18 Nisan 2016 Pazartesi

"Duygularınız Nisan Ayındaki Gibiyse..."

1 yorum:


Başlığı twitter üzerinden takip ettiğim bir hesaptan esinlenerek yazdım. Jane Austen - @austenzede - Mr. Darcy hayranı olan herkes için harika paylaşımlarda bulunuyor. "Eğer bana karşı duygularınız hala nisan ayındaki gibiyse hemen söyleyin. Benim duygu ve dileklerim hiç değişmedi. ama tek sözünüz üzerine bu konuyu ömür boyu kapatırım. "

Farkında olmadan mart bitti hatta nisanın sonlarına yaklaştık. Bitirme ödevimi düşündükçe bu durum beni baya geriyor, ilerlemem yüzde sıfır. İşte ayrıldım, bu aralar aldığım en güzel karar bu oldu. Yükselmenin ve eleman akışının hızlı olduğu yerler tam bir kurt sofrası, Allah orada çalışan nezaket sahibi herkese kolaylık versin. 

İşten çıkınca boş vaktim arttı tabi, haliyle kitap - dizi - film üçlüsüne daha çok bakar oldum. En son Her Yer Gökyüzü'nü okudum, ablasını kaybeden Lenni'ye odaklı şiirsel bir kitaptı. Başlangıçta hikayeye bodoslama dalıyormuş hissi verse de Lenni ve etrafa bıraktığı şiirleriyle kitap daha sakin bir hal alıyor. Detaylarla dolu kitapları çok seviyorum. Her Yer Gökyüzü minik detayları ve sıcak bir yaz akşamında, gökyüzünün altında boş boş oturmanın verdiği keyifle dolu bir kitap. Hatta yazarın tanıtıldığı kısımda tıpkı Lenni gibi en sevdiği ağacın altında boş boş oturmayı sever benzeri bir cümle vardı. Bence çoğumuzun en çok ihtiyaç duyduğu şey bu, bir süre boş boş oturmak, açık havada uyumak, rüya görmek ve bunun o kadar da boş bir iş olmadığını anlamak. Sanki şu an yapmak zorunda olduklarımız çok anlamlı, meh meh. Çoğu uzayda toz kadar önemsiz olan zorunlu şeyler.



Yazmadığım süreçte farkında olmadan iki tane Zack Synder filmi izledim. biri Watchmen, diğeriyle Sucker Punch. Watchmen  karanlık atmosferi ve alt metindeki mesajlarıyla akıp giden güzel bir film. Zaten kardeşimin önerisiyle açtığımdan beğeneceğimi bilerek izledim. ( Neleri sevdiğinizi bilen insanlardan film - kitap önerisi almak gibisi yok. ^.^) Sucker Punch hakkında iyi kötü bir sürü şey yazıp çizilmiş. Bence en az Watchmen kadar iyi bir kurguya sahip, hatta kendini vererek izleyen için hipnoz etkisi bile yaratabiliyor. Zack Synder'ın filmlerinde işlediği temalar hoşuma gitti. diğer bir filmi olan Baykuş Krallığı Efsanesi'ni izlemeyi çok istiyorum ama baykuşlardan ölümüne korkuyorum. *-* Hele bi' Evil Queen karakteri var, onu tam ekranda izlesem muhtemelen gece yatamam. Çekik gözlü baykuşları sevmiyorum, siz de sevmeyin. İnsanın rüyasını kabusa dönüştürüyorlar. Ama filmi çok merak ediyorum, yanıma birini ayarlarsam gündüz gözüyle izleyeceğim. ^^


Outlander'ın 2. sezonu başlayınca çok mutlu oldum. Takip ettiğim dizilerin çoğu mayısta başladığından Outlander da aklımda mayıs olarak kalmış. Hem mistik hem tarih kokan hem de İskoçları anlatan bildiğim başka bir dizi yok, varsa önerin izleyelim. =P Bu sezon ilk bölümde izleyiciyi fazlasıyla şaşırtan bir giriş yapıldı. Şu an Fransa'da devam ediyor ve nasıl ilerleyecek çok merak ediyorum. 

Bu aralar genel olarak okuyup - izlediklerim böyleydi. Umarım güzel günler geçiriyorsunuzdur. Hayallerimizi şimdiki zamanda uyguladığınız günler bizimle olsun, herkese iyi geceler. 

22 Mart 2016 Salı

İki Kitap & Aşkın Halleri

Hiç yorum yok:

İstiklal'deki patlamadan sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz ne garip. Millet olarak gerçekten tuhaf davranıyoruz. Bir yerde insanlar ölürken başka bir yerde indirim varmış hadi şuraya da bakalım diye gezenler oluyor. Patlamadan önce dışarıda olanlar koştur koştur evine gitsin demiyorum fakat bu rahatlık nereden geliyor çözemedim. Mağazadaki kalabalık akşama doğru anca dağıldı, ertesi gün de izin verdiler. Sonuç olarak pazar gününden beri evdeyim, seviyorum evde kalmayı. Bence tüm gün evde kalmanın tek kötü yanı geç yatıp geç kalktığım için zamanın çok çabuk geçiyor olması. Bugün anneme keşke ömrümün sonuna kadar evde kalsam, Barış evlense ben de onun çocuklarına baksam dedim. Öylesine bir konuşmaydı ama gerçek olsa güzel olurdu. Kırsalda büyük bir evde yaşasam, tarımla uğraşsam, istediğim kadar kitap okuyup yazsam ve tatillerde yeğenlerim için dünyanın en süper halası olsam falan. Güzel bir hayat olurdu. Hem sonsuza dek eve kapalı kalma gibi bir lanetim yok, bunalırsam bi' süre gezgin olup evime dönebilirim. Zamanı istediğimiz şeylerle doldurabilmek, asıl istediğimiz bu sanırım. 

Dediğim gibi bu aralar boşum, istediğim zaman kitap okumama engel olacak pek bir şey yok. ^^ Elimdeki kalın biyografi kitabını bitirdikten sonra rahat okurum kafam dağılır diye düşünerek Agapi'ye başladım. Agapi'yi zevklerine çok güvendiğim bir tanıdığımın önerisiyle edinmiştim.  İlk okuduğum Sarah Jio kitabıydı, diğerlerine bakacağımı zannetmiyorum günümüz dram türü eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Yazarın diğer kitapları daha çok o türe yakın diye biliyorum hatam varsa düzeltin. :3 Agapi ise dramdan çok aşk ağırlıklı, hatta aşk dolu bir konuya sahip. Yılbaşı için çekilen ve birkaç çiftin aşk hikayelerini ele alan amerikan filmlerine benziyor ama daha derin ve dokunaklı. Agapi aşkın bencil olmayan, onu o olduğu için kabullendiğin hali olarak geçiyor. Bakınız kitap aşkın türlerini şöyle tanımlıyor:

EROS: Hem fiziksel hem duygusal aşk. Aşkın bu türü tutkuyla doludur.

LUDUS: Bir oyun gibi oynanan aşk. Aşkın bu türünün en önemli parçası eğlencedir. Çiftler, bir araya gelmekten, karşısındakini etkileyip cezbetmekten hoşlanır. Ancak uzun süreli bağlılık sözü yoktur.
STORGE: Arkadaşlıktan doğan ve desteğe dayanan aşk. Güven dolu ve bağlılık gerektiren bir aşktır.
MANIA: Saplantılı aşktır. Duygusal iniş çıkışlar, kıskançlıklar hâkimdir.
PRAGMA: Kalbin değil aklın kontrol ettiği aşktır. Çiftler seveceği kişiyi mantığıyla seçer, kendisiyle benzer ilgi alanları, ortak değerleri olan birini arar.
AGAPI: Özverili, fedakâr, koşulsuz, bencil olmayan aşktır. Kişi kendini sevdiğine adar, karşılığında hiçbir şey beklemeden verir. Onu 'o' olduğu için sever. 


Ana karakter - adını unuttum - belli bir zamana kadar aşkın bütün hallerini bulup bir kitaba yazmakla yükümlü. 6 tür olduğunu ve 280 sayfalık kısa bir roman olduğunu düşünürsek kitap için rahatlıkla tamamen aşk üzerinden gidilmiş diyebilirim. Agapi bu açıdan yeni bir tatlıyı denemek gibi oldu. Her ne kadar tatlı sevsem de ağır olanları yiyemiyorum yarım kalıyor. Agapi minik ama çikolata dolu bir tatlı gibiydi diyebilirim. Bitirince duvara boş boş bakıp aşık olmam lazım dedim. Bahsedilen öylesine değil gerçek bir aşk çünkü. Çoğu insan yalnız kalmamak için sadece hoşlandığı ya da etkilendiği birine aşık olduğunu düşünüp aşık rolüyle yaşıyor ama bunun farkında bile değil. o_o Kitap bu açıdan kalbinizi aşka açın diyor işte ne bileyim sağlam bir yaklaşım olmuş. Tabi öyle günlerce etkisinde kalıp zombi gibi dolaşmama sebep olacak kadar vurucu değildi ama hatırladıkça güzel bir günün anısını düşünüyormuş gibi hissediyorum. Geri planda kalan mistik bir yanı da var, nesilden nesile geçen yetenekler ağır cadı triplerine girilmeden herhangi bir gen aktarımı gibi gösterilmiş. Yine de yazarın karakterlerini belli bir yüzeysellikte tuttuğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belki kitap 280 değil de 380 sayfa olsaydı bu yüzeysellik dağılırdı belki de bu sefer tatlı ağır gelirdi bilemedim şu an. Öneren arkadaşa tekrar teşekkür ediyorum, okumam gereken kitaplardan biriymiş Agapi. 


Can Yayınları'nın Gotik - Romantik serisini keşke set olarak alsaydım diyorum. Şiirsel anlatımı bozmayan kaliteli çevirileri var ve kapak tasarımları çok hoş. ^^ Undine ve Gece Tabloları'ndan sonra Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi ile setin üçüncü kitabını almış oldum. Kitap için söyleyeceğim ilk şey şu ki gerçekten tam bir labirent. Kısa olmasına rağmen tüm o tesadüfler, entrikalar, oradan oraya kaçmalar ve benzeri her şey hem çok basit hem de o kadar karmaşık ki okurken neye uğradığımı şaşırdım. Yazar dönemine kıyasla hoş bir hikaye yazmış, eminim dönem okuyucuları fazlasıyla şaşırarak okumuştur ama çoğu tesadüf  günümüz okuyucularının klişe diyeceği şeylerden oluşuyor. Gotik türü içinde değerlendirdiğimde ise gerçekten başarılı bir eser olduğunu söyleyeyim. Genelde gece geç saatte okuduğumdan ara ara ürperdim eheheh hayaletler her yerde. :3  Kitabın kırsal alan mekanları bile şatonun uzantıları gibiydi. Sürekli birilerinin bayılması ise ilginç geldi, eğer kitap gerçekten dönemin davranışlarını yansıtıyorsa kadınlar en ufak şeye baygınlık geçiriyormuş ne garip . =D Erkeklerse genel olarak açılmayan paslı kapılara omuz atmakla meşgul. Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi kısa ama türünün sevenlerini tatmin edecek bir kitap. Şimdiki arayışım aynı türde yazılan ama güçlü kadın karakterleri barındıran kitaplar üzerine, sanırım Carmilla öyleydi. 

Agapi ve Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi mart ayında okuduğum iki güzel kitap oldu. Bugün Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'e başlayacağım, uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, dün bir kitap yorumuma adsız biri tarafında komik bir yorum gelmiş. Kitap incelemelerimle hiçbir zaman övünmedim hatta çoğunu çok kötü bulduğumdan kaldırmak istiyorum ama yine de tutuyorum. Sanırım yaşça küçük birisi o yüzden yayınlama gereği duymadım. Ama benzeri bir durum tekrarlansın istemem. O yüzden lütfen internetteyim rahatım diye düşünerek yazmayın, karşınızda insan var. :D Bunu da belirterek yazımı sonlandırıyorum, herkesle iyi günler, dikkat edin kendinize.

5 Mart 2016 Cumartesi

Bir Adet Neler Yapıyorum Yazısı

4 yorum:
   Hayalet olarak gezdiğim kış aylarının çoğu gününde bloga yazmak için sayfayı açıp açıp kapattım. Zaten üşengeç bir insanım ama bu seferki tavan yaptı. 2016'nın ne kadar kötü başladığından bahsetmek istemiyorum ama tüm ölümler gerçek anlamda kalbimi yordu. Kitap okuma isteğim yoktu, yazmak da istemedim. 2015'in son çeyreğinden itibaren akrabalarım vefat etmeye başladı, sonra çok sevdiğimiz sanatçıların da gitmesiyle ölüme daha bir aşina oldum. Her yıl bize belli birikimler katar, 2016 bana beklenen ve beklenmeyen ölümlerin nasıl hissettirdiğini öğretti, alıştım mı hayır ama bir yerden başlayacaktık zaten.


   Bu arada sizce de havalar çok sinir bozucu değil mi, güneş var ama değişik bir şekilde hem üşütürken hem de deli gibi terletiyor. Tüm gün dışarıda olacaksam gece üşürüm diye montla çıkıp bütün gün terleyerek geziyorum. -_- Dün yağmur yağarken güneş ısrarla gitmedi, güneş gözlüksüz çıktığıma pişman olarak ve önümü göremeyerek yürüdüm. Mart ayının dengesiz hallerini sevmiyorum, keşke nisana kadar hiç güneş açmasa. ^^

Bloga girmediğim sürede okuma tarzımda bazı değişiklikler oldu. En sevdiğim kitap konuları hala fantastik - gotik ağırlıklı olmakla beraber bu türde okuduklarımın çoğunun popüler kültür kitapları olduğunu ve artık edebi açıdan beni tatmin etmediğini fark ettim. Bununla alakalı "Annemin Kitapları" başlıklı bir yazı yazmak istedim fakat ehehehe neyse giremedim. Evde annemin gençken okudukları ve yeni aldıklarından oluşan baya güzel kitaplar var. Biraz onlara yönelmek istiyorum. Bir hevesle gelecekte kütüphaneme koyarım diye tuttuğum kitapları da Ukitap'ta takasa koydum, istediklerimi değiştirdim. Instagram hesabımda yeni gelenleri paylaşmıştım, özellikle Marquez'in iki kitabını daha bulunca çok mutlu oldum. Okunmayı bekleyen yetmişten fazla kitabım olduğundan çok gerekmedikçe satın almıyorum. Zaten takasla da çok güzel kitaplar bulabiliyorsunuz. Kitap zevkimizin hemen hemen aynı olduğunu düşündüğüm ve blog sayesinde twitterdan tanıştığım biri var, Sarah Jio'nun Agapi'sine bayılmış. Takasla onu da buldum elimdeki kitap biter bitmez başlayacağım. Bütün bunların yanında beni bekleyen bitirme ödevim ve okunması gereken kaynakçalarım var. Hiç başlayasım gelmiyor ama bakalım ne yapacağım. ^.^


  Peki bu aralar ne okuyorum & izliyorum?  2 - 3 haftadır Michael Jackson'la alakalı bulduğum her şeyi okuyup izliyorum. :3 Otobiyografisi olan Moonwalk'u ve menajerinin yazdığı bir kitabı okudum, ikisini de çok beğendim. Kitaplar hakkında bir yorum ya da inceleme yapmak istemiyorum, Michael Jackson'ın hayatına ilgi duyuyorsanız okuyun derim. Şu an da yine MJ'nin hayatını anlatan başka bir kitap olan Michael Jackson, Büyülü ve Çılgınca Bir Yaşam'ı okuyorum. Bu aralar büyük başarılara imza atmış dehaların hayatlarına iyice merak sardım. Nikola Tesla'nın hayatını anlatan kitaplara başlamak istiyorum mesela. 

Neil Gaiman'ın Lucifer'i dizi oldu, pilot bölümünü fazlasıyla beğenmiştim. Devamını da izliyorum ama pek ahım şahım buluğum söylenemez. Özellikle eskinin porno film oyuncusu şimdinin dedektifi olan sarışın kızı sevmedim, gereksiz kasma geldi bana. Lucifer'in cehennemde sıkılıp dünyaya tatile gelmesini anlatan dizi boş zamanınız varsa izlenebileceklerden. 

Oscar'ın sağlam adaylarından The Danish Girl mutlaka izleyin dediklerimden. Eddie Redmayne en ince detaylarına kadar o kadar güzel bir performans sergilemiş ki keşke Oscar'ı o alsaydı dedim. 

Yazmak istediğim birkaç şey daha vardı sanki ama aklımdan çıkmış. :3 O zaman bir yazının daha sonuna geldik diyelim, gidip evi toparlayayım biraz. Şimdiden iyi pazarlar, güzel kitaplar okuduğunuz güzel saatleriniz olsun. ^.^

29 Şubat 2016 Pazartesi

Hala Buradayım!

4 yorum:

http://carlylyn.deviantart.com/art/A-Beauty-for-the-Beast-Painted-376471548
Bloga yazamıyorum, diğer hesaplarda paylaşımı minimuma düşürdüm ama hala buradayım. İlk fırsatta yazmadığım dönemde neler yaptığıma dair bir post yayınlayacağım, gerçekten  yazıp kaçmayacağım bu sefer. :D Yorumlara cevap veremediğim için kusura bakmayın biraz değişik bir dönemden geçiyorum fırtına öncesi sessizlik gibi. (Fırtına için bkz. Bitirme Ödevi, KPSS, ALES vs.) Hiçbir şey yapasım gelmiyor bu yüzden. Ölümlere üzülüyorum, Umberto Eco, Harper Lee, Alan Rickman ve David Bowie daha 2016'nın çeyreğini bitirmeden aramızdan ayrıldı, bu kadar ölüm böyle bir zamana nasıl sığdı anlam veremiyorum. Her neyse, bir girip merhaba demek istedim, umarım iyisinizdir ve çok güzel kitaplar - film & diziler keşfetmişsinizdir. En yakın zamanda görüşmek üzere ,herkese mutlu günler! ^_^

5 Şubat 2016 Cuma

Senden Önce Ben - Jojo Moyes Kitap İncelemesi

8 yorum:
Jane Austen Hayatımı Mahvetti kitabını duymuş muydunuz? Değişik bir ismi var, ilk çıktığında ilgimi çekmişti. Jane Austen'ın mutlu sonla biten aşk hikayelerini bulmak için İngiltere'ye giden bir kadını anlatıyordu sanırım pek hatırlayamadım şimdi. Zaten dikkat çekmek istediğim nokta konusu değil, kitabın ismi. Senden Önce Ben bittikten sonra yaşadığım boşluk ve şokun ortasında aklıma bu kitabın ismi geliverdi. Çünkü Senden Önce Ben hakkında söylemek istediğim ilk şey şu ki, Jojo Moyes hayatımı mahvetti. En azından kitabı okuduğum geceyi ve bu hissin ne zaman geçeceğini bilmediğim bütün gecelerimi. 

















Senden Önce Ben'i almam fotoğrafta anlattığım gibi oldu. Filmi haziran ayında çıkacakmış, fragmanı o kadar içime işledi ki ne olacağını mutlaka öğrenmem lazım diyerek hemen peşine gidip kitabını aldım. Çevremde kitabı baya okuyan olduğu için yorum yazmayın diye not bile düştüm zevkim kaçmasın diye. Kitaba dün gece yarısına doğru başladım sabaha karşı dörtte biraz uykum gelince son yetmiş sayfayı ertesi güne bıraktım. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar çabuk okumamıştım. Sanırım Senden Önce Ben'i bana okutan asıl şey merak değil umut oldu. Ağladığım bir film fragmanının  kitabını okuyup biraz daha ağlayayım diye almadım tabi ki, sonunda iyi bir şeyler olacağını görmeye ihtiyacım vardı. Bunun heyecanıyla sayfaları elimden geldiğince çabuk okudum, gereksiz gördüğüm paragrafları göz gezdirip atladım hatta. Normalde kitapları çok hızlı okumayı sevmem, çok sevdiklerimi bile ara vererek, tadını çıkartarak okurum.*.* Senden Önce Ben'in konusu sona yaklaşmak için hızlı okuturken karakterlerin, özellikle Lou'nun ailesiyle olan yaşantısı durup incelemek isteyeceğim bir şey gibi daha ağırdan alma isteği uyandırdı. Hepsi kendine has insanlardan oluşan küçük ve çok şirin bir ailesi vardı. En çok da bu ailenin abartıdan uzak ve gerçekçi detaylarla oluşturulmuş olmasını sevdim. 



























Sayfalar boyunca Lou ve Will'in arasındaki bağın giderek güçlenmesine tanık oluyorsunuz. Ve Will'in bu bağı tek seferde kesip atabilecek bir hastalığı var. Lou evinde küçük odadan büyük olana geçince rahatladığını düşünüyor ama aslında kalbi küçük odada gittikçe sıkışmaya devam ediyor. (Buraları yazarken oturduğum yerde kalbim sıkıştı o yüzden es geçiyorum. :( ) Jojo Moyes öyle bir yazar ki klişe dediğimiz olayları en gerçekçi haliyle okuyucuya sunuyor. Adeta al sana klişe diyerek tokat atıyor, soğuk bir rüzgarla gelen sert yağmur gibi yüzümüzü dövüyor. Will & Lou ikilisinin eğlenceli diyaloglarıyla sakin sakin yol alırken birden bire karşımıza çıkan fırtınayla baş başa kalıyoruz. Yazara bunu neden böyle yaptın deme hakkınız olmuyor pek, zaten ağlamaktan bir şey demeye haliniz kalmıyor.

Yazımın başındaki "Jojo Moyes hayatımı mahvetti. " girişini umarım anlatabilmişimdir. Uzun zamandır ilk defa bir kitabı okurken bu kadar çaresiz ve korkmuş hissettim. Kitabını okurken bu hallere düştüğüm bir hikayenin filmine gitmeyi düşünmüyorum. Ya da bilmiyorum belki giderim ama çıkışlara acil durum için ambulans vs. bir şey koysalar fena olmaz. -.- Aşkın dostluk bağıyla birlikte nasıl güçlü bir duygu olduğunu gereksiz süslemelerden uzak diliyle aktaran Jojo Moyes'a teşekkürler. Ayrıca o sahneyi yazmadığın için ekstradan teşekkürler, kim bilir belki de yazamadın. Ben olsam yazamazdım. 

22 Ocak 2016 Cuma

Neler Okudum & İzledim #3

5 yorum:
Bu aralar eskiye oranla kitap okuma hızım biraz daha arttı. Bunda üç gündür izinli olmamın da etkisi var tabii. İki gün boyunca tüm gün evdeydim, bütünleme sınavına çalıştığım sıkıcı saatleri saymazsak güzel geçti diyebilirim. Özellikle soğuk günlerde evde kalıp, geç kalkıp istediğim gibi takılmayı seviyorum. Zaten uyandıktan sonra kendime gelmem bir iki saati buluyor, ardından biraz boş boş takılma ihtiyacı duyuyorum. :D Sonra kitap - dizi - film üçlüsüyle tüm gün  baş başa kalıyorum. ^.^ 


Bugün beşte iş başı yapacağımdan yazıyı biraz çabuk bitirip hazırlanmam gerekiyor. O yüzden lafı uzatmadan dün izlediğim La Belle Et La Bete - Güzel ve Çirkinden bahsetmek istiyorum. Güzel ve Çirkin masalını bilmeyen yoktur, canavara dönüşen prens ve onu sevgisiyle eski haline dönüştüren kızın hikayesi. 2014 yapımı olan filmi daha önce internette görmüştüm ama nedense izlememiştim. Sanırım film hakkında  kötü yorumlar vardı. Bu arada bayadır film izlememiştim o yüzden iznimin son gecesinde güzel bir şeyler izleyeyim dedim. Film sitelerinde dolaşırken Güzel ve Çirkin'in fragmanına denk geldim, tam sevdiğim tarzda karanlık bir masal gibi duruyordu. Çarşamba gecesi ertesi günkü bütünlemeye çalışırken filmi buldum, yarın izlerim diye baya bi' heyecan yaptım. Hatta şansıma bir ara internet gitti sonra neyse ki düzeldi. :D


Fransız yapımı olan film görsel olarak şahane. Etrafta güllerle dolu soğuk ama güvenli bir bahçe var, bahçenin merkezindeyse canavarın yaşadığı kocaman şato. *-*  Anlatım diliyse oldukça şiirsel, şatonun bahçesinde esen sakin bir rüzgar gibi. Filmin eksik bulduğum tek yanı biraz kısa olması. Belle ve canavarın arasındaki aşk çok hızlı oluşuyor, o kısımların biraz daha üstünde durulabilirmiş. Kısacası Güzel ve Çirkin'in bu versiyonunu çok sevdim, izleyecek romantik - fantastik film arıyorsanız mutlaka bir bakın derim. ^.^


Akşam Yıldızı'nı geçtiğimiz günlerde bitirdim. Tarihi aşk romanlarını seviyorum, genelde aynı mutlu sonra biten kafa rahatlatıcı şeyler oluyorlar. =) Bu türden çok fazla okumadım gerçi, fazla mıçmıç bir hikayeyle karşılaşmamak adına sevdiğim bloggerların önerdiği birkaç kitabı aldım sadece. Akşam Yıldızı da tatlı kıs Benherneysemo'nun aldıkları arasındaydı. Sevdiklerini kaybetmiş soğuk bir adam ile yarı İskoç - yarı İngiliz (çoğunlukla İskoç .d.d ) inatçı bir kızın arasında geçenleri anlatıyor, güzeldi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca Akşam Yıldızı bir serinin de ilk kitabı. Goodreads'den devam kitaplarını inceledim, Akşam Yıldızı kadar beğenilmemiş o yüzden büyük ihtimalle seriye devam etmeyeceğim. :D Klasik bir romance olsa da İngiltere'nin fırtınalı bozkırlarında geçmesi benim için diğerlerinden ayıran, artı bir unsur. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. 



Go! Kitap'tan çıkan Komik Bir Hikaye dün elime ulaştı. Annem sana kargo gelmiş dediğinde İdefix'ten verdiğim sipariş geldi sandım ama sonra Komik Bir Hikaye olduğunu görünce baya sevindim. Kitabı dün az da olsa okudum, komik ve rahat okunan bir dili var. Ana karakter Craig'e şimdiden bayıldım, yazının bitiminde psikologuyla yaptığı ufak bir diyalogu paylaşacağım neden sevdiğimi siz de anlarsınız. :D Kitabı en geç bu pazar bitirmiş olmak istiyorum, hızlı okuyabileceğim bir kitap zaten iş çıkışları biraz vakit ayırsam yeter. ^.^

Bir yazımın daha sonuna geldim. Şimdi hazırlanıp üç gündür gitmediğim işe gideceğim. -.- Bakmayın uzun zamandır gitmedim diye gidesim gelmiyor yoksa çalışmak güzel şey, yazın tüm gün evde kala kala sıkıntıdan patlıyordum. Biraz da sıcağın etkisi vardı ama neyse. Dediğim alıntıyı paylaşıp kaçayım, herkese iyi günler! =) 




19 Ocak 2016 Salı

Kitap Tanıtımı: Komik Bir Hikaye - Ned Vizzini

Hiç yorum yok:


Tür: Genç-Yetişkin Çağdaş Kurgu
Çevirmen: Ebru Sürmeli
Editör: Nurten Hatırnaz
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Go Kitap! 
Yayın Tarihi: Ocak 2016

New York şehri sakinlerinden on beş yaşındaki Craig Gilner hayatta başarılı olmaya kararlıdır. Bunun için de önce doğru liseye, sonra doğru üniversiteye, sonra da doğru işe girmelidir. Ama olaylar hiç de umduğu gibi gelişmez ve Manhattan’ın en zorlu liselerinden birine kabul edilmesiyle birlikte hayatı çekilmez bir hal alır.  Depresyona giren Craig yemek yiyemez, uyuyamaz ve bir gece kendini öldürmeye karar verir. 

İntihar kararıyla birlikte acil servisin yolunu tutan Craig kendi isteğiyle psikiyatri kliniğine yatar ve seks bağımlısı travesti, makasla yüzünü kesen genç kız, yerçekiminden korkan çocuk gibi birbirinden ilginç karakterlerden oluşan hastaların arasına karışır. Craig burada, onu yiyip bitiren endişelerinin kaynağıyla yüzleşme fırsatı yakalayacaktır.

Çıkmasını merakla beklediğim bir kitaptı ayrıca filmi de varmış okuduktan sonra izlerim. =) Konusu nedense bana biraz Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı hatırlattı bakalım benzer yönler bulacak mıyım^^
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...