2 Eylül 2015 Çarşamba

Yabancı Yayınları'ndan Yeni Kitap: Lola ve Komşu Çocuk

Hiç yorum yok:

1 Eylül 2015 Salı

Bu Aralar Neler İzledim? (Temmuz - Ağustos 2015)

Hiç yorum yok:
Yaz tatilinde yapılacak en iyi şeylerden biri de yeni diziler & filmler keşfetmek. 2015 yazının büyük bir kısmını evde pinekleyerek geçirdiğim için film /dizi izlemeye bol bol vaktim oldu. "Alınacaklar Dosyası" adlı yazımda izlenecek filmler klasörü açtığımdan bahsetmiştim, izleyecek film ararken vakit kaybetmemek adına oradan seçim yaptım falan. :3 Bir de başladığım bir - iki dizi oldu. Bu yazım temmuzun son haftasından şimdiye kadar izlediklerim hakkında olacak, bakalım neler izlemişim? =)

The Phantom of the Opera

Gaston Leroux'un 1909 yılında yayınlanan kitabından uyarlanan 2004 yapımı müzikal tadındaki bu film bizleri Paris'e, görkemli bir operaya ve onun gizemli olaylarına götürüyor. Aslında filmi taa ilk çıktığı zaman sinemada izleyecektim ama uygun seans bulamamıştık. İyi ki de öyle olmuş diyorum, hem hayaletin aşkını hissedemezdim hem de biraz korkardım büyük ihtimalle. :D Bir genç kızın müzik meleği ile çocukluk aşkı arasındaki gelgitleri, hayaletin hüznü, bolca gizem ve harika şarkılar barındıran filmi çok sevdim, hayalete aşık oldum. :( Gerard Butler role cuk oturmuş, bir bakış atıyor ki kızlar ekrandan çıkıp kalbinize işliyor resmen. (Fangirl modum için kusura bakmayınız.) Operadaki Hayaleti izledikten sonra Gerard Butler'ın başka filmlerine geçtim, yazımda onlardan da bahsedeceğim. Bu arada hemen ardından kitabını okudum, film kadar aşk odaklı değildi ama  hayaleti daha yakından tanıdığım için kitabını daha çok sevdim. Eğer hala izlemediyseniz önce filmini izleyip ardından kitabını okumanızı tavsiye ederim. Filmden hikayenin temelini alıp kitaba geçmek güzel olmuştu. :) 

P. S. I Love You 

Operadaki Hayalet'in ardından Gerard Butler'ın başka filmlerine geçmek istedim, ilk film hepimizin en azından televizyonda denk geldiği P. S. I Love You oldu. Daha önce birkaç kez parça parça da olsa televizyonda izlemiştim, açıkçası çok ilgimi çekmemişti. Bu sefer oturup bütün izleyeyim dedim. Duygusal bir dönemime geldiğinden midir yoksa dağ gibi adamın ölümünden mi bilmiyorum ama  hatırlama amaçlı fragmanına baktığım andan itibaren ağladım moralim altüst oldu. Böyle filmler yapmasınlar ya da duygusalken izlemeyiniz uyarısı falan düşsünler. :( Peşine romantik - komedi açmama rağmen ı ıh yani işe yaramadı. Ne diyeyim Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. Muhtemelen bu yazıyı okuyan herkes filmi izlemiştir, kimileri tekrar izleyecek kadar beğenmiş de olabilir. Evet ben de beğendim ama duygusal iken izlememenizi tavsiye ederim, o_o


:'(((((((((

The Ugly Truth

P. S. I Love You şokundan sonra yine Gerard Butler ile devam ederek romantik - komedi türünde bir filme geçtim. Bu arada uzun zamandır ilk defa bir oyuncunun filmlerini peş peşe izleyesim geldi, normalde sapık gibi aynı adamı takip etmem yani. :D Neyse, kendimi açıklama çabalarımı bir kenara bırakıp filme geri döneyim. The Ugly Truth konu olarak çok ilgimi çeken bir film oldu. Biraz He's Just Not That Into You'ya benzettim, aynı durum farklı şekilde işlenmiş gibi. Gerard Butler erkeklerin kadınlarda ne aradığını acımasızca anlattığı televizyon programı ile ünlenen birini canlandırırken Katherine Heigl ise doğru adamı arayan takıntılı bir yapımcı olarak karşımıza çıkıyor. İkilinin yolu aynı televizyon kanalında birleşince Mike (Gerard) Abby'e (Katherine) istediği erkeği elde etmesi için yapması gerekenleri anlatıyor bir nevi kızı bu yönde eğitiyor falan. Filmi izlerken eğlendiğim pek çok yer oldu ama genel olarak biraz klişe geldi. Boş vaktiniz varsa izleneceklerden biri diyeyim. ^.^


Law Abiding Citizen

Yazımda geçen son Gerard Butler filmi Law Abiding Citizen olacak. Birisi tüm ailenize zarar verdiği halde hak ettiği suçu almazsa intikam için ne kadar ileriye gidebilirsiniz? sorusuyla yola çıkan film polisiye- gerilim türünde. Bu türden çok fazla film izlemesem de benzer yapımların gerisinde kalmış diyebilirim. Gizem- gerilim düşük seviyedeydi, finali sönük geldi. Gerard'cığımın hatırına izlediğim son film oldu, kapanışı eh meh yaptık yani. :3











How to Lose a Guy in 10 Days

Romantik - komedi türündeki filmleri seviyorum, kafa dağıtan eğlenceli şeyler izlemek iyi geliyor. How to Lose a Guy in 10 Days erkek karakterin herhangi bir kadını on gün içerisinde kendine aşık edebileceği iddiası ve şans ki bulduğu kızın 10 gün içerisinde bir erkeğin kendini terk etmesini sağlaması gerekmesi üstüne kurulu bir film. Oyuncuları çok iyi, konu güzel, diyaloglar eğlenceli vs. ^.^ Benim gibi boş zamandan çok neyim var diyorsanız kafa dağıtmak için izleyebilirsiniz.












Sense8
Yazımdaki tek dizi sanırım Sense8 olacak. Aslında Sense8 için ayrı bir yazı yazarım diye düşünüyordum ama hazır izlediklerim başlığı açmışken aradan çıkartayım dedim. :P Tür olarak bilim - kurgu odaklı olan dizi 12 bölümle ilk sezonunu tamamladı. Konuya gelecek olursam, farklı ülkelerden 8 kişi var, bunlar bir şekilde birbirlerinin yerine geçebiliyor, aynı anda aynı yerde olabiliyorlar. (İkisi Amerika'nın farklı eyaletlerindendi.) Bunu yapabilen başka insanlar da mevcut ama herkes kendi kümesi içinde hareket edebiliyor. İşte bu durumun çevresinde gelişen olaylar, karakterlerin yaşadıkları vs. dizinin ilk sezonunu oluşturuyor. Konuyu üstünkörü anlattım ama izleyip görmek daha iyi olur. İzlerken başlarda n'oluyoruz neden herkes ingilizce konuşuyor nedir ki bu falan olmuştum, ilerledikçe hani aksiyon nerede moduna girdim ardından karakterlere bağlandım ve sonuç olarak beğenerek bitirdim. ^.^ Değişik, izlemesi keyifli bir dizi. Bölümler genel olarak karakterlerin hayatına odaklı, 8 kişi ve 8 farklı hayat detaylıca anlatılmış. Sense8'e başlarken karakterden ziyade olay odaklı bir dizi beklediğim için ilk üç - dört bölümü biraz sıkılarak izledim. Ama daha sonra hem aksiyon sahnelerinin artması hem de tanıtılan karakterlere alışmam ile diziye bağladım, sevdim baya. Yapım şirketi dizinin tek sezon olmasını düşünüyormuş  sonradan devam ettirmeye karar vermişler. Umarım yeni sezonu çok beklemeyiz, bilim - kurgunun drama ile karıştığı şeyleri seviyorsanız Sense8'e bir göz atın derim.

Temmuz sonu - Ağustos 15'i arası izlediklerim bunlardan oluşuyordu. Tabii devam ettiğim başka diziler de var, onları ayrı başlıklarda tek tek inceleyeceğim sanırım. Bu arada normalde bu yazıyı ağustos bitmeden yayınlamış olacaktım ama bir hafta önce ağır bir gribe yakalandım, kitap okuyasım bile gelmedi. Havalara dikkat etmek gerekiyor, gündüzleri sıcak olsa da gece rüzgarı tehlikeli, nasıl olduğunu anlamadan soğuk algınlığına yakalanıyorsunuz. o.o 

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Buzkentin En Soğuk Kızı - Holly Black / Kitap Yorumu

8 yorum:


Merhabalar, bugünkü yazım Artemis Yayınları'ndan çıkan Buzkentin En Soğuk Kızı hakkında olacak. Kitabı okumayı çevrildiği andan beri istiyordum ama Türkçe'si çıktığında çok yoğun bir dönemdeydim, alamadım falan. Geç olsun da güç olmasın diyelim, en azından boş vaktimde rahat rahat okumuş oldum. :3 Öncelikle şunu  söylemeliyim ki Holly Black'in vampirlerini çok sevdim.  *.* Konuyu bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim: Buzkentin En Soğuk Kızı vampirleri anlatıyor. Vampirlerin açığa çıktığı bir dünyada insan ölümlerini olabilecek en az düzeye indirmek amacıyla kuruşmuş Buzkentler var. Bir nevi vampir hapisaneleri olan bu yaşam alanlarına vampir olmak umuduyla gelen insanlar da girebiliyor. Ama şöyle ki, girmek ne kadar kolaysa çıkmak da o derece zor. Zaten buzkentlere giden insanların çoğu vampirlerin yemeği oluyor, dönüşmek istiyorsanız şansınız yaver gitmeli, insan sayısı yeterince azken vampirlerin  yenidoğanlara ihtiyaçları yok yani. 


Kitabın geçtiği zamandaki insanların yerine kendinizi koyun, vampirler gerçek, ölümsüzlük gerçek. İnsanlar geceleri güvenli olmayan sokaklarında yaşayıp rutin işlerine devam ederken başka bir yerde sizden her açıdan üstün büyüleyici yaratıklar var. Bu da özellikle ergenlik çağındaki kesimin hayattan soğumasına, ölümsüz olabilmek için buzkentlere gitmesine neden oluyor. İnsanlar vampirlerin nereden geldikleri konusunda hala bilgisiz, bunun bir çeşit virüs mü yoksa bedeni ele geçiren karanlık güçler mi olduğu bilinmiyor. Çoğu insan için onlar buzkent balolarında izledikleri görkemli yaratıklar. Sonsuz gençlikleri ile yaşayıp eğleniyorlar, en azından televizyonlar ve internet yayınları onları böyle gösteriyor.

Holly Black'in vampirlerini çok sevdim demiştim, buradaki vampirler diğer kitaplarda okuduklarıma kıyasla daha hüzünlü varlıklardı. Okurken duygularındaki gel-gitleri hissedebiliyordunuz. Vampirlerin psikolojik durumlarını bu kadar detaylı aktaran başka bir kitap okumadım sanırım. Belki Dracula'yı yarıda bırakmasaydım durum böyle olmayabilirdi tabii bilemedim şu an. =D Holly Black'in yarattığı vampirler ara ara kötüleşen bir rüyada gibilerdi, sıradan şeylerle ilgilenirken bir an delirebiliyorlardı. İlk defa bir kitapta vampirlere bu kadar takıldım, gerçekten ilginçti ve okuyucuyu ölüm - sonsuz yaşam ikilisini düşünmeye itiyordu.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Alınacaklar Dosyası

15 yorum:
Herkese merhaba! ^.^ Haziran ayının sonunda almak istediğim kitapları unutmakla alakalı bir yazı yazmıştım, hatırlamak isterseniz buradan bakabilirsiniz. Bu gerçekten canımı sıkan bir durumdu. Unutkan yanımı hiç sevmezken  üstüne bir de almak istediğim o şirin kitapları unutuyor olmam... :( Neyse detayları yazımdan bulabilirsiniz, çözümünü de buradan. :3 Çok sevdiğim bloggerlardan biri olan  Kütüphanemden Kitap Manzaraları'nın önerisi ile kendime bir "Alınacaklar" klasörü açtım. Sonra içine yayınevlerine ayırdığım klasörler ekledim ve aklıma gelen kitapları yerleştirdim. (Yazar bu kısmı anlatırken çok mutlu. =') ) Artık kitap alacağım zaman kararsız kalmama & çok düşünmeme gerek yok. Ayrıca almak istediğim kitaplar gördükçe klasöre ekliyorum, böyle böyle Tüyap'a kadar baya kitap birikecek sanırım heheheh.




Resimde gördüğünüz şekilde ayrı ayrı klasörler açtım. Şimdilik aklıma gelenler bunlardı, farklı kitaplar ve farklı yayınevleri ekledikçe klasör sayısı artar tabii. Böyle düzenli bir sisteme geçmek gerçekten çok iyi oldu. Almak istediğim bir kitap olunca tek yapmam gereken resmini sürüklemek olacak.













Dosya içlerine kitap - yazar ismi olan kapak resimlerini koydum, almak istediğim serileri direkt seri olarak ya da ilk kitabıyla kaydettim. Bundan sonra hangi kitabı alsam diye düşünmeyeceğim, o konuda içi rahat. Aynısını izlemek istediğim filmler için de yaptım, bazen izleyecek bir şey ararken neredeyse film  uzunluğunda zaman harcadığım oluyordu o sorunu da ortadan kaldırmış oldum. Bu şahane fikir için Kütüphaneden Kitap Manzaraları'na çok  teşekkürler. ^_^

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Eksik Parça - Michelle Hodkin / Kitap Yorumu

Hiç yorum yok:

Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün... Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini, Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını, Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını, Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini, Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü, Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün. Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere…

2015'in en kafa karıştırıcı kitabını yorumlamak üzere karşınızdayım. Eksik Parça'yı okumaya başladığım andan itibaren gizem - gerilim  dolu satırların etkisi beni sardı sarmaladı arkadaşlar ayıptır söylemesi biraz da beynim sulandı. :D Uzun zamandır saatlerce bir kitabın başında durmamıştım onun da etkisi var tabii. Bu kitabın yorumunu yapmadan önce bir iki bilgiyi tazelemeliyim sanırım, yoksa ortaya kopuk bir şeyler çıkacak.

Ana karakterimiz Mara, lise öğrencisi, 17 yaşında, iyi bir aileye sahip fakat yaşadığı travmanın ardından psikolojisi ağır derecede bozulmuş biri. Okurken bunu ciddi ciddi hissediyorsunuz, özellikle  de Mara'nın zaman kavramını kaybettiği sayfalarda. *.* Kitabın giriş kısmı okuyucuya bol miktarda soru işareti veriyor. Başlarda sanki kopuk sahnelerden oluşan bir film izliyor gibiyiz. Aslında Eksik Parça'nın sadece psikolojik- gerilim , gizem  kısmına bakacak olursak tüm kitap için kopuk bir film diyebilirim. Mara'nın zihni bulanık bir su gibi ve onunla beraber okuyucu da önünü göremeden yüzüyor. 


Kitap ilerledikçe yazar bu kafa karışıklığını dengelemek adına önümüze  klişe olaylar, bilindik karakterler koyuyor. Bu kitabın biraz sıradanlaşmasına neden olmuş gibi. Ama gizem perdesi devam ettiği için bunu görmezden gelebiliyorsunuz. Zaten daha sonra başta bilindik gelen karakterler kendilerine has özellikleriyle öne çıkıp kitaptaki gizemin bir parçası oluyor.

7 Ağustos 2015 Cuma

Yaz Tatilinde Okuyabileceğiniz 10 Kitap

12 yorum:

Yaz tatilinde deniz kum güneş üçlüsünden uzaktaysanız ve evinizde sıkılarak oturuyor, internette vakit öldürüyorsanız daha eğlenceli ve daha faydalı bir aktiviteye geçebilirsiniz, yani kitap okumaya. ^.^ Son zamanlarda evde çok sıkılıyorum ve bilgisayar başında vakit geçirdikçe gereksiz yere zaman öldürdüğümü fark ettim. Eminim benimle aynı durumda olan bir sürü kişi vardır. Yazın bu boş vaktinizin çoğunu kitap okumaya ayırabileceğinizi düşünerek 10 kitaptan oluşan bir okuma listesi hazırladım. Bu kitapların hepsi beğenerek okuduğum, rahatlıkla tavsiye edebileceklerimden oluşuyor. Ayrıca seçtiklerim yaz sıcağında okunması kolay olan, akıcı kitaplar. İçlerinde okuduklarınız varsa ya da tüm listeyi okuduysanız yorum olarak yeni kitaplar önerirseniz  sevinirim. Ve işte 10'dan geriye sayarak yaz okuması kitap listem geliyor. :3 

10. Koralin ve Gizli Dünya - Neil Gaiman

Koralin Neil Gaiman kaleminden çıkan kısacık bir fantastik öykü. Kapıların ardında, dolapların ya da devasa ağaçların içinde farklı dünyalar olduğuna inanarak büyüdüyseniz bu hafif ürpertici hikayeyi çok seveceksiniz. Ayrıca kitabın filmi de yapılmış, okuduktan sonra onu da izleyebilirsiniz.


9.  Silber - Kerstin Gier

Silber yeni bitirdiğim ve listeye koyacak kadar sevdiğim bir kitap. Rüyalarda kaybolmak isteyen herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Ayrıca yazarın anlatımı ve yarattığı karakterler çok iyiydi. Pegasus Yayınları'nın bu yaz çıkarttığı en iyi kitap olduğunu düşündüğüm bu şirin kitabı her fantastik sever okumalı derim. ^.^


8. Dikkat! Aşk Çıkabilir - Asude

Dikkat Aşk Çıkabilir  bu listenin en eğlenceli kitabı sanırım. :3 İlkim ve Martin'in zoraki evliliklerinden doğan aşklarını romantik komedi tadında anlatan harika bir kitap. Yalnız kamusal alanlarda okumamanızı tavsiye ederim, kahkaha atmamak için kendinizi zorluyorsunuz ve sonu rezil olmakla bitebiliyor. :D 


7. Bülbülü Öldürmek - Harper Lee

Amerika'da geçen kitap, afro - amerikalıl bir adamın beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla açılan davayı ve çevresinde gelişen olayları konu alıyor. Kitabın konusu ağır olsa da bu hikayeyi çocukların gözünden okuduğumuz için ortaya rahat okunan, merak uyandırıcı  bir kitap çıkmış. Bazı kitaplar vardır, dünya edebiyatına kök salmıştır ve mutlaka okuyun denir. Bülbülü Öldürmek de onlardan biri. Harper Lee'nin yıllar sonra yazdığı  yeni kitabının Türkçe çevrisinin  çıkmasına bir iki ay kalmışken ilk kitabını bu yaz okuyun derim.  


6. Bataklıkta Gece Yarısı - Nora Roberts

Nora Roberts denildiğinde aklıma mükemmel ötesi erkek karakteri ve alt tonlarında fantastik olan gizemli aşk romanları geliyor. Bataklıkta Gece Yarısı devasa evleri, hayaletleri ve sisli geceleri sevenlerin beğenerek okuyacağı bir aşk romanı. Daha önce Nora okumadıysanız ilk kitap olarak güzel bir başlangıç olacaktır, okuduysanız ve yazarın kalemini sevdiyseniz zaten Bataklıkta Gece Yarısı'nı da beğeneceksinizdir. Gece okumaları için ideal. 


5. Kemikler Şehri - Cassandra Clare (Ölümcül Oyuncaklar #1)

Cassandra'nın birbirinden farklı fantastik yaratıklarla dolu serisini henüz okumadıysanız bu yaz başlayabilirsiniz. 6 kitaptan oluşan seri genel olarak, yarı melek yarı insan olan Gölge avcılarının dünyamızı kötülüklerden korumasını ele alıyor. Cass'in anlatım tarzı ve yarattığı her karaktere tek tek özenerek kitapta yer vermesi bu serinin en sevdiğim yanlarından sadece ikisi. *.* Spoiler almadan okumaya başlayın derim çünkü seri boyunca gerçekleşen kilit olaylar var ve bir sürü kişi yanlışlıkla bu bilgileri öğrendiği için seriyi okumaktan vazgeçti. :D Kemikler Şehri'nin filmi çıktı, ayrıca yapım aşamasında olan bir dizisi de var. Kitabından sonra filme göz atabilirsiniz şahsen ben beğenmiştim. 


4. Açlık Oyunları - Suzanne Collins
 Dünya çapında fenomen olan distopik seriyi mutlaka duymuşsunuzdur. Büyük ihtimalle çoğunuz okumuştur diye düşünüyorum ama okumayanlar varsa diye onu da listeye ekledim. Açlık Oyunları karnınızda gergin bir hisle okuyacağınız, temposu yüksek şahane bir kitap. Serinin devamları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama zevk meselesi, okuyun siz karar verin. 


3. Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin

"Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan 

bir süreç oldu; bu süreci otuz bir yaşımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok

 önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek." -Ursula K. Le Guin

Listedeki en özel kitaplardan biri Yerdeniz Büyücüsü. Yazar okuyucusunu, uykuyla uyanıklık arasında bir yerlerde var olan Yerdeniz Diyarı'na davet ediyor. Büyünün her tonunu hissettiren kitap başta üçleme olarak tasarlanan bir serinin ilk kitabı, sonradan bu üçlemeye üç kitap daha ekleniyor.   Çevik Atmaca'nın öyküsünü anlatan kitabı henüz büyümediğini düşünen herkes okumalı. (Hangimiz gerçek anlamda büyüdük ki?) 



2. Bütünün Bir Parçası - Steve Toltz

Bütünün Bir Parçası'nı okuyalı o kadar çok oldu ki açıkçası konusunu tam anlamıyla hatırlamak için internette biraz bakınmam gerekti. Kitabı Alkım'da gezerken hakkında hiçbir şey bilmeyerek almıştım. Hüzünlü yaşamları esprili bir dille ele alan içinde her şeyi barındıran süper ötesi bir yapıtla karşılaşacağımı, 710 sayfanın farkına varmadan akıp gideceğini bilsem çıktığı an gider alırdım. *-* Okuyun ve okutun diyorum.  İlk cümlesiyle okuyucuyu etkisi altına alan nadir kitaplardan biridir, öykü içinde öykü, birbirine girmiş yaşamlar ve bunların hepsi Bütünün Bir Parçası.


1. Harry Potter ve Felsefe Taşı - J. K. Rowling

Ve listenin 1 numaralı kitabına geldik. ^.^ Fantastik denildiğinde akla gelen ilk kitaplardan biri, çoğumuzun birlikte büyüdüğü Harry Potter... Önce filmlerini izleyip sonra kitaplarına geçen birisi olarak, kitapları filmi izleyen - izlemeyen herkese şiddetle tavsiye ederim. Keşke hafızamı silebilsem ve seriyi en baştan tekrar okusam. :( Felsefe Taşı birkaç saatte bitirebileceğiniz bir kitap. İlk kitapta karakterlerin en minik halini görüyoruz, hepsi o kadar şekerler ki. Snape kızdığında ağlıyorlar falan. :D Her neyse, eğer siz de benim gibi filmlerini izlemiş ama kitaplarına başlamamışsanız Harry Potter kitapları bu yaz tüm sıkıntınızı alabilir. Yalnız seri bittikten sonra aynı güzellikte kitap bulamayacağınız için çok üzüleceksiniz şimdiden söyleyeyim. Bu üzüntüyü gidermek adına seri bitmeden Pottermore'a üye olmanızı öneririm. :3 


Yaz tatili için önerdiğim 10 kitap böyleydi. Bu arada bazılarının yorumları blogumda mevcut. Onları incelemek isterseniz diye aşağıya linklerini bırakıyorum. Sizin de bana önermek istediğiniz kitaplar varsa lütfen yorum atmayı unutmayın, herkese iyi tatiller!


Silber Kitap incelememe buradan, Dikkat Aşk Çıkabilir'e buradan, Bülbülü Öldürmek kitap yorumuma buradan ve Pottermore Nedir? yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

6 Ağustos 2015 Perşembe

Silber - Kerstin Gier / Kitap Yorumu (Rüyalar Kitabı #1)

1 yorum:


Uzun zamandır almak istediğim kitabı nihayet okudum da yorumunu yapıyorum eheheh. Kitabın tanıtımları yapıldığı zaman kapağına vurulmuştum, Gerçekten  kapak tasarımı şahane değil mi? Ayrıca dokusu ve kağıt kalitesi çok iyi, başka bir yayınevinden çıkan kitabı Pegasus'tan çıkanla kıyaslayınca aradaki farkı hissedebiliyorsunuz. Kitap fiyatları öğrenciler için uygun olmayabilir ama en azından verdiğimiz paraya değiyor. ^.^

Silber'in kapağına vurulan tek insan ben değildim tabii çıkar çıkmaz alanı çok oldu. :D Haliyle benden önce okuyanların görüşlerini öğrenme fırsatım oldu, hani dışı harika içi fos bir kitapsa falan almayacaktım. Ya da dayanamayıp alabilirdim de neyse. :3 Ayrıca yazarının yine Pegasus Yayınları'ndan çıkan "Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" adlı bir serisi daha var. Zaman yolculuklarıyla alakalı olduğu için almak istemedim, o konu pek ilgimi çekmiyor ama serinin beğeneni çok. ^^  Kerstin Gier yeni çıkış yapan bir yazar değil yani. 


"Bir insanı en iyi tanıyabileceğin, zayıflıklarını ve sırlarını en iyi öğrenebileceğin yer rüyalarıdır."

Kitap fantastiği rüyalarla birleştirerek işlemiş." Rüya Kapısı" diye bir şey var, insanların rüyalarına açılan ve onların karakterlerine göre şekil alan kapılar. Mesela ana karakter Liv'in kapısı yeşil renkti ve tokmağında kertenkele vardı. Başkasının kapısından geçmek ve rüyasına girmek için için ona ait özel bir eşyayla uyumuş olmanız gerekiyor. Tabii sadece bu yetmiyor, rüya kapılarından haberdar olan kişiler kendi kapılarına şifreler, kilitler gibi koruyucu bir takım şeyler koymuş olabiliyor. Yani bu gerçekse bizim rüya kapılarımız yol geçen hanına dönmüş olabilir. :D Silber'in en çok sevdiğim yanı rüyalara böyle değişik bir bakış açısı getirmesiydi, kapılar, kapıların bulunduğu koridorda gezinmek gibi gibi. Hatta heves ettim kendi kapım olsa nasıl olurdu diye düşünerek çizmek istiyorum. ^.^


Karakterlerin çizimlerinin olduğu bir fanpage buldum, bakmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.  Liv için böyle bir çizim yapmış, benim kafamdakiyle pek örtüşmedi açıkçası. 

Silber'in karakterlerini çok sevdim. Hepsi özenle yaratılmış gibi detaylı özelliklere sahipti. Ayrıca hiçbiri birbirine benzemiyordu bu da herhangi bir karakterle alakalı kısmı okurken onu daha çok hissetmemi sağladı. ^^ Diğer yorumlarıma baktıysanız kitap okurken karakter analizi yaptığımı ve derinliği olan karakterleri sevdiğimi bilirsiniz. Silber bu açıdan benden tam puan aldı. 

Kitaba Goodreads'te 5 üzerinden 4 puan verdim. Aslında başlarken 5lik bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm  ama yer yer biraz çocuksu geldi. Bir de kitaptan daha çok gotik betimlemeler bekliyordum açıkçası. Kapak ve tanıtım yazısı beni o açıdan umutlandırmıştı :D Bu konuyu Neil Gaiman işlemiş olsa belki daha çok severdim. Böyle dedim diye beğenmediğim düşülmesin tabii, eksik bulduğum yönleri olsa da Silber'i beğenerek okudum.

"Yuvan kitaplarının olduğu yerdir."

Kitap genel olarak böyle. ^^ Fantastik yanının dışında romantizm de içeriyor yani young - adult bir paranormal romance türünde olduğunu söyleyebilirim. Çevirisi güzel, dili akıcı ve kolay okunuyor. Boş zamanınız varsa elinize aldığınız gün bitirebilirsiniz. Umarım okumayı düşünenler için faydalı bir inceleme olmuştur. Bahsetmediğim birçok yönü kaldı ama onları da okudukça öğrenirsiniz artık. :3 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...