Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2017 Pazar

Ocak Ayında Okuduklarım / 2017

8 yorum:
Herkese merhaba! Yılın ilk ayında istediğim okuma düzenini oturtamasam da güzel kitaplar okudum. Kış Okuma Şenliği'ne katıldığım için, seçtiğim kitaplardan en yaz yedisini okusam iyi olacaktı ama olsun. :3 Şu an okuduğum ve bitme üzere olan Avalon'un Sisleri'yle beraber ocak ayında toplam beş kitap okudum. 

Yılın ilk kitabı aslında aralık ayından kalan Melankolinin Anatomisi'ydi.  Robert Burton bu kısacık kitabın neredeyse yarısı boyunca kendisi hakkında savunma tarzı bir metin yazmış. Kullandığı Latince sözcükler ve sürekli dipnota bakmak zorunda olmam okurken keyfimi kaçırdı. Melankolinin o dönemdeki algısı hakkında istediğim bilgiyi alamadım. Kitabın devamı da olacak ama okumayı düşünmüyorum. Aslında dipnot bakmadan okuyacak kadar ön bilgiye sahipseniz değişik ve hoş bir okuma olabilir.

5 Şubat 2016 Cuma

Senden Önce Ben - Jojo Moyes Kitap İncelemesi

8 yorum:
Jane Austen Hayatımı Mahvetti kitabını duymuş muydunuz? Değişik bir ismi var, ilk çıktığında ilgimi çekmişti. Jane Austen'ın mutlu sonla biten aşk hikayelerini bulmak için İngiltere'ye giden bir kadını anlatıyordu sanırım pek hatırlayamadım şimdi. Zaten dikkat çekmek istediğim nokta konusu değil, kitabın ismi. Senden Önce Ben bittikten sonra yaşadığım boşluk ve şokun ortasında aklıma bu kitabın ismi geliverdi. Çünkü Senden Önce Ben hakkında söylemek istediğim ilk şey şu ki, Jojo Moyes hayatımı mahvetti. En azından kitabı okuduğum geceyi ve bu hissin ne zaman geçeceğini bilmediğim bütün gecelerimi. 

















Senden Önce Ben'i almam fotoğrafta anlattığım gibi oldu. Filmi haziran ayında çıkacakmış, fragmanı o kadar içime işledi ki ne olacağını mutlaka öğrenmem lazım diyerek hemen peşine gidip kitabını aldım. Çevremde kitabı baya okuyan olduğu için yorum yazmayın diye not bile düştüm zevkim kaçmasın diye. Kitaba dün gece yarısına doğru başladım sabaha karşı dörtte biraz uykum gelince son yetmiş sayfayı ertesi güne bıraktım. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar çabuk okumamıştım. Sanırım Senden Önce Ben'i bana okutan asıl şey merak değil umut oldu. Ağladığım bir film fragmanının  kitabını okuyup biraz daha ağlayayım diye almadım tabi ki, sonunda iyi bir şeyler olacağını görmeye ihtiyacım vardı. Bunun heyecanıyla sayfaları elimden geldiğince çabuk okudum, gereksiz gördüğüm paragrafları göz gezdirip atladım hatta. Normalde kitapları çok hızlı okumayı sevmem, çok sevdiklerimi bile ara vererek, tadını çıkartarak okurum.*.* Senden Önce Ben'in konusu sona yaklaşmak için hızlı okuturken karakterlerin, özellikle Lou'nun ailesiyle olan yaşantısı durup incelemek isteyeceğim bir şey gibi daha ağırdan alma isteği uyandırdı. Hepsi kendine has insanlardan oluşan küçük ve çok şirin bir ailesi vardı. En çok da bu ailenin abartıdan uzak ve gerçekçi detaylarla oluşturulmuş olmasını sevdim. 



























Sayfalar boyunca Lou ve Will'in arasındaki bağın giderek güçlenmesine tanık oluyorsunuz. Ve Will'in bu bağı tek seferde kesip atabilecek bir hastalığı var. Lou evinde küçük odadan büyük olana geçince rahatladığını düşünüyor ama aslında kalbi küçük odada gittikçe sıkışmaya devam ediyor. (Buraları yazarken oturduğum yerde kalbim sıkıştı o yüzden es geçiyorum. :( ) Jojo Moyes öyle bir yazar ki klişe dediğimiz olayları en gerçekçi haliyle okuyucuya sunuyor. Adeta al sana klişe diyerek tokat atıyor, soğuk bir rüzgarla gelen sert yağmur gibi yüzümüzü dövüyor. Will & Lou ikilisinin eğlenceli diyaloglarıyla sakin sakin yol alırken birden bire karşımıza çıkan fırtınayla baş başa kalıyoruz. Yazara bunu neden böyle yaptın deme hakkınız olmuyor pek, zaten ağlamaktan bir şey demeye haliniz kalmıyor.

Yazımın başındaki "Jojo Moyes hayatımı mahvetti. " girişini umarım anlatabilmişimdir. Uzun zamandır ilk defa bir kitabı okurken bu kadar çaresiz ve korkmuş hissettim. Kitabını okurken bu hallere düştüğüm bir hikayenin filmine gitmeyi düşünmüyorum. Ya da bilmiyorum belki giderim ama çıkışlara acil durum için ambulans vs. bir şey koysalar fena olmaz. -.- Aşkın dostluk bağıyla birlikte nasıl güçlü bir duygu olduğunu gereksiz süslemelerden uzak diliyle aktaran Jojo Moyes'a teşekkürler. Ayrıca o sahneyi yazmadığın için ekstradan teşekkürler, kim bilir belki de yazamadın. Ben olsam yazamazdım. 

22 Ocak 2016 Cuma

Neler Okudum & İzledim #3

5 yorum:
Bu aralar eskiye oranla kitap okuma hızım biraz daha arttı. Bunda üç gündür izinli olmamın da etkisi var tabii. İki gün boyunca tüm gün evdeydim, bütünleme sınavına çalıştığım sıkıcı saatleri saymazsak güzel geçti diyebilirim. Özellikle soğuk günlerde evde kalıp, geç kalkıp istediğim gibi takılmayı seviyorum. Zaten uyandıktan sonra kendime gelmem bir iki saati buluyor, ardından biraz boş boş takılma ihtiyacı duyuyorum. :D Sonra kitap - dizi - film üçlüsüyle tüm gün  baş başa kalıyorum. ^.^ 


Bugün beşte iş başı yapacağımdan yazıyı biraz çabuk bitirip hazırlanmam gerekiyor. O yüzden lafı uzatmadan dün izlediğim La Belle Et La Bete - Güzel ve Çirkinden bahsetmek istiyorum. Güzel ve Çirkin masalını bilmeyen yoktur, canavara dönüşen prens ve onu sevgisiyle eski haline dönüştüren kızın hikayesi. 2014 yapımı olan filmi daha önce internette görmüştüm ama nedense izlememiştim. Sanırım film hakkında  kötü yorumlar vardı. Bu arada bayadır film izlememiştim o yüzden iznimin son gecesinde güzel bir şeyler izleyeyim dedim. Film sitelerinde dolaşırken Güzel ve Çirkin'in fragmanına denk geldim, tam sevdiğim tarzda karanlık bir masal gibi duruyordu. Çarşamba gecesi ertesi günkü bütünlemeye çalışırken filmi buldum, yarın izlerim diye baya bi' heyecan yaptım. Hatta şansıma bir ara internet gitti sonra neyse ki düzeldi. :D


Fransız yapımı olan film görsel olarak şahane. Etrafta güllerle dolu soğuk ama güvenli bir bahçe var, bahçenin merkezindeyse canavarın yaşadığı kocaman şato. *-*  Anlatım diliyse oldukça şiirsel, şatonun bahçesinde esen sakin bir rüzgar gibi. Filmin eksik bulduğum tek yanı biraz kısa olması. Belle ve canavarın arasındaki aşk çok hızlı oluşuyor, o kısımların biraz daha üstünde durulabilirmiş. Kısacası Güzel ve Çirkin'in bu versiyonunu çok sevdim, izleyecek romantik - fantastik film arıyorsanız mutlaka bir bakın derim. ^.^


Akşam Yıldızı'nı geçtiğimiz günlerde bitirdim. Tarihi aşk romanlarını seviyorum, genelde aynı mutlu sonra biten kafa rahatlatıcı şeyler oluyorlar. =) Bu türden çok fazla okumadım gerçi, fazla mıçmıç bir hikayeyle karşılaşmamak adına sevdiğim bloggerların önerdiği birkaç kitabı aldım sadece. Akşam Yıldızı da tatlı kıs Benherneysemo'nun aldıkları arasındaydı. Sevdiklerini kaybetmiş soğuk bir adam ile yarı İskoç - yarı İngiliz (çoğunlukla İskoç .d.d ) inatçı bir kızın arasında geçenleri anlatıyor, güzeldi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca Akşam Yıldızı bir serinin de ilk kitabı. Goodreads'den devam kitaplarını inceledim, Akşam Yıldızı kadar beğenilmemiş o yüzden büyük ihtimalle seriye devam etmeyeceğim. :D Klasik bir romance olsa da İngiltere'nin fırtınalı bozkırlarında geçmesi benim için diğerlerinden ayıran, artı bir unsur. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. 



Go! Kitap'tan çıkan Komik Bir Hikaye dün elime ulaştı. Annem sana kargo gelmiş dediğinde İdefix'ten verdiğim sipariş geldi sandım ama sonra Komik Bir Hikaye olduğunu görünce baya sevindim. Kitabı dün az da olsa okudum, komik ve rahat okunan bir dili var. Ana karakter Craig'e şimdiden bayıldım, yazının bitiminde psikologuyla yaptığı ufak bir diyalogu paylaşacağım neden sevdiğimi siz de anlarsınız. :D Kitabı en geç bu pazar bitirmiş olmak istiyorum, hızlı okuyabileceğim bir kitap zaten iş çıkışları biraz vakit ayırsam yeter. ^.^

Bir yazımın daha sonuna geldim. Şimdi hazırlanıp üç gündür gitmediğim işe gideceğim. -.- Bakmayın uzun zamandır gitmedim diye gidesim gelmiyor yoksa çalışmak güzel şey, yazın tüm gün evde kala kala sıkıntıdan patlıyordum. Biraz da sıcağın etkisi vardı ama neyse. Dediğim alıntıyı paylaşıp kaçayım, herkese iyi günler! =) 




10 Ağustos 2015 Pazartesi

Eksik Parça - Michelle Hodkin / Kitap Yorumu

2 yorum:

Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün... Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini, Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını, Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını, Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini, Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü, Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün. Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere…

2015'in en kafa karıştırıcı kitabını yorumlamak üzere karşınızdayım. Eksik Parça'yı okumaya başladığım andan itibaren gizem - gerilim  dolu satırların etkisi beni sardı sarmaladı arkadaşlar ayıptır söylemesi biraz da beynim sulandı. :D Uzun zamandır saatlerce bir kitabın başında durmamıştım onun da etkisi var tabii. Bu kitabın yorumunu yapmadan önce bir iki bilgiyi tazelemeliyim sanırım, yoksa ortaya kopuk bir şeyler çıkacak.

Ana karakterimiz Mara, lise öğrencisi, 17 yaşında, iyi bir aileye sahip fakat yaşadığı travmanın ardından psikolojisi ağır derecede bozulmuş biri. Okurken bunu ciddi ciddi hissediyorsunuz, özellikle  de Mara'nın zaman kavramını kaybettiği sayfalarda. *.* Kitabın giriş kısmı okuyucuya bol miktarda soru işareti veriyor. Başlarda sanki kopuk sahnelerden oluşan bir film izliyor gibiyiz. Aslında Eksik Parça'nın sadece psikolojik- gerilim , gizem  kısmına bakacak olursak tüm kitap için kopuk bir film diyebilirim. Mara'nın zihni bulanık bir su gibi ve onunla beraber okuyucu da önünü göremeden yüzüyor. 


Kitap ilerledikçe yazar bu kafa karışıklığını dengelemek adına önümüze  klişe olaylar, bilindik karakterler koyuyor. Bu kitabın biraz sıradanlaşmasına neden olmuş gibi. Ama gizem perdesi devam ettiği için bunu görmezden gelebiliyorsunuz. Zaten daha sonra başta bilindik gelen karakterler kendilerine has özellikleriyle öne çıkıp kitaptaki gizemin bir parçası oluyor.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Silber - Kerstin Gier / Kitap Yorumu (Rüyalar Kitabı #1)

1 yorum:


Uzun zamandır almak istediğim kitabı nihayet okudum da yorumunu yapıyorum eheheh. Kitabın tanıtımları yapıldığı zaman kapağına vurulmuştum, Gerçekten  kapak tasarımı şahane değil mi? Ayrıca dokusu ve kağıt kalitesi çok iyi, başka bir yayınevinden çıkan kitabı Pegasus'tan çıkanla kıyaslayınca aradaki farkı hissedebiliyorsunuz. Kitap fiyatları öğrenciler için uygun olmayabilir ama en azından verdiğimiz paraya değiyor. ^.^

Silber'in kapağına vurulan tek insan ben değildim tabii çıkar çıkmaz alanı çok oldu. :D Haliyle benden önce okuyanların görüşlerini öğrenme fırsatım oldu, hani dışı harika içi fos bir kitapsa falan almayacaktım. Ya da dayanamayıp alabilirdim de neyse. :3 Ayrıca yazarının yine Pegasus Yayınları'ndan çıkan "Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" adlı bir serisi daha var. Zaman yolculuklarıyla alakalı olduğu için almak istemedim, o konu pek ilgimi çekmiyor ama serinin beğeneni çok. ^^  Kerstin Gier yeni çıkış yapan bir yazar değil yani. 


"Bir insanı en iyi tanıyabileceğin, zayıflıklarını ve sırlarını en iyi öğrenebileceğin yer rüyalarıdır."

Kitap fantastiği rüyalarla birleştirerek işlemiş." Rüya Kapısı" diye bir şey var, insanların rüyalarına açılan ve onların karakterlerine göre şekil alan kapılar. Mesela ana karakter Liv'in kapısı yeşil renkti ve tokmağında kertenkele vardı. Başkasının kapısından geçmek ve rüyasına girmek için için ona ait özel bir eşyayla uyumuş olmanız gerekiyor. Tabii sadece bu yetmiyor, rüya kapılarından haberdar olan kişiler kendi kapılarına şifreler, kilitler gibi koruyucu bir takım şeyler koymuş olabiliyor. Yani bu gerçekse bizim rüya kapılarımız yol geçen hanına dönmüş olabilir. :D Silber'in en çok sevdiğim yanı rüyalara böyle değişik bir bakış açısı getirmesiydi, kapılar, kapıların bulunduğu koridorda gezinmek gibi gibi. Hatta heves ettim kendi kapım olsa nasıl olurdu diye düşünerek çizmek istiyorum. ^.^


Karakterlerin çizimlerinin olduğu bir fanpage buldum, bakmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.  Liv için böyle bir çizim yapmış, benim kafamdakiyle pek örtüşmedi açıkçası. 

Silber'in karakterlerini çok sevdim. Hepsi özenle yaratılmış gibi detaylı özelliklere sahipti. Ayrıca hiçbiri birbirine benzemiyordu bu da herhangi bir karakterle alakalı kısmı okurken onu daha çok hissetmemi sağladı. ^^ Diğer yorumlarıma baktıysanız kitap okurken karakter analizi yaptığımı ve derinliği olan karakterleri sevdiğimi bilirsiniz. Silber bu açıdan benden tam puan aldı. 

Kitaba Goodreads'te 5 üzerinden 4 puan verdim. Aslında başlarken 5lik bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm  ama yer yer biraz çocuksu geldi. Bir de kitaptan daha çok gotik betimlemeler bekliyordum açıkçası. Kapak ve tanıtım yazısı beni o açıdan umutlandırmıştı :D Bu konuyu Neil Gaiman işlemiş olsa belki daha çok severdim. Böyle dedim diye beğenmediğim düşülmesin tabii, eksik bulduğum yönleri olsa da Silber'i beğenerek okudum.

"Yuvan kitaplarının olduğu yerdir."

Kitap genel olarak böyle. ^^ Fantastik yanının dışında romantizm de içeriyor yani young - adult bir paranormal romance türünde olduğunu söyleyebilirim. Çevirisi güzel, dili akıcı ve kolay okunuyor. Boş zamanınız varsa elinize aldığınız gün bitirebilirsiniz. Umarım okumayı düşünenler için faydalı bir inceleme olmuştur. Bahsetmediğim birçok yönü kaldı ama onları da okudukça öğrenirsiniz artık. :3 




26 Nisan 2015 Pazar

5 Kitapla Okuma Alışkanlığı Kazanmaca *.*

8 yorum:

Merhabalar, bir önceki yazımda okuyamama sorunumdan bahsetmiştim. Bunu aşmak için hem kalınlığıyla gözümü korkutmayacak hem de sevdiğim türde, merak uyandırıcı kitaplar seçtim. Yerdeniz Serisi'nin ilk iki kitabını okumuş, çok beğenmiş ve bu kadar çok beğenince hemen bitmesin diye serinin diğer kitaplarını beklemeye almıştım. Şimdi düşününce keşke öyle yapmasaydım diyorum. Seriyi bütün halinde okumak kitapların bağlantısını koparmamak açısından daha iyi olurmuş. Sonuç olarak Yerdeniz'e yeniden merhaba dedim ve bu sefer kitapları peş peşe okuyup seriyi bitirmeyi planlıyorum. 
Uçabilen Kız Ukitap takasıyla elime geçti, konusu ilgi çekici, akıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yerdeniz bitince okumayı planladığım 5. kitap olarak da onu seçtim. Şu an ne okuduğuma gelirsek, Yerdeniz III - En Uzak Sahil'e başladım. Ursula Le Guin serinin üçüncü kitabı için ölümü anlattığını, bu yüzden diğer kitaplardan daha zayıf kurgulu ve daha tutarsız olduğunu söylemiş. Kitabın yarısını geçmeme rağmen hala giriş bölümündeymiş gibi hissetmem bundan olsa gerek. Yine Yerdeniz'deyiz, Ufkabakan ile oradan oraya sürükleniyoruz. Şimdilik ilk iki kitap kadar akıcı gelmese de daha anlam yüklü olduğunu söyleyebilirim. Kitabı bitirince detaylı yorumumu paylaşacağım. Umarım okuma alışkanlığımı bir daha kaybetmemek üzere tekrar kazanırım. Bu arada, gelen yorumlardan yalnız olmadığımı görmek güzel oldu teşekkürler. :3

5 Şubat 2015 Perşembe

Takas İle Gelen Kitaplar

10 yorum:
Kitap takası yapmak kitaplığınıza yeni kitaplar katmanın en güzel yollarından biri. Hem siz almak istediğiniz kitaplara sahip oluyorsunuz hem de bir daha okumam diyerek bir köşede beklettiğiniz kitaplar başkasının elinde yeni bir cici olmuş oluyor. *.*  Bu takasımı Ukitap adlı siteden tanıştığım çok tatlı bir üye ile gerçekleştirdim. Sahafa gidip kitap verseniz üç kitaba bir kitap tarzı bir şey diyeceklerdir muhtemelen ve bu insanın hevesini kaçıran bir durum. Ukitap’ta ise her üye takaslık, satılık ve istediği kitapları ekliyor, takas yapılmak istenen kitaplar üyelerin kararı ile belirleniyor. Çok çeşitli kitapların bulunduğu bir ortam, eski kitaplarınız biriktiyse ve takasla yenilerini almak isterseniz mutlaka göz atın derim.



 Aldığım kitaplara gelirsek, Elantris, Yaşlı Adamın Savaşı Serisi, Kardan Kız ve Uçabilen Kız bana gelenler. Özellikle Uçabilen Kız’ı uzun zamandır almak istiyordum nihayet kavuştum. Doğuştan uçma yeteneği olan Piper’in başından geçenleri anlatıyormuş. Arka kapağında yazanlar haricinde kitap hakkında pek bir şey bilmiyorum ama seveceğime eminim. Kardan Kız kapağı aşırı tatlı olan bir kitap, çocuk özlemi olan bir çift ve yaptıkları kardan kız ile başlayan hikaye fazlasıyla övgü almış.  Yaşlı Adamın Savaşı Serisi’ni çok duymadım neden derseniz bilim-kurgu türüyle pek aram yok. Uzay temalı kitaplara karşı bir önyargım var maalesef. Takas öncesi seriyi biraz araştırdım ve baya beğeneni olduğunu gördüm. Serinin tüm kitaplarını almış olduğuma seviniyorum, umarım beğenirim. Elantris’e gelecek olursam, bu kitabı ilk çıktığı zamanlarda kitapçıda baya incelemiştim. İlgimi çekmişti ama alacak kadar değil. Geçtiğimiz günlerde yeni kapakla bastırdılar ama bana kalırsa eskisi daha güzel. Tek kötü yanı puntosunun çok küçük olması. Umarım okurken gözlerimi ağrıtmaz. O.o
 En başta da dediğim gibi kitap takası yapmak gerçekten güzel bir şey, illa kitabımı ilk ben okumalıyım demiyorsanız siz de takaslık kitaplarınızı bloğunuzda paylaşabilir ya da Ukitap’a üye olabilirsiniz. Bu arada üyelik için davetiye gerektiğini belirteyim. Ve maalesef ben davetiye verme hakkı olan üyelerden değilim, sanırım sadece çok işlem yapmış olanlar üye davet edebiliyor. Kitaplardan okuduklarınız varsa nasıl bulduğunuzdan bahsederseniz sevinirim. 

16 Kasım 2014 Pazar

NİHAYET GİDEBİLDİM! : TÜYAP KİTAP FUARI

5 yorum:
Başladığı ilk günden beri fuar hakkındaki her yazıyı, her fotoğrafı, her yorumu okumaya çalışan, gitmek için gün sayan ve son dakika da az daha gidemeyecek olan (üç buçuk attığım dakikalar) ben nihayet fuara gittim! :3 Bu seneki Tüyap Kitap Fuarı’nı tanımlamak için tek bir kelime isteseler kalabalık derdim. Aşırı bi’ kalabalık hem de. Gitmek için Cuma günün seçmez olaydık diyorum tüm ilköğretimlileri toplamışlar salmışlar fuara. Tabii ki o çocukların kitaplarla erken yaştan haşır neşir olması süper bir şey ama gitmeden önce bazı hazırlıklar yapılsa mesela öğretmenleri her çocuktan hangi kitapları almak istediklerine dair bir liste yapmalarını istese, oradan oraya koşturmamaları gerektiği ile ilgili bir uyarsa falan… Hem çocuklar daha bilinçli gider hem biz onların itiş kakışları arasında kaybolmamış oluruz.



Resimde de gördüğünüz gibi çok kalabalıktı, gitmek için en kötü günü seçmişiz sanırım ama olsun. Kalabalık muhabbetini uzatmadan bitiriyor ve hangi kitapları aldığıma geçiyorum.


Fuarda ilk olarak uğramak istediğim yer Metis Yayınları’ydı. Yerdeniz Serisi’ni set halinde satıyorlar güzel de bir indirim yapmışlar. Uzun zamandır almak istediğim bir seriydi, fuardan alınca daha bir hoş oldu.
Daha sonra kalabalıkta sürüklenerek ilerlerken Aspendos Yayınları’nı gördüm.  Üç kitap 20 lira ve yeni çıkanlar %50 indirimli olmak üzere iki kampanyaları var. Stant görevlisi çocuklara yeni çıkanların 3 kitap 20 kampanyasına dahil olmadığını anlatmaya çalışırken Günahkar Doğan, Lanetli Yıldız ve Sessiz İntikam’ı alıp hızlıca ayrıldım. Günahkar Doğan ve Lanetli Yıldız  cadıları konu alan bir serinin ilk iki kitabı. Almayı hep erteliyordum, dedim hazır fuarda kampanya var kaçırma al Berfin. :3 Sessiz İntikam’ı bir blogda görmüştüm, klasik romance gibi ama hem kapağı hem de konusu ilgimi çekti. Anlaşmalı evliliklerden doğan aşkların olduğu kitapları hep sevmişimdir.



Magisterium’u alacağımı fuara gitmeden duyurmuştum, Dogan Egmont’u bulur bulmaz da aldım. %20 indirimleri var yani fiyatlar meh meh ama burada Cass ve Holly Black’in birlikte yazdığı bir kitaptan bahsediyoruz. *.* 

Martı’ya gittim geldim, gittim bi daha gittim ama ilgimi çekmedi kitapları. He indirimleri süper ona diyecek lafım yok. Ciltli kitapları 15, diğerleri 10tl’ydi.


Dex’den sadece Meleğin Düşüşü’nü aldım.  4tl ve 9 tllik kampanyaları dışında pek bir şeyleri yoktu a bir de Kocan Kadar Konuş 15tl’ydi. Ama indirimde güzel kitapları var yani, Holly Black elinden çıkan Lanet İşleyiciler Serisi’nin ilk kitabı 5, diğer iki kitabı 9ar tl gibi mesela. ^^ Afişlerinde Daemon'u görünce bir duygulandım o ayrı tabii. Üstteki o Batman giyen kız benim bu arada gereksiz şişman çıkmışım ama neyse. :D


İthaki indirimleri fena değildi, stantlarına birden fazla kez gittim. Koralin’i elime almışken görevli şirin kız bu 10tl olur dedi ben de aa alayim o zaman diye gaza gelip aldım. Zaman Çarkı Seri’si 800küsürattan 500lü bir fiyata inmiş bu arada, çok istiyorum diyorsanız kaçırmayınız derim. Poelar %50 indirimde, yine bazı setler baya indirimdeydi.  Onların diğer kollarından biri olan Yabancı’ya da şöyle bir bakındım ama ilgimi çeken bir şey yoktu. 


Pegasus’a gelecek olursak. Adamların kitapları süper ve süperliğiyle doğru orantılı olarak baya pahalı. %25 indirimle Cadıların Keşfi ve devam kitabı olan Gecenin Gölgesi’ni aldım. Okumayı çok istediğim kitaplardı evet ama 44tl bayılınca birazcık içim acıdı, depolarından ikisini 35e alırdım ama olsun. Fuardan almak ayrı güzel oluyor hem. Stant görevlisi kız çok tanıdık geldi meğer Kitap Oburları’ndanmış.  Sonra Yeni Dünya’nın çevirmeni ve TheReadingLady bloğunun sahibi Onur abla ile tanıştım. Yeni Dünya’nın turunu biz yapmıştık, kitap gördüğü ilginin kat ve kat fazlasını hak ediyor geçekten Pegasus’a uğrayacaksanız Yeni Dünya’yı alın temposu hiç düşmeyen çok iyi bir distopyaydı.


Parodi standını arayıp bulamamıştım, küçük şirin bir stantları varmış meğer. Kitaplarının çoğu 10, bir kısmı ise 5tl’ydi. Kayıp’ı ilk aldığımda 10 sanıyordum stant görevlisi çocuk beş deyince şaşırdım diğer almak istediğim bir kitabı daha aldım. (Merlyn) 3. Salon 102 numarada olması lazımdı kenar stantlardan birindeler mutlaka uğrayın. 

On Küçük Nefes’i ise Hyperion’dan 12ye aldım, %25 gibi bir indirimleri vardı sanırım. Bu arada sahaf kısmına uğramayı unuttum daha doğrusu ilk başta nasıl geçeceğimizi bulamadık yemek yedikten sonra bakarım diye aklıma not ettim ama o kalabalıkta kaynadı gitti. Sahaflara uğramadan dönmeyin derim, Epsilon’un Yabancı’sı için bakınacaktım ama dediğim gibi bulamadım. :D
Fuar’a  bizim okuldan (MSGSÜ) kalkan ücretsiz servislerle gitmiştik dönüş saati çok geç olduğu için metrobüsle döndük.  Zaten servisler sadece haftaiçi var, haftasonu Anadolu yakasından metrobüsle rahat  gidebilirsiniz. Uzun sürüyor ama çok dolambaçlı değil en azından.
Bir fuar senesini daha böylelikle kapatmış olduk. Okumam gereken 90a yakın kitap biriktiğinden kitap almayı kendime yasaklıyorum, artık alışverişten ziyade yorum yazıları koyacağım yani. Fuarla alakalı başka sorularınız ya da gittiyseniz anlatmak istedikleriniz varsa yorum atmayı unutmayın, herkese iyi günler!


27 Ağustos 2014 Çarşamba

KCBT / Yeni Dünya - Anna Carey Kitap Yorumu

7 yorum:


Kitap Canavarlarının Blog turları kapsamında okuduğum distopya türündeki Yeni Dünya'nın yorumu ile karşınızdayım. Tanıtımı yazısında  bahsettiğim üzere kitap yaşanan bir salgın sonrası dünya nüfusunun çoğunun yok olmasının ardından gelen kaos döneminde olanları anlatıyor. Olanları Eve'nın bakış açısıyla izliyoruz. Salgın da annesini kaybetmiş ve küçük yaşta yetim kalmış olan Eve sadece kızların okuduğu bir yatılı okulda eğitim görmektedir. Okul kızların her ihtiyacını karşılayan, onları inşa edilen Kum Şehrinde birer doktor, öğretmen, ressam gibi mesleklerde yer almalarını sağlayacak olan bir yerdir. Kum Şehri salgın sonrasında başa geçen krallarının Yeni Amerika hayaliyle kurmak istediği, insanları tekrardan refaha ulaştıracağına inandığı yer bu arada. Okulla alakalı söylemem gereken en önemli şeyi sona bıraktım o da şu ki verilen eğitimlerin hepsinde erkeklerin korkunç, güvenilmez, uzak durulması gereken varlıklar oldukları anlatılıyor. Eve okul birincisi, ressam olmak isteyen ve sanatta oldukça yetenekli ola bir kızımız. Okulun tüm kurallarına istisnasız uyuyor olması da öğretmenlerinin onun için farklı bir plan yapmasına neden olacak ama Eve'nın hiçbir şeyden haberi yok.Okuldaki son gecesinde  her şeyin düşündüğü kadar toz pembe olmadığını anlayınca yapabileceği tek bir şey olduğunu fark ediyor, bu okuldan ve gidecekleri diğer binadan kaçabildiği kadar kaçmak.


Yeni Dünya ilk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine bağlayan bir kitap, okurken sıkmıyor, gereksiz paragraflarla insanı boğmuyor. Sade dilinin yanında asıl bağlayan şey temponun yüksek olması. Hep bir saklanma, kaçma halindeler bu yüzden en sakin anlarında bile acaba şimdi bir şey mi olacak düşüncesiyle çevirdim sayfaları. İlerleyen bölümlerde kitaba dahil olan erkek karakterler salgını onların açısından da izlememizi sağladı ki Eve'ya adapte olup sadece kadın bakış açısını gördükten sonra erkek karakterler hakkında bir şeyler öğrenmek beni de en az Eve kadar şaşırttı. Yeni Dünya okuyacak farklı bir şeyler arayanları tatmin eden bir kitap, çok kalın olmaması sayesinde bir gecede bitirip farklı bir kitaba geçmenize de olanak sağlıyor. Yaz sıcağında ağır klasiklere boğulmaktansa tercihiniz bu tarz kitaplar olsun bence. :3 

Canavarlar olarak Pegasus desteğiyle iki kişiye Yeni Dünya'yı hediye ediyoruz. Çekilişe katılmayı unutmayın!


a Rafflecopter giveaway

29 Haziran 2014 Pazar

Film İncelemesi: Aynı Yıldızın Altında

Hiç yorum yok:


Aynı Yıldızın Altında çıkmasını dört gözle beklediğimiz bir filmdi. Kitabını çok seviyorum ve izlerken şu sahneyi çıkarmışlar şu sahne aynı böyleydi ya da buraya ufak bi' ayrıntı eklemişler dediğim yerler oldu. Öncelikli olarak şunu söyleyebilirim ki filmi kitabın yerini asla tutamaz. Ve yine üzülerek söyleyeceğim ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Kitaptaki hissi alamadım, o hissin yarısını bile hissedemedim hatta. Bunda yanımızda oturan iki ergenin de etkisi var tabii. Film boyunca salak saçma gülüşüp telefonla uğraşıp duran cak cak sakız çiğneyen iki gereksiz insan, muhtemelen ortaokullu falanlar. Suç ailelerde aslında o yaştaki çocuğun eline günlük yüz lira para verir son model telefon alırsan böyle şımarır saçma sapan biri olur. 
Neyse bu ergenler film yorumum daha fazla etkilemesin. -_-
Kitaptaki hissi alamadım belki ben bu yüzden çok beğenmedim. Ama birlikte gittiği arkadaşım kitabı okumamıştı ve o da umduğunu bulamadığını söyledi. Neden bulamadık diye düşünüyorum sanırım biraz oyuncularda sıkıntı vardı. Hazel'ın babası mesela çok yapma geldi bana. Yan karakter de olsa oyunculuğunu sevmeyince onun olduğu tüm sahneler batmış oluyor. Shailene Woodley'in oyunculuğu da pek hoşuma gitmedi. Uyumsuz'daki performansı daha iyiydi sanki. Nedense sevemedim filmi.:/ Yanlış anlamayın beğendim ama evde de izleyebilirmişim sinemaya gitmeme gerek yokmuş. Hatta o iki salağı düşünecek olursam evde daha rahat izleyebilirmişim diyorum. -_-

Kitabı okuyanlar beklentiyi düşük tutup gitmeli, okumayanlar için diyecek bir sözüm yok ama ben olsam sinemada izlemek için çok kasmazdım. Çok etkilendiğim tek bir sahnesi vardı onun dışında biraz "sahte" buldum filmi. 

12 Aralık 2013 Perşembe

Kış Okumaları İçin Kitap Önerileri

3 yorum:
Malumunuz iki gündür İstanbul'da kar yağıyor. Dışarıdayken soğuktan donsak da eline çay/sıcak çikolata ve türevi bir şey alıp kitap okumak gibisi yok. Özellikle tatilse ve tüm gün yapman gereken bir şey yoksa. :) Ben de okuduğum kitaplardan birkaç tanesini kışın okunabilecekler kategorisinde sizlere sunayım dedim.


Kristi Cook - Sığınak
Sığınak LYS dönemimde okuduğum vampir ağırlıklı bir fantastik romandı. Kitabı çok beğenmemi sağlayan şeyse yatılı okulda geçiyor olması. Ayrıca bu okul birtakım psişik güçlere sahip insanların gittiği özel bir yer. 2012'nin en iyi kitapları kategorisinde de Sığınak'ı paylaşmıştım. Akıcı, kendine has bir kitap, tavsiyemdir.












Amber Kizer - Meridian
Ah Meridian... Aslında bu kitabı listeye koymasam mı dedim çünkü dilimize devamı çevrilmemiş bir serinin ilk kitabı. Konusu ayrı güzel karakterleri ayrı güzel. Gereksiz aşk üçgenleri de yok içinde. Kış zamanı kocaman bir evde geçtiğini de belirteyim. Umarım okuduktan sonra benim gibi devamı yok diye üzülmezsiniz. :/












Neil Gaiman - Mezarlık Kitabı
Okurken "Neden ben de mezarlıkta yaşamıyorum ki?" diye özendiren bir kitaptır kendileri. Böyle resimli falan çok şirin. Hayaletlerle ilgili bir şeyler okumak istiyorsanız tavsiye ederim. Çok farklı, çok güzel.















Brenna Yovanoff - Yer Değiştirenler
Geçtiğimiz yaz okudum, çok beğendim mi hayır. Ama kendine özgü konusu ve gotik atmosferiyle insanı içine çekiyor. Fantastik ama zombi desen değil hayalet desen değil. Farklı bir tür. Karakterlere pek ısınamasam da kitabı kapattığımda değişik bir şey daha okumuş oldum demiştim.












John Green - Alaska'nın Peşinde
Bana kalırsa Aynı Yıldızın Altında'dan daha güzel olan kitap. John Green hiç okumadım ya da sadece aynı Yıldızın Altında'sını okudum diyorsanız bu kitabını da okunacaklar listesine ekleyin bence.














4 Kasım 2013 Pazartesi

TÜYAP Kitap Fuarı Alışverişim

18 yorum:
Heyecanla beklediğim bir senenin ardından kitap fuarıma kavuştum. Cidden, geçen seneden beri ara ara fuarda ne alsam, gelse de gitsem diye düşünüyordum. Aslında cuma günü gidecektim ama bir arkadaşım da gitmeye istekli olunca bugün gidiverdik. Cebimizdeki parayı son kuruşuna kadar harcadık, ne yalan söyleyeyim fuar beklediğim kadar ucuz çıkmadı. Yazımın ilerleyen kısımlarında hangi yayınevi neler yapıyor detaylıca değineceğim.


Resimler bulanık çıktı kusura bakmayın, poşet taşımaktan acıyan ellerim ve yetersiz ışıkla ancak bu kadar çekebildim.

Fuardan toplam 13 adet kitap aldım. Aşağı yukarı 200tl gibi bir şey ödedim. Yani anlayacağınız üzere fuar pek ucuz değildi. İndirimde olan bir sürü kitap var ama çoğu yayınevi yeni kitaplarında %20 indirim uyguluyordu. Arkadaşım Can Yayınları'ndan beş adet kitap alacaktı, daha fazla indirim istedik ama yapmadılar. Biz de kitapları almadık kimse kusura bakmasın ama o fiyatı kitap için bile olsa vermek istemedik. Resmen insanları kazıklıyorlar.


Fuar alanına ilk girdiğimde gözüme Tudem Yayınları çarptı. Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri'ni aldım oradan. Aslında üç kitabı çıkmış bir seri ama ilk kitabı beğenip diğerlerini öyle alayım dedim. Fiyatı 13tl'ydi. Bu arada Tudem'den bir sürü şirin ön okuma kitapçığı ve İyi Kitap adında bir dergi verdiler. çoğu çocuk kitabı ama olsun ben ara ara incelerim onları, fazla şirinlerdi. :)

Dex şansıma girdiğim salondaymış, koşturarak gidip Köken'i aldım. Lux Serisi'nin dördüncü kitabı olan Köken uzaylıları anlatan fantastik türde bir roman. Üçüncü kitap çok fena bitmişti bakalım Köken'de neler olacak. Aslında Dex'in 4 ve 9tl'lik kitaplarını da incelemek istiyordum ama çoğu seri başlangıcı ya da okumuş olduğum kitaplar. Fuara gidecekseniz Dex standına bakmadan geçmeyin, yeniler %20 indirimli olsa da uygun fiyata güzel kitaplar bulabilirsiniz.

Tudem'den verilen ön okuma kitapçıkları. :)

İthaki %25lik indirimiyle diğer yayınevlerine göre daha iyiydi. Ayrıca Poe'nun kitaplarında indirimleri %50ye çıkıyor. Arkadaşım Poe'nun hem şiir hem de hikayelerini aldı ve o kalın iki kitap 50tl'ye geldi. Bense Neil'in yeni kitabı olan Yolun Sonundaki Okyanus'u aldım. Konusu olsun kapağı olsun baya güzel bir kitap. Bu arada bir şey dikkatimi çekti, fuar bu sene çok boştu. Geçen sene Pegasus, Artemis, Dex gibi büyük yayınevlerinin stand önleri doluyken bu sene tek tük insanlar gördüm. Pazartesi diye mi bilmiyorum ama bunda fiyatlarında etkisi var. Zaten fuara geleceğiz diye onca yol tepiyoruz, yine pahalı kitaplar almak istemiyor insan. Korsan okuyanlara hak vermeye başladım vallahi.

Artemis de %25lik indirimle sınıfı geçenlerden oldu. Mekanik Prenses'i yırtığı eksiği var mı diye hızlıca inceleyip aldım. Görevli bayan da çok güleryüzlüydü. Pegasus'dan Kağıttan Kentler'i aldım, %20lik klasik indirimi vardı. -_- Verdikleri karton poşetlerin hatrına indirimlerinin azlığını görmezden geldim. John Green'in kitabını her türlü alacaktım zaten. Aspendos'daysa %50lik süper bir indirim var. Seraphina'yı almak isteyenler kaçırmamalı. 


Fuardan topladığım ayraçlar ve türevleri. 

Fuarın en iyi yayınevi hangisi derseniz benim için Martı'ydı. Her kitabı 10tl, cep boyutlar 5, ciltliler ise 15. Geçen yazımda paylaştığım Kurtlara Söyle eve Döndüm'ü aldım, olsaydı Beşinci Tüp'ü de alacaktım ama yoktu. Satış görevlisi çok ilgiliydi. İndirimleri için teşekkür etmeyi ihmal etmedim. Okumadıysanız Martı'dan çıkan Gölge ve Kemik'i almanızı şiddetle öneririm. Fantastikseverler için yazılmış adeta.

Fuardan toplayabildiğim haberlere gelecek olursam, Altın Kitabevi'nde Stephen King'in O'su yoktu. Genişletilmiş bir versiyonu hazırlanıyormuş ve bir iki aya çıkacakmış. Mahşer'in sansürsüz metni gibi olacak sanırım. Gölge ve Kemiğin devamı ise 2014'ün başlarında geliyor, net bir tarih verilmediğinden ilk çeyreğinde gelmesini umuyorum. Artemis'e Gölge Ateşi'ni soracaktım ama Mekanik Prenses'in heyecanıyla her şeyi unuttum o an. 

Fuara gidecek olan arkadaşlara birkaç tavsiyem olacak,
Öncelikle, kesin alacağım dediğiniz kitap seri devam kitaplarınız değilse internetten araştırın, yorumlarını okuyun. ben genelde bunun için kitapyurduna bakıyorum.
Orada yemek yerim diyorsanız yakınlarda Fast-food yemek yerleri var. Biz geçen sene Mc'den yemiştik ve çok kalabalıktı. Fuar alanının biraz ilerisinde Burger King var, oraya yürürseniz boş bir yerde daha rahat oturursunuz. Tüyap içinde de yemek bölümler var ama fiyatları bir hayli pahalı.
Cüzdanınıza mukayyet olun, alacağınız kitaplar için yanınıza sırt çantası alın ama cüzdanı orda tutmayın bence.
Son olarak aldığınız kitabın hasarlı olup olmadığına çok dikkat edin. Altın Kitaplar'dan aldığım Medyum'un yazıları resmen yamuk. Umarım okurken zorlanmam. Ayrıca Piyon'un da kenarında yırtık varmış, dikkatimden kaçmış.

Tüyap'a ulaşımın nasıl olduğunu merak ediyorsanız bu sayfayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Biraz uzun bir yazı oldu umarım sıkmamışımdır. Pahalı fiyatlara ve yorgun omuzlarıma rağmen bir sürü kitabın olduğu ve herkesin kitap almaya geldiği bir ortamda bulunmak güzeldi. Gidebilecek olanlar mutlaka gitmeli bence.

8 Ekim 2013 Salı

Kitaplığımdaki Fantastik Yaratıklar: Vampirler

10 yorum:
Blogumda değişik bir konu işlemek istiyordum ne zamandır. Nasıl bir şey olsun diye o kadar çok düşündüm ki rüyama bile girdi, böyle süper bir konu bulmuşum herkes çok beğenmiş falan ama o konuyu hatırlayamadım sabah. :( Maalesef hala aklımda olmadığından üzülüyorum ama kitaplığımı incelerken aklıma bu fikir geldi. Fantastik kitaplarımda ağırlıklı olan varlıkları ve o kitapları ele alayım dedim. Vampirler, büyücüler, melekler, kurtadamlar gibi. İlk durağımız ise geçtiğimiz yıllarda fantastik kitaplarda patlama yapmış, hepimizi acaba gerçekler mi heyecanıyla Google'da aramalara sürükleyen vampirler.


Vampir mitleri ne zamana dayanıyor, kimlere vampir deniyormuş pek bir bilgim yok ama dünyanın her tarafında onlar hakkında yazılmış efsaneler var. Çoğu ise gömülen ölülerin mezarlarının boş bulunması ile başlayan şeyler. Ya da geceleri uçan ve pencerenizden girip kanınızı emen yaratıklar falan. Öyle şeyler işte. Benim okuduğum ilk vampirli kitap Küçük Vampir Serisi'nin bir kitabıydı. Şu an bulamadığım için paylaşamıyorum ama okurken çok eğlenmiştim, şirin bir kitaptı. Tabii asıl patlama Alacakaranlık ile oldu. Sahip olduğum vampir ağırlıklı kitaplar neymiş bir bakalım o zaman.


Bunlar kitaplığımdaki tamamen vampirleri anlatan ya da vampirlerin çok ağırlıkta olduğu kitaplar. Drakulalar'ı henüz okuma fırsatım olmadı ama Bram Stoker's Dracula filmini izlemiştim ve Gary Oldman'ın oynadığı Dracula'ya resmen aşık olmuştum. Sonra ilk fırsatta kitabını aldım, en kısa zamanda okumak istiyorum.

Sığınak'ı ilk çıktığında almayı çok istemiştim ama az miktardaki harçlığıma kıyamamıştım. :D Bir gün kitap bakınırken Ada'da baya indirimli bir fiyata aldım. Keşke daha önce alsaymışım. Çok kişinin bilmediği bir kitap ya da okumadığı ama o kadar güzeldiki. Psişik güçlere sahip bir kızın vampirle olan aşkını ele alıyor, günümüz tarihlerinde geçen bir roman. Maalesef yayınevi hala devamını çıkarmadı ve sorularıma da geri dönmedi. Güzel kitapların böyle harcanıyor olmasına çok üzülüyorum.

Cassie Palmer Serisi, ilk kitabından kaba tabirlerle cinsellik içermesinden dolayı soğudum bir seriydi. Sonra Pegasus ikinci kitabını çıkardı ve okuyanların iyi yorumlarını görünce seriye devam edeyim dedim. Ama araya uzun zaman girdiğinden karakterlerin çoğunu unutmuşum. İlk kitabını tekrar okuyup öyle devam etmem gerekiyor. Konusu ise vampirler tarafından büyütülen Cassie'nin kahinliğe adım atması ve çevresinde gelişenlerden oluşuyor. Ayrıca hayaletler, periler gibi başka bir sürü fantastik varlıklarla dolu. Güçlü bir kadın karakter okumak isterseniz seriyi tavsiye ederim.

Ve Alacakaranlık kitaplarım...Bu seri hakkında iyi mi yorum yapsam kötü mü desem bilmiyorum çünkü çıktığı dönem deli gibi okumuştum hatta Şafak Vakti bitmesin diye gıdım gıdım ilerlediğimi bilirim. Şimdi ise dönüp baktığımda çok yavan geliyor. Belki bir sürü taklidinin çıkması ve vampirlerin öyle işlenmesinden sıkılmış olmamdan olabilir bu. Yine de o dönem Jasper'a baya aşıktım eheheh Team Jasper.


Bu kitaplarda ise ağırlıklı işlenen konu vampirler değil ama vampirlere de yer verilmiş. Cassandra Clare ablamızın kitaplarını çoğunluğun bildiğini düşünüyorum, fantastik seven herkesin okuması gereken seriler bence. Paranormal Serisi'nde ise vampirler güzel yaratıklar olarak değil, çirkin ve pörsümüş şeyler olarak anlatılmış. Serinin ilk iki kitabının yorumunu blogumda bulabilirsiniz, üçüncü kitabı olan Sonsuz'u ise şu an okuyorum.

Vampir içerikli kitaplarım böyleydi işe. Evdeyim, hastayım ve sıkılıyorum dolayısıyla  siz de okuduğunuz vampir ağırlıklı kitapları benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Ya da benimkilerden okumuş olduklarınız hakkındaki yorumlarınızı yazabilirsiniz, fantastik okuyup da Alacakaranlık Serisi'ni okumamış olan azdır sanırım. Yarın aynı konuda büyücüleri - cadıları ele alacağım, PotterHeadler'i beklerim. :) Herkese bol kitapları günler!






23 Temmuz 2013 Salı

Kitap Yorumu: Aynı Yıldızın Altında - John Green

2 yorum:

Tanıtım Yazısı: 
Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü
On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır. Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazel'in hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...  
 John Green'in bu kitabını Alaska'nın Peşinde'yi bitirdiğim zamandan beri bekliyordum. Daha önceki yazılarımda "Türkçesi çıkmazsa orjinal dilinde okumaya çalışırım." diye bahsetmiştim hatta. Peki benim gibi tarzancadan hallice yabancı dili olan biri okunacak onca Türkçe kitabı varken neden bu kitabı istesin, kanserli iki gencin hikayesini okumak için mi? Hastalıkla savaşan bireylerle alakalı bir sürü kitap okuyabilirsiniz. Küçük Mucizeler Dükkanı, Cam Çocuk okuduklarımdan aklımda kalanlar. (İkisi de çok güzel kitaplardı özellikle Cam Çocuk.) Ya da benzeri filmler fazlasıyla mevcut. Ama Aynı Yıldızın Altında bunların çok daha ötesinde, hem oldukça sıradan hem de o sıradanı o kadar özel anlatmış bir kitap ki okurken hayatın anlamına dair çok şey düşünmeye şevk ediyor insanı. Bu düşünme "Bak bunlar hasta ben değilim çok şükür Allahım." tarzı bir düşünce değil tabiki de. Alaska'nın Peşinde'nin Büyük Belki'si, Aynı Yıldızın Altında'nın evren için ben neyim ya da evren benim için ne kavramları kafamızda beliriyor. Romanda geçen Hazel, Augutus, Isaac gibi karakterler sayesinde çok şey zihnimize kazınıyor. Aralarında geçen diyalogların trajıkomik halleri, ölmek üzere olmalarının onlara verdiği his ve çevreleri tarafından dışlanmanın getirdiği buruk bir alışkanlık. Kemoterapi tedavisiyle uğraşırken bir yandan aşkın nasıl olacağını tadıyorlar ve o kadar normaller ki. Güzel olan da bu zaten. kitabı okurken o kasma hasta karakterlerden eser yoktu, duygular çok doğal ve gerçekçiydi. Ayrıca sonunda ağlayacağınız bir kitaba göre fazlasıyla eğlenceli diyalog vardı.

"On üç yaşında 4. evre tiroit kanseri tanısı konmuştu. (Ona tanının, ilk reglimden üç ay sonra konduğunu söylemedim. Şey gibiydi: Tebrikler! Kadın oldun. şimdi öl.)"

Aynı Yıldızın Altında hakkında uzun yazılar yazabilir insan ama söylenecek çok fazla şeyden ziyade hissedilmesi gereken çok fazla şey var. En kısa zamanda almanızı ve sessiz bir köşede okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Puanım: 



13 Temmuz 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu: Kaset - Anita Shreve

8 yorum:

... Anlamıyorum. Yılın bütün diğer günlerini alıyorsun; 364 tanesini. Ve karşısına kafayı bulup bir pislik gibi davrandığın bir saati koyuyorsun ve o bir saat senin hayatını mı belirliyor? Sonsuza kadar?

     Kaset özel bir yatılı okulda yaşanan seks skandalı ve bunun çevresinde gelişen olayları anlatan bir kitap. Dört yetişkin erkek öğrenci (birisi kameranın ardında) 14 yaşındaki bir kızla cinsel ilişkide bulunuyor ve bu olay kameraya alınıyor. Artık nasıl olduysa kaset yayılınca, çocuklar cinsel istismar suçuyla karşı karşıya kalıyor. Şunu en başta söyleyebilirim ki kitap düşündüğümden daha farklı çıktı. Örneğin kesin yaşananların kızın üstündeki etkisi ağır basar demiştim ama kitapta en az rol oynayan kişi kızdı diyebilirim. Daha çok kasetteki erkekler, aileleri ve müdürün hayatı kitabı oluşturmuş. İlk sayfalarda okurken gerçekten sıkıldım, ben kitabı okurken müdürle ailelerin ilişkisinden ziyade kızın yaşayacaklarını öğrenmek istiyordum fakat habire okul müdürümüz Mike'ın neler yaşadığı anlatılıyordu. Ya da çocukların ailelerinin durumu ve Silas'ın (skandala karışan çocuklardan biri ve kasabanın yerlisi) kız arkadaşıyla olan ilişkisini. Tabi kide yazar buralara da değinmeli ama eminim çoğu okuyucu kitaba benim düşündüğüm şekilde başlamıştır. Aradığımı bulamayınca haliyle biraz sıkıldım. Sonlara doğru artık konuyu kabullenen ben bu sefer de "kameranın arkasındaki kimdi?" düşüncesiyle götürdüm kitabı.

     Kitabımız küçük bir kasabada geçiyor, tabii küçük dediğime bakmayın, olayın yaşandığı okul burslu öğrencileriyle prim yapan, klasik lüks özel okullardan biri. Okul müdürü Mike, arabasıyla giderken kaygan zeminden dolayı bir çiftliğin çitlerine çarpıyor ve Silas'ın ailesi ile tanışması böyle oluyor. Sonrasında basketbolunun iyi olmasından dolayı Avery Akademisi'ne burslu olarak kaydı yapılıyor. Kitabın en talihsiz karakteri benim için Silas'tı, herkes olaydan etkileniyor; tüm basketbol takımı, öğretmenler hatta o dönem okulda okuyan öğrenciler bile. İyi üniversitelerin çoğu skandala adı karışmış bir liseden gelen öğrencileri istemiyor çünkü. Ama Silas'ın durumu çok daha üzücüydü.

     Kaset bana kalırsa güzel bir konuya sahip ama konunun iyi kullanılamadığı bir kitaptı, kız karakter kendini beğenmiş biri yerine sıradan bir aileden olsa ve yaşananların onun hayatına olan etkisi daha çok gösterilmiş olsaydı çıtası çok daha yüksek olurdu. yine de kendini okutan bir kitap, değişik bir kurgu arıyorsanız tavsiye edebilirim. 

Puanım:

7 Temmuz 2013 Pazar

D&R Kitap Alışverişim

16 yorum:

Dün özellikle Opal'dan dolayı oldukça mutlu olduğum bir alışveriş yaptım. Kardeşimin doğum günü olduğundan annemle alışverişe çıkmıştık  Eh hazır fırsatım varken D&R'ye annemi sokayım dedim. Bildiğiniz üzere D&R mağazalarında Can Yayınları'nın 5tl'lik kitapları var ve yaz kampanyası olarak birçok kitabı 10t'ye indirmişler. Gittiğim D&R'de 10tl'lik indirimde çok güzel kitaplar vardı. kitaplar azaldıkça depodan başka kitaplar getiriyorlar. Yani gidemeyenler üzülmesin bitenlerin yerine başka güzel kitaplar da geliyor. :) Benim dikkatimi Arkadya Yayınları'nın kitapları çekti, Dostluk Ekmeği, Mart Menekşeleri, Britanya Yolu ve Gülümse Anılarına indirime giren kitaplardan. Bunların dışında Ara Dünya, Vampir Lestat gibi fantastik okurların ilgisini çeken kitaplarda var. Ama bana kalırsa indirim en çok polisiye-gerilim severlerin hoşuna gider, o tarz baya kitap vardı.


Aldığım kitaplara geçecek olursam, evet orada bir Opal var! D&R'ye ilk girdiğimde Opal daha gelmemişti ben kitaplara bakınırken getirdiler. O kadar mutlu oldum ki anlatamam hiç beklemediğim bir anda Opal'ime kavuştum. Aynı Yıldızın Altında şu sıralar çok popüler bir kitap, hem kitapçılar da hem de bloggerlar da fazlasıyla rastlıyorum. Yazarın Alaskanın Peşinde'sini okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabında onun kadar güzel olacağına eminim. Güller ve Dikenler geçen hafta D&R'de bakınırken gözüme çarptı, kitap iki taraflı yani hikayeler arka ve ön kapağından başlıyor. Ciltli olması da artısı. Fahrenheit 451 uzun zamandır almak istediğim bir kitaptı, beğeneceğimden emin olarak aldım diyebilirim. Opal'den sonra o okunacak.


En Uzun Gece'yi aslında kardeşim için aldım ama ben de okumak istiyorum, kısmetse Ahmet Altan'ın okuduğum ilk kitabı olacak. Altındaki kitaplarsa indirimden aldıklarım. Sağdan birinci Mezarı 5tl'ye görünce çok sevindim ve hemen kaptım. Konusu çok ilgimi çekti, ne zamandır aklımdaydı zaten. Nemesis'i gittiğim başka bir D&R'de almış ve vazgeçip bırakmıştım. Sonra bir bloggerın çok beğendiğini okuyunca almaya karar verdim. Sistem Can Yayınları'nın 5tl indirimindeki kitaplardan. Konusu oldukça ilginç, bir arama motorunun yaydığı virüsten dolayı dünyada ortaya çıkan kaosu anlatıyor. Tabii bu durumda yaratıcıları cinayet sorumlusu konumuna düşüyor ve antivirüs programını üretmeleri gerekiyor. 




10 Mayıs 2013 Cuma

Etkinlik: Kitaplığında Neler Var?

12 yorum:
  Kitaplığımı ne zamandır blog'da paylaşmak istiyordum, Mai Kalem'in düzenlediği etkinlik buna vesile oldu. Kitaplığınızdan seçtiğiniz bir kesimi paylaşıp ilk 5 kitabınızı yazarak bu etkinliğe katılabilirsiniz. Etkinliğin sonunda Mai Kalem "Blogların Kitapları" adı altında topladığı bir resim oluşturacakmış. :) Ben kitaplığımdan bir kesitten ziyade en sevdiğim kitapları bir araya getirmeye çalıştım. Açlık Oyunları'nı atlamışım sanırım, o da kitaplığımdaki favorilerden biri.


     İlk kareyi GoT kitaplarım, Cassandra'nın yazdıkları ve iki adet Stephen King kitabım süslüyor. Hatta şu an Kralların Çarpışması Kısım 1'i okuyorum. :) Ölümcül Oyuncaklar Serisi'nin ilk kitabı olan Kemikler Şehri bu ağustos sinemalara giriyor. Serinin kitaplarını YA sevenlere şiddetle öneririm.


İkinci olarak Epsilon'dan sevdiklerim, HP Serisi ve Alice kitabım var. Alice'i bir türlü bitiremedim ama kitaplığımın en şirin kitaplarından biri olduğunu söyleyebilirim. 


Ve son olarak bende yeri ayrı olan kitapları bir araya getirdim. Özellikle Bütünün Bir Parçası ve bulanıklıktan dolayı gözükmediğinden pek belli olmayan Meridian (Solda, mezarlık kitabının üstünde) çok beğenerek okuduğum kitaplardan. Yana da Sandık İçi 1-2 ve İşimdeyim Gücümdeyim'i koydum. Karikatür ve çizgi-dizi kitaplarını çok seviyorum, keşke Zagor tarzı şeyleri de sevsem de kütüphaneme eklesem. :)

İlk Beş'ime gelecek olursak, 

1. Stephen King - Göz
2. Harry Potter Serisi, birini diğerlerinden ayıramayacağımdan seri olarak yazıyorum. :)
3. Bütünün Bir Parçası
4. Alaskanın Peşinde
5. Açlık Oyunları

Bu sıralamaya koymak istediğim başka kitaplarımda olabilir şu an aklıma gelmeyen. Zaten bazı kitaplar dışındaki diğer tümü benim gözümde eşit değerde. Siz de kitaplığınızdaki ilk beşinizi benimle paylaşırsanız sevinirim. Bu arada kitaplığımdan okuduğunuz, beğenip-beğenmediniz kitaplar var mı? Ya da benim tarzıma uygun önerecekleriniz? 

Herkese iyi akşamlar. =))



19 Nisan 2013 Cuma

Kitaplarım Geldi!

7 yorum:
     Salı akşamı Okuoku'dan sipariş verdiğim kitaplar bugün elime ulaştı. :) Kargoya dün verilmişti açıkçası hızlarını takdir ettim. Bu seferki siparişimden memnun kaldım yani. :) Siparişi verdiğim günden beri heyecanla kitaplarımı bekliyordum, üç adet de seri devamı olan kitaplarım vardı. Muhteşem Kaos, Rüya Ateşi, Oniks, Kaset ve Tatlı Bela'yı sipariş etmiştim. İçlerinden Oniks'e mi yoksa Rüya Ateşi'ne mi daha çok sevinsem bilemiyorum ama  ikisi de benim kedilerim. =) Kitaplara şöyle bir bakacak olursak;


     Oniks kaç gündür çıktı çıkacak diye bekleyip kendi kendimi yememe sebep olan bir kitap. Nihayet elime ulaştı, dokundum kitabıma. Rüya Ateşi'ni İntikam Ateşi'ni bitirdiğim andan beri bekliyorum, Jericho'yu nasıl özledim anlatamam. Onu Oniks'ten sonra okuyacağım. Sıralamanın sebebi Oniks'i daha çok merak etmem mi yoksa Rüya Ateşi'ni hemen okumaya kıyamamam mı bilemiyorum, sanırım her ikisi de.
    
     Muhteşem Yaratıklar'ın üçüncü kitabı olan Muhteşem Kaos ilk iki kitabı bitirdikten bir buçuk sene sonra çıktı. Karakterleri falan hatırlıyorum zaten ama araya çok uzun zaman koydu yayınevi. O da severek okuyacağım bir kitap olacak. Tatlı Bela ve Kaset ise sepete aniden ve kararsızlıklarla attıklarımdan. Pegasus Yayınları'nın kitaplarını beğendiğimden Kaset güzeldir diye düşünüyorum. Konusu ilgimi çekmişti, artık ilerleyen haftalarda okurum. Tatlı Bela şu sıralar çok konuşuluyor fakat almamayı düşündüklerimdendi. Nedense beğenmeyecekmişim gibi hissediyordum ama Goodreads'den aldığı 4.25'lik uçuk puan kitabı okunacaklar sepetime atıverdi. Gölgeler Kitabı'na gelecek olursak onu Okuoku'dan almadım. Kadıköy'de bir sahafta rastladım, basımı tükenmiş kitaplardan biri olduğunu öğrenince ne olur ne olmaz diye aldım. :D Konusu ve ismi çok dikkatimi çekmişti, oralarda bırakmaya kıyamadım. Okunmasına çok var gibi duruyor ama hiç olmamasından iyidir. Üstelik baya hacimli bir kitap olmasına rağmen sadece 5tl. Sahaflar <3 mi desem ne desem şimdi. Gerçi evdeki satmak istediğim kitapları su parasına alıyorlar ama baskısı olmayan kitaplar için tek umudumuz da onlar. 
     
    İşte bunlar benim yeni cicilerim. Kendime Tüyap'a kadar kitap alma yasağı koymuştum ama kısmet değilmiş. :D Bu sefer cidden almayacağım, sanırım almayacağım yani alabilirim de ama almasam iyi olacak gibi duruyor. Belki bir iki tane alırım. *_*

     Siz yeni kitaplar aldınız mı? 
     




7 Mart 2013 Perşembe

Ne Okuyorum? #2

1 yorum:


Üç sene önce Karanlığa Dokunmak'ı okumuştum. Konusu ilgi çekici, kurgu güzel fakat çeviri kurbanı olmuş kitabımız bana çok kaba gelmişti ve ikinci kitabını almamaya karar vermiştim. Sonra yorumlarına bakınca ikinci kitabın beğenildiğini gördüm ve 2012 sonbaharında edindim Karanlığın Gölgesi'ni. Kitap vampir ağırlıklı olsa da her çeşit fantastik varlığı barındırıyor ve çevirisi ilk kitaptan kat kat iyi. Şu an için güzel gidiyor, kahinlikle ilgilenen 24 yaşındaki Cassie'nin elde ettiği mevkiyi ve bu durumun getirilerini konu alan kitabı tavsiye ederim fakat ilk kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. :/  Yine de ikinci kitabı okuyabilmek adına değeceğini düşünüyorum çünkü kurgusu gerçekten iyi.

Kitapların konuları ise şöyle:

Karanlığa Dokunmak
Cassandra Palmer geleceği görebilmekte ve ruhlarla iletişim kurabilmektedir; yetenekleri onu ölümlülere ve ölümsüzlere karşı çekici yapmaktadır. Ölülerin hayaletleri genellikle tehlikeli değillerdir; sevdikleri şey konuşmak…
hem de çok konuşmaktır.

Her duyarlı kız gibi, Cassie de vampirlerden uzak durmaya çalışmaktadır. Fakat üç yıl önce elinden kaçtığı kana susamış mafya üyesi intikam duygusuyla Cassieyi tekrar bulmuştur ve korunma için onu Vampir Senatosuna dönmeye zorlamıştır.

Ölümsüz senatörler ona karşılıksız yardım etmemektedirler ve Cassie kendisini senatonun en güçlü üyelerinden biri olan baştan çıkarıcı, usta vampirle çalışırken bulur. Ama vampirin istediği bedel Cassienin vermek istediğinden fazla olabilir.


Karanlığın Gölgesi
Hakikatleri örten bir perdedir karanlık. Onun saklı dünyasına tek tanıklık edense peşinden ayrılmayan gölgesidir. Fantastik edebiyatın karanlık dünyasına onun gölgesi kadar yakın olmak istiyorsanız Cassie Palmer`ın bu macera dolu hikâyesini elinizden düşürmeyeceksiniz.

Cassandra Palmer, kısa bir süre önce dünyanın baş kâhini olan Pythia`nın görevini ele geçirmiştir. Bu mevki ancak yıllar süren bir eğitimden sonra elde edilmektedir fakat Cassie, bu tabuyu yerle bir etmiştir. Cassie`nin kullanmaktan bile çekindiği bu muazzam güç, onu elde etmek ya da ortadan kaldırmak isteyen her vampirin, büyücünün ve perinin iştahını kabartmaktadır. Ancak Cassie kullanılmaktan ve oradan oraya sürüklenmekten bıkmıştır ve artık buna kalkışan herkes, Cassie`nin ne kadar gaddar bir düşman olabileceğini öğrenecektir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...