusu sinmiş paltoları, sevdiğimiz insanlarla birlikte denediğimiz ilk içkiyi, ilk sigarayı ve onları kıskandığımızı kabullenmeyi okudum. Sevginin her çeşidini hissettiren ve sevdiğin insanlar uğruna göze alabileceklerinin sınırı olmadığını gösteren bir kitaptı. Çok daha fazlası vardı aslında, bu kitapta bir şeyleri kabullenmek vardı. Ve her şeye rağmen elimizde bize kalan hatıralarla yola devam etmemiz gerektiğinin bilinci. Belki bir gün biz de içimizdeki ormanda sinsice dolaşan kurtlara dönüp eve döndüm diyebiliriz. O zamana kadar negatif bölgelerde kaybolmamaya çalışarak dolaşıp duracağız işte.

31 Ağustos 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Yürüyen Şato - Diana Wynne Jones

2 yorum:



Tanıtım yazısı:

Hayao Miyazaki'nin Oscar adayı olan animasyon filmi Yürüyen Şato'nun asıl hikâyesi…
Diana Wynne Jones'un usta kaleminden çıkan eğlenceli, macera ve sürprizlerle dolu olağanüstü bir roman… 
Sophie Hatter üç kız kardeşin en büyüğü olmak gibi kara bir talihe sahiptir, öyle ki kısmetini aramak için evinden bile ayrılamamaktadır. Ancak farkında olmadan Çöl Cadısı'nın hiddetini üstüne çektiğinde, korkunç bir büyünün etkisi altında kalır: O artık yaşlı bir hanımdır. Bu berbat durumdan kurtulmasının tek yolu, tepelerde durmadan hareket eden bir şatodan, Büyücü Howl'un şatosundan geçmektedir. Sophie büyünün bozulmasını sağlamak için, kalpsiz Howl'la başa çıkmaya, bir ateş ciniyle pazarlık yapmaya ve Çöl Cadısı'yla karşı karşıya gelmeye mecburdur. Bu macera sırasında Howl'un -ve kendisinin- bilinmeyen ve olağanüstü yanlarını keşfedecektir.


"Mizah, büyü ve aşkın muhteşem bir karışımı. Publishers Weekly
"Diana Wynne Jones son kırk yılın en iyi çocuk kitabı yazarı…"
Neil Gaiman


Kitabı tanıtım yazısında geçen animasyon Howl's Moving Castle sayesinde keşfettim. İçinde mizah, macera, fantastik ögeler, romantizm yani kısacası her şeyi barındıran harika bir filmdir mutlaka izleyin, izlettirin. ^_^ Yürüyen Şato farklı kasabalara hatta farklı dünyalara açılan, ateş cini yardımıyla çalışan bir yer. Büyücü Howl'un evi olan bu mekan her açıdan sihir dolu. Etraftaki herkes Howl'u farklı isimlerle, farklı karakterle tanıyor. Benim bakış açımı soracak olursanız fazla yetenekli ve bunun farkında olan biraz kibirli bir genç diyebilirim. :3 Sophie'ye gelecek olursam, üç kız kardeşin en büyüğü olmanın verdiği sorumluluk duygusuyla sönük kalmış ama güçlü bir kız. Babaları vefat edince kızların hepsi farklı yerlere dağılırken Sophie'ye şapka dükkanında kalmak düşüyor. Bir gün dükkana cadının gelmesi ile Sophie'nin sakin hayatı tepetaklak oluyor ve kendini yaşadığı kasabadan uzakta, Howl'un şatosunda buluyor.

Yürüyen Şato akıcı, şirin detaylarla ve sağlam karakterlere dolu bir kitap. Fantastikseverleri zaten tatmin eder çünkü kitabın her sayfası bu türün ögeleriyle dolu. Kitapta filmde olduğu kadar romantizm yok açıkçası o konuda hüsrana uğradım. Yine de okuduğum çoğu fantastikten iyiydi, kendine has konusuna akıcı üslubu eklenince baya güzel bir kitap oldu benim için. 

Yürüyen Şato'yu okumak isteyenlere tavsiyem önce filmini izleyin, öyle olunca okuması daha zevkli oluyor. Kitabı okuyanlar varsa görüşlerini bekliyorum, daha detayını öğrenmek isterseniz yine yorum atabilirsiniz. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...