Romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2017 Pazar

Kış Kitapları / Kışı Anımsatan, Kışın Okuyabileceğiniz 6 Kitap / Pazar 6'lısı

16 yorum:

Soğuk havaları sıcağa göre daha çok seviyorum. Karın ya da yağmurun yağdığı sessiz bir gecede kitap okumak o kadar iyi hissettiriyor ki... Yazarken bile mutlu oldum. =) Mevsimlere göre kitap ayırmıyorum ama genellikle kışı anımsatan kitapları soğuk havalarda okumayı tercih ediyorum. Bu yazımda kışı anımsatan ve çok severek okuduğum kitaplardan altı tanesini paylaşacağım.

1. Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin




2. Güzel ve Çirkin / Filmin Öyküsü


29 Ocak 2017 Pazar

Ocak Ayında Okuduklarım / 2017

8 yorum:
Herkese merhaba! Yılın ilk ayında istediğim okuma düzenini oturtamasam da güzel kitaplar okudum. Kış Okuma Şenliği'ne katıldığım için, seçtiğim kitaplardan en yaz yedisini okusam iyi olacaktı ama olsun. :3 Şu an okuduğum ve bitme üzere olan Avalon'un Sisleri'yle beraber ocak ayında toplam beş kitap okudum. 

Yılın ilk kitabı aslında aralık ayından kalan Melankolinin Anatomisi'ydi.  Robert Burton bu kısacık kitabın neredeyse yarısı boyunca kendisi hakkında savunma tarzı bir metin yazmış. Kullandığı Latince sözcükler ve sürekli dipnota bakmak zorunda olmam okurken keyfimi kaçırdı. Melankolinin o dönemdeki algısı hakkında istediğim bilgiyi alamadım. Kitabın devamı da olacak ama okumayı düşünmüyorum. Aslında dipnot bakmadan okuyacak kadar ön bilgiye sahipseniz değişik ve hoş bir okuma olabilir.

7 Ocak 2017 Cumartesi

Kış Okuma Şenliği - 2017 Listem

12 yorum:

Okuma Şenliği'ne ilk çıktığı zaman katılmış, hatırlayamadığım bir sebepten dolayı tamamlamadan bırakmıştım. Muhtemelen aklım listeye uygun olmayan kitaplara kaymıştır diye düşünüyorum. :3 Ardından gelen diğer okuma şenliklerine de yoğunluk vs. gibi etkenlerden dolayı katılamamıştım. Bu sefer düzenlenen şenliğin listesi okumak istediğim kitaplarla örtüştüğü için katılmaya karar verdim. Siz de Kış Okuma Şenliği'ne katılmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

Gelelim puanlama sistemine ve seçtiğim kitaplara. Toplam 20 kategori var, bir iki tanesi hariç hepsine uygun kitaplar buldum. Bu da demek oluyor ki bu kış baya güzel kitaplar okuyacağım. ^_^ Kategoriler ve seçtiklerim şöyle:

4 Ocak 2017 Çarşamba

2016'da Okuduklarım & Favorilerim

8 yorum:

2016 yılı kitap okuma hedefimi 54 kitap okuyarak tamamladım. Bunda 19 ciltlik Vampire Knight Mangasının büyük bir katkısı var tabii. :3 Aralık ayının son 15- 20 gününde hedefime ulaşmam için okumam gereken en az altı kitap vardı. Sonra fark ettim ki okuduğum bazı kitapların bitiş tarihini ayarlamamışım. Onları düzelttikten sonra birden 50 kitabı aşınca mutlu oldum. Daha önceki yıllarda okuma hedefimi tamamlayamamıştım. 2016'nın ilk yarısında çok yoğundum, buna rağmen hedefime ulaşmayı başardım. ^_^ Zaten çoğu kitabı temmuzdan sonra okudum diyebilirim. Senede 100 kitap ve üzeri okuyabilen tanıdıklarım var, onlar için benim hedefim biraz az kalıyor ama neyse. Umarım zamanla okuduğum kitap sayısını artırabilirim. Aslında amacım belli bir sayı değil, okurken bir şeyler kattığını hissettiğim ya da edebi açıdan doygun olduğunu düşündüğüm kitapları okuyabilmek. Bunun yanında okurken keyif almak da çok önemli.

19 Ağustos 2016 Cuma

Okuyorum: Vampire Knight Manga - Matsuri Hino

31 yorum:


Akatu akatu yurete yumeno yumeno hate e Hanarerarenai... :D Herkese merhaba! Bu aralar, çok severek izlediğim Vampire Knight Animesi'nin manga serisini okuyorum. Vampire Knight izlediğim üç beş animeden biri. Adından da anlaşılacağı üzere vampirler üstüne kurulu. Uzun yıllardır savaş halinde olan vampirler ve insanların arasında bir barış köprüsü kurmak isteniyor. Cross Akademisi adlı bir yatılı okulda gündüzleri insanlar, geceleri ise vampirler eğitim görüyor. Tabii insanların gececilerin vampir olduğundan haberi yok. .d Vampir - insan barışı adına böyle bir proje başlatılmış. Vampirler insan öldürmeden onlarla birlikte yaşayabiliyor eheheh demek için de olabilir tabii. Ana karakterler Yuki Cross, Zero Kiryu ve Kaname Kuran. Yuki geçmişini ve ailesini hatırlamayan bir insan, okul müdürünün üvey kızı. Zero'nun ailesi o küçükken safkan bir vampir tarafından katledilmiş, o günden sonra Yuki ve müdür ile birlikte yaşamaya başlamış. Kaname Kuran ise vampirlerin arasında en çok saygıyı gören önemli bir safkan vampir. Yıllar önce Yuki'yi bir vampir saldırısından kurtarıyor. Hatta Yuki'nin ilk anısı bu. *.* 

Vampire Knight mangalarını telefonuma indirdiğim birkaç uygulamadan vakit buldukça okuyordum ama telefondan okumak çok zor oluyor. Seriyi izleyenler bilir, 3. sezon yıllardır çıkmadı. Olayların nasıl ilerleyeceğini çok merak ettiğim ve elektronik cihazlar yerine kitap halinde okumak istediğim için manga serisini almaya karar verdim. Akılçelen Kitaplar'ın ünlü mangaları Türkçe'ye çevirmesi çok güzel değil mi, şu an elimde bütün seri var. <3 Kredi kartıma yaptığım yüklenmeyi düşündükçe <3 işareti koyasım gelmiyor ama neyse. .d 


Serinin ilk 8 cildi animedeki olaylarla paralel gidiyor. Toplamda 19 cilt var. Bugün 9.ya başlayacağım için heyecanlıyım çünkü artık izlemediğim, ne olduğunu bilmediğim şeyleri okuyacağım. ^.^ Anime - manga karşılaştırması yapacak olursam manganın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Vampire Knight animesi karanlık ve kasvetliydi, gerçi animeyi bu yüzden sevdim. .d Manganın da karanlık bir yönü olmakla beraber bol bol komik diyaloglar ve Matsuri Hino'nun okuyucular için yazdığı eğlenceli kenar sütunlarını içeriyor. Yazar - çizer Matsuri Hino çok sevimli şeyler çiziyor. Özellikle ek bölüm adı altında yazdığı "Buraya Üstü Başı Kanla Kaplı Vampirler Giremez" bölümleri çok eğlenceli. Ayrıca mangada animeye kıyasla karakterleri daha yakından tanıma fırsatı buluyorsunuz. 

19 ciltlik serinin henüz 9.sunda olduğum için söyleyeceklerim bu kadar. Heyecanlı olayların geliştiği bir yerde bıraktım, olacakları çook merak ediyorum. Bütün seriyi okuduktan sonra detaylı bir inceleme yazısı girerim. Siz Vampire Knight'ı okudunuz mu ya da izlediniz mi? Bir de önereceğiniz güzel animeler varsa seve seve kabul ederim. Yazının başında yazdığım ve Japonca olduğunu umduğum şey Vampire Knight animesinin açılış müziğiydi. =D Vampire Knight Opening diye aratıp mutlaka dinleyin, gerçekten çok güzel. 

11 Haziran 2016 Cumartesi

Okuma Planım - Haziran 2016

10 yorum:


Herkese merhaba! 2 hazirandaki Ukitap yazısından bu yana yeni yazı giremedim. Boş vaktim fazlasıyla var ama sanırım biraz aylaklık yapmaya ihtiyacım varmış, onu giderdim. :D Haziran ayında okumak istediklerimi haziranın başında paylaşsam daha iyi olurdu. Ama o günle rkitap okumaya pek hevesli değildim. Geç olsun da güç olmasın diyerek okumak için tam 11 kitap seçtim. *-* Bazı Kızlar Aşk İçin Her Şeyi Yapar eğer diğerlerini bitirirsem bonus olarak okunmak üzere seçildi. Umutluyum ama hadi bakalım. :D

Neredeyse bir aydır okuduğum kitapları paylaşmıyorum, çünkü okuyamıyorum. En son bir hevesle Türk Korku Edebiyatı'na Pusova ile girdim ama umduğumu bulamadım. Kullanılan argo kelimeler korkunun hissiyatını yok ediyordu. İkinci hikayedeki küfürlü dil yüzünden kitaptan soğudum. Devamını kurcalayıp benzer şeyler görünce bıraktım. Belki ileride tekrar elime alırım, bilmiyorum. Zaten bitirme ödevimin ağır baskısı da eklenince okumaya ara verdim. Şimdi büyük bir hevesle geri dönüyorum, umarım seçtiklerimin hepsini okurum. ^.^

Hesaplamalarıma göre okumak için 20 günüm var. :D O yüzden hangi kitabı ne kadar sürece okuyacağımı da planladım. 11 kitap arasından ilk olarak Kafes'i okuyacağım. Korku edebiyatına olan ilgim hala devam ediyor, okurken korkacağım bir kitapla karşılaşmak istiyorum artık. Kafes bu beklentimi karşılar mı, göreceğim.  Ve en çok Riverton Malikanesi'ni merak ediyorum. Ukitap takasımda sevgili Erdem Sahaf'ın hediye olarak yolladığı bir kitaptı. Kate Morton sevdiğimi öğrenince gönderdi sağ olsun. =) Riverton Malikanesi kesinlikle tam bir gece kitabı. Kate Morton kitaplarında gizemli konular işleyen bir yazar. Ona duyduğum sevgi buradan geliyor. Kitabı çok merak etsem de Kafes'ten hemen sonra okumam diye düşünüyorum. Araya biraz heyecan girsin. 

Uzun zamandır okuma yapmadığım için kolay okuyabileceğim kitapları seçmeye özen gösterdim. Klasiklerin çizgi - roman versiyonlarından Romeo ve Juliet'i çok severek okumuştum. Orijinal metinle çok oynama yapılmadan aktarılan bir kitaptı. III. Richard ve Hamlet'in de aynı güzelliktedir diye düşünüyorum. Bunun dışında, Yerdeniz'e geri dönüyorum. :D Tehanu'ya baştan başlayıp tekrardan Ursula Le Guin ile buluşacağım. Seriyi özlediğimi hissediyorum. Çok hem de. ^^

Seçtiklerimin hepsini çok merak ediyorum, hepsini severek okuyacağımı umuyorum. Plan yazıları yazmak hoşuma gidiyor, umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. Seçtiklerimden okuduklarınız varsa spoiler vermeden görüş bildirirseniz sevinirim. =) Okuma sorunu yaşayan herkese plan yapmayı tavsiye ederim. İnsanı fazlasıyla şevklendiriyor. Sizin de "haziran ayında bunları okumak istiyorum" dediğiniz kitaplar varsa benimle paylaşın lütfen, herkese mutlu günler! ^_^


15 Mayıs 2016 Pazar

Kan ve Tuz - Kim Liggett / İnceleme

13 yorum:

Kan ve Tuz henüz tanıtımları yapılırken @benherneysemo'nun göstermesiyle takibe aldığım bir kitap. Romantık - korku ağırlıklı ve Amerikan yerlilerinin mistik efsaneleriyle bezenmiş bir hikaye görünce heyecanla ön siparişi beklemiştim. Sadece ismi bile tam sevdiğim türde bir kitap okuyacağımı vadediyordu. Kan ve Tuz, kesinlikle okuyucuyu beklentiye sokacak bir isim. Bu beklentilerimi karşıladı mı şu an ben de emin değilim. Kafamdakileri yazdıkça ne düşündüğümü kesin olarak anlayacağım. :3  Kitabı bitireli iki - üç gün oldu. Eskiden sıcağı sıcağına yorum yazmak daha iyi oluyor diye düşünürdüm. Şimdiyse biraz zaman geçtikten sonra düşüncelerin netleştiğini düşünüyorum. Kan ve Tuz hakkındaki yazımı kitabı bitirir bitirmez yazsaydım eminim bu inceleme daha negatif olurdu. Hayvan Mezarlığı'ndan beri okuduğum hiçbir kitap bende o istediğim korku - gerilim etkisini yaratmadı. Kan ve Tuz'dan bu yönde beklentim yüksekti. Beklediğim gibi çıkmayınca biraz hayalkırıklığına uğradım.


Kan ve Tuz karanlık bir hikayeden çok kafa karıştıran bir genç - yetişkin aşk romanı olarak başladı. Tam olarak ne okuduğumu anlamadan ilerledim. Bu arada çeviriden yana bir sorun olmadığını belirtmek isterim, Aslı Dağlı'nın çevirisini gayet akıcı buldum. Ama yazar Kim Liggett, sanki hikayeyi ne yöne çekmesi gerektiği konusunda kararsızmış gibi bir öyle bir böyle yönlendirmiş. Kitabın ana karakteri olan Ash  bir sebepten ötürü farklı hissetmekte, (spoiler olmasın, açıklamayayım) belki onun duygularını aktarmak istemiştir. Ama okuyucu olarak bunu bunaltıcı buldum. Zaten büyük bir hevesle başladığım kitap çok çiğnenmiş sakız tadı veren aşk hikayesiyle öne çıkınca hevesim söndü. Kan ve Tuz klasik bir genç - yetişkin aşk romanı okumak isteyeni bir nebze tatmin edebilir ama korkuyu çok beklememek gerekiyormuş. İsteğim azalsada okumaya devam ettim, büyük beklenti kolay kolay yok olmuyor tabii. :3 Zaten kitap ilerledikçe olaylar ön plana çıktı, merakım arttı. Kitap merak ettirerek ilerleme konusunda çok iyi ona bir lafım yok. Bölümlerin kısa kısa olması da ilerlemeye yardımcı oluyor. Çoğu okuyucu gibi ben de genelde kitaplara bölüm sonunda ara vermeyi tercih ediyorum. Kan ve Tuz az sayfası ve çok bölümüyle hadi şu bölümü de bitireyim diye diye okutturuyor kendini. Kitabın okunması için iyi bir taktik olmuş bu.

Şehir merkezinde başlayan hikaye Amerikan yerlilerinin yaşam alanlarına kayınca benim için asıl hikaye başladı. Ash ve erkek kardeşinin soru işaretleri içinde yaptığı yolculuğun sonunda mistik ve doğal bir ortam beklerken gayet modern bir kentle karşılaşıyorsunuz. Bunu pek sevdiğimi söyleyemem ama  2000li yıllarda teknolojiden uzak bir hayatın olması da saçma olabilirdi. Hikayenin ortamı konusunda biraz eli boş kaldım, beklediğim büyülü kasaba yoktu çünkü. 

Klasik aşk hikayesi demiştim. Aşk üçgeni Kan ve Tuz'un odak noktalarından biri. Karakterler sağlam gelmiyor, kimin altından ne çıkacağı belli değil. Bunu şaşırtmaca olarak görmüyorum, yazar sanki istediğim gibi şekil verebileyim diyerek karakterleri böyle konumlandırmış. Ne oldukları, neye inandıkları belli olmayan bir insan gurubunun içine dalmış gibi hissedebiliyorsunuz. Daha detaylı olsaymış dediğim çok fazla şey var. Yoksa konu çok güzel, biraz daha uğraşılsa, korku ve fantastik ön planda olsa eminim favori kitaplarımdan biri olurdu.

Kan ve Tuz'a başlayacaksanız ne beklediğiniz önemli. Korku konusunda isminin ve tanıtımların hakkını veren bir yapıt değil. Genç - yetişkinin aşk üçgeni içinde dönen ilişkileri beni bunalttı ama seveni çok. Kitap  bölüm sonlarında merak uyandırıcı bitişleriyle ilerletiyor. Genel olarak baktığımda devamını merak ettiğim bir hikaye var karşımda. Umarım diğer kitaplarda mistik yönü baskın gelir. Devamını okumayı kesinlikle istiyorum çünkü.

Kan ve Tuz ve benzeri  indirimli kitaplara buradan ulaşabilirsiniz. ^^




22 Mart 2016 Salı

İki Kitap & Aşkın Halleri

Hiç yorum yok:

İstiklal'deki patlamadan sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz ne garip. Millet olarak gerçekten tuhaf davranıyoruz. Bir yerde insanlar ölürken başka bir yerde indirim varmış hadi şuraya da bakalım diye gezenler oluyor. Patlamadan önce dışarıda olanlar koştur koştur evine gitsin demiyorum fakat bu rahatlık nereden geliyor çözemedim. Mağazadaki kalabalık akşama doğru anca dağıldı, ertesi gün de izin verdiler. Sonuç olarak pazar gününden beri evdeyim, seviyorum evde kalmayı. Bence tüm gün evde kalmanın tek kötü yanı geç yatıp geç kalktığım için zamanın çok çabuk geçiyor olması. Bugün anneme keşke ömrümün sonuna kadar evde kalsam, Barış evlense ben de onun çocuklarına baksam dedim. Öylesine bir konuşmaydı ama gerçek olsa güzel olurdu. Kırsalda büyük bir evde yaşasam, tarımla uğraşsam, istediğim kadar kitap okuyup yazsam ve tatillerde yeğenlerim için dünyanın en süper halası olsam falan. Güzel bir hayat olurdu. Hem sonsuza dek eve kapalı kalma gibi bir lanetim yok, bunalırsam bi' süre gezgin olup evime dönebilirim. Zamanı istediğimiz şeylerle doldurabilmek, asıl istediğimiz bu sanırım. 

Dediğim gibi bu aralar boşum, istediğim zaman kitap okumama engel olacak pek bir şey yok. ^^ Elimdeki kalın biyografi kitabını bitirdikten sonra rahat okurum kafam dağılır diye düşünerek Agapi'ye başladım. Agapi'yi zevklerine çok güvendiğim bir tanıdığımın önerisiyle edinmiştim.  İlk okuduğum Sarah Jio kitabıydı, diğerlerine bakacağımı zannetmiyorum günümüz dram türü eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Yazarın diğer kitapları daha çok o türe yakın diye biliyorum hatam varsa düzeltin. :3 Agapi ise dramdan çok aşk ağırlıklı, hatta aşk dolu bir konuya sahip. Yılbaşı için çekilen ve birkaç çiftin aşk hikayelerini ele alan amerikan filmlerine benziyor ama daha derin ve dokunaklı. Agapi aşkın bencil olmayan, onu o olduğu için kabullendiğin hali olarak geçiyor. Bakınız kitap aşkın türlerini şöyle tanımlıyor:

EROS: Hem fiziksel hem duygusal aşk. Aşkın bu türü tutkuyla doludur.

LUDUS: Bir oyun gibi oynanan aşk. Aşkın bu türünün en önemli parçası eğlencedir. Çiftler, bir araya gelmekten, karşısındakini etkileyip cezbetmekten hoşlanır. Ancak uzun süreli bağlılık sözü yoktur.
STORGE: Arkadaşlıktan doğan ve desteğe dayanan aşk. Güven dolu ve bağlılık gerektiren bir aşktır.
MANIA: Saplantılı aşktır. Duygusal iniş çıkışlar, kıskançlıklar hâkimdir.
PRAGMA: Kalbin değil aklın kontrol ettiği aşktır. Çiftler seveceği kişiyi mantığıyla seçer, kendisiyle benzer ilgi alanları, ortak değerleri olan birini arar.
AGAPI: Özverili, fedakâr, koşulsuz, bencil olmayan aşktır. Kişi kendini sevdiğine adar, karşılığında hiçbir şey beklemeden verir. Onu 'o' olduğu için sever. 


Ana karakter - adını unuttum - belli bir zamana kadar aşkın bütün hallerini bulup bir kitaba yazmakla yükümlü. 6 tür olduğunu ve 280 sayfalık kısa bir roman olduğunu düşünürsek kitap için rahatlıkla tamamen aşk üzerinden gidilmiş diyebilirim. Agapi bu açıdan yeni bir tatlıyı denemek gibi oldu. Her ne kadar tatlı sevsem de ağır olanları yiyemiyorum yarım kalıyor. Agapi minik ama çikolata dolu bir tatlı gibiydi diyebilirim. Bitirince duvara boş boş bakıp aşık olmam lazım dedim. Bahsedilen öylesine değil gerçek bir aşk çünkü. Çoğu insan yalnız kalmamak için sadece hoşlandığı ya da etkilendiği birine aşık olduğunu düşünüp aşık rolüyle yaşıyor ama bunun farkında bile değil. o_o Kitap bu açıdan kalbinizi aşka açın diyor işte ne bileyim sağlam bir yaklaşım olmuş. Tabi öyle günlerce etkisinde kalıp zombi gibi dolaşmama sebep olacak kadar vurucu değildi ama hatırladıkça güzel bir günün anısını düşünüyormuş gibi hissediyorum. Geri planda kalan mistik bir yanı da var, nesilden nesile geçen yetenekler ağır cadı triplerine girilmeden herhangi bir gen aktarımı gibi gösterilmiş. Yine de yazarın karakterlerini belli bir yüzeysellikte tuttuğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belki kitap 280 değil de 380 sayfa olsaydı bu yüzeysellik dağılırdı belki de bu sefer tatlı ağır gelirdi bilemedim şu an. Öneren arkadaşa tekrar teşekkür ediyorum, okumam gereken kitaplardan biriymiş Agapi. 


Can Yayınları'nın Gotik - Romantik serisini keşke set olarak alsaydım diyorum. Şiirsel anlatımı bozmayan kaliteli çevirileri var ve kapak tasarımları çok hoş. ^^ Undine ve Gece Tabloları'ndan sonra Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi ile setin üçüncü kitabını almış oldum. Kitap için söyleyeceğim ilk şey şu ki gerçekten tam bir labirent. Kısa olmasına rağmen tüm o tesadüfler, entrikalar, oradan oraya kaçmalar ve benzeri her şey hem çok basit hem de o kadar karmaşık ki okurken neye uğradığımı şaşırdım. Yazar dönemine kıyasla hoş bir hikaye yazmış, eminim dönem okuyucuları fazlasıyla şaşırarak okumuştur ama çoğu tesadüf  günümüz okuyucularının klişe diyeceği şeylerden oluşuyor. Gotik türü içinde değerlendirdiğimde ise gerçekten başarılı bir eser olduğunu söyleyeyim. Genelde gece geç saatte okuduğumdan ara ara ürperdim eheheh hayaletler her yerde. :3  Kitabın kırsal alan mekanları bile şatonun uzantıları gibiydi. Sürekli birilerinin bayılması ise ilginç geldi, eğer kitap gerçekten dönemin davranışlarını yansıtıyorsa kadınlar en ufak şeye baygınlık geçiriyormuş ne garip . =D Erkeklerse genel olarak açılmayan paslı kapılara omuz atmakla meşgul. Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi kısa ama türünün sevenlerini tatmin edecek bir kitap. Şimdiki arayışım aynı türde yazılan ama güçlü kadın karakterleri barındıran kitaplar üzerine, sanırım Carmilla öyleydi. 

Agapi ve Sicilya'da Bir Aşk Hikayesi mart ayında okuduğum iki güzel kitap oldu. Bugün Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'e başlayacağım, uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, dün bir kitap yorumuma adsız biri tarafında komik bir yorum gelmiş. Kitap incelemelerimle hiçbir zaman övünmedim hatta çoğunu çok kötü bulduğumdan kaldırmak istiyorum ama yine de tutuyorum. Sanırım yaşça küçük birisi o yüzden yayınlama gereği duymadım. Ama benzeri bir durum tekrarlansın istemem. O yüzden lütfen internetteyim rahatım diye düşünerek yazmayın, karşınızda insan var. :D Bunu da belirterek yazımı sonlandırıyorum, herkesle iyi günler, dikkat edin kendinize.

22 Ocak 2016 Cuma

Neler Okudum & İzledim #3

5 yorum:
Bu aralar eskiye oranla kitap okuma hızım biraz daha arttı. Bunda üç gündür izinli olmamın da etkisi var tabii. İki gün boyunca tüm gün evdeydim, bütünleme sınavına çalıştığım sıkıcı saatleri saymazsak güzel geçti diyebilirim. Özellikle soğuk günlerde evde kalıp, geç kalkıp istediğim gibi takılmayı seviyorum. Zaten uyandıktan sonra kendime gelmem bir iki saati buluyor, ardından biraz boş boş takılma ihtiyacı duyuyorum. :D Sonra kitap - dizi - film üçlüsüyle tüm gün  baş başa kalıyorum. ^.^ 


Bugün beşte iş başı yapacağımdan yazıyı biraz çabuk bitirip hazırlanmam gerekiyor. O yüzden lafı uzatmadan dün izlediğim La Belle Et La Bete - Güzel ve Çirkinden bahsetmek istiyorum. Güzel ve Çirkin masalını bilmeyen yoktur, canavara dönüşen prens ve onu sevgisiyle eski haline dönüştüren kızın hikayesi. 2014 yapımı olan filmi daha önce internette görmüştüm ama nedense izlememiştim. Sanırım film hakkında  kötü yorumlar vardı. Bu arada bayadır film izlememiştim o yüzden iznimin son gecesinde güzel bir şeyler izleyeyim dedim. Film sitelerinde dolaşırken Güzel ve Çirkin'in fragmanına denk geldim, tam sevdiğim tarzda karanlık bir masal gibi duruyordu. Çarşamba gecesi ertesi günkü bütünlemeye çalışırken filmi buldum, yarın izlerim diye baya bi' heyecan yaptım. Hatta şansıma bir ara internet gitti sonra neyse ki düzeldi. :D


Fransız yapımı olan film görsel olarak şahane. Etrafta güllerle dolu soğuk ama güvenli bir bahçe var, bahçenin merkezindeyse canavarın yaşadığı kocaman şato. *-*  Anlatım diliyse oldukça şiirsel, şatonun bahçesinde esen sakin bir rüzgar gibi. Filmin eksik bulduğum tek yanı biraz kısa olması. Belle ve canavarın arasındaki aşk çok hızlı oluşuyor, o kısımların biraz daha üstünde durulabilirmiş. Kısacası Güzel ve Çirkin'in bu versiyonunu çok sevdim, izleyecek romantik - fantastik film arıyorsanız mutlaka bir bakın derim. ^.^


Akşam Yıldızı'nı geçtiğimiz günlerde bitirdim. Tarihi aşk romanlarını seviyorum, genelde aynı mutlu sonra biten kafa rahatlatıcı şeyler oluyorlar. =) Bu türden çok fazla okumadım gerçi, fazla mıçmıç bir hikayeyle karşılaşmamak adına sevdiğim bloggerların önerdiği birkaç kitabı aldım sadece. Akşam Yıldızı da tatlı kıs Benherneysemo'nun aldıkları arasındaydı. Sevdiklerini kaybetmiş soğuk bir adam ile yarı İskoç - yarı İngiliz (çoğunlukla İskoç .d.d ) inatçı bir kızın arasında geçenleri anlatıyor, güzeldi bence. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca Akşam Yıldızı bir serinin de ilk kitabı. Goodreads'den devam kitaplarını inceledim, Akşam Yıldızı kadar beğenilmemiş o yüzden büyük ihtimalle seriye devam etmeyeceğim. :D Klasik bir romance olsa da İngiltere'nin fırtınalı bozkırlarında geçmesi benim için diğerlerinden ayıran, artı bir unsur. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. 



Go! Kitap'tan çıkan Komik Bir Hikaye dün elime ulaştı. Annem sana kargo gelmiş dediğinde İdefix'ten verdiğim sipariş geldi sandım ama sonra Komik Bir Hikaye olduğunu görünce baya sevindim. Kitabı dün az da olsa okudum, komik ve rahat okunan bir dili var. Ana karakter Craig'e şimdiden bayıldım, yazının bitiminde psikologuyla yaptığı ufak bir diyalogu paylaşacağım neden sevdiğimi siz de anlarsınız. :D Kitabı en geç bu pazar bitirmiş olmak istiyorum, hızlı okuyabileceğim bir kitap zaten iş çıkışları biraz vakit ayırsam yeter. ^.^

Bir yazımın daha sonuna geldim. Şimdi hazırlanıp üç gündür gitmediğim işe gideceğim. -.- Bakmayın uzun zamandır gitmedim diye gidesim gelmiyor yoksa çalışmak güzel şey, yazın tüm gün evde kala kala sıkıntıdan patlıyordum. Biraz da sıcağın etkisi vardı ama neyse. Dediğim alıntıyı paylaşıp kaçayım, herkese iyi günler! =) 




25 Aralık 2015 Cuma

Yılbaşı Çekilişi

57 yorum:

Büyülü Ayraç olarak geç de olsa yılbaşı çekilişini başlatıyorum. ^.^ Eski çekilişlerimde genellikle kendi kitaplarımdan verirken bu sefer daha farklı, daha güzel olsun diyerek  bir yılbaşı kutusu konsepti yapmaya karar verdim. Bu kutuda ilk olarak resimde bulunan kitaplardan seçeceğiniz biri olacak. Ayrıca kutuya Metis'in çok sevimli bulduğum 2016 ajandasını da koyacağım. Bunun dışında bana şirin gelen kırtasiye ürünü, ayraç, kupa, atıştırmalıklar, mum gibi gibi eşyaları koyup hediyeyi sahibine göndermek üzere hazırlayacağım. Konsept tabii yılbaşı ve kış odaklı olacak, henüz içine koyacaklarımı almadım ve şimdiden çok heyecanlıyım. ^_^  Kitapları anketteki oylamaya ve şu aralar merak ettiklerime göre seçmeye çalıştım. Büyük ihtimalle kazanan kişiye istediği kitabı gönderirken aynısından kendime de sipariş edeceğim. :D (Lola ve Komşu Çocuk hariç tabii onu okumuştum) Seçtiklerimden en çok Tespih Ağacının Gölgesi'ndeyi merak ediyorum, yıllar sonra gelen bir Harper Lee kitabı beni baya mutlu etti doğrusu. Kazanan kişi onu seçmese bile kendim için sepete atarım artık. =) Bu arada kutu için istediğim şeyleri aldıkça postu güncelleyeceğim, instagram hesabımdan da paylaşırım büyük ihtimalle. ^^ 

Şartlara gelecek olursam tek zorunlu isteğim blogumu takip etmeniz. Diğer seçenekler çekiliş için ekstra hak kazanmanızı sağlayacak. Katılım sadece Türkiye için geçerli, kargo ücretini tabisi ben karşılayacağım. :D Çekilişi Rafflecopter ile düzenliyorum kullanımı zaten çok basit ama yine de sıkıntı yaşayan olursa yorum atarsa yardımcı olurum. Son katılım tarihi 15 ocak olacak. Bitimi finallerime göre ayarladım ki rahat rahat kargoyu gönderebileyim. Umarım seçtiğim kitaplardan ve konseptten memnun kalmışsınızdır şimdiden herkese bol şans! :) 



a Rafflecopter giveaway

23 Ekim 2015 Cuma

Crimson Peak, Guillermo del Toro'nun Hayaletleri

1 yorum:

Herkese merhaba, bloga girmeyeli yine yüzbin yıl olduğunun farkındayım. Maalesef bu aralar pek kitap okuyamıyorum. Ah o Titus bir geldi bütün okuma düzenimi altüst etti. o_o  Penguen Gruptan inceleme için istediğim bir kitap geçen gün elime ulaştı, belki bu gece ona başlarım. ^^ Öyle yani, okuyama sorunum aldı başını gidiyor, durdurabilen olursa sevinirim. :3 Bu ufak girişten sonra asıl konumuz olan, uzun zamandır büyük bir istekle beklediğim Crimson Peak'e döneyim.  Guillermo del Toro, Pan'ın Labirenti'ni izlediğimden beri hayranlık duyduğum senarist & yönetmenlerden biri. Hatta en sevdiğim diyebilirim. Kendisi tam bir hayalperest olmakla beraber, çektiği filmlerde kullandığı tarz küçükken deliliğin dağlarında periler tarafından büyütülmüş bir çocuğunki kadar sıradışı. O yüzden Crimson Peak'i ilk haberleri çıktığı zamandan beri takip ediyordum. Gotik - romantik türüne duyduğum hayranlığı blogumda fazlasıyla dile getirdim, Toro'nun bu tarz bir filmde harikalar yaratacağını biliyordum. ^.^ Bekle bekle derken nihayet geçen pazartesi Crimson Peak'i izleme fırsatı buldum. Aslında ilk günden bir inceleme yazısı yazmak istiyordum ama filmin baya etkisinde kaldığımdan biraz bekleyip öyle gireyim dedim. Temelini hayaletlerden alan hikayesiyle  film, korkunun estetikle buluştuğu yere nokta atışı yapmış, gotik - romantik türünün hakkını vermiş bir yapım. *-* İzlerken yer yer aklıma Uğultulu Tepeler geldi, Guillermo del Toro konusunun temelindeki bazı şeyleri Emily Bronte'den esinlenmiş olsa gerek. ^^


Guillermo del Toro'un hayaletleri görünüm olarak korkunç, ruh olarak acı içinde olan yaratıklar. "Hayaletler gerçek." mottosu filmin her anında kendini belli ediyor. Kullanılan mekanlar öyle bir yaratıcılık eseri ki her çeşit doğaüstü varlığa ev sahipliği yapabilir. Kısacası temeli sağlam bir yapıt var karşımızda. Crimson Peak'in gotik kısmı için hikayenin temeli, romance içinse süslemesi diyebiliriz. Yönetmenin yaratıcılığına toz kondurmam ama hikayenin aşk kısmı bana birazcık zayıf geldi. Kurgunun karanlığında pek parlayamamış mı desem ne desem bilemedim. Tabii oyuncu seçimleri şahane olduğundan bu dediğim öyle çok göze batan bir durum değil. ^^ 

Crimson Peak'i mutlaka izle sevgili okuyucu, vizyondan kalkmadan sinemada izle hatta. Çatısından kurumuş yaprakların süzüldüğü malikanesi, duvarlarda gezinen kocaman güveleri, koridorla süzülen ölmüş bir annenin hayaleti, arka plandaki vahşet ve bu vahşetin gebeliğinden sakat doğan aşkıyla Crimson Peak - Kızıltepe yağmurun fırtınaya dönüştüğü şu günlere gerçek anlamda yakışan nadir yapımlardan biri. 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Lola ve Komşu Çocuk - Stephanie Perkins / Kitap Yorumu

9 yorum:

Ne zaman çok güzel bir kitabı bitirsem hakkında bir şeyler söylemekte zorlanıyorum. Şey gibi oluyor, hani çok komik bir anınız vardır da çevrenize anlatırken kimse gülmez, siz de ya işte anlatınca komik olmadı ama aslında çok komik dersiniz. (Rezil durumlar vol. 2392) Onun gibi işte. =D Yazacağım yazmasına ama beğeni düzeyimi aktarabilecek miyim bilmiyorum. Kitapla bununla ilgili geçen bir kısım var, sanırım aktarmamın tam zamanı:


''Nefret ettiğimiz şeylerden bahsetmek kolay ama bazen bir şeyi tam olarak niye sevdiğimizi açıklamak zor oluyor.'' 



O halde baştan alayım, kitabın ilk elime ulaştığı zamana dönelim. Lola ve Komşu Çocuk'la aramda oluşan bağ kargo poşetinden çıkarttığım zamana dayanıyor. :3 Şirin bez torbası, rozetler, ayraç, cilt tasarımı, içindeki yıldız desenleri... kısacası her şeyiyle tasarımını çok sevdim. Bir süre elimde evirip çevirdim, daha başka keşfedilecek yanı var mı diye kurcaladım. Sonra büyük bir hevesle okumaya başladım ki ne göreyim. Cümleler çok garip geldi. Sürekli şimdiki zaman kipi kullanılmış, bazen kısa bazen aşırı kısa. o.O İlk sayfalar biraz hayal kırıklığı oldu benim için. Çeviriden mi kaynaklı diye düşündüm, kitabın orjinal dilinde pdfini bulup biraz kurcaladım. Perkins'in cümleleri de çok hoşuma gitmedi, dediğim gibi gereksiz kısaydı bence, değişik geldi. Ama kitap ilerledikçe fark ettim ki çeviriyle alakalı bir sorun yokmuş sadece benim şimdiki zaman ekiyle biten cümlelere alışmam biraz zaman almış. Sonrası zaten aktı gitti. Hikayede, karakterlerin tatlı hallerinde kayboldum. Kitabın bu kadar hoşuma gitmesinin temelinde karakterlerin özenle detaylandırılmış olması yatıyor. Hepsi her an kapınızı çalıp karşınıza çıkabilecek kadar gerçekçi. 

Genellikle young-adult kitapların erkek karakteri ya okulun en popüler çocuğudur ya da kimseyle takılmayan gizemli biri. Lola ve Komşu Çocuk'ta ise karşımızda utangaç ve çekingen biri var. Cricket Bell gelmiş geçmiş en tatlı erkek karakterlerden biri olabilir. Uzun boylu, (baya uzun boylu) bazen ne diyeceğini bilemediği için saçmalayan ama fazlasıyla zeki olan bu çocuğu çok sevdim. Hatta sanırım uzun bir süre etrafta Cricket Bell benzeri birileri var mıdır diye bakınacağım. :D Bu arada esas oğlana daldım esas kızdan bahsetmeyi unuttum. =P Lola'yı başlarda pek sevmedim. Fakat bu tamamen bir yanlış anlamadan dolayı oldu. Kitabın başlarında karşımda moda merakı olan biri var sandım, oysa Lola modadan uzak, kendi tarzını ve kendi kostümlerini yaratmayı seven, oldukça farklı biri çıktı. Her gün ruhunu yansıtan farklı peruklar ve farklı kostümleriyle Lola Nolan okuduğum en kendine özgü kitap karakterlerinden biri. Başlarda çılgınmış gibi geliyor ama sonradan alışıyorsunuz. Hatta keşke biz de öyle olsak dedim, neden sürekli benzer şeyleri giyinip aynı saçla dolaşıyoruz ki, çok sıkıcı. -_-


Karakterler hakkındaki düşüncelerimi çok uzatmak istemiyorum, fazla konuşup zevkinizi kaçırmak istemem. Okudukça keşfetmek en güzeli bence. Bir kitapta ne ararsınız bilmiyorum ama bana göre karakter odaklı olması, oldukça önemli. Lola ve Komşu Çocuk bu isteğimi fazlasıyla karşıladı, üstüne bir de çok tatlı bir aşk hikayesi sundu önüme. Kitap için Anna and the French Kiss'in devamı deniyor ama büyük bir bağlantı yok. İlk kitabı okumadıysanız dahi Lola'yı rahatlıkla okuyabilirsiniz. Böyle güzel bir hikayeyi keşfetmemi sağladığı için Yabancı Yayınları'na teşekkür ederim. Umarım en kısa zamanda Anna and the French Kiss'i de çıkartırlar. Bu kitapta az biraz gördüğüm Anna & St. Clair ikilisini çok merak ettim. ^.^

Lola ve benzeri indirimli kitaplara buradan ulaşabilirsiniz. ^^

5 Eylül 2015 Cumartesi

Gotik Edebiyat Hakkında

23 yorum:


Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıya nihayet başlıyorum. Gotik edebiyat kitap okumaya bağlandığım günden beri hep en sevdiğim tür olmuştur. Aslında başlarda severek okuduğum kitapların gotik tarzda yazılmış olduğunu bilmiyordum, zamanla kitaplardaki sevdiğim ögelerin gotik edebiyata ait olduğunu anladım. Kasvetli havalar, hüzünlü karakterler, şatolar, hayaletler, etrafta uçuşan kuzgunlar&kargalar pencerenin kendiliğinden açılmasıyla içeri giren soğuğun vurgulanması gibi pek çok detay bu türün göze çarpan özelliklerini oluşturuyor. Bilinmeyenin korkusu da gotik edebiyatın temel fonlarından biri. Bu genellikle bir hayalet, gizemli bir cinayet, farklı çeşitlerde yaratıklar ya da karakterlerin iç dünyasına yapılan derin yolculuklar ile kendini gösteriyor. Bana kalırsa korku ve gotik belli bir noktaya kadar aynı yolda ilerleyen sonra kendi yönlerine ayrılan iki tür. Gotik kendine has bir estetik algısı barındırıyor. ^^ Bu arada gotik edebiyattan bahsetmeyi uzun zamandır istiyorum demiştim ama kendimde yeterli bilgi birikimi bulmadığım için cesaret edemedim. =) Kitap incelemesi yaparken bile saçma mı oldu acaba diye düşünüyorum, şimdi bir türü ele alacağım falan hadi hayırlısı. :D Yazarken kuzgunlar bana yardım eder belki eheheh. Yazımın amacı gotik edebiyatı tanıtmaktan ziyade, bu edebiyat hakkındaki düşüncelerimi okuduğum örneklerle açıklamak olacak. Olur da bunun böyle olduğunu düşünmüyorum dediğiniz bir nokta olursa düzeltme için yorum atarsanız sevinirim. 

Gotiğin edebiyata geçişinden önce nereden geldiğini biraz anlatayım. Şimdi biraz mimariden gireceğim, bu konuyu geçen kış okuldaki bir dersimde baya incelemiştim ama dersler genelde unutuluyor tabii. :D Gotik akım mimariye 12. yy'da giriyor. Yapıların olabildiğince devasa ve görkemli olması, ufak tefek heykeller, bol pencereler, renkli camlar gibi ögeler gotik akımın mimarideki yansımasını oluşturuyor. Tabii benim açıklamam kaba taslak oldu, zaten izlediğimiz film / dizilerdeki yapılara bakarak gotik olup olmadıklarını az çok anlayabiliyoruz.

resim buradan http://galleryhip.com/gothic-tumblr.html


Gotik sadece mimari ve edebiyatta söz konusu olan bir akım değil tabii, resim ve müzikte de yer alıyor, hatta gotik tarzda yapılmış hediyelik süs eşyaları bile var. :3 Bana kalırsa bu akımın ilgi görmesi korkuyu estetikleştirerek sunmasıyla alakalı. Küçükken denk geldiğim bir program sebebiyle vampirlerden çok korkuyordum, 7 - 8 yaşlarındaydım. O aralar kendi kafamda bir vampir abla yaratmıştım, işte güya vampirlerin kraliçesiymiş aynı zamanda benim ablammış da diğer vampirler bana bulaşamıyormuş falan. :D Onunla alakalı hayal kurarken hem korkardım hem de "ablam o ya bir şey olmaz" diyerek kendimi rahatlatırdım. Korkumu tamamen yok etmesem de baya azaltmıştım. İşte gotiğin de etkisi buna benzeyen bir şey. Korktuklarımızı önümüze çıkarıyor ama bu vahşetle değil hüzünle ya da güzellikle birlikte geliyor. Bol miktarda gizem barındırması da gotik edebiyatı ilgi çekici kılan şeylerden biri. Korku mu ağır basar merak mı derseniz korku derim ama korkunun izin verdiği sınıra kadar merakımızla ilerlemeye devam ederiz. Gotik eserlerde geçen olaylara bakıyorum da, korkunun merakı engelleyecek kadar ön planda olduğunu düşünmüyorum. En azından şimdiye kadar okuduklarım öyleydi. Gizem ağırlıklı olan öyküler okuyucuyu detaylarıyla ürpertiyor. Bazen ölmüş birinin hayaleti, bazense iç dünyası deliliğin dağlarında gezen bir karakterin derin düşünceleriyle sağlıyor bunu. Gotik için illa fantastik ögeler gerekmiyor tabii. Sıradan olayların anlatıldığı herhangi bir kitap da gotik edebiyata dahil edilebiliyor. Yazımın devamında okuduğum kitaplardan yola çıkarak bu türü daha detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım, ardından bulduğum birkaç link ile farklı kitap örneklerini de ekleyeceğim. Bu arada şu an yazarken bu playlisti dinliyorum. Brunuhville bestelerini çok severim, gotik tarzda oluyorlar genelde. Siz de dinlemek isterseniz diye linkini bırakayım dedim. ^.^

3 Eylül 2015 Perşembe

Unforgiven - Lauren Kate / Fallen #5 Geliyor!

4 yorum:

Gördüğüm andan itibaren aman tanrım diyerek kitapla alakalı sayfaları dolaşıyorum. Geliyor gönlümüzün efendisi, Cam geliyor! :D Lauren Kate iki saat önce facebook sayfasından yeni kitap Unforgiven'ın çıkacağını duyurdu. Ayrıca kendi sitesinde kitabın İngiltere ve Amerika'daki okurları için ön satışlar şimdiden başlamış. *.* Düşüş Serisi bittikten sonra pek çok hayran gibi ben de Cam ile alakalı neredeyse hiç bilgi verilmediği için üzülmüştüm. Aşka Düşüş novellasında ucundan bahsedilmişti ama onu yeterli bulmadım. Cam gibi gizemli bir badboy dururken Daniel sümsüğünün aşkıyla alakalı seri okutttun bize tşk.ler Lauren diyerek bitirdim Vurgun'u. =D Unforgiven'ın çıkış haberini görünce nasıl mutlu oldum anlatamam sevgili okur. Bu güzel haberi paylaşmak için soluğu blogumda aldım, :3 


İngilizcemin yettiği kadarıyla kitabın tanıtım yazısını çevirmeye çalışacağım, orjinal halini okumak isteyenler Goodreads'den bakabilir. Umarım Epsilon çeviriyi çıkartmakta gecikmez, lütfen en kısa zamanda çıkarsın lütfen. *.* 

Düşüş Hayranlarının beklediği kitap; Cam'in hikayesi.

Lise cehennem olabilirdi.

Cam lanetli olmanın ne demek olduğunu biliyordu. Cehennemde hiçbir meleğin geçirmemesi gerektiği kadar çok zaman geçirmişti. Ve onun yeni cehennemi liseydi, sevmekten kendini alıkoyamadığı kız Lilith'in cezalarını çekmesi için gönderdiği yer.

Cam  Lucifer'le bir anlaşma yapmıştı: Onu gerçekten önemseyen tek kızı kendine tekrar aşık etmesi için on beş günü vardı. Başarılı olursa Lilith dünyaya geri dönebilecek, birlikte yaşayabileceklerdi. Ama kaybederse... Cehennemde Cam için özel hazırlanmış bir köşe beklemekteydi. 

Tik tok. 

Kanatlarınızı açın, kötü çocuk - kara melek Cam ıstıraplı kalbini efsanevi yeni Düşüş romanında nihayet gösteriyor, Affedilmemiş. 

1 Eylül 2015 Salı

Bu Aralar Neler İzledim? (Temmuz - Ağustos 2015)

Hiç yorum yok:
Yaz tatilinde yapılacak en iyi şeylerden biri de yeni diziler & filmler keşfetmek. 2015 yazının büyük bir kısmını evde pinekleyerek geçirdiğim için film /dizi izlemeye bol bol vaktim oldu. "Alınacaklar Dosyası" adlı yazımda izlenecek filmler klasörü açtığımdan bahsetmiştim, izleyecek film ararken vakit kaybetmemek adına oradan seçim yaptım falan. :3 Bir de başladığım bir - iki dizi oldu. Bu yazım temmuzun son haftasından şimdiye kadar izlediklerim hakkında olacak, bakalım neler izlemişim? =)

The Phantom of the Opera

Gaston Leroux'un 1909 yılında yayınlanan kitabından uyarlanan 2004 yapımı müzikal tadındaki bu film bizleri Paris'e, görkemli bir operaya ve onun gizemli olaylarına götürüyor. Aslında filmi taa ilk çıktığı zaman sinemada izleyecektim ama uygun seans bulamamıştık. İyi ki de öyle olmuş diyorum, hem hayaletin aşkını hissedemezdim hem de biraz korkardım büyük ihtimalle. :D Bir genç kızın müzik meleği ile çocukluk aşkı arasındaki gelgitleri, hayaletin hüznü, bolca gizem ve harika şarkılar barındıran filmi çok sevdim, hayalete aşık oldum. :( Gerard Butler role cuk oturmuş, bir bakış atıyor ki kızlar ekrandan çıkıp kalbinize işliyor resmen. (Fangirl modum için kusura bakmayınız.) Operadaki Hayaleti izledikten sonra Gerard Butler'ın başka filmlerine geçtim, yazımda onlardan da bahsedeceğim. Bu arada hemen ardından kitabını okudum, film kadar aşk odaklı değildi ama  hayaleti daha yakından tanıdığım için kitabını daha çok sevdim. Eğer hala izlemediyseniz önce filmini izleyip ardından kitabını okumanızı tavsiye ederim. Filmden hikayenin temelini alıp kitaba geçmek güzel olmuştu. :) 

P. S. I Love You 

Operadaki Hayalet'in ardından Gerard Butler'ın başka filmlerine geçmek istedim, ilk film hepimizin en azından televizyonda denk geldiği P. S. I Love You oldu. Daha önce birkaç kez parça parça da olsa televizyonda izlemiştim, açıkçası çok ilgimi çekmemişti. Bu sefer oturup bütün izleyeyim dedim. Duygusal bir dönemime geldiğinden midir yoksa dağ gibi adamın ölümünden mi bilmiyorum ama  hatırlama amaçlı fragmanına baktığım andan itibaren ağladım moralim altüst oldu. Böyle filmler yapmasınlar ya da duygusalken izlemeyiniz uyarısı falan düşsünler. :( Peşine romantik - komedi açmama rağmen ı ıh yani işe yaramadı. Ne diyeyim Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. Muhtemelen bu yazıyı okuyan herkes filmi izlemiştir, kimileri tekrar izleyecek kadar beğenmiş de olabilir. Evet ben de beğendim ama duygusal iken izlememenizi tavsiye ederim, o_o


:'(((((((((

The Ugly Truth

P. S. I Love You şokundan sonra yine Gerard Butler ile devam ederek romantik - komedi türünde bir filme geçtim. Bu arada uzun zamandır ilk defa bir oyuncunun filmlerini peş peşe izleyesim geldi, normalde sapık gibi aynı adamı takip etmem yani. :D Neyse, kendimi açıklama çabalarımı bir kenara bırakıp filme geri döneyim. The Ugly Truth konu olarak çok ilgimi çeken bir film oldu. Biraz He's Just Not That Into You'ya benzettim, aynı durum farklı şekilde işlenmiş gibi. Gerard Butler erkeklerin kadınlarda ne aradığını acımasızca anlattığı televizyon programı ile ünlenen birini canlandırırken Katherine Heigl ise doğru adamı arayan takıntılı bir yapımcı olarak karşımıza çıkıyor. İkilinin yolu aynı televizyon kanalında birleşince Mike (Gerard) Abby'e (Katherine) istediği erkeği elde etmesi için yapması gerekenleri anlatıyor bir nevi kızı bu yönde eğitiyor falan. Filmi izlerken eğlendiğim pek çok yer oldu ama genel olarak biraz klişe geldi. Boş vaktiniz varsa izleneceklerden biri diyeyim. ^.^


Law Abiding Citizen

Yazımda geçen son Gerard Butler filmi Law Abiding Citizen olacak. Birisi tüm ailenize zarar verdiği halde hak ettiği suçu almazsa intikam için ne kadar ileriye gidebilirsiniz? sorusuyla yola çıkan film polisiye- gerilim türünde. Bu türden çok fazla film izlemesem de benzer yapımların gerisinde kalmış diyebilirim. Gizem- gerilim düşük seviyedeydi, finali sönük geldi. Gerard'cığımın hatırına izlediğim son film oldu, kapanışı eh meh yaptık yani. :3











How to Lose a Guy in 10 Days

Romantik - komedi türündeki filmleri seviyorum, kafa dağıtan eğlenceli şeyler izlemek iyi geliyor. How to Lose a Guy in 10 Days erkek karakterin herhangi bir kadını on gün içerisinde kendine aşık edebileceği iddiası ve şans ki bulduğu kızın 10 gün içerisinde bir erkeğin kendini terk etmesini sağlaması gerekmesi üstüne kurulu bir film. Oyuncuları çok iyi, konu güzel, diyaloglar eğlenceli vs. ^.^ Benim gibi boş zamandan çok neyim var diyorsanız kafa dağıtmak için izleyebilirsiniz.












Sense8
Yazımdaki tek dizi sanırım Sense8 olacak. Aslında Sense8 için ayrı bir yazı yazarım diye düşünüyordum ama hazır izlediklerim başlığı açmışken aradan çıkartayım dedim. :P Tür olarak bilim - kurgu odaklı olan dizi 12 bölümle ilk sezonunu tamamladı. Konuya gelecek olursam, farklı ülkelerden 8 kişi var, bunlar bir şekilde birbirlerinin yerine geçebiliyor, aynı anda aynı yerde olabiliyorlar. (İkisi Amerika'nın farklı eyaletlerindendi.) Bunu yapabilen başka insanlar da mevcut ama herkes kendi kümesi içinde hareket edebiliyor. İşte bu durumun çevresinde gelişen olaylar, karakterlerin yaşadıkları vs. dizinin ilk sezonunu oluşturuyor. Konuyu üstünkörü anlattım ama izleyip görmek daha iyi olur. İzlerken başlarda n'oluyoruz neden herkes ingilizce konuşuyor nedir ki bu falan olmuştum, ilerledikçe hani aksiyon nerede moduna girdim ardından karakterlere bağlandım ve sonuç olarak beğenerek bitirdim. ^.^ Değişik, izlemesi keyifli bir dizi. Bölümler genel olarak karakterlerin hayatına odaklı, 8 kişi ve 8 farklı hayat detaylıca anlatılmış. Sense8'e başlarken karakterden ziyade olay odaklı bir dizi beklediğim için ilk üç - dört bölümü biraz sıkılarak izledim. Ama daha sonra hem aksiyon sahnelerinin artması hem de tanıtılan karakterlere alışmam ile diziye bağladım, sevdim baya. Yapım şirketi dizinin tek sezon olmasını düşünüyormuş  sonradan devam ettirmeye karar vermişler. Umarım yeni sezonu çok beklemeyiz, bilim - kurgunun drama ile karıştığı şeyleri seviyorsanız Sense8'e bir göz atın derim.

Temmuz sonu - Ağustos 15'i arası izlediklerim bunlardan oluşuyordu. Tabii devam ettiğim başka diziler de var, onları ayrı başlıklarda tek tek inceleyeceğim sanırım. Bu arada normalde bu yazıyı ağustos bitmeden yayınlamış olacaktım ama bir hafta önce ağır bir gribe yakalandım, kitap okuyasım bile gelmedi. Havalara dikkat etmek gerekiyor, gündüzleri sıcak olsa da gece rüzgarı tehlikeli, nasıl olduğunu anlamadan soğuk algınlığına yakalanıyorsunuz. o.o 

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Eksik Parça - Michelle Hodkin / Kitap Yorumu

2 yorum:

Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün... Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini, Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını, Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını, Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini, Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü, Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün. Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere…

2015'in en kafa karıştırıcı kitabını yorumlamak üzere karşınızdayım. Eksik Parça'yı okumaya başladığım andan itibaren gizem - gerilim  dolu satırların etkisi beni sardı sarmaladı arkadaşlar ayıptır söylemesi biraz da beynim sulandı. :D Uzun zamandır saatlerce bir kitabın başında durmamıştım onun da etkisi var tabii. Bu kitabın yorumunu yapmadan önce bir iki bilgiyi tazelemeliyim sanırım, yoksa ortaya kopuk bir şeyler çıkacak.

Ana karakterimiz Mara, lise öğrencisi, 17 yaşında, iyi bir aileye sahip fakat yaşadığı travmanın ardından psikolojisi ağır derecede bozulmuş biri. Okurken bunu ciddi ciddi hissediyorsunuz, özellikle  de Mara'nın zaman kavramını kaybettiği sayfalarda. *.* Kitabın giriş kısmı okuyucuya bol miktarda soru işareti veriyor. Başlarda sanki kopuk sahnelerden oluşan bir film izliyor gibiyiz. Aslında Eksik Parça'nın sadece psikolojik- gerilim , gizem  kısmına bakacak olursak tüm kitap için kopuk bir film diyebilirim. Mara'nın zihni bulanık bir su gibi ve onunla beraber okuyucu da önünü göremeden yüzüyor. 


Kitap ilerledikçe yazar bu kafa karışıklığını dengelemek adına önümüze  klişe olaylar, bilindik karakterler koyuyor. Bu kitabın biraz sıradanlaşmasına neden olmuş gibi. Ama gizem perdesi devam ettiği için bunu görmezden gelebiliyorsunuz. Zaten daha sonra başta bilindik gelen karakterler kendilerine has özellikleriyle öne çıkıp kitaptaki gizemin bir parçası oluyor.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Sessiz İntikam - Laura Landon

3 yorum:

Tanıtım Yazısı:
Leydi Jessica Stanton altı gün içinde yirmi beş yaşına girip kendisini, İngiltere’nin en zengin kadınlarından biri hâline getirecek kadar yüklü bir mirasın sahibi olacaktı. Bu gerçekleştiğinde de üvey kardeşi Colin, özgürlüğüyle birlikte tüm her şeyine el koymak için Jessica’ya saldıracaktı. Tek bir çözüm vardı: kendisine Colin’in karşısında durabilecek kadar güçlü bir eş bulmak. Fakat onu koruyabilecek birisini bulabilse bile, hangi adam sırrını öğrendikten sonra onunla evlenirdi ki?Northcote Kontu Simon Warland’ın iflasın eşiğine gelmiş olmasının yanı sıra, tüm Londra’da, müsrif babasının zamansız ölümünde bir parmağı olduğuna dair dedikodular da devam ediyordu. Artık onu her şeyini kaybetmekten koruyacak bir kadın bulmaya mecburdu. Fakat hangi kadın bir cinayet zanlısıyla evlenmek isterdi ki?Tamamen mecburiyetten bir araya gelen Jessica ve Simon evliliklerinin anlaşmalı bir evlilik olduğu konusunda uzlaşırlar. Fakat Simon’un kendisiyle evlenmesinin ardında yatan gerçeği öğrendiğinde, Jessica’nın kalbini hiçbir yasal evrak koruyamayacaktır, çünkü Jessica tüm çabalarına rağmen kocasına âşık olmuştur. Oysa aşk, belki de ikisinin de en çok ihtiyaç duyduğu şey olmasına rağmen, ikisinin de istediği en son şeydir.

Aspendos Yayınları'ndan çıkan Sessiz İntikam historical romance türünde bir kitap.Tarihi aşk romanlarına mesafeli yaklaşan beni bile kendine hayran bıraktı diyebilirim. Karakterler, konu, kitabın dili, akıcılığı yani kısacası her şeyi mükemmeldi.Finallerle boğuştuğum günlerde rahatlatıcı bir şeyler okumak istemiştim, birkaç kitap arasından Sessiz İntikam'ı seçtim, iyi ki de onu seçmişim. <3 Sessizliğiyle mutlu bir yaşantı süren Jessica'nın hayatına giren gürültülü ve mutsuz biri olan Simon'ın zoraki evliliklerinden doğan aşkı okumak çok keyifliydi. Kitap şirin bir masal gibi, okudukça sayfaları hızla çeviresiniz geliyor. Karakterlerden bahsedecek olursam, Jessica İngiltere Sosyetesi'nin görünmez kızı, ama bu durumdan rahatsız değil. Aksine  bir kenarda oturup insanları izlemeyi seviyor tabii bu sessizliğinin geçerli bir sebebi var. Onu kitabı okursanız öğrenirsiniz diyeyim. ^^ Her şey iyi giderken babasından kalan yüklü miras Jessica'nın hayatını tehlikeye atınca onu koruyacak bir eşe ihtiyaç duyuyor. Bu kısımda devreye karizmatikliğin doktorasını yapmışçasına çekici olan Simon giriyor. :3 Gizemli geçmişi, asabi tavırları ve borç batağında olması sebebiyle adamımız sosyete kadınlarının rüyalarını süsleyen birisi değil ama okuyucu olarak siz öyle düşünmüyorsunuz tabii. :D  İkisinin tanışma sahnesini okurken yelpaze gerekebilir kızlar şimdiden belirteyim. Öhöm, neyse. Simon höt höt birisi olduğundan başta bu evlilik olayına girmek istemiyor ama ortak çıkarlar baskın geldiğinden Jessica'yla hayatını birleştiriyor. Benim için kitabın en eğlenceli sahneleri evliliklerinin ilk zamanlarıydı. Aslında kitabın her bölümü çok güzeldi. Temposu hiç düşmüyor, ya Simon & Jessica ikilisinin arasında geçenlerle heyecanlanıyorsunuz ya geçmişi anlatan sahnelerde kayboluyorsunuz ya da kötü karakterli kısımlarda kendi kendinizi yiyorsunuz. *-* Açıkçası tarihi aşk romanı okuyup bu kadar memnun kalacağımı hiç düşünmemiştim. Yaz tatiline girdik sayılır, havalar da ısınıyor. Bunaltıcı günlerden kurtulmuşken rahatlamak isterseniz Sessiz İntikam'ı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Başınız ağrıyorsa ağrı kesici almayın, Sessiz İntikam'ı okuyun geçecektir. :3

29 Mart 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Kaçınılmaz - Amy A. Bartol

5 yorum:


Yabancı Yayınları'ndan çıkan Kaçınılmaz kabusları peşini bırakmayan Evie'nin üniversiteye başlamasıyla yaşadıklarını anlatıyor. Annesi onu doğururken ölen ve babasını hiç tanımayan Evie dayısı tarafından büyütülmüş, kızın tek ailesi o olduğundan okul için evinden ayrılmakta baya zorluk çekiyor. İlk günden tanıştığı Russell ve Freddie sayesinde kendini daha iyi hissediyor. Kaçınılmaz çok fazla karakterle dolu bir kitap değil bu yüzden hemen hemen her karakter için kitabın finalinde kilit rollere bürünüyorlar diyebilirim. Evie'nin gittiği okul, Crestwood Üniversitesi her tarafı ağaçlarla dolu, merkezden uzak ama güzel bir kampüsü olan bir okul. Hatta yakınında göl bile var. :3 Gördüğü kabuslar ve peşini bırakmayan kötü his okulun ilk gününden başlarken  Crestwood'un bağışçı ailelerinden birinin oğlu olan Reed Wellington'la yaşadığı garip bakışma kızımızın aklını fazlasıyla kurcalıyor. Ama Evie garipliklere alışkın biri, bu yüzden tüm bunlar yaşanırken anlık şaşkınlıkları olsa da devamında sakin karşıladığını görüyoruz.

"Sanki bana seslenen bir siren gibisin ve ben hissediyorum..."

Kaçınılmaz daha ilk sayfalarda yaşananlarla gizemli ve merak uyandırıcı bir havaya bürünüyor. Tüm o halüsinasyonlar - ya da görüler - ve konuşmalara yerleştirilmiş geçmişten gelen tanıdık his okurken hızla ilerleme isteği yaratıyor. Kitap genç - yetişkin türünde olduğundan romantik bir yanı da var. Burada maalesef çok belirgin olmasa da bir aşk üçgeni görüyoruz. Russell'e karşı duyduğu sevgi ve Reed için hissettiği tutku Evie'nin, dolayısıyla okurun canını biraz sıkıyor. Neyse ki bu durum çok ön planda değil. Paranormal olaylar ağır basıyor kitapta.

"Dedim ki, sen Tanrı'dan sonra tanıdığım en mükemmel yaratıksın ve senin için hissettiğim sevgi, ne yeryüzünde ne de cennette ölçülemez."

Kaçınılmaz final kısmında ters köşe yapan kitaplardan. Beklenmedik kayıplar ve değişen bir takım şeyler sağ olsun okurken aaaa diye kalıyorsunuz. Cidden beklenmeyen şeyler oluyor, tebrikler Amy o kısımları iyi kurgulamışsın. 3
Bildiğiniz üzere şu dönemlerde ortalık genç - yetiştin kitabı kaynıyor. Özellikle fantastik okuru olarak artık her YA'yı okumaya çekiniyorum, çoğu birbirinin aynı çünkü. Kaçınılmaz çok farklıydı diyemem ama melekleri kendi tarzında işlemeyi bilmiş ve karakterleri sağlam olan bir kitap. Devamını merakla beklediğim serilerden birisi olarak kitaplığımda yerini aldı. Paranormal sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum.

Puanım:

1 Şubat 2015 Pazar

Ocak Ayında Okuduklarım / 2015

9 yorum:
Herkese merhaba! Yazmayalı çok uzun oldu biliyorum, asıl bilgisayarımın klavyesinde sorun var. Şu an laptopumdan yazıyorum ama evde kablosuz ağ olmadığından yayınlamak için masaüstüne göndereceğim. Ya işte böyle zor koşullarda bloğuma yazı koymaya çalışıyorum. :D Yazının konusuna gelecek olursak, ocak ayında dört tane kitap okudum. 2015’in ilk ayı için bu rakam iyi sayılır ama önümüzdeki aylarda daha çok okumak istiyorum. Geçen sene özellikle yaz aylarından sonraki dönemde hiç kitap okuyamadım desem yeridir. Bu yıl onun açığını kapatıp kitaplığımdaki okunmamış tüm kitapları bitirme gibi bir hayalim var ama bakalım. 


Ocak ayında okuduğum kitaplar: Undine, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Cadının Oğlu ve Cennet Ateşi Şehri’nen oluşuyor. Undine gotik – romantik severlerin beğenerek okuyacağını düşündüğüm kısa bir öykü. 1809’da Friedrich De La MotteFouque tarafından yazılmış. Ortaçağ şövalyeleri ile peri masalı birleşimi olan öyküyü çok beğenerek okudum. Çavdar Tarlasında Çocuklar okumakta geç kaldığım kitaplarımdan biriydi. Çok özgün bir kitaptı gerçekten iyiydi. Yani o kadar sıradan bir konuyu aktarmak, bu kadar iyi aktarmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Karakterlerin küçük detaylarla canlandırılması olsun, yazım dili olsun (çevirisinin çok iyi olduğunu belirteyim) bitirdiğinizde üstünde düşünmek isteyeceğiniz bir eseri bitirdiğinizi hissediyorsunuz. Okumayan herkese şiddetle tavsiye ederim.

Cadının Oğlu hakkında bir inceleme yazısı yazmıştım. Buradan ona bakabilir ve kitap yorumunu okuyabilirsiniz. ^^ Ve son olarak Cennet Ateşi Şehri… En sona en iyisini sakladım. 6 kitaplık Ölümcül Oyuncaklar Serisi’nin son kitabı. Hem kitabın hem de serinin detaylı incelemesini yapacağım, ve seri sonu kitabı olarak Cennet Ateşi Şehri’nin uzun zamandır okuduğum en tatmin edici son olduğunu belirteyim. Cassandra’nın Cehennem Makineleri Serisi’ni de okumuştum ve sonundan çok memnun kalmamıştım ama bu seferki öyle olmadı. Hem her karaktere ne olduğunu kimseyi atlamadan detaylıca aktarmış hem de ileriki serisinde neler olabileceğine dair açık bir kapı bırakmış. Ahh ah zaman geçiyor, seriler bitiyor. L Çok sevdiğiniz bir seriye veda etmek hiç kolay olmuyor gerçekten. O karakterlerle bütünleşmişken pat diye kopmak şok etkisi yaratıyor desem yalan olmaz. Neyse ki gölge avcılarını anlatan yeni bir seri gelecek, onu düşünerek avutuyorum kendimi.
Ocak ayında okuduklarım böyleydi. Siz geçtiğimiz ay neler okudunuz?

26 Aralık 2014 Cuma

Kış Okuma Şenliği Kitap Listem

Hiç yorum yok:

Pinuccia'nın Kitapları'nda düzenlenen okuma şenliğini çoğunuz duymuşsunuzdur. Mevsim mevsim düzenlenen şenlikte farklı kategorilerde kitaplar okuyup puan topluyoruz. Bu seferkine katılmak için çok heveslendim, listemi ilk günlerden ayarladım hatta. Ama son zamanlarda boş vaktimi dizi izlemeye ayırdığım için bloga bir türlü yazamadım. *.* Her kategori için net bir kitabım yok, bazılarına henüz kitap bulamadım ve muhtemelen o kategorilere katılmayacağım çünkü mart ayına kadar yeni kitap almak istemiyorum, kitaplığımda çok fazla kitap birikti. o.o Kategorilere ve seçtiğim kitaplara bakacak olursak:


1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Stephen King'in Medyum'u bu kategoride okuyacağım kitap olacak.

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
Okuldaki Sır serisini kitap takası ile almıştım. İlkine başlamışken üçünü de okurum diye düşünüyorum. ^^

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Holly Black ve Cassandra Clare'in ortak yazdığı Demir Yıl bu kategoriden olacak sanırım. Ya da Cennet Ateşi Şehri olur ya da başka bir kitap bilemedim. :D

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.
Cadının Oğlu kitaplığımda bu kategoriye uyan tek kitapmış ve şansa bakın ki alalı çok olmamıştı. Okumak etkinliğe kısmetmiş demek.

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Poe'nın Tüm Şiirler'ini okumayı planlıyorum. Ara ara elime alıp incelerdim tamamını okuyacağım bu sefer.

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
George Orwell - 1984

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.
Dracula'yı seçtiğim kategori, artık bu kitabı okuma zamanım geldi!

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.
Kuzey Işıkları olabilir. Derin Sularla Şeytan Arasında'nın kapağı da bana kışı, soğuğu anımsatıyor. İkisinden biri olacak.

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.
Henüz araştırmadığım bir kategori.

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
Karar vermediğim daha doğrusu kitaplığımda olup olmadığından emin olmadığım bir kategori. Bülbülü Öldürmek'i okumuştum artık biraz daha bakınacağım. 

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
Karar vermedim.^^

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.
2005'de ilk baskısını yapan kitaplara bakmalıyım. ^_^

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Kuzey Işıkları'nı düşünmüştüm ama sonra onu kış kategorisine de düşündüm. Kararsız olduğum bir kategori daha.

15. Kategori (10 puan):Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gerekn 1001 Kitap" listesinden bir kitap.
Çavdar Tarlasında Çocuklar

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Seni Hissediyorum'un alıntıları çok ilgimi çekmişti. Bu kategori için onu okumayı planlıyorum.

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
Arkadaşlarımdan bir tane ödünç alırım artık. :D

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan)Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
Türk yazara karar vermedim ama yabancı olarak Lovecraft'ın Bütün Öyküleri 2 kitabını okumak istiyorum.

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Eda Tuzcalı - Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım
Hakan Günday - Piç
Ursula Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü
Scott Lynch - Locke Lamora'nın Yalanları

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 70 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap.  
Karar vermedim.

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Bunun için evdeki eski kitapları biraz kurcalamam gerekecek. ^^

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
Katılamayacağım bir kategori maalesef.

Etkinlik hakkında detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...