Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2017 Pazartesi

Beyoğlu Sahaf Festivali

4 yorum:


Yağmurlu bir geceden herkese merhaba! Yazarken bir yandan yağmur sesi dinliyorum. Bir ara odam şimşekle aydınlanınca aynı sesin dışarıda da olduğunu görüp mutlu oldum. Zaten bugün o kadar rüzgarlıydı ki yağmur geleceği belliydi. Yarın ve çarşamba da yağdıracakmış, nihayet sonbaharın geldiğini hissetmeye başladık. 
Bugün Beyoğlu Sahaf Festivali'ne gittim. Bu düzenlenen kaçıncı sahaf festivali bilmiyorum ama daha öncekilere gidememiştim. Gidenlerden ortam ve fiyatlar hakkında az çok bilgi aldığım için büyük bir beklentim yoktu ama o kadar kitabı bir arada görmek insanı heyecanlandırıyor tabii. 
Festivalden fotoğrafta gördüğünüz iki kitabı aldım. Stephen King - It'i hemen girişteki sahaflardan birinde buldum. 50 liralık bir fiyatı vardı, sahaf 40'a düşürdü. Orjinal dilinde ve boyutuna bakılırsa sansürsüz tam metin. 1986 basımı olmasına rağmen kağıdı kaliteli olduğu için gayet temiz, hiçbir hasarı yok. Ayrıca dün gece rüyamda Pennywise'ın çırağı gibi bir şey oldum. :D Güldüğüme bakmayın, Pennywise bir vagon dolusu insanı yemek için gelirken arkadaşlarımla yeraltından kaçtığımız tırstırıcı bir rüyaydı. Bunun üzerine kitabını görmüşken alayım dedim, ne kadar da güzel denk gelmiş değil mi? =P İngilizce bilgim süper olmasa da biraz kurcaladım, gayet anlaşılır bir dili var. Hazır hevesliyken bekletmeden okuyayım diyorum. Ya da 31 ekim haftasında başlarım, daha heyecanlı olur. 👻👻👻
Borges uzun zamandır listemde olan, okumak istediğim bir yazar. Kum Kitabı aradıklarım arasında olduğundan onu da aldım. 2016 basımı yeni gibi temiz bir kitap. Sahaf festivaline gidip yeni kitaplar mı aradın derseniz, eski kitapları okuyamıyorum, alerjik gibi burnum kaşınıyor. 
Festivalde Marvel / DC çizgi romanları, Sandman Serisi'nin birkaç kitabı, Hobbit'in küçük şirin bir İngilizce baskısı, Le Guin'in yeni çıkan Anlatış kitabı (yarı fiyatına) vs vs böyle ilgi çekici kitaplar var. Bununla beraber listemde olan - baya uzun bir liste - kitaplara nadiren denk geldim. Fiyatlar pek uygun değil, ama sahaflar da okuyucuların pazarlık yapmasından şikayetçi. Kum Kitabı'nı aldığım yerde Ravenloft Serisi'nin ikinci kitabı Ben Strahd - Bir Vampirin Anıları'nı görünce heyecan yaptım ama baskısı olmadığı için  etiket fiyatı 15 olan kitaba 20 tl dediler. Nadir Kitap'ta kargo dahil daha uyguna bulabiliyorum. Genelde fantastik satıyoruz diyerek kartlarını verdiler, Kadıköy'de yerleri varmış ama gider miyim bilemedim. Yeni baskısı olmayan her kitabın yüksekten satılması saçma geliyor. Kitaptan piyasa bir sürü var zaten, olmasa neyse diyeceğim. Eskiden sahaflar uygun fiyata kitap bulduğumuz yerlerdi, şimdi çoğu fahiş fiyattan kitap satıyor. Üzücü bir durum.
Yorgun olduğumuz için tüm alanı gezemeden festivalden çıktık. It'i çıkarken aldım. Şansıma bu sahaf daha önce Üsküdar'daki yerine gittiğim Kırkambar Sahaf çıktı. Arkadaşım oradan toplu kitap almıştı ve baya güzel bir indirim yapmışlardı. Üsküdar'da sahaf önerisi isterseniz yeni belediyenin orada birkaç sahaf var. Kırkambar da oralarda. Adresini tam tarif edemeyeceğim ama etrafta sorarsanız mutlaka söylerler.
Üsküdar Sahaf Festivali ne zaman bilmiyorum ama başlayınca ona da gitmek istiyorum. Her ne kadar sahaflar pek indirim yapmıyor olsa da gidip o ortamı solumak güzel oluyor. Arada sürpriz kitaplara denk geliyorsunuz, benim aldığım Stephen King kitabı gibi. 
Festivale gittiyseniz nasıl buldunuz, neler aldınız, benimle paylaşın. Bu arada yarın eğitim hayatımın yüksek lisans aşamasına başlıyorum, hadi hayırlısı. Bana şans ve çalışma azmi dileyin. =D Herkese mutlu geceler, güzel bir hafta olsun. 

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan Ayında Okuduklarım

28 yorum:

Herkese merhaba! Nisan ayında toplam on bir kitap okudum. Bunlardan biri çizgi roman ve ikisi manga olsa da benim için verimli bir ay olduğunu söyleyebilirim. Okuduklarımın hemen hemen hepsini beğendim ve çoğu bana bir şeyler kattı. Keyifle okuduğum bir kitap aynı zamanda bilgilendiriciyse çok daha mutlu olarak bitiriyorum. Bilmem siz de öyle hissediyor musunuz? ^.^

Laura Esquivel'den Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu nisan ayında okuduğum ilk kitaptı. Yazarın Acı Çikolata adlı kitabını çok beğenmiştim. Latin Amerika Edebiyatı'nı seviyorum, Laura Esquivel de bu edebiyatın başarılı temsilcilerinden biri. Kitap Meksika'da yaşayan Lupita'nın hayatından bir kesit sunuyor. Bunu yaparken Meksika'nın siyasi - toplumsal yapısını da es geçmiyor. Kitabı Acı Çikolata kadar iyi bulmadığım için beklentilerimi karşıladı diyemem. Acı Çikolata kadar iyi bir kurguya sahip değil ama Meksika'yı az biraz mercek altına almak isterseniz okuyabilirsiniz. Lupita karakterini başlarda rahatsız edici bulsam da kitap ilerledikçe kabullendim. O da hikayesinde ilerledikçe etrafındakileri nasıl seveceğini öğreniyordu.

4 Mart 2017 Cumartesi

Neler Yapıyorum? / Şubat 2017

16 yorum:

Şubat ayının bitmesiyle beraber kış mevsimine veda ettik. Hatta bugün annemle balkonda oturarak sıcak havaların geldiğini onayladık diyebilirim. Yıllar öncesinin İstanbul'unda mart ayı da çok soğuk ve karlı olduğu için annem hala temkinli. Acaba kar yağar mı  diye düşünüyor, ona göre temizlik ayarlaması yapacak. Bizim nesil mart ayında kar gördü mü? Şahsen ben hatırlamıyorum. Havaların ısınması iyi hoş ama mart ayını pek sevmiyorum. Hem soğuk hem de rahatsız edici bir güneş oluyor. Ilık veya bulutlu günler güzel. Geriye kalan günlerde ise güneş içimdeki bir şeyi zorla uyandırmak istiyormuş gibi rahatsız oluyorum. Bu hissi özellikle mart ayında yaşıyorum, sizin de böyle bir durumunuz var mı? Benzer hislerde birilerini bulursam gerçekten sevineceğim. Mart ayındaki bu uyumsuz süreçten sonra nisan - mayıs rahat geçiyor. Havalar ısındıkça yine rahatsız oluyorum. Hatta şu an güneşin rahatsız edici sıcaklığını düşününce bile kalbim ağrıdı. Abarttığım kesin ama buna mistik anlamda yaklaşmayı tercih ederim. Mesela adım Berfin olduğu için olabilir mi? Heheh ne kadar da gizemli... 👻👻👻

15 Aralık 2016 Perşembe

Depo Kitap Festivali

27 yorum:

Herkese merhaba, dün İstiklal Caddesi - Demirören Avm'deki Depo Kitap Festivalindeydim. Onca sahaf festivalini, tüyapları kaçırdıktan sonra 2016 bitmeden bir kitap fuarına gitme ihtiyacı duydum sanırım. Maddi - manevi toplu kitap alma havamda değildim ama iyi indirimler olduğunu duyunca öylesine bir liste yapmaya başladım. Liste yaptıkça heveslendim, anladım ki elden kitap almayı özlemişim. =) 
Depo Kitap Festivali hakkındaki genel görüşüm küçük ama görülmeye değer olduğu yönünde. Fazla stant olmadığı için 3 kez turladık, tekrar tekrar baktık kitaplara. Aklımızda yeni çıkanlar vardı ama çoğu yayınevi çok satmayan, ya da eski olan kitaplarını getirmiş. Ama eskilerden eksiklerinizi tamamlamak isterseniz seçenekler mevcut. Fuarda her yayınevi %50 indirim uygulamamış, kimisi hem yeni hem eski kitaplarını getirmiş, yenilere daha az indirim koymuş mesela. Tüm kitapları yarı fiyatına olanlar da vardı. İndirim mevzusundan aldığım kitapları anlatırken daha detaylı bahsedeceğim.
Fuara hafta içi erken saatte gittiğimizden midir bilmiyorum ama baya sakindi. İlk başta nereye bakacağımızı şaşırdık, bir süre boş boş dolandık. Birkaç kişiden sandıklar üstündeki kitapların rahatsız edici durduğunu duymuştum. Beni rahatsız etmedi, kitaplar yere çok yakın değildi zaten. Dolaşırken April Yayıncılık'a gelince ilk kitaplarımı buradan aldım. Kurt Vonnegut okumayı uzun zamandır istiyordum ama hep ertelemiştim. Mezbaha No. 5 ve Kedi Beşiği yazarın en çok merak ettiğim kitaplarıydı. İkisini %50 indirimle aldım. Hatta bugün Mezbaha No. 5'e başlayacağım. Çıkmaya yakın standa tekrar uğrayıp annem için Eve Dönüş Şarkısı'nı seçtim. Cam Çocuk'tan sonra yeni bir Jodi Picoult kitabı istiyorduk, festival vesilesiyle almış oldum. Onun da fiyatı 25'den 15'e düştü.

25 Ekim 2016 Salı

Halloween İçin Kitap - Film - Dizi Önerileri

9 yorum:
Ekim ayının en mistik günlerindeyiz. ^.^ Cadılar Bayramı - Halloween haftasını seviyorum. Takip ettiğim paranormal diziler bu haftaya özgü bölümler çıkarıyor, Instagram ana sayfam hayalet hikayeleriyle alakalı kitaplarla dolu. Çoğu yabancı kitapseverlerden, dolayısıyla kitapların hepsinin dilimize çevirisi yok. Yine de ilerde okumak için hoşuma gidenleri not alıyorum. :) 31 Ekim şu an popüler kültürün bir parçası haline gelmiş olsa da kökeni eski pagan inanışlarına dayanıyor. Günün asıl adı Samhain. Ekim ayının bu zamanında ölüler ve yaşayanlar arasındaki perdenin inceldiğine ve iki dünyanın birleştiğine inanılıyor. İnsanlar diğer tarafların halklarından (periler, hayaletler vs.) gizlenmek için maskeler takarlar, kötü ruhların evin içine girmemesi için kapı önlerine yiyecekler koyarlarmış. Yani şimdiki gibi eğlence içinde geçen bir gece değilmiş bu durum. :3 


Neler olduğu hakkında kısaca bilgi verdiğime göre önerilerime geçebilirim. Gotik - romantik, biraz da korku içeren kitap - dizi - filmler cadılar bayramı temasına çok yakışıyorlar. Bu türlerdeki yapıtları çok seviyorum o yüzden sadece Halloween için önermiyorum. Özellikle havanın soğuk olduğu her zaman keyifle okunup - izlenebilirler. ^.^ 

Film dizi önerileriyle başlayayım. Hayalet hikayelerini seviyorsanız Crimson Peak'e bakabilirsiniz. Guillermo Del Toro tarafından yönetilen filmi gotik - romantik seven herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Bir tık daha korkunç olsun, korku filmi izlemek istiyorum diyenlere Guillermo Del Toro'nun yapımcılığını üstlendiği  El Orfanato - Yetimhane filmini tavsiye ederim. Gerilim - korku türünde olsa da hüzünlü bir alt konusu var. Üstelik gece uyumaya engel olacak kadar korkunç değil. Genelde korku filmi fragmanlarından dahi rahatsız oluyorum. Bu yüzden açtığım bir korku filmini çok merak etsem bile huzursuz izliyorum, zevk alamıyorum. Yetimhane'yi ise sorunsuz izlemiştim, benim gibiyseniz çekinmeden açabilirsiniz. 
Yetimhane'den bir sahne, bu çocuktan biraz korkmuştum heheh 
La Belle et La Bete (2014) en sevdiğim Güzel ve Çirkin uyarlaması. Atmosfer, konunun ele alınış tarzı, Canavar'ın kostümü vb. aklıma gelen her şey klasik hikayeden çok daha karanlık ve gotik olmuş. Orjinal hikayeye birkaç detay ekleyip hüzünlü bir peri masalına dönüştürmüşler. Ayrıca Fransız yapımı olması ve dilinin Fransızca olması güzeldi, dilin tınısını seviyorum. Gotik - romantik severlere bir diğer önerim de bu film. olsun. ^.^


American Horror Story geçen seneki Hotel fiyaskosundan sonra evrim geçirerek geri döndü. AHS - My Roanoke Nightmare bu yazımın en korkunç önerisi olabilir. :D Televizyon şovu temasıyla işlenen sezon, kırsalda büyük bir çiftlik evi arazisinde geçen olayları konu alıyor. Bölgede yaşayan ruhlar, evde ölenlerin ruhları derken etraf hayalet dolu. Bazı sahneleri mide bulandıracak derecede vahşet içerdiği için rahatsız oldum ama konusu güzel, oyuncular tanıdık olduğu için izlettiriyor. Daha önce American Horror Story izlemediyseniz ilk sezonundan başlayın derim. Genellikle her sezonun 31 ekimle uyumlu bir bölümü oluyor. Halloween önerilerime en çok uyan dizi kesinlikle AHS. :3

Bunların dışında Bram Stoker's Dracula, Sleepy Hollow - 1999, The Addam's Family (1991), Beetlejuice ve Let The Right One In (2008) aklıma gelen diğer filmler. Sizin de önermek istediğiniz filmler varsa lütfen benimle paylaşın. :)

Kitap önerilerim de filmler gibi gotik - fantastik ve biraz korku türüne ait olacak. Korku deyince Stephen King'i es geçmek olmaz tabii. Hayvan Mezarlığı gece okursanız eğer türünün hakkını veren, fazlasıyla ürkütücü bir kitaba dönüşüyor. Kitabı üniversite birinci sınıftayken okumuştum, okulda kalabalıkta okurken korkuyu fazla hissettirmiyor. Ama gecenin bir yarısı evde herkes uyurken okuduğumda baya ürpermiştim. Zaten korku türündeki kitapların çoğu gece okumalarında kendini belli ediyor. Tıpkı hava kararınca ortaya çıkan gecenin yaratıkları gibi heheh. *şeytani gülüş*

İkinci önerim ise çok severek okuduğum, günümüz genç - yetişkin edebiyatı kitaplarına esin kaynağı olan Uğultulu Tepeler. İmkansız aşkı işleyen konusu ve pencerelerde görünen hayaletleriyle gotik - romantik türünün temel kitaplarından biri olduğunu söyleyebilirim. Kitabı klasiklerden çekindiğim bir dönemde okumaya başlamış ve tabularımı yıkarak bitirmiştim. Birden fazla film uyarlaması da var. İsterseniz kitabından sonra filmini izleyebilirsiniz. Benim tavsiyem Tom Hardy'nin oynadığı 2009 yapımı. 

Nora Roberts'ı tanımamı sağlayan Anahtar Üçlemesi, eski İrlanda efsanelerine dayanan konusuyla tavsiye edeceklerim arasında. Kitaplar Işığın Anahtarı, Bilgeliğin Anahtarı ve Cesaretin Anahtarı sırasıyla gidiyor. Farklı yaşamlar süren üç kadını yüzyıllar önceden birbirlerine bağlayan bir anlaşma ortaya çıkıyor. Her biri ışığın, bilgeliğin ve cesaretin anahtarını bulmak için uğraşırken aynı zamanda çok iyi dost oluyorlar. ^.^ Nora Roberts'ın fantastiğe kaçmadan ele aldığı mistik konularla gerçekçi karakterleri birleşince ortaya harika kitaplar çıkıyor bence. Bu üçlemenin dışında, yazarın Bataklıkta Gece Yarısı adlı kitabı da paranormal - romantik türünün sevilen örneklerinden biri. 

Şu sıralar H. P. Lovecraft'ın hikayelerini okuyorum. Korku türünde okuma yapmak istiyorsanız Lovecraft hikayelerine başlayabilirsiniz. Yazarın farklı yayınevlerinden çıkan tek ya da toplu öykü kitapları mevcut. Benim okuduğum ise Dost Kitabevi'nin bastığı Toplu Eserleri 2. Alfa Yayınları'nın yeni çıkan Lovecraft kitaplarına da bakabilirsiniz, şahsen baskılarını çok beğendim. 

Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman okunacaklardaki son önerim. Kitaptan blogumda daha önce bahsetmiştim. Mezarlığa kaçan bir bebeğin hayaletler tarafından kabul görüp, orada büyümesini anlatıyor. Bitirdikten sonra "Neden ben de mezarlıkta yaşamıyorum ki?" diye ciddi ciddi düşünmüştüm. :D Geçen aylarda çizgi romanının ilk cildi dilimize çevrilmişti. Çizgi - roman okumayı seviyorsanız kitapla birlikte onu da okuyabilirsiniz. ^^

Umarım önerilerim hoşunuza gitmiştir. Halloween temasına uygun olduğunu düşündüğünüz kitaplar varsa lütfen benimle paylaşın. Bu arada bloga son girişimde tüm yorumları yayınladım ama hangisinin nerede olduğunu unuttuğum için cevaplayamadım kusura bakmayın. Bana sormak istediklerini olursa iletişim kısmındaki mail adresimden ulaşabilirsiniz. Herkese iyi geceler, mutlu bir hafta geçirelim. =)





11 Haziran 2016 Cumartesi

Okuma Planım - Haziran 2016

10 yorum:


Herkese merhaba! 2 hazirandaki Ukitap yazısından bu yana yeni yazı giremedim. Boş vaktim fazlasıyla var ama sanırım biraz aylaklık yapmaya ihtiyacım varmış, onu giderdim. :D Haziran ayında okumak istediklerimi haziranın başında paylaşsam daha iyi olurdu. Ama o günle rkitap okumaya pek hevesli değildim. Geç olsun da güç olmasın diyerek okumak için tam 11 kitap seçtim. *-* Bazı Kızlar Aşk İçin Her Şeyi Yapar eğer diğerlerini bitirirsem bonus olarak okunmak üzere seçildi. Umutluyum ama hadi bakalım. :D

Neredeyse bir aydır okuduğum kitapları paylaşmıyorum, çünkü okuyamıyorum. En son bir hevesle Türk Korku Edebiyatı'na Pusova ile girdim ama umduğumu bulamadım. Kullanılan argo kelimeler korkunun hissiyatını yok ediyordu. İkinci hikayedeki küfürlü dil yüzünden kitaptan soğudum. Devamını kurcalayıp benzer şeyler görünce bıraktım. Belki ileride tekrar elime alırım, bilmiyorum. Zaten bitirme ödevimin ağır baskısı da eklenince okumaya ara verdim. Şimdi büyük bir hevesle geri dönüyorum, umarım seçtiklerimin hepsini okurum. ^.^

Hesaplamalarıma göre okumak için 20 günüm var. :D O yüzden hangi kitabı ne kadar sürece okuyacağımı da planladım. 11 kitap arasından ilk olarak Kafes'i okuyacağım. Korku edebiyatına olan ilgim hala devam ediyor, okurken korkacağım bir kitapla karşılaşmak istiyorum artık. Kafes bu beklentimi karşılar mı, göreceğim.  Ve en çok Riverton Malikanesi'ni merak ediyorum. Ukitap takasımda sevgili Erdem Sahaf'ın hediye olarak yolladığı bir kitaptı. Kate Morton sevdiğimi öğrenince gönderdi sağ olsun. =) Riverton Malikanesi kesinlikle tam bir gece kitabı. Kate Morton kitaplarında gizemli konular işleyen bir yazar. Ona duyduğum sevgi buradan geliyor. Kitabı çok merak etsem de Kafes'ten hemen sonra okumam diye düşünüyorum. Araya biraz heyecan girsin. 

Uzun zamandır okuma yapmadığım için kolay okuyabileceğim kitapları seçmeye özen gösterdim. Klasiklerin çizgi - roman versiyonlarından Romeo ve Juliet'i çok severek okumuştum. Orijinal metinle çok oynama yapılmadan aktarılan bir kitaptı. III. Richard ve Hamlet'in de aynı güzelliktedir diye düşünüyorum. Bunun dışında, Yerdeniz'e geri dönüyorum. :D Tehanu'ya baştan başlayıp tekrardan Ursula Le Guin ile buluşacağım. Seriyi özlediğimi hissediyorum. Çok hem de. ^^

Seçtiklerimin hepsini çok merak ediyorum, hepsini severek okuyacağımı umuyorum. Plan yazıları yazmak hoşuma gidiyor, umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. Seçtiklerimden okuduklarınız varsa spoiler vermeden görüş bildirirseniz sevinirim. =) Okuma sorunu yaşayan herkese plan yapmayı tavsiye ederim. İnsanı fazlasıyla şevklendiriyor. Sizin de "haziran ayında bunları okumak istiyorum" dediğiniz kitaplar varsa benimle paylaşın lütfen, herkese mutlu günler! ^_^


12 Mayıs 2016 Perşembe

Kitap Alışverişi - 2016 Nisan - Mayıs

6 yorum:


Mayıs ayının yağmurlu bir gününden merhaba. Öğrencilik hayatım bitmek üzere, haftaya kpss, bitirme ödevi jürim ve atölye proje jürim var. Bu hafta derslerin son haftası olduğundan önümüzdeki haftalar bir iki finalim de olacak. Gerçekten yoğun bir dönemdeyim maalesef. -_- Neyse ki eskisi gibi olmasa da kitap okuyacak vakit bulabiliyorum. 

Bu yazıyı daha genel tutup izlediklerimden de bahsetsem mi diye düşündüm ama onları daha sonra ayrı başlıklarda yazmaya karar verdim. Ufaktan Kore dizilerine başladım, bir de devamı gelen diziler var tabii. Neyse haftasonu bir K-drama yazısı girerim artık. :3


Bu yazı parça parça aldığım üç alışveriş hakkında olacak. İlki Kitapyurdu'ndan. Lola ve Komşu Çocuk'tan sonra Stephanie Perkins sevdiğim bir kalem oldu. Yabancı Yayınları Isla ve Mutlu Son'u çıkardığında Paris'te Aşk'la beraber alayım dedim. Bilmeyenler için, Paris'te Aşk Anna and The French Kiss'in Arunas Yayınları'ndan çıkan versiyonu. Paris'te Aşk ismi yerine orijinal isim ve kapak kullansalarmış en az Lola ve Komşu Çocuk kadar duyulan bir kitap olabilirmiş bence. Çevirisi gayet güzeldi, takıldığım bir nokta olmadan okudum. Nisan ayında tarihi aşk romanlarına olan ilgim artınca Gelin'i de aldım. İçlerinden sadece Paris'te Aşk'ı okumuş olmam üzücü bir durum tabii. :3 Şimdi daha çok korku türünden bir şeyler okumak istiyorum. Roman yerine öykü tercih ediyorum hatta daha bugün İdefix'ten dört kitap sipariş ettim. Geldikleri zaman yazısını gireceğim. =)


Diğer alışverişimi İlknokta'dan yaptım. İlk defa bu siteyi kullandığım ve hakkında olumsuz birkaç şey duyduğum için almasam mı dedim ama Yabancı Yayınları zaten kendi markalarından biri olduğundan sıkıntı çıkmaz diye düşündüm. :3 Nitekim kitap elime sorunsuz ulaştı. Kargo takip numarası vermemeleri dışında memnun kaldığım bir site. Bu alışveriş tek kitaplıktı, şu an okuduğum Kan ve Tuz'u aldım. Kitap korku- romantik türlerinde, amerikan yerlisi bir kabilenin şaman ritüelleri hakkında. Konu o kadar çok ilgimi çekti ki ön siparişe düşer düşmez sepete ekledim. Kan ve Tuz isminin hakkını vermesi umuduyla başladım. Başlangıcı klasik ergen kitaplarının dışına çok çıkmayan cinsten olsa da şu an gayet güzel ilerliyor. Neler olacağını merak ederek okuyorum, incelemesini mutlaka gireceğim. 


Son olarak hepsiburada.com'dan aldığım hesapta olmayan iki kitap var. Anneler günü hediyesi bakarken kitaplarda indirimler nasılmış diye biraz bakınırken denk geldim. Zamanın Kısa Tarihi Ukitap'ta istek listemdeydi zaten. Bu arada almak istediğim kitapları hatırlamak için arada Ukitap istek listeme girip bakıyorum. Hepsi orada olmasa da hatırlamak açısından çok işime yarıyor. :D Kendime not, yakında Ukitap ile alakalı yazı gireceğim. Bilimsel araştırmalara meraklı olmayan yoktur diye düşünüyorum. Stephen Hawking'in kitaplarını çok merak ediyordum, iki tanesin edinmem güzel oldu. =)

Yazının sonuna geldiğime göre gidip Kan ve Tuz'a devam edebilirim. Bu arada Kütüphanemden Kitap Manzaraları'na özel not, Kan ve Tuz düzeldi iyi ki listenden çıkarmamışsın. =D Herkese iyi akşamlar, iyi okumalar. =)

23 Ekim 2015 Cuma

Crimson Peak, Guillermo del Toro'nun Hayaletleri

1 yorum:

Herkese merhaba, bloga girmeyeli yine yüzbin yıl olduğunun farkındayım. Maalesef bu aralar pek kitap okuyamıyorum. Ah o Titus bir geldi bütün okuma düzenimi altüst etti. o_o  Penguen Gruptan inceleme için istediğim bir kitap geçen gün elime ulaştı, belki bu gece ona başlarım. ^^ Öyle yani, okuyama sorunum aldı başını gidiyor, durdurabilen olursa sevinirim. :3 Bu ufak girişten sonra asıl konumuz olan, uzun zamandır büyük bir istekle beklediğim Crimson Peak'e döneyim.  Guillermo del Toro, Pan'ın Labirenti'ni izlediğimden beri hayranlık duyduğum senarist & yönetmenlerden biri. Hatta en sevdiğim diyebilirim. Kendisi tam bir hayalperest olmakla beraber, çektiği filmlerde kullandığı tarz küçükken deliliğin dağlarında periler tarafından büyütülmüş bir çocuğunki kadar sıradışı. O yüzden Crimson Peak'i ilk haberleri çıktığı zamandan beri takip ediyordum. Gotik - romantik türüne duyduğum hayranlığı blogumda fazlasıyla dile getirdim, Toro'nun bu tarz bir filmde harikalar yaratacağını biliyordum. ^.^ Bekle bekle derken nihayet geçen pazartesi Crimson Peak'i izleme fırsatı buldum. Aslında ilk günden bir inceleme yazısı yazmak istiyordum ama filmin baya etkisinde kaldığımdan biraz bekleyip öyle gireyim dedim. Temelini hayaletlerden alan hikayesiyle  film, korkunun estetikle buluştuğu yere nokta atışı yapmış, gotik - romantik türünün hakkını vermiş bir yapım. *-* İzlerken yer yer aklıma Uğultulu Tepeler geldi, Guillermo del Toro konusunun temelindeki bazı şeyleri Emily Bronte'den esinlenmiş olsa gerek. ^^


Guillermo del Toro'un hayaletleri görünüm olarak korkunç, ruh olarak acı içinde olan yaratıklar. "Hayaletler gerçek." mottosu filmin her anında kendini belli ediyor. Kullanılan mekanlar öyle bir yaratıcılık eseri ki her çeşit doğaüstü varlığa ev sahipliği yapabilir. Kısacası temeli sağlam bir yapıt var karşımızda. Crimson Peak'in gotik kısmı için hikayenin temeli, romance içinse süslemesi diyebiliriz. Yönetmenin yaratıcılığına toz kondurmam ama hikayenin aşk kısmı bana birazcık zayıf geldi. Kurgunun karanlığında pek parlayamamış mı desem ne desem bilemedim. Tabii oyuncu seçimleri şahane olduğundan bu dediğim öyle çok göze batan bir durum değil. ^^ 

Crimson Peak'i mutlaka izle sevgili okuyucu, vizyondan kalkmadan sinemada izle hatta. Çatısından kurumuş yaprakların süzüldüğü malikanesi, duvarlarda gezinen kocaman güveleri, koridorla süzülen ölmüş bir annenin hayaleti, arka plandaki vahşet ve bu vahşetin gebeliğinden sakat doğan aşkıyla Crimson Peak - Kızıltepe yağmurun fırtınaya dönüştüğü şu günlere gerçek anlamda yakışan nadir yapımlardan biri. 

5 Eylül 2015 Cumartesi

Gotik Edebiyat Hakkında

23 yorum:


Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıya nihayet başlıyorum. Gotik edebiyat kitap okumaya bağlandığım günden beri hep en sevdiğim tür olmuştur. Aslında başlarda severek okuduğum kitapların gotik tarzda yazılmış olduğunu bilmiyordum, zamanla kitaplardaki sevdiğim ögelerin gotik edebiyata ait olduğunu anladım. Kasvetli havalar, hüzünlü karakterler, şatolar, hayaletler, etrafta uçuşan kuzgunlar&kargalar pencerenin kendiliğinden açılmasıyla içeri giren soğuğun vurgulanması gibi pek çok detay bu türün göze çarpan özelliklerini oluşturuyor. Bilinmeyenin korkusu da gotik edebiyatın temel fonlarından biri. Bu genellikle bir hayalet, gizemli bir cinayet, farklı çeşitlerde yaratıklar ya da karakterlerin iç dünyasına yapılan derin yolculuklar ile kendini gösteriyor. Bana kalırsa korku ve gotik belli bir noktaya kadar aynı yolda ilerleyen sonra kendi yönlerine ayrılan iki tür. Gotik kendine has bir estetik algısı barındırıyor. ^^ Bu arada gotik edebiyattan bahsetmeyi uzun zamandır istiyorum demiştim ama kendimde yeterli bilgi birikimi bulmadığım için cesaret edemedim. =) Kitap incelemesi yaparken bile saçma mı oldu acaba diye düşünüyorum, şimdi bir türü ele alacağım falan hadi hayırlısı. :D Yazarken kuzgunlar bana yardım eder belki eheheh. Yazımın amacı gotik edebiyatı tanıtmaktan ziyade, bu edebiyat hakkındaki düşüncelerimi okuduğum örneklerle açıklamak olacak. Olur da bunun böyle olduğunu düşünmüyorum dediğiniz bir nokta olursa düzeltme için yorum atarsanız sevinirim. 

Gotiğin edebiyata geçişinden önce nereden geldiğini biraz anlatayım. Şimdi biraz mimariden gireceğim, bu konuyu geçen kış okuldaki bir dersimde baya incelemiştim ama dersler genelde unutuluyor tabii. :D Gotik akım mimariye 12. yy'da giriyor. Yapıların olabildiğince devasa ve görkemli olması, ufak tefek heykeller, bol pencereler, renkli camlar gibi ögeler gotik akımın mimarideki yansımasını oluşturuyor. Tabii benim açıklamam kaba taslak oldu, zaten izlediğimiz film / dizilerdeki yapılara bakarak gotik olup olmadıklarını az çok anlayabiliyoruz.

resim buradan http://galleryhip.com/gothic-tumblr.html


Gotik sadece mimari ve edebiyatta söz konusu olan bir akım değil tabii, resim ve müzikte de yer alıyor, hatta gotik tarzda yapılmış hediyelik süs eşyaları bile var. :3 Bana kalırsa bu akımın ilgi görmesi korkuyu estetikleştirerek sunmasıyla alakalı. Küçükken denk geldiğim bir program sebebiyle vampirlerden çok korkuyordum, 7 - 8 yaşlarındaydım. O aralar kendi kafamda bir vampir abla yaratmıştım, işte güya vampirlerin kraliçesiymiş aynı zamanda benim ablammış da diğer vampirler bana bulaşamıyormuş falan. :D Onunla alakalı hayal kurarken hem korkardım hem de "ablam o ya bir şey olmaz" diyerek kendimi rahatlatırdım. Korkumu tamamen yok etmesem de baya azaltmıştım. İşte gotiğin de etkisi buna benzeyen bir şey. Korktuklarımızı önümüze çıkarıyor ama bu vahşetle değil hüzünle ya da güzellikle birlikte geliyor. Bol miktarda gizem barındırması da gotik edebiyatı ilgi çekici kılan şeylerden biri. Korku mu ağır basar merak mı derseniz korku derim ama korkunun izin verdiği sınıra kadar merakımızla ilerlemeye devam ederiz. Gotik eserlerde geçen olaylara bakıyorum da, korkunun merakı engelleyecek kadar ön planda olduğunu düşünmüyorum. En azından şimdiye kadar okuduklarım öyleydi. Gizem ağırlıklı olan öyküler okuyucuyu detaylarıyla ürpertiyor. Bazen ölmüş birinin hayaleti, bazense iç dünyası deliliğin dağlarında gezen bir karakterin derin düşünceleriyle sağlıyor bunu. Gotik için illa fantastik ögeler gerekmiyor tabii. Sıradan olayların anlatıldığı herhangi bir kitap da gotik edebiyata dahil edilebiliyor. Yazımın devamında okuduğum kitaplardan yola çıkarak bu türü daha detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım, ardından bulduğum birkaç link ile farklı kitap örneklerini de ekleyeceğim. Bu arada şu an yazarken bu playlisti dinliyorum. Brunuhville bestelerini çok severim, gotik tarzda oluyorlar genelde. Siz de dinlemek isterseniz diye linkini bırakayım dedim. ^.^

23 Nisan 2015 Perşembe

GoT, Salem, Penny Dreadful Yeni Sezonlar Hakkında

Hiç yorum yok:
Herkese merhaba, öncelikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun! Nisan ayında takip ettiğim dizilerden bazılarının yeni sezonları başladı. Özellikle Game of Thrones'un ilk dört bölümünün çıkması şaşırtıcı bir gelişme oldu, ama keşke hepsini peş peşe izlemeseydim diyorum şu an. :3 GoT bu sezonu baya yavaş başlatmış gibi geldi bana. Belki ilk yarıda karakterler hakkında bir şeyleri oturttuktan sonra devamı güzel gider. Sezonun ilk bölümleri Jon Snow, Tyrion ve Daenerys odaklıydı. Jon'un gece nöbetinin başına geçmesi güzel oldu. Aslında gönlüm Stannis'e katılıp evini almasından yana ama bakalım, Davos'un  konuşması etkili olabilir.^^ Daenerys cephesinde işler karıştı, bence o kadının acilen iyi bir danışmana ihtiyacı var çünkü yönetmeyi beceremiyor. :0 Belki Tyrion gidince düzelir. Sansa'nın Winterfell'e dönmesi de büyük bir gelişme bence. Bu sezon onun intikamına dair bir şeyler görebilirsek harika olur. Arya garip bir eğitimde, Bran'i bu sezon göremeyecekmişiz. Cersei sezona diken üstünde başladı. Nihayet kraliçe olabilen Margaery onun için büyük tehdit. Umarım o kız Cersei'nin sonunu getireyim derken yeni kral olan bebeye zarar vermez ya çok iyi çocuk o. 

Game of Thrones böyle başladı, 2 hafta daha izleyemeyeceğim ama olsun, bekleyeceğiz artık. :D Salem'a gelecek olursam, bu sezonun konusu "Witch War". Geçen sezon elmadan yayılan kötülükle cadı olmayan veya cadılarla bağları olmayanların salgına yakalandığını görüyoruz. Mary elmayı açtı ama büyük ayin hala tamamlanmadığı için oğlunu yanına alamıyor. 2. bölümde dikkatimi çeken bir şey oldu, Hecate'nin oğlu ve Mary'ninki arasındaki benzerlik. o.o 3. bölümü henüz izlemedim ama sırf ilk iki bölüme bakıp şahaneydi diyebiliyorsunuz. *.* Ve bu temponun düşmeyeceğinden eminim, daha John kendini göstermedi ve Hecate yeni başlıyor. :3 Üstüne Anne Hale'in ne olacağı merakı var, çılgın kız Mercy var, var da var yani. Bu yazı bitsin hemen 3. bölümü açayım hatta. <3




Penny Dreadful mayısta başlayacaktı ama Show Time sürpriz yaparak ilk bölümü erken yayınladı. Penny Dreadful da ilk bölümden tempolu başladı, bu sezon cadılar ve Vanessa arasındaki savaşı izleyeceğiz gibi görünüyor. Şeytanın kendisinden korkmayan kız cadılardan çekinince diğerleri de biraz tırstı sanki. Geçen sezonun sonlarına doğru Vanessa ve Ethan arasında bir bağ oluştuğunu görmüştük. 2. sezonda bu bağ romantik bir şeye doğru gider mi orası belli değil ama Ethan Vanessa'ya karşı fazla korumacı. Dr. Frankenstein'ın yarattığı ilk kadın uyandı, geçmişi hatırlayacak mı ve Ethan'dan nasıl saklayacaklar çok merak ediyorum. Penny Dreadful'un yeni bölümü iki hafta sonra çıkacak, ilk bölümden bu kadar dolu olan dizi güzel bir sezon izletecek gibi, izlemediyseniz mutlaka göz atın.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Gelecek Postası #2

2 yorum:
İkinci Gelecek Postası yazımdan herkese merhaba. Bu hafta da etrafta gördüğüm ve ilgimi çeken kitap&film&dizi haberlerini paylaşacağım. Umarım ilginizi çeken şeyler bulmuşumdur. :3

Neil Gaiman'dan Yeni Kitap: Babam Süt Peşinde

Resim için: Tudem Yayın Grubu Facebook Sayfası
Neil Gaiman'dan kahkahalarla okunacak sıra dışı bir süt hikayesi!
Süt almak üzere bakkala giden bir babanın eve bu kadar geç dönmesine ne gibi tuhaf olaylar sebep olmuş olabilir?a. Çok çok uzak bir evrenden dünyamıza gelen, biraz yeşil, oldukça toparlak ve huysuz kişiler tarafından kaçırılmak.b. 18. yüzyıla geri dönüp Korsanlar Kraliçesi ile ölüm pazarlığına tutuşmak.c. Kişi-Taşıyıcı-Uçan-Küre (nam-ı diğer uçan hava balonu) ile yüz elli milyon yıl geleceğe gitmek.d. Mucit bir Stegosaurus'la zaman makinesinin sırlarını keşfetmek.e. Hepsi ve çok çok daha fazlası...Unutmayın, süt varsa, umut da vardır.



Guillermo del Toro'nun Yeni Filmi: Crimson Peak


Pan'ın Labirenti'nden sonra yaratıcılığına hayran kaldığım ve filmlerini ilgiyle takip ettiğim Guillermo del Toro yeni filmiyle 16 ekim 2015'te karşımızda olacak.  Kocaman bir evde dolaşan hayaletler, bu adamın soğuk masallarına bayılıyorum. *-*




Palyaço Geri Dönüyor

Stephen King'in O'su  yeniden sinemaya uyarlanacakmış, 2016'da çıkması beklenen film 90'da çekilmişti. 25 yıl sonra nasıl bir versiyon karşımıza çıkacak acaba. Haber kaynağı ve detaylar için Kayıp Rıhtım'a buyrun.

Fantastik Canavarlar'ın Açılışında Luna Lovegood Olacak
Potterheadlerin heyecanla beklediği film Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?'ın açılışında Luna karakteri bizimle olacak! Henüz Luna'yı kimin oynayacağı belli değil ama tabii ki Evanna Lynch'in rolü almasını istiyoruz, o da çok istiyor. :3







Milenyum Serisi Devam Ediyor

Yayınlandığı sene büyük ses getiren Ejderha Dövmeli Kız - Milenyum Serisi 4. kitabı Örümceğin Ağındaki Kız ile devam ediyor. 27 Ağustos'ta çıkacak kitabın detayları için buradan devam edebilirsiniz.

Boyama Kitabı Çok Satanlarda


Edebiyat Haber'de dolaşırken çok şeker bir şeye rastladım.Esrarengiz Bahçe adındaki Amerikalı çizer Johanna Bastford'un yarattığı kitap İngiltere ve Amerika'da en çok satanlar listesine girmiş. Büyükler için olan kitap gerçekten güzel duruyor, hatta ben de istiyorum *.*





Bu haftaki haber yazımın sonuna geldik. Sizinde ilginizi çeken yenilikler varsa paylaşmayı unutmayın. :)





                                                                                                       


14 Ocak 2015 Çarşamba

O - Stephen King Sansürsüz Tam Metin Geliyor!

13 yorum:

Geçen seneki fuar yazımda Altın Kitaplar'ın Stephen King - O yeni basımı gelecek dediğinden bahsetmiştim. Tabi o haber üzerinden baya zaman geçti, haliyle bir süre sonra beklediğim kitaplar arasında olmaktan çıktı. Bugün denk geldiğim bir yazı sağ olsun kitabın yeni basımının 16 ocak ön siparişi ile çıktığını öğrendim. Ehehe bu sevindirik gelişme için altın Kitaplar'a teşekkürler. Kapak biraz korkunç dursa da almalıyız, okumalıyız derim. ^^ 

Tanıtım Yazısı:
Küçük bir Amerikan kasabası olan Derry’yi diğer kasabalardan farklı kılan şey, kanalizasyon mazgallarının altındaki dehlizlerde yaşayan, kendini kimi zaman kâbuslarda, kimi zaman da gerçek hayatta gösteren bir yaratığın, insanları kendi karanlık dünyasına çeken esrarengiz bir gücün varlığıdır. Bu korkunç yaratıkla uzun yıllar önce savaşıp ardından kasabayı terk eden ve kendilerine yeni bir hayat kurmuş olan yedi çocuk, artık birer yetişkin olmuş ve yaşadıkları dehşet dolu günleri unutmuşlardır. Ancak, anılarının derinliklerine gömülen yaratık yıllar sonra yeniden harekete geçince, onunla bir kez daha hesaplaşmak zorunda kalırlar. Geçmişte kalan kâbuslar, şimdiki zamanda korkunç bir gerçeğe dönüşmüştür artık.
Stephen King’in yazımını dört yılda tamamladığı ölümsüz başyapıtının sansürsüz ve eksiksiz metnini okurken tam da Daily Express’in tarif ettiği gibi, kendinizi O’nun karanlık dünyasında hissedeceksiniz.

26 Aralık 2014 Cuma

Kış Okuma Şenliği Kitap Listem

Hiç yorum yok:

Pinuccia'nın Kitapları'nda düzenlenen okuma şenliğini çoğunuz duymuşsunuzdur. Mevsim mevsim düzenlenen şenlikte farklı kategorilerde kitaplar okuyup puan topluyoruz. Bu seferkine katılmak için çok heveslendim, listemi ilk günlerden ayarladım hatta. Ama son zamanlarda boş vaktimi dizi izlemeye ayırdığım için bloga bir türlü yazamadım. *.* Her kategori için net bir kitabım yok, bazılarına henüz kitap bulamadım ve muhtemelen o kategorilere katılmayacağım çünkü mart ayına kadar yeni kitap almak istemiyorum, kitaplığımda çok fazla kitap birikti. o.o Kategorilere ve seçtiğim kitaplara bakacak olursak:


1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Stephen King'in Medyum'u bu kategoride okuyacağım kitap olacak.

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
Okuldaki Sır serisini kitap takası ile almıştım. İlkine başlamışken üçünü de okurum diye düşünüyorum. ^^

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Holly Black ve Cassandra Clare'in ortak yazdığı Demir Yıl bu kategoriden olacak sanırım. Ya da Cennet Ateşi Şehri olur ya da başka bir kitap bilemedim. :D

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.
Cadının Oğlu kitaplığımda bu kategoriye uyan tek kitapmış ve şansa bakın ki alalı çok olmamıştı. Okumak etkinliğe kısmetmiş demek.

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Poe'nın Tüm Şiirler'ini okumayı planlıyorum. Ara ara elime alıp incelerdim tamamını okuyacağım bu sefer.

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
George Orwell - 1984

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.
Dracula'yı seçtiğim kategori, artık bu kitabı okuma zamanım geldi!

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.
Kuzey Işıkları olabilir. Derin Sularla Şeytan Arasında'nın kapağı da bana kışı, soğuğu anımsatıyor. İkisinden biri olacak.

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.
Henüz araştırmadığım bir kategori.

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
Karar vermediğim daha doğrusu kitaplığımda olup olmadığından emin olmadığım bir kategori. Bülbülü Öldürmek'i okumuştum artık biraz daha bakınacağım. 

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
Karar vermedim.^^

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.
2005'de ilk baskısını yapan kitaplara bakmalıyım. ^_^

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Kuzey Işıkları'nı düşünmüştüm ama sonra onu kış kategorisine de düşündüm. Kararsız olduğum bir kategori daha.

15. Kategori (10 puan):Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gerekn 1001 Kitap" listesinden bir kitap.
Çavdar Tarlasında Çocuklar

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Seni Hissediyorum'un alıntıları çok ilgimi çekmişti. Bu kategori için onu okumayı planlıyorum.

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
Arkadaşlarımdan bir tane ödünç alırım artık. :D

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan)Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
Türk yazara karar vermedim ama yabancı olarak Lovecraft'ın Bütün Öyküleri 2 kitabını okumak istiyorum.

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Eda Tuzcalı - Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım
Hakan Günday - Piç
Ursula Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü
Scott Lynch - Locke Lamora'nın Yalanları

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 70 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap.  
Karar vermedim.

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Bunun için evdeki eski kitapları biraz kurcalamam gerekecek. ^^

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
Katılamayacağım bir kategori maalesef.

Etkinlik hakkında detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz. 

28 Haziran 2014 Cumartesi

Son Zamanlarda İzlediklerim

7 yorum:
Haftalık izindeyim staj da başlamadığından evde dizi - film takılıyorum bir iki gündür. Şanssızlık ki geçen gece elektirikler kesildi ve uzun bir süre gelmedi. Üstelik o ara son bir saatimi korku filmi fragmanlarına bakarak geçirmiştim. Odada tek başıma karanlıkta kalmak pek hoş olmadı yani. :D Dün öğlen yine gitti ama aydınlık olduğundan kitap okudum gelene kadar. Beğendiklerim de oldu meh bu muymuş dediklerim de. Bu arada film izlemeden önce seçme aşaması tam bir işkence olduğundan her türde ki film önerileriniz kabülümdür, arayacağım vakitte iki film bitirirdim yeminlen.
 Dört film izledim biri psikolojik gerilim - korku tarzıydı biri komedi biri dram diğeri de romantikti. Bakalım neler izlemişim ve hangilerine vakit kaybı demişim.^^


İlk film olan May korku türünde geçiyor ama bana sorarsanız pek korkunç değil. Baş karakterdeki kızımız May diğer insanlardan daha farklı olduğu için sürekli dışlanmıştır ve hiç arkadaş edinememiştir. Tek arkadaşı annesinin ona küçükken doğum gününde hediye ettiği, kutusundan çıkarmaya bile kıyamadığı porselen bebeğidir.  Tek isteği birisi tarafından değer görmek olan May bir gün aşık olunca insanların düşündüğü gibi olmadığını anlayacaktır.
Normalde adında korku geçen her filme tereddütlü yaklaşırım çünkü ya çoook korkunç olur gece uyuyamam ya da boğar, sıkar. May korkunç değildi boğmadı da ama izlemesem olurmuş hani. Aşık olduğu çocuğun mükemmel ötesi gülüşü olmasa kapatabilirdim dermişim. :P Bana biraz Carrie'yi hatırlattı, dışlanması ve farklı olması. Ama Carrie'de kızın bir suçu yoktu. Bu filmdeyse bazı yerlerde May'e sinir oldum. Yapmaması gereken şeyleri yapıp kabul görmeyi beklemesi bana saçma geldi. Ya da herkes aynı değildir sonuçta bir insanın sadece sana körü körüne bağlı olmasını bekleyemezsin. ( arkadaşlık ilişkilerinden bahsediyorum.) Mesela ufak bir spoiler vereyim isteyenler bu cümleyi atlayabilir ama cidden ufak. Bir sahnede May sokakta birisiyle tanışıyor ve adam kıza cidden ilgi gösteriyor evine gidiyorlar. Sonra buzdolabında korkunç bir şey görüyor kim olsa korkup tabanları yağlar yani. May başlıyor ağlamaya hadi tamam her şey birikti diye ağladın ama kim olsa korkardı ve kaçmak isterdi oradan. (Yalnız resmen kıza kinimi kustum bu kadar sinir olduğumu fark etmemiştim. :D ) Tanıdığın kişilerin hepsi ama hepsi sende bir sorun olduğunu düşünüyorsa suçu o insanlara yüklemek saçma olur. May'in bunu anlayacak zekası vardı bence, zihinden engelli gibi gelmedi bana. Sadece tuhaftı, düzeltilebilirdi sanki. Belki de birileri ona yardım edip psikologa falan götürse sonuç böyle olmazdı. Sonuç olarak izlemeseniz de olur ama değişikti, dişi Frankestein'e merhaba diyin, kızımız dikiş konusunda çok başarılı.

Bu filmi izlemeyen bir tek ben kalmış olamam değil mi? Hakkında söyleyecek çok fazla şey bulamıyorum çünkü benim için her açıdan mükemmeldi. Bazı yerleri biraz fazla tesadüf geldi ama sorun etmedim. İzlemeyenler varsa sıradaki filminiz Milyoner olsun.


















The Dictatör izlediklerim arasında en eğlenceli olanı. Wadiya Ülkesi'nin diktatör lideri olan General Aladeen'in Amerika'ya yaptığı yolculuk sırasında kaçırılması ve sakalı kesik bir şekilde kurtulup sokakta kalınca başına gelenleri anlatıyor. Adam sürekli öldürülme tehlikesi altında olduğundan yanında dublorü oluyor ve bu sefer o dublörü direkt başkan olarak medyaya gösteriyorlar tabii başkasının maşası konumunda. Baya komikti zaten Sacha Coren canlandırmış. LYS sonuçları moral bozucu gelenlere, iftar saatine kadar oyalanacak bir şey arayanlara tavsiye ederim. ^^










Okuyucuya not: Devamını oku kısmından sonrası izlemeyenler için spoiler olacak. Melekler Şehri'ni küçükken izlemişliğim var ama aklımda bölük pörçük sahneler kalmıştı. Aşk ve Gurur'dan sonra istediğim gibi bir film bulamamaktan korkuyordum ve öyle de oldu. Bu film beni ciddi manada mahvetti, sinir etti. Konunun temeli ne, aşk. Aşkı uğruna Seth neler yapıyor, nelerden vazgeçiyor izliyoruz. Oralara kadar bir sorun yok her şey istediğim gibi ilerliyor. Çoğu sahnede duygulandım, son anlarına kadar memnundum filmden. Sonra pat diye öyle bir şey oldu ki senaristlere ne desem bilemedim. Ve işin asıl sinir bozan kısmı yaşanan kötü olay değildi onun sonrasında olanlardı. Sen filmi aşkın tüm imkansızlıklara rağmen engel tanımayacağı üstüne ilerletiyorsun sonundaysa yerin dibine batırıyorsun. Benim için bu duygulara yapılan bi' hakaretti, yıllar sonrasını gösterse belki o zaman kabul edilebilir olur ama bu son tam bir fiyasko olmuş. İnsanlar sevgilisinden ayrılınca bile uzun süre etkisinden çıkamıyor hayata küsüyor ama Melekler Şehri'nde bu yok, öyle büyük bir aşk o kadar kolay geri plana itilemez, hiç bir insan itmez.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Carrie: Günah Tohumu

Hiç yorum yok:

Stephen King'in romanından uyarlanan Carrie'yi uzun zamandır bekliyordum. Filmi geçtiğimiz cuma izleme fırsatım oldu. Açıkçası beklediğimi bulamadım, belki Göz'ü okurken çok beğendiğimden filmine fazladan beklentiyle gittim bilmiyorum. Zaten hangi kitaptan uyarlama film kitabı kadar iyi oldu ki? Konusuna kısaca değinecek olursam Carrie White inanılmaz derece dindar (onlara bir şey deniyordu ama unuttum şimdi.) bir ailede doğmuştur. Annesi kızını küçük yaştan beri İncil'de dahi geçmeyen ağır dini yükümlülüklerle büyütmüş, çevresinden asimile etmiştir. Kadın terzilik yapıyor mesela günahkar bir elbise diktiği için kendine ceza olsun diye bacağını deşiyor falan. Hani Hz. İsa'nın acılarını çekme amaçlı bedenlerine zarar veren bir grup var ya bu bayan da o kesimden. Bu derece dindar bir annenin kızı olduğu için okul arkadaşları Carrie'yi dışlıyor. Sürekli tacize maruz kalan Carrie'ninse tek istediği normal bir kız olmak.

Tam da normal olmak istemişken kızımız normallik hayalini sonsuza dek kapatacak bir şey keşfediyor, telekinezi gücü. Eşyaları hareket ettirebilmek Carrie için kendisini özel hissetmesini sağlayan bir sığınak ama içinize şeytan kaçtığını düşünecek türde bir anneniz varsa durumun rengi değişiyor.


Bu resimde Carrie annesinin zorla soktuğu dolabın içinde. Orası dua edilmesi için kurulmuş bir mekan ama etraftaki ölü İsa heykelciklerinden ötürü fazlasıyla ürkünç.

Hem annesinin baskısı hem okuldakilerin zorbalıkları hem de telekinezi olayı olunca Carrie patlamaya hazır saatli bomba haline geliyor. Filmin ilk yarısı hatta 3/4'ü sahneyi tanıtmak üzerine kurulmuş. Olaylar daha sonra başlıyor ve ne olduğunu anlayamadan film bitiyor. Bunun yerine en başından beri bazı olaylar olsaydı ve aynı zamanda karakterleri tanımamızı sağlayacak sahneler çekilseydi film adamakıllı bir hal alabilirmiş. Carrie = dışlanmış süper gücü olan kız ve Annesi= yobaz kadın der gibi yapmaları karakterleri hissedemeden filmin bitmesine sebep olmuş.

Göz'ü okumanızı şiddetle tavsiye ederim ama 2013 yapımı Carrie için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sinemaya gitmeye değmeyeceğini düşünüyorum. Bu arada oyuncular karakterlere yakışmış unutmadan onu da söyleyeyim.

4 Kasım 2013 Pazartesi

TÜYAP Kitap Fuarı Alışverişim

18 yorum:
Heyecanla beklediğim bir senenin ardından kitap fuarıma kavuştum. Cidden, geçen seneden beri ara ara fuarda ne alsam, gelse de gitsem diye düşünüyordum. Aslında cuma günü gidecektim ama bir arkadaşım da gitmeye istekli olunca bugün gidiverdik. Cebimizdeki parayı son kuruşuna kadar harcadık, ne yalan söyleyeyim fuar beklediğim kadar ucuz çıkmadı. Yazımın ilerleyen kısımlarında hangi yayınevi neler yapıyor detaylıca değineceğim.


Resimler bulanık çıktı kusura bakmayın, poşet taşımaktan acıyan ellerim ve yetersiz ışıkla ancak bu kadar çekebildim.

Fuardan toplam 13 adet kitap aldım. Aşağı yukarı 200tl gibi bir şey ödedim. Yani anlayacağınız üzere fuar pek ucuz değildi. İndirimde olan bir sürü kitap var ama çoğu yayınevi yeni kitaplarında %20 indirim uyguluyordu. Arkadaşım Can Yayınları'ndan beş adet kitap alacaktı, daha fazla indirim istedik ama yapmadılar. Biz de kitapları almadık kimse kusura bakmasın ama o fiyatı kitap için bile olsa vermek istemedik. Resmen insanları kazıklıyorlar.


Fuar alanına ilk girdiğimde gözüme Tudem Yayınları çarptı. Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri'ni aldım oradan. Aslında üç kitabı çıkmış bir seri ama ilk kitabı beğenip diğerlerini öyle alayım dedim. Fiyatı 13tl'ydi. Bu arada Tudem'den bir sürü şirin ön okuma kitapçığı ve İyi Kitap adında bir dergi verdiler. çoğu çocuk kitabı ama olsun ben ara ara incelerim onları, fazla şirinlerdi. :)

Dex şansıma girdiğim salondaymış, koşturarak gidip Köken'i aldım. Lux Serisi'nin dördüncü kitabı olan Köken uzaylıları anlatan fantastik türde bir roman. Üçüncü kitap çok fena bitmişti bakalım Köken'de neler olacak. Aslında Dex'in 4 ve 9tl'lik kitaplarını da incelemek istiyordum ama çoğu seri başlangıcı ya da okumuş olduğum kitaplar. Fuara gidecekseniz Dex standına bakmadan geçmeyin, yeniler %20 indirimli olsa da uygun fiyata güzel kitaplar bulabilirsiniz.

Tudem'den verilen ön okuma kitapçıkları. :)

İthaki %25lik indirimiyle diğer yayınevlerine göre daha iyiydi. Ayrıca Poe'nun kitaplarında indirimleri %50ye çıkıyor. Arkadaşım Poe'nun hem şiir hem de hikayelerini aldı ve o kalın iki kitap 50tl'ye geldi. Bense Neil'in yeni kitabı olan Yolun Sonundaki Okyanus'u aldım. Konusu olsun kapağı olsun baya güzel bir kitap. Bu arada bir şey dikkatimi çekti, fuar bu sene çok boştu. Geçen sene Pegasus, Artemis, Dex gibi büyük yayınevlerinin stand önleri doluyken bu sene tek tük insanlar gördüm. Pazartesi diye mi bilmiyorum ama bunda fiyatlarında etkisi var. Zaten fuara geleceğiz diye onca yol tepiyoruz, yine pahalı kitaplar almak istemiyor insan. Korsan okuyanlara hak vermeye başladım vallahi.

Artemis de %25lik indirimle sınıfı geçenlerden oldu. Mekanik Prenses'i yırtığı eksiği var mı diye hızlıca inceleyip aldım. Görevli bayan da çok güleryüzlüydü. Pegasus'dan Kağıttan Kentler'i aldım, %20lik klasik indirimi vardı. -_- Verdikleri karton poşetlerin hatrına indirimlerinin azlığını görmezden geldim. John Green'in kitabını her türlü alacaktım zaten. Aspendos'daysa %50lik süper bir indirim var. Seraphina'yı almak isteyenler kaçırmamalı. 


Fuardan topladığım ayraçlar ve türevleri. 

Fuarın en iyi yayınevi hangisi derseniz benim için Martı'ydı. Her kitabı 10tl, cep boyutlar 5, ciltliler ise 15. Geçen yazımda paylaştığım Kurtlara Söyle eve Döndüm'ü aldım, olsaydı Beşinci Tüp'ü de alacaktım ama yoktu. Satış görevlisi çok ilgiliydi. İndirimleri için teşekkür etmeyi ihmal etmedim. Okumadıysanız Martı'dan çıkan Gölge ve Kemik'i almanızı şiddetle öneririm. Fantastikseverler için yazılmış adeta.

Fuardan toplayabildiğim haberlere gelecek olursam, Altın Kitabevi'nde Stephen King'in O'su yoktu. Genişletilmiş bir versiyonu hazırlanıyormuş ve bir iki aya çıkacakmış. Mahşer'in sansürsüz metni gibi olacak sanırım. Gölge ve Kemiğin devamı ise 2014'ün başlarında geliyor, net bir tarih verilmediğinden ilk çeyreğinde gelmesini umuyorum. Artemis'e Gölge Ateşi'ni soracaktım ama Mekanik Prenses'in heyecanıyla her şeyi unuttum o an. 

Fuara gidecek olan arkadaşlara birkaç tavsiyem olacak,
Öncelikle, kesin alacağım dediğiniz kitap seri devam kitaplarınız değilse internetten araştırın, yorumlarını okuyun. ben genelde bunun için kitapyurduna bakıyorum.
Orada yemek yerim diyorsanız yakınlarda Fast-food yemek yerleri var. Biz geçen sene Mc'den yemiştik ve çok kalabalıktı. Fuar alanının biraz ilerisinde Burger King var, oraya yürürseniz boş bir yerde daha rahat oturursunuz. Tüyap içinde de yemek bölümler var ama fiyatları bir hayli pahalı.
Cüzdanınıza mukayyet olun, alacağınız kitaplar için yanınıza sırt çantası alın ama cüzdanı orda tutmayın bence.
Son olarak aldığınız kitabın hasarlı olup olmadığına çok dikkat edin. Altın Kitaplar'dan aldığım Medyum'un yazıları resmen yamuk. Umarım okurken zorlanmam. Ayrıca Piyon'un da kenarında yırtık varmış, dikkatimden kaçmış.

Tüyap'a ulaşımın nasıl olduğunu merak ediyorsanız bu sayfayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Biraz uzun bir yazı oldu umarım sıkmamışımdır. Pahalı fiyatlara ve yorgun omuzlarıma rağmen bir sürü kitabın olduğu ve herkesin kitap almaya geldiği bir ortamda bulunmak güzeldi. Gidebilecek olanlar mutlaka gitmeli bence.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...