Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2020 Salı

Ocak Ayında Okuduklarım

7 yorum:

Yılın ilk ayında sekiz kitap okudum. Nedense iyi bir giriş yapmış gibi hissetmiyorum, bunda genel olarak enerjimin düşük olmasının etkisi olabilir. Ocak başından beri aralıklı olarak hastaydım. Şimdi de diş ağrım tuttu, yarın dişçiye gidiyorum. (Lütfen kanal demesin...) Ayrıca tuhaf bir şekilde kasım ayından beri okuduklarımdan çok az zevk alıyorum, okurken odaklanamıyorum. Bilinçaltımda yüksek lisans tezim dönüyor diye mi böyle emin değilim. Neyse, biz ocakta okuduklarıma geçelim. 
Mekanın Üretimi'ni bitirdim! Dile kolay eylülden beri okuyorum. Bitirmek ocağa nasip oldu o da 31'inde elime alıp son yirmi sayfayı okumak için kendimi zorladım diye. Hakkında bir şeyler demeden önce işaretlediğim yerleri gözden geçirip bir özet çıkarmam lazım. İyi ki okumuşum, baya bir şey öğrendim ve tezime çok katkı sağlayacağını biliyorum. 

Ayın sekiz günü Değersiz Bir Hayat'ı okumakla geçti. Bu kitapla ilgili ne desem gerçekten bilmiyorum. Aslında Goodreads'de baya bir şey dedim ama aklıma geldikçe ben ne okudum, neden okudum, yazar mazoşist ya da sadist mi düşünceleriyle doluyorum. Şuraya GR yorumumu iliştireyim, okumak isteyenlere fikir olsun:

2 Haziran 2019 Pazar

Neler Yapıyorum: Okumalarım, Post – Erasmus ve İzlediklerim

6 yorum:

Selamlar, bir önceki yazımda blogu çok özlediğimden bahsetmiştim ki gerçekten özledim! Instagram olsun Goodreads olsun asla buranın yerini tutmuyor. Kendi içimizde küçük, samimi bir ortamımız var ve bu çok güzel bence. Yazımı bitirdikten sonra takip ettiğim blogların gönderilerini okumayı planlıyorum. Hala blog okuyucusu olan varsa selam olsun, bir şekilde ayaktayız sevgili okur. 
Erasmustan döndüğümden beri zaman çok hızlı geçiyor. Geçen sene bu zamanlarda gideceğime inanamazken gittim, döndüm ve üstünden üç ay geçti. Çok şey deneyimledim, ilk defa ailemden uzak kaldım ve kendimce bol bol gezdim. Bununa ilgili ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum ama şunu söyleyebilirim ki imkanınız varsa mutlaka erasmus yapın. Okul uzasın gerekiyorsa, hiç önemli değil. Biraz para biriktirin, verdikleri hibeyle de beraber istediğiniz yerleri gezersiniz. Şehir değiştirir gibi ülke değiştirmek, kafam attı ben Stockholm’e gidiyorum demek Türkiye’deyken pek mümkün olmuyor maalesef.:) Umarım isteyen herkese erasmus yapmak nasip olur. 
Şubat sonu döndüm, baya hasta ve bitkindim. Toparlanmam 1 ayı buldu, bu süreçte yeni aldığım kitaplar, kitaplığım ve Türk yemekleriyle haşır neşir oldum. Bu arada ben İstanbul’a döndüğümde kar yağıyordu, hava soğuktu. Hadi yine iyisin karlı havaya denk geldin diyen arkadaşlarıma Polonya’nın en kuzeyinden dönmüş ve soğuktan bıkmış birisi olarak sadece baktım... Hala soğuk havada kemiklerim ağrıyor, yıprandım sevgili okur. :3 

Gdansk’teyken e- kitap okumak için yanıma Kobo aldım. Aleti sırf bunun için satın aldım ama benlik değilmiş. Haliyle istediğim kadar kitap okuyamadım. Ailem kargo gönderdi, içine Gizli Tarih – Donna Tartt kitabını da koydurttum. Gitmeden önce bitiremediğim ve devamını çok merak ettiğim bir kitaptı. Tekrar bile okuyabilirim, hakkında uzun uzun konuşasım var. Kısaca Yunan Felsefesi, gizem ve polisiye türlerinin karışımı diyebilirim. Pisagor ve Platon öğretileri ağırlıklı. Platon öğretilerini az biraz biliyor ve zıttı bir görüşe sahip iseniz kitabı seveceksiniz. Kurgu ve felsefe karışımı kitapları çok seviyorum. Alanda tek geçtiğim isim Jostein Gaarder, her kitabını tavsiye ederim. Bu türden önerileriniz varsa da çok sevinirim. ^^ 

10 Aralık 2017 Pazar

Kış Kitapları / Kışı Anımsatan, Kışın Okuyabileceğiniz 6 Kitap / Pazar 6'lısı

16 yorum:

Soğuk havaları sıcağa göre daha çok seviyorum. Karın ya da yağmurun yağdığı sessiz bir gecede kitap okumak o kadar iyi hissettiriyor ki... Yazarken bile mutlu oldum. =) Mevsimlere göre kitap ayırmıyorum ama genellikle kışı anımsatan kitapları soğuk havalarda okumayı tercih ediyorum. Bu yazımda kışı anımsatan ve çok severek okuduğum kitaplardan altı tanesini paylaşacağım.

1. Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin




2. Güzel ve Çirkin / Filmin Öyküsü


1 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan Ayında Okuduklarım

28 yorum:

Herkese merhaba! Nisan ayında toplam on bir kitap okudum. Bunlardan biri çizgi roman ve ikisi manga olsa da benim için verimli bir ay olduğunu söyleyebilirim. Okuduklarımın hemen hemen hepsini beğendim ve çoğu bana bir şeyler kattı. Keyifle okuduğum bir kitap aynı zamanda bilgilendiriciyse çok daha mutlu olarak bitiriyorum. Bilmem siz de öyle hissediyor musunuz? ^.^

Laura Esquivel'den Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu nisan ayında okuduğum ilk kitaptı. Yazarın Acı Çikolata adlı kitabını çok beğenmiştim. Latin Amerika Edebiyatı'nı seviyorum, Laura Esquivel de bu edebiyatın başarılı temsilcilerinden biri. Kitap Meksika'da yaşayan Lupita'nın hayatından bir kesit sunuyor. Bunu yaparken Meksika'nın siyasi - toplumsal yapısını da es geçmiyor. Kitabı Acı Çikolata kadar iyi bulmadığım için beklentilerimi karşıladı diyemem. Acı Çikolata kadar iyi bir kurguya sahip değil ama Meksika'yı az biraz mercek altına almak isterseniz okuyabilirsiniz. Lupita karakterini başlarda rahatsız edici bulsam da kitap ilerledikçe kabullendim. O da hikayesinde ilerledikçe etrafındakileri nasıl seveceğini öğreniyordu.

22 Nisan 2017 Cumartesi

Yerdeniz Öyküleri - Ursula K. Le Guin

Hiç yorum yok:
Ursula Le Guin'den okumalar yapmayı çok seviyorum. Kitaplarını okudukça ve yazma tarzını kavradıkça kadın en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Hatta şu an en sevdiğin yazar kim diye sorsanız Ursula diyebilirim. Geç keşfettiğim ve değerini zamanla anladığım biri. Yerdeniz Büyücüsü'nü birkaç sene önce okumuştum. Tabi o zaman kitaptaki benzetmelerden bihaberdim. Kendine has bir fantastik - kurgu okuduğumu düşünüyordum sadece. Zamanla bir şeyleri öğrendikçe Ursula'nın hem feminist bakış açısını hem de doğu felsefesinden kitaplarına aktardığı ögeleri keşfettim. Hala da keşfediyorum. Kitap okumayı seven herkes Ursula Le Guin okumalı. En azından Yerdeniz Büyücüsü'nü edinip okuyun. Kaçış edebiyatı olarak nitelendirilen fantastik edebiyatta, gerçekle bu kadar bağlantılı eserler bulmak kolay olmuyor.

4 Mart 2017 Cumartesi

Neler Yapıyorum? / Şubat 2017

16 yorum:

Şubat ayının bitmesiyle beraber kış mevsimine veda ettik. Hatta bugün annemle balkonda oturarak sıcak havaların geldiğini onayladık diyebilirim. Yıllar öncesinin İstanbul'unda mart ayı da çok soğuk ve karlı olduğu için annem hala temkinli. Acaba kar yağar mı  diye düşünüyor, ona göre temizlik ayarlaması yapacak. Bizim nesil mart ayında kar gördü mü? Şahsen ben hatırlamıyorum. Havaların ısınması iyi hoş ama mart ayını pek sevmiyorum. Hem soğuk hem de rahatsız edici bir güneş oluyor. Ilık veya bulutlu günler güzel. Geriye kalan günlerde ise güneş içimdeki bir şeyi zorla uyandırmak istiyormuş gibi rahatsız oluyorum. Bu hissi özellikle mart ayında yaşıyorum, sizin de böyle bir durumunuz var mı? Benzer hislerde birilerini bulursam gerçekten sevineceğim. Mart ayındaki bu uyumsuz süreçten sonra nisan - mayıs rahat geçiyor. Havalar ısındıkça yine rahatsız oluyorum. Hatta şu an güneşin rahatsız edici sıcaklığını düşününce bile kalbim ağrıdı. Abarttığım kesin ama buna mistik anlamda yaklaşmayı tercih ederim. Mesela adım Berfin olduğu için olabilir mi? Heheh ne kadar da gizemli... 👻👻👻

13 Şubat 2017 Pazartesi

Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss / İnceleme

12 yorum:

"Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur."

Gecikmiş bir inceleme yazısından herkese merhaba. Rüzgarın Adı'nı üç gün önce bitirdim. Kitabın etkisi gitmeden yazısını yazmayı planlıyordum ama hastalandım ve bilgisayar başında bırak yazı yazmayı, film izleyesim bile gelmedi. -_- Neyse ki Goodreads yorumum ve okuma defterime aldığım notlar var. Bu arada okuma defteri tutmaya başladığımı söylememiştim değil mi? Kitabı okurken kaydetmek istediğim alıntıları ve bitirdiğimde düşüncelerimi yazmak için bir defter tutmaya başladım. Güzel bir kitabı bitirince bilgisayar ya da telefon klavyesiyle rahat rahat yazamıyorum. Kağıt kalem daha iyi geliyor. Rüzgarın Adı bitince de öyle oldu mesela. Defter biraz daha dolduktan sonra burada paylaşırım, şu an için çok boş ve benim bile bazı kısımlarını okuyamadığım karalama yazılarla dolu. :D 

Epik fantastik türüne bir türlü ısınamadım. Tüm o savaşlar, ülkeler ve isimlerini karıştırmama sebep olan sayamadığım kadar çok karakterler beni bunaltıyor. Gotik edebiyatın fantastikle birleştiği kitapları keşfettikçe epik fantastikten iyice uzaklaştım. Liseden beri de nadiren epik fantastik okudum. Zamanla türe karşı bir soğukluğum oluştu. Rüzgarın Adı'na kadar en az 2- 3 senedir epik fantastik okuduğumu hatırlamıyorum. Bu kısa ön bilgiden sonra söyleceğim ilk şey şu ki; Rüzgarın Adı epik fantastiğe karşı duyduğum tabuyu yerle bir etti. Hatta kitaplığımda okunmayı bekleyen epik fantastikleri en kısa zamanda okumayı istememi sağladı. 

29 Ocak 2017 Pazar

Ocak Ayında Okuduklarım / 2017

8 yorum:
Herkese merhaba! Yılın ilk ayında istediğim okuma düzenini oturtamasam da güzel kitaplar okudum. Kış Okuma Şenliği'ne katıldığım için, seçtiğim kitaplardan en yaz yedisini okusam iyi olacaktı ama olsun. :3 Şu an okuduğum ve bitme üzere olan Avalon'un Sisleri'yle beraber ocak ayında toplam beş kitap okudum. 

Yılın ilk kitabı aslında aralık ayından kalan Melankolinin Anatomisi'ydi.  Robert Burton bu kısacık kitabın neredeyse yarısı boyunca kendisi hakkında savunma tarzı bir metin yazmış. Kullandığı Latince sözcükler ve sürekli dipnota bakmak zorunda olmam okurken keyfimi kaçırdı. Melankolinin o dönemdeki algısı hakkında istediğim bilgiyi alamadım. Kitabın devamı da olacak ama okumayı düşünmüyorum. Aslında dipnot bakmadan okuyacak kadar ön bilgiye sahipseniz değişik ve hoş bir okuma olabilir.

12 Ocak 2017 Perşembe

Yerdeniz'e Dönüş: Tehanu - Ursula K. Le Guin / İnceleme

6 yorum:

Tehanu Yerdeniz Serisi'nin dördüncü kitabı. Ursula Le Guin seriyi üçleme olarak tamamlamayı düşünmüştü. İlk kitap büyümek, ikincisi cinsellik ve üçüncüsü ölüm hakkındaydı. Tehanu bu üçlemenin bitiminden yıllar sonra yazıldı, yeniden doğmak, ikinci şans gibi. Yazar Yerdeniz'in En Uzak Sahil ile son bulmaması gerektiğini düşünerek Tehanu'yu çıkartmış. Seriyi bu kitap ile bitirmeyi düşünse de neyse ki  Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgar'la Yerdeniz  devam etti. 

Tehanu üçlemeden çok sonra çıktı, bu yüzden ilk kitaplarla arasında belirgin bir fark var. Kitapta Yerdeniz'in  büyülü dünyasından ziyade toplumsal yapısı ön plana çıkıyor.

7 Ocak 2017 Cumartesi

Kış Okuma Şenliği - 2017 Listem

12 yorum:

Okuma Şenliği'ne ilk çıktığı zaman katılmış, hatırlayamadığım bir sebepten dolayı tamamlamadan bırakmıştım. Muhtemelen aklım listeye uygun olmayan kitaplara kaymıştır diye düşünüyorum. :3 Ardından gelen diğer okuma şenliklerine de yoğunluk vs. gibi etkenlerden dolayı katılamamıştım. Bu sefer düzenlenen şenliğin listesi okumak istediğim kitaplarla örtüştüğü için katılmaya karar verdim. Siz de Kış Okuma Şenliği'ne katılmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

Gelelim puanlama sistemine ve seçtiğim kitaplara. Toplam 20 kategori var, bir iki tanesi hariç hepsine uygun kitaplar buldum. Bu da demek oluyor ki bu kış baya güzel kitaplar okuyacağım. ^_^ Kategoriler ve seçtiklerim şöyle:

4 Ocak 2017 Çarşamba

2016'da Okuduklarım & Favorilerim

8 yorum:

2016 yılı kitap okuma hedefimi 54 kitap okuyarak tamamladım. Bunda 19 ciltlik Vampire Knight Mangasının büyük bir katkısı var tabii. :3 Aralık ayının son 15- 20 gününde hedefime ulaşmam için okumam gereken en az altı kitap vardı. Sonra fark ettim ki okuduğum bazı kitapların bitiş tarihini ayarlamamışım. Onları düzelttikten sonra birden 50 kitabı aşınca mutlu oldum. Daha önceki yıllarda okuma hedefimi tamamlayamamıştım. 2016'nın ilk yarısında çok yoğundum, buna rağmen hedefime ulaşmayı başardım. ^_^ Zaten çoğu kitabı temmuzdan sonra okudum diyebilirim. Senede 100 kitap ve üzeri okuyabilen tanıdıklarım var, onlar için benim hedefim biraz az kalıyor ama neyse. Umarım zamanla okuduğum kitap sayısını artırabilirim. Aslında amacım belli bir sayı değil, okurken bir şeyler kattığını hissettiğim ya da edebi açıdan doygun olduğunu düşündüğüm kitapları okuyabilmek. Bunun yanında okurken keyif almak da çok önemli.

15 Aralık 2016 Perşembe

Depo Kitap Festivali

27 yorum:

Herkese merhaba, dün İstiklal Caddesi - Demirören Avm'deki Depo Kitap Festivalindeydim. Onca sahaf festivalini, tüyapları kaçırdıktan sonra 2016 bitmeden bir kitap fuarına gitme ihtiyacı duydum sanırım. Maddi - manevi toplu kitap alma havamda değildim ama iyi indirimler olduğunu duyunca öylesine bir liste yapmaya başladım. Liste yaptıkça heveslendim, anladım ki elden kitap almayı özlemişim. =) 
Depo Kitap Festivali hakkındaki genel görüşüm küçük ama görülmeye değer olduğu yönünde. Fazla stant olmadığı için 3 kez turladık, tekrar tekrar baktık kitaplara. Aklımızda yeni çıkanlar vardı ama çoğu yayınevi çok satmayan, ya da eski olan kitaplarını getirmiş. Ama eskilerden eksiklerinizi tamamlamak isterseniz seçenekler mevcut. Fuarda her yayınevi %50 indirim uygulamamış, kimisi hem yeni hem eski kitaplarını getirmiş, yenilere daha az indirim koymuş mesela. Tüm kitapları yarı fiyatına olanlar da vardı. İndirim mevzusundan aldığım kitapları anlatırken daha detaylı bahsedeceğim.
Fuara hafta içi erken saatte gittiğimizden midir bilmiyorum ama baya sakindi. İlk başta nereye bakacağımızı şaşırdık, bir süre boş boş dolandık. Birkaç kişiden sandıklar üstündeki kitapların rahatsız edici durduğunu duymuştum. Beni rahatsız etmedi, kitaplar yere çok yakın değildi zaten. Dolaşırken April Yayıncılık'a gelince ilk kitaplarımı buradan aldım. Kurt Vonnegut okumayı uzun zamandır istiyordum ama hep ertelemiştim. Mezbaha No. 5 ve Kedi Beşiği yazarın en çok merak ettiğim kitaplarıydı. İkisini %50 indirimle aldım. Hatta bugün Mezbaha No. 5'e başlayacağım. Çıkmaya yakın standa tekrar uğrayıp annem için Eve Dönüş Şarkısı'nı seçtim. Cam Çocuk'tan sonra yeni bir Jodi Picoult kitabı istiyorduk, festival vesilesiyle almış oldum. Onun da fiyatı 25'den 15'e düştü.

13 Kasım 2016 Pazar

Tüyap Kitap Fuarı'ndan Ne Alsak?

12 yorum:
İstanbul Tüyap Kitap Fuarı dün başladı. Geçen sene ve ondan önceki sene olduğu gibi bu sene de fuara gitmeyeceğim. Evde okunmayı bekleyen çok fazla kitabım var ve fuara gidersem bir iki kitapla dönmeyeceğimi biliyorum. :D Tüketim çılgınlığı varsın kitaptan olsun ama bu seferlik kendime dur diyeceğim. Ayrıca yol gözümde büyüyor, metrobüsle o kadar kitabı taşımak kolay değil. Birkaç yayınevi hariç aman aman bir indirim de olmuyor. Tüm bu sebepler birleşince fuara gitmekten soğuyorum. Gidenlerin paylaşımlarına zevkle bakıyorum orası ayrı tabii. =))

Fuara henüz gitmediyseniz ve kitap listenizde eksikler varsa size birkaç kitap önerim olacak. Kimisini okudum, kimisi yeni çıktı ve çok merak ediyorum. 

İlk önerim yeni çıkan ve Avatar Son Hava Bükücü'ye olan benzerliğiyle dikkat çeken Hava Uyanıyor. Avatar'ı çok seviyorum, kitabı okuyanlar da beğenmiş. Önümüzdeki ay kitap siparişi verirken Hava Uyanıyor'u mutlaka alacağım. 
Solaris İmparatorluğu, başkenti birleştirmeye bir zafer uzağındaydı ve nadir görülen büyüsel bir yakınlığın sahibi, on yedi yaşındaki kütüphaneci çırağı Vhalla Yarl savaşın seyrini değiştirebilirdi. 
Vhalla, Büyücüler Kulesi'ndeki gizemli büyü topluluğundan uzak durması gerektiğini bilerek büyümüştü ve kitapların sessiz dünyasında oldukça mutluydu. Ancak farkına varmadan, gelmiş geçmiş en büyük büyücülerden biri olan Prens Aldrik'in hayatını kurtardıktan sonra, yavaş yavaş onun dünyasına doğru çekildiğini hissediyordu. Şimdi önünde vermesi gereken zor bir karar vardı: Ya büyüsünü kabul edip bildiği hayatı terk edecek ya da büyücülükten defedilip eski haline dönecekti. Gölgelerde dolanan kudretli güçlerle birlikte, Vhalla'nın kararsızlığı ona sandığından çok daha fazlasına mal olacaktı.

Manga okumayı seviyorsanız çok severek okuğum Vampire Knight Serisi'ni fuardan alabilirsiniz. Arkadaş Kitabevi standında bulabileceğiniz seriyi okurken bloguma bir yazı girmiştim, bakmak isterseniz buraya tık tık
Ayrıca Arkadaş Kitabevi standında çok güzel Death Notelu, Vampire Knightlı ayraçlar var. Gidenler bana da getirse şahane olurdu. *.* 

Watchmen'in çizgi romanı İthaki Yayınları baskısıyla yeniden satışta. İnternetten ön siparişini verdim, kısmetse yarın elimde olacak. İlknokta'da %27 indirimle satılıyor, standa getirmişlerse üç aşağı beş yukarı aynı fiyattadır. 40 - 45 tl arası bir şey. Watchmen'in filmini çok beğenmiştim, eminim çizgi romanı daha güzeldir. İzlemediyseniz mutlaka izleyin, okumadıysanız gelin beraber okuyalım. ^.^


KİM GÖZLEYECEK GÖZCÜLERİ?

Seksenli yılların ortasında Alan Moore ve Dave Gibbons, çizgi roman tarihini kökten değiştiren ve popüler kültürün çizgi roman algısını yeni baştan yazan eşsiz bir eser yarattılar: WATCHMEN. Sıklıkla çizgi romanların ciddiye alınmasını sağlayan ilk eser olduğu söylenen WATCHMEN, süper kahramanların çok yönlülüğünü, psikolojik karakter derinliğini olabilecek en gerçekçi biçimde yansıtan yegâne eser.Amerikalı süper kahramanların varlığının bile tarihe farklı bir yön verdiği bir dünyada, Amerika Vietnam Savaşı’nı kazanmıştır, Nixon hâlâ başkandır ve Soğuk Savaş devam etmektedir. WATCHMEN bir cinayet öyküsü olarak başlasa da kısa sürede tüm gezegeni ilgilendiren bir komplonun izleri ortaya çıkar. Nihayetinde, tekrar bir araya gelmiş bu kahramanlar –Rorscach, Gece Kuşu, İpek Hayalet, Dr. Manhattan ve Ozymandias–s inançlarının sınırlarını zorlamak ve iyi ile kötünün çizgisinin nereye çizileceğini kendilerine sormak zorunda kalacaklardır. Bu edisyonda, eserin yaratılış sürecindeki daha önce yayınlanmamış çizim taslakları ve çizer Dave Gibbons’ın yeni önsözü de metinlere eşlik ediyor.

Günümüz fantastik ve bilim - kurgu edebiyatının en önemli yazarlarından Ursula Le Guin'in Yerdeniz Serisi bir diğer önerim. Metis Yayınevi fuar boyunca serileri set halinde uygun fiyata satıyor. Fuardan alabileceğiniz en güzel kitaplardan biri bence.

"Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yışımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek." 
-Ursula K. Le Guin




Bunların dışında Martı Yayınları'nın kitaplarına mutlaka bakın derim.  Kurtlara Söyle Eve Döndüm gibi şahane bir kitabı 10tl'ye alabilirsiniz. Ciltli kitapları 15 tl oluyordu. Go! Kitap'ın tüm kitapları fuar boyunca 12 tl. İnternetten daha ucuza bulabileceğiniz kitapları fuardan almayın bence. Sahaf kısmı varsa sahafları dolaşın, kitaplarla dolu bir fuarda olmanın tadını çıkarın. =)

 Az ama öz kitap önermeye çalıştım, umarım yardımcı olmuşumdur. Sizin de önerilerini varsa lütfen paylaşın, herkese mutlu günler. 

8 Kasım 2016 Salı

Doctor Strange

4 yorum:

Doctor Strange geçtiğimiz cuma vizyona girdi. Film hakkında fragmanından edindiğim bilgi dışında hiçbir şey bilmiyordum. Çizgi - romanı varmış, okumadım. Beklentiyle gittiğim de söylenemez. Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirme amaçlı izledik. Siz de bu düşünceyle izlerseniz memnun kalırsınız diye düşünüyorum. Oyuncu kadrosu için dahi sinemada izlenebilecek bir film. Tilda Swinton kadim sanatlarla ustalamış gizemli bir büyücü mü desem, majisyen mi desem neyse büyücüyü canlandırıyor. :D Benedict  Cumberbatch ise başarılı bir doktorken bir şeylerin ters gitmesi ile kendini büyücülerin dünyasında bulan Doctor Strange rolünde. Rachel McAdams, Chiwetel Ejiofor gibi iyi oyuncular da kadroda. Mads Mikkelsen zaten benim açımdan filmin en önemli ismi. Oyuncuların bu kadar sağlam olduğu bir kadroyla daha iyi bir film çıkabilirmiş aslında. Konu genel olarak havada kalmış. Eski öğretilerle uğraşan, dünyanın dengesini koruduklarını söyleyen bir grup insan var. Önemli bir konumdalar ama izleyiciye bunu aktaramamışlar. Doctor Strange'in büyüleri iki dakikada öğrenmesi, ustanın hiç tanımadığı birine büyük sırları tak diye göstermesi vs. çok yavan olmuş. Oyuncuların hepsi çocuk olsa, film gençlik - çocuk filmi tadında olsa sırıtmazdı belki. Bunu düşünürken aklıma Karate Kid geldi. Başroldeki çocuk dövüş sanatında ustalaşmak için deliler gibi uğraşmıştı. Doctor Strange de o özen yoktu. Spoiler olacağı için filmin ilerleyen kısımlarına ait olmayan sahnelerden çok bahsetmeyeceğim. 

Son zamanlarda çıkan Süper Kahraman filmlerinde işin içine komedi katıp kalite arayan izleyiciyi değil eğlence arayan izleyiciyi etkilemeye çalışıyorlar. Captain America: Civil War ve Suicide Squad da öyleydi. Fena değildi, izlersiniz güldürüyor deyip geçiyoruz. Büyük bir kesim ise  fazlasıyla memnun kalıyor, çok komikti güldürdü Jared Leto Joker olmuş çok tatlı ya diyorlar vs. Captain America da Spider Man'e gülmüştük, film yeni başlıyor herhalde dediğim an tak diye bitmişti. Doctor Strange'in yönetmeni Scott Derrickson imiş. Kendisini daha önce korku filmlerinde yönetmenlik, senaristlik yapmış, ismini duyduğum biri değil. C. Robert Cargil, Jon Spaihts ve Derrickson beraber senaryoyu paylaşmışlar. Ayrıca Spaihts daha önce  Prometheus filminin senaristliğini yapmış. Stan Lee'nin film senaryosuna sokmamışlar galiba. Marvel bunlara parayı basıp hadi ortaya popüler kültüre uygun bir film çıkartın demiş gibi bir senaryo olmuş. Ama izleniyor mu, izleniyor. Mutlaka sinemada görülmeli diyemem. Görsel efektleri büyücü kalkanları ve tuhaf şekillere sokulan boyutlardan ibaret. Sadece oyuncu kadrosu için harika diyorum. 

Umarım Marvel'ın da DC'nin de önümüzdeki filmleri daha başarılı olur. Süreyi uzatıp konuyu derinleştirseler ortaya komediyle karışık harika filmler çıkabilir. Watchmen düzeyinde bir şeyler izlemek istiyoruz artık. *-* Siz Doctor Strange'i izlediniz mi, nasıl buldunuz? Görüşlerinizi benimle paylaşın, herkese iyi günler!


25 Ekim 2016 Salı

Halloween İçin Kitap - Film - Dizi Önerileri

9 yorum:
Ekim ayının en mistik günlerindeyiz. ^.^ Cadılar Bayramı - Halloween haftasını seviyorum. Takip ettiğim paranormal diziler bu haftaya özgü bölümler çıkarıyor, Instagram ana sayfam hayalet hikayeleriyle alakalı kitaplarla dolu. Çoğu yabancı kitapseverlerden, dolayısıyla kitapların hepsinin dilimize çevirisi yok. Yine de ilerde okumak için hoşuma gidenleri not alıyorum. :) 31 Ekim şu an popüler kültürün bir parçası haline gelmiş olsa da kökeni eski pagan inanışlarına dayanıyor. Günün asıl adı Samhain. Ekim ayının bu zamanında ölüler ve yaşayanlar arasındaki perdenin inceldiğine ve iki dünyanın birleştiğine inanılıyor. İnsanlar diğer tarafların halklarından (periler, hayaletler vs.) gizlenmek için maskeler takarlar, kötü ruhların evin içine girmemesi için kapı önlerine yiyecekler koyarlarmış. Yani şimdiki gibi eğlence içinde geçen bir gece değilmiş bu durum. :3 


Neler olduğu hakkında kısaca bilgi verdiğime göre önerilerime geçebilirim. Gotik - romantik, biraz da korku içeren kitap - dizi - filmler cadılar bayramı temasına çok yakışıyorlar. Bu türlerdeki yapıtları çok seviyorum o yüzden sadece Halloween için önermiyorum. Özellikle havanın soğuk olduğu her zaman keyifle okunup - izlenebilirler. ^.^ 

Film dizi önerileriyle başlayayım. Hayalet hikayelerini seviyorsanız Crimson Peak'e bakabilirsiniz. Guillermo Del Toro tarafından yönetilen filmi gotik - romantik seven herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Bir tık daha korkunç olsun, korku filmi izlemek istiyorum diyenlere Guillermo Del Toro'nun yapımcılığını üstlendiği  El Orfanato - Yetimhane filmini tavsiye ederim. Gerilim - korku türünde olsa da hüzünlü bir alt konusu var. Üstelik gece uyumaya engel olacak kadar korkunç değil. Genelde korku filmi fragmanlarından dahi rahatsız oluyorum. Bu yüzden açtığım bir korku filmini çok merak etsem bile huzursuz izliyorum, zevk alamıyorum. Yetimhane'yi ise sorunsuz izlemiştim, benim gibiyseniz çekinmeden açabilirsiniz. 
Yetimhane'den bir sahne, bu çocuktan biraz korkmuştum heheh 
La Belle et La Bete (2014) en sevdiğim Güzel ve Çirkin uyarlaması. Atmosfer, konunun ele alınış tarzı, Canavar'ın kostümü vb. aklıma gelen her şey klasik hikayeden çok daha karanlık ve gotik olmuş. Orjinal hikayeye birkaç detay ekleyip hüzünlü bir peri masalına dönüştürmüşler. Ayrıca Fransız yapımı olması ve dilinin Fransızca olması güzeldi, dilin tınısını seviyorum. Gotik - romantik severlere bir diğer önerim de bu film. olsun. ^.^


American Horror Story geçen seneki Hotel fiyaskosundan sonra evrim geçirerek geri döndü. AHS - My Roanoke Nightmare bu yazımın en korkunç önerisi olabilir. :D Televizyon şovu temasıyla işlenen sezon, kırsalda büyük bir çiftlik evi arazisinde geçen olayları konu alıyor. Bölgede yaşayan ruhlar, evde ölenlerin ruhları derken etraf hayalet dolu. Bazı sahneleri mide bulandıracak derecede vahşet içerdiği için rahatsız oldum ama konusu güzel, oyuncular tanıdık olduğu için izlettiriyor. Daha önce American Horror Story izlemediyseniz ilk sezonundan başlayın derim. Genellikle her sezonun 31 ekimle uyumlu bir bölümü oluyor. Halloween önerilerime en çok uyan dizi kesinlikle AHS. :3

Bunların dışında Bram Stoker's Dracula, Sleepy Hollow - 1999, The Addam's Family (1991), Beetlejuice ve Let The Right One In (2008) aklıma gelen diğer filmler. Sizin de önermek istediğiniz filmler varsa lütfen benimle paylaşın. :)

Kitap önerilerim de filmler gibi gotik - fantastik ve biraz korku türüne ait olacak. Korku deyince Stephen King'i es geçmek olmaz tabii. Hayvan Mezarlığı gece okursanız eğer türünün hakkını veren, fazlasıyla ürkütücü bir kitaba dönüşüyor. Kitabı üniversite birinci sınıftayken okumuştum, okulda kalabalıkta okurken korkuyu fazla hissettirmiyor. Ama gecenin bir yarısı evde herkes uyurken okuduğumda baya ürpermiştim. Zaten korku türündeki kitapların çoğu gece okumalarında kendini belli ediyor. Tıpkı hava kararınca ortaya çıkan gecenin yaratıkları gibi heheh. *şeytani gülüş*

İkinci önerim ise çok severek okuduğum, günümüz genç - yetişkin edebiyatı kitaplarına esin kaynağı olan Uğultulu Tepeler. İmkansız aşkı işleyen konusu ve pencerelerde görünen hayaletleriyle gotik - romantik türünün temel kitaplarından biri olduğunu söyleyebilirim. Kitabı klasiklerden çekindiğim bir dönemde okumaya başlamış ve tabularımı yıkarak bitirmiştim. Birden fazla film uyarlaması da var. İsterseniz kitabından sonra filmini izleyebilirsiniz. Benim tavsiyem Tom Hardy'nin oynadığı 2009 yapımı. 

Nora Roberts'ı tanımamı sağlayan Anahtar Üçlemesi, eski İrlanda efsanelerine dayanan konusuyla tavsiye edeceklerim arasında. Kitaplar Işığın Anahtarı, Bilgeliğin Anahtarı ve Cesaretin Anahtarı sırasıyla gidiyor. Farklı yaşamlar süren üç kadını yüzyıllar önceden birbirlerine bağlayan bir anlaşma ortaya çıkıyor. Her biri ışığın, bilgeliğin ve cesaretin anahtarını bulmak için uğraşırken aynı zamanda çok iyi dost oluyorlar. ^.^ Nora Roberts'ın fantastiğe kaçmadan ele aldığı mistik konularla gerçekçi karakterleri birleşince ortaya harika kitaplar çıkıyor bence. Bu üçlemenin dışında, yazarın Bataklıkta Gece Yarısı adlı kitabı da paranormal - romantik türünün sevilen örneklerinden biri. 

Şu sıralar H. P. Lovecraft'ın hikayelerini okuyorum. Korku türünde okuma yapmak istiyorsanız Lovecraft hikayelerine başlayabilirsiniz. Yazarın farklı yayınevlerinden çıkan tek ya da toplu öykü kitapları mevcut. Benim okuduğum ise Dost Kitabevi'nin bastığı Toplu Eserleri 2. Alfa Yayınları'nın yeni çıkan Lovecraft kitaplarına da bakabilirsiniz, şahsen baskılarını çok beğendim. 

Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman okunacaklardaki son önerim. Kitaptan blogumda daha önce bahsetmiştim. Mezarlığa kaçan bir bebeğin hayaletler tarafından kabul görüp, orada büyümesini anlatıyor. Bitirdikten sonra "Neden ben de mezarlıkta yaşamıyorum ki?" diye ciddi ciddi düşünmüştüm. :D Geçen aylarda çizgi romanının ilk cildi dilimize çevrilmişti. Çizgi - roman okumayı seviyorsanız kitapla birlikte onu da okuyabilirsiniz. ^^

Umarım önerilerim hoşunuza gitmiştir. Halloween temasına uygun olduğunu düşündüğünüz kitaplar varsa lütfen benimle paylaşın. Bu arada bloga son girişimde tüm yorumları yayınladım ama hangisinin nerede olduğunu unuttuğum için cevaplayamadım kusura bakmayın. Bana sormak istediklerini olursa iletişim kısmındaki mail adresimden ulaşabilirsiniz. Herkese iyi geceler, mutlu bir hafta geçirelim. =)





31 Ağustos 2016 Çarşamba

Vampirle Görüşme - Anne Rice / Kitap Yorumu

12 yorum:

Anne Rice'ın vampirleri çok farklı. Yazıya nasıl başlasam diye düşündüm, post-modern dönemin vampir akımından mı bahsedip bağlasam dedim. Kafamdakilerin net özeti Anne Rice ve benzersiz vampirleri oldu. Seri 70lerde değil de 2000lerde başlasaydı daha mı farklı olurdu, diğerlerine mi benzerdi bilinmez. Okuduğum fantastik kitaplardan içinde vampir geçenleri bir kefeye, bu kitabı  ise diğerine koyacağım kesin. 

Kitabın yeni basım adı Vampirle Görüşme, benim okuduğumu konuşma diye çevirmişler. Vampirle Görüşme'nin orjinal adına daha uygun olduğunu düşünerek başlığı öyle attım. Vampirle Görüşme 1976 yılında  yayınlanmış, 12 kitaplık "The Vampire Chronicles" serisinin ilk kitabı. Dilimize serinin ilk 9 kitabı çevrilmiş. Martı Yayınları'nın çevirdiği kitaplar haricindekilerin satışı maalesef yok. Anca sahaflardan temin edebiliyoruz. İlk üç kitabı bulmak pek kolay değil yani. Benimkini Ukitap'ta şans eseri buldum. Eski basım diye biraz çekimser yaklaştım ama çevirisi gayet güzeldi. Bazen eski basım kitaplar yenilerinden daha iyi oluyor hatta. ^^

Anne Rice ve vampirlerine geri dönecek olursam, kitabın ortamı çok kasvetli. En neşeli vampir bile kasvetli. Böyle olmalarının sebebi ise ölümsüzlük ve getirdiği yalnızlık. Kitabın ana karakteri hikayesini bir gazeteciye anlatan Louis, onun gözünden Vampirle Konuşma'yı okuyorsunuz. İçinde bulunduğu psikolojik hal melankoli yüklü. Hem kendisinin hem de çevresindeki vampirlerin karakter tahlillerini o kadar derinlemesine yapıyor ki kendimi onu dinleyen gazeteci gibi hissettim. Hatta yer yer direkt Louis oldum. Filmini izlediğim için gözümde hep Brad Pitt ve Tom Cruise canlandı, okuma daha keyifli oldu. =D 

Kitap betimlemelerle dolup taşıyor. Bir yerden sonra betimleme paragraflarını hızlıca göz gezdirerek okudum. Tasvirleri ağır basan kitapları okurken çok zorlanıyorum. Vampirle Görüşme'de bu sorunu çok az yaşadım. Louis hikayesini anlatırken oluşturduğu soru işaretleri bir sonraki sayfaya daha çabuk geçme isteği uyandırıyordu. Okuyucu için hep bir merak konusu var, biri çözülünce ise yenisi başlıyor. Vampirin dünyadaki konumunu anlamlandırma arzusu bir insanın varoluşunu sorgulamasıyla hemen hemen aynı. Belki biraz daha üzücüsü, Louis vampirlerin şeytana ait olduğuna inanıyor. Şeytanla tanışıp tamamen ona ait olsaydım insani duygularımdan tamamen kopabilirdim diyor. Aslında şeytana ait olduğundan emin değil, belki de emin olsa kendini yok ederdi. Tamamen kötü olmak için fazla duyarlı biri çünkü. 

Vampirle Görüşme'de insanların pek bir önemi yok. Kitabı saf vampir hikayesi yapan temel şey bu bence. Vampirler için insanlar besin kaynağı, birkaç saat eğlenip ardından öldürecekleri önemsiz avlar. Vampirlerle insanlar arasında duygusal bir bağ gözlemlemedim. Zaten kitabı vampirlerle alakalı okuduğum çoğu kitaptan ayıran şey buydu. İşin içinde bir tık daha romantizm olsa daha güzel olurmuş demedim desem yalan olur. :D Kitabın tuhaf bir sevgi - aşk anlayışı var aslında. Tuhaf diyorum çünkü karakterlerin hem cinsel eğilimlerini hem de aşka dair yaptıkları tanımlamaları kafamda oturtamadım. Louis'in ağzından yazılan hikaye genellikle onun iç dünyasını yansıttığı için diğer kitaplarda durum değişir mi bilemem. Galiba çoğu karakter biseksüeldi. Serinin diğer kitaplarında bu kafa karışıklığım aydınlanır umarım. :D

Seriyi bana öneren blogger arkadaşım @benherneysemo, okuduğun diğer vampir kitaplarından farklı olacak demişti. Kesinlikle öyle çıktı. İnsan - vampir ilişkilerinin bol bol bulunduğu kitaplar sütlü çikolataysa Vampirle Konuşma için şekersiz Türk kahvesi derim. :D Ele alış tarzının farklılığına alışmam kolay olmadı, alışınca ise asıl vampirler böyle olmalı gerçekten diye düşündüm. Serinin ikinci kitabını yakın zamanda okumayı umuyorum. Üçüncüyü de bulursam devamı Martı'dan çıktığı için daha kolay edinirim. Son kitap hariç bu arada, Kan ve Altın'ın da yayınevi farklı ve satışı yok. Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, kitabı okuduysanız görüş belirtmeyi unutmayın. Herkese iyi geceler. ^.^



30 Ağustos 2016 Salı

İhtiyaç - Carrie Jones / Kitap Yorumu

7 yorum:

Tanıtım yazısı:
HERKESİN KORKULARI VARDIR…

On altı yaşındaki Zara White, çok sevdiği üvey babasının ani ölümünün ardından annesi tarafından apar topar babaannesinin yanına gönderilir. Annesi her ne kadar bunu onun iyiliği için yaptığını söylese de burası Zara için pek de güvenli bir yer değildir çünkü burada çocuklar hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmaktadır. Tuhaf bir adamın gittiği her yerde onu izlediğini düşünen Zara çok geçmeden bu şüphesinde haklı olduğunu anlar. Üstelik bu adam arkasında altın rengi bir toz bırakmaktadır. Bu esrarengiz kasabada neler olup bittiğini anlamak için kolları sıvayan Zara çok geçmeden aslında hiç kimsenin ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktır.

Perilerle ilgili kitapları çok seviyorum. Ne kadar klişe barındırırsa barındırsın okuduğum kitapta periler varsa daha bir istekle okuyorum. İhtiyaç Go Kitap'ın çıkardığı yeni kitaplardan biri. Tanıtımları hep fobiler üstünden gittiğinden çok merak edip hemen okumak istedim. Ana karakter Zara White korkularını yenmek için onların bilimsel adlarını ezberliyor ve korktukça kendine bu adları hatırlatıp rahatlıyor.  Fazlasıyla fobisi olan biri olarak bu yöntemin bende işe yaramayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. :D Kitap klişeler ve Alacakaranlık Serisi'ne çok benzeyen bir atmosferde başlıyor. Böyle olması beni rahatsız etti hatta başlarındayken kitabı bıraksam mı acaba diye düşündüm. İlerledikçe ve konu kendi rayına oturdukça iyi ki bırakmamışım diyerek devam ettim. ^^ 

İhtiyaç yüksek beklentiyle başlanmaması gereken kitaplardan. Benzeri çok fazla kitap var. Başta belirttiğim gibi perileri seviyorum, bu yüzden klişeleri görmezden gelerek okudum. Bu arada Zara Uluslararası Af Örgütü üyesiydi ve sürekli bununla ilgili mektuplar yazıyordu. Yazarın ana karaktere böyle bir özellik vermiş olmasını takdir ettim. 

Kitap birden fazla fantastik tür içeriyor. Spoiler olmaması açısından diğerlerinden bahsetmek istemiyorum. Mekan olarak Stephen King'in hikayelerinin geçtiği Maine seçilmiş. Soğuk yerlerde geçen kitaplar diğerlerinden bir adım öndedir diyerek kitabın bir artısını daha belirteyim. :3 Zaten Jones Stephen King'e ara ara atıfta bulunmuş. 

Fantastik - romantik türünde popüler olan zilyon tane kitap var. Çoğu da birbirine benziyor, yine de alıp alıp okuyoruz. :D İhtiyaç da bu kitaplardan biri işte. Kafanızı yormayacak bir şeyler okumak isterseniz bakabilirsiniz. Perili kitaplarla daha çok ilgiliyseniz hoşunuza gidecektir. Son olarak devamını okumak istiyorum der, herkese iyi geceler dilerim. ^^

19 Ağustos 2016 Cuma

Okuyorum: Vampire Knight Manga - Matsuri Hino

31 yorum:


Akatu akatu yurete yumeno yumeno hate e Hanarerarenai... :D Herkese merhaba! Bu aralar, çok severek izlediğim Vampire Knight Animesi'nin manga serisini okuyorum. Vampire Knight izlediğim üç beş animeden biri. Adından da anlaşılacağı üzere vampirler üstüne kurulu. Uzun yıllardır savaş halinde olan vampirler ve insanların arasında bir barış köprüsü kurmak isteniyor. Cross Akademisi adlı bir yatılı okulda gündüzleri insanlar, geceleri ise vampirler eğitim görüyor. Tabii insanların gececilerin vampir olduğundan haberi yok. .d Vampir - insan barışı adına böyle bir proje başlatılmış. Vampirler insan öldürmeden onlarla birlikte yaşayabiliyor eheheh demek için de olabilir tabii. Ana karakterler Yuki Cross, Zero Kiryu ve Kaname Kuran. Yuki geçmişini ve ailesini hatırlamayan bir insan, okul müdürünün üvey kızı. Zero'nun ailesi o küçükken safkan bir vampir tarafından katledilmiş, o günden sonra Yuki ve müdür ile birlikte yaşamaya başlamış. Kaname Kuran ise vampirlerin arasında en çok saygıyı gören önemli bir safkan vampir. Yıllar önce Yuki'yi bir vampir saldırısından kurtarıyor. Hatta Yuki'nin ilk anısı bu. *.* 

Vampire Knight mangalarını telefonuma indirdiğim birkaç uygulamadan vakit buldukça okuyordum ama telefondan okumak çok zor oluyor. Seriyi izleyenler bilir, 3. sezon yıllardır çıkmadı. Olayların nasıl ilerleyeceğini çok merak ettiğim ve elektronik cihazlar yerine kitap halinde okumak istediğim için manga serisini almaya karar verdim. Akılçelen Kitaplar'ın ünlü mangaları Türkçe'ye çevirmesi çok güzel değil mi, şu an elimde bütün seri var. <3 Kredi kartıma yaptığım yüklenmeyi düşündükçe <3 işareti koyasım gelmiyor ama neyse. .d 


Serinin ilk 8 cildi animedeki olaylarla paralel gidiyor. Toplamda 19 cilt var. Bugün 9.ya başlayacağım için heyecanlıyım çünkü artık izlemediğim, ne olduğunu bilmediğim şeyleri okuyacağım. ^.^ Anime - manga karşılaştırması yapacak olursam manganın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Vampire Knight animesi karanlık ve kasvetliydi, gerçi animeyi bu yüzden sevdim. .d Manganın da karanlık bir yönü olmakla beraber bol bol komik diyaloglar ve Matsuri Hino'nun okuyucular için yazdığı eğlenceli kenar sütunlarını içeriyor. Yazar - çizer Matsuri Hino çok sevimli şeyler çiziyor. Özellikle ek bölüm adı altında yazdığı "Buraya Üstü Başı Kanla Kaplı Vampirler Giremez" bölümleri çok eğlenceli. Ayrıca mangada animeye kıyasla karakterleri daha yakından tanıma fırsatı buluyorsunuz. 

19 ciltlik serinin henüz 9.sunda olduğum için söyleyeceklerim bu kadar. Heyecanlı olayların geliştiği bir yerde bıraktım, olacakları çook merak ediyorum. Bütün seriyi okuduktan sonra detaylı bir inceleme yazısı girerim. Siz Vampire Knight'ı okudunuz mu ya da izlediniz mi? Bir de önereceğiniz güzel animeler varsa seve seve kabul ederim. Yazının başında yazdığım ve Japonca olduğunu umduğum şey Vampire Knight animesinin açılış müziğiydi. =D Vampire Knight Opening diye aratıp mutlaka dinleyin, gerçekten çok güzel. 

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Suicide Squad

2 yorum:


Şimdiye kadar güçlerini dünyayı kurtarmak için kullanan süper kahramanları izledik. Genellikle karşılarında onlara zarar vermek isteyen özel güçlere sahip kötü birileri olurdu. Hem DC'nin hem de Marvel'ın karakterleriyle yapılan böyle bir sürü film var. Bir yerden sonra sıkıcı geliyorlar. En son Civil War'ı sinemada izlemiştim, filmin esaslı sahneleri gelecek diye düşündüğüm yerde film bitti. :D Film sayısı arttıkça izleyici daha farklı şeyler görmek istiyor. Herkesin hayran duyduğu süper kahramanları izlemek istemiyorum artık. Abidik gubidik güçlere sahip oldular diye dünyayı kurtarma derdine düşen insan evlatları biraz yerinde dursun. Okuyucu daha farklı şeyler okumak istiyor, izleyici daha farklı şeyler görmek istiyor. Peki anti - süper kahramanlardan oluşan bir topluluğu alıp onlardan daha tehlikeli biriyle karşı karşıya getirsek nasıl olur? 

Suicide Squad tanıtımları yapıldığından beri beklediğim bir filmdi. Aslında Joker hariç karakterlerin hiçbirine pek aşina değilim. Joker'i de Batman Dark Knight Serisi sayesinde öğrenmiş, sonra çizgi romanını alıp okumuştum. Sinemaya karakter cosplayleriyle gelen fanlar kadar heyecanlı değildim yani. Girdiğim salonda Joker cosplayi yapmış iki kişi vardı, özellikle biri o kadar çok benzetmiş ki yanına gidip fotoğraf çekilebilir miyiz diyesim geldi. :D Filmi bekleyen fazlasıyla insan varmış ki girmek istediğimiz seanstan bir buçuk saat önce gişeye gitmemize rağmen en önler hariç her yer doluydu. Neyse ki üç saat sonraki seansta en arkada birkaç kişilik boş yer vardı. Sanki Harry Potter ya da LoTR'ın yeni filmi çıkmış gibiydi. İlk günün akşam seansı olduğundan olsa gerek diyerek salona girdik. Filmin yorumları genel olarak olumsuzdu o yüzden beklentim düşüktü. Joker'in sadece altı dakika gösterildiğini okumuştum bir yerde, yalan habermiş. Jared Leto Joker rolüne çok yakışmış, Filmde Suicide Squad üyeleri kadar çok sahnesi yoktu ama altı dakikadan fazla olduğundan eminim. 

How to Get Away with A Murderer dizisinden tanıdığım Viola Davis, filmin ana karakterlerinden biri. Kötülerden oluşan bir ekip kurmak istiyor çünkü bir sonraki süper kahraman dünyaya karşı olursa onu yok etmesi gerekecek bir güce ihtiyaç var. Aslında Viola Davis'i daha önce farklı filmlerde de görmüşüm ama nedense hatırlamıyorum. Velhasıl oyunculuğu çok iyiydi. Suicide Squad'ı izlerken çoğu izleyici gibi benim de aklıma "Neden suçlulardan değil de Süper kahramanlardan bir ekip kurmuyorlar?" sorusu geldi tabii. Hapiste çürüyen birinin çok fazla seçme şansı olmadığı, dolayısıyla daha kolay kontrol edilebilecek bir ekip olacakları, girdikleri tehlikede hayatlarını kaybederlerse devletin pek bir şey kaybetmeyeceği gibi nedenlerden dolayı olabilir. Batman ölürse Gotham'ın hali ne olur siz düşünün. 


Anti - süperkahramanlar ve mizah ikilisinin birleşimini seviyorum. Kötülerin sadece iyiler tarafından yenilmek için yaratıldığı senaryolar bu karakterleri makineleştiriyor. Onların geçmişini izlemek, perdeye onların gözünden bakmak benim için farklı bir deneyim oldu. "İyiler her zaman kazanır." cümlesi süper kahraman yapımlarının kanına işlemiş. Bu yüzden okuduğumuz ya da izlediğimiz şeyin sonunu az çok tahmin edebiliyoruz. Suicide Squad klasik çizginin dışına çıkabilen filmlerden biri olmuş bence. 

Filmi heyecanla bekleyen kitle beğenmiş midir bilmiyorum. İnceleme yazılarına bakamadım. Beklentimi düşük tutarak girdiğimden belki de bu kadar çok beğendim. Sinemada mı evde mi izlesem diye düşünüyorsanız mutlaka gidip görün derim. Superman, Batman ve bize hep iyi olarak tanıtılan diğer süper kahramanların gözünden çok fazla şey izledik. Bu sefer kahramanlık sırası diğerlerinde.^^ 

11 Haziran 2016 Cumartesi

Okuma Planım - Haziran 2016

10 yorum:


Herkese merhaba! 2 hazirandaki Ukitap yazısından bu yana yeni yazı giremedim. Boş vaktim fazlasıyla var ama sanırım biraz aylaklık yapmaya ihtiyacım varmış, onu giderdim. :D Haziran ayında okumak istediklerimi haziranın başında paylaşsam daha iyi olurdu. Ama o günle rkitap okumaya pek hevesli değildim. Geç olsun da güç olmasın diyerek okumak için tam 11 kitap seçtim. *-* Bazı Kızlar Aşk İçin Her Şeyi Yapar eğer diğerlerini bitirirsem bonus olarak okunmak üzere seçildi. Umutluyum ama hadi bakalım. :D

Neredeyse bir aydır okuduğum kitapları paylaşmıyorum, çünkü okuyamıyorum. En son bir hevesle Türk Korku Edebiyatı'na Pusova ile girdim ama umduğumu bulamadım. Kullanılan argo kelimeler korkunun hissiyatını yok ediyordu. İkinci hikayedeki küfürlü dil yüzünden kitaptan soğudum. Devamını kurcalayıp benzer şeyler görünce bıraktım. Belki ileride tekrar elime alırım, bilmiyorum. Zaten bitirme ödevimin ağır baskısı da eklenince okumaya ara verdim. Şimdi büyük bir hevesle geri dönüyorum, umarım seçtiklerimin hepsini okurum. ^.^

Hesaplamalarıma göre okumak için 20 günüm var. :D O yüzden hangi kitabı ne kadar sürece okuyacağımı da planladım. 11 kitap arasından ilk olarak Kafes'i okuyacağım. Korku edebiyatına olan ilgim hala devam ediyor, okurken korkacağım bir kitapla karşılaşmak istiyorum artık. Kafes bu beklentimi karşılar mı, göreceğim.  Ve en çok Riverton Malikanesi'ni merak ediyorum. Ukitap takasımda sevgili Erdem Sahaf'ın hediye olarak yolladığı bir kitaptı. Kate Morton sevdiğimi öğrenince gönderdi sağ olsun. =) Riverton Malikanesi kesinlikle tam bir gece kitabı. Kate Morton kitaplarında gizemli konular işleyen bir yazar. Ona duyduğum sevgi buradan geliyor. Kitabı çok merak etsem de Kafes'ten hemen sonra okumam diye düşünüyorum. Araya biraz heyecan girsin. 

Uzun zamandır okuma yapmadığım için kolay okuyabileceğim kitapları seçmeye özen gösterdim. Klasiklerin çizgi - roman versiyonlarından Romeo ve Juliet'i çok severek okumuştum. Orijinal metinle çok oynama yapılmadan aktarılan bir kitaptı. III. Richard ve Hamlet'in de aynı güzelliktedir diye düşünüyorum. Bunun dışında, Yerdeniz'e geri dönüyorum. :D Tehanu'ya baştan başlayıp tekrardan Ursula Le Guin ile buluşacağım. Seriyi özlediğimi hissediyorum. Çok hem de. ^^

Seçtiklerimin hepsini çok merak ediyorum, hepsini severek okuyacağımı umuyorum. Plan yazıları yazmak hoşuma gidiyor, umarım siz de okurken keyif almışsınızdır. Seçtiklerimden okuduklarınız varsa spoiler vermeden görüş bildirirseniz sevinirim. =) Okuma sorunu yaşayan herkese plan yapmayı tavsiye ederim. İnsanı fazlasıyla şevklendiriyor. Sizin de "haziran ayında bunları okumak istiyorum" dediğiniz kitaplar varsa benimle paylaşın lütfen, herkese mutlu günler! ^_^


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...