29 Mart 2013 Cuma

Yeni Aldığım Kitaplar #3

4 yorum:
Stephen King - Hayvan Mezarlığı


Kutsal Mezarlığa gömülen ölüler, kısa sürede yeniden hayata dönerler.” -Bir Kızılderili İnancı- 

Dr. Louis Creed ve ailesi eski kızılderili mezarlığındaki ruhların gazabına uğramışlardı… Bunun elbette nedenleri olmalıydı!.. Stephen King okurlarını, doğaüstü olaylarla bezenmiş heyecanların doruğuna götürüyor.


Stephen King'den okuduğum ilk roman olacak bu. Her ne kadar kapağında ki pisiden tırsam da okumak için sabırsızlanıyorum. Bekle beni korku edebiyatı! Hayırlı bir giriş olur umarım...









Laini Taylor - Duman ve Kemiğin Kızı


Bir zamanlar, şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil...

Bir varmış bir yokmuş, bir Melek'le şeytan birbirlerine âşık olmuş ve hikâyenin sonu hiç iyi bitmemiş..

Kitabı bloggerların övmesi üzerine aldım. Kapağı ve tanıtım yazısı ilgi çekici durmuyor fakat kitap için çok iyi demişlerdi. 180li sayfalardayım ve  kitap temposunu artırarak ilerliyor. İyi ki almışım diyor ve okumama geri dönüyorum, iyi geceler!

26 Mart 2013 Salı

My Chemical Romance...

7 yorum:


Az  önce gördüğüm bir postla resmen yıkıldım. Şarkılarına hoplaya zıplaya eşlik ettiğim, grubun her üyesine ayrı ayrı taptığım (Bob da dahil, biz onu unutmadık) My Chemical Romance dağılmış.. Hala inanamıyorum böyle bir şey olduğuna. Türkiye'ye gelmelerinin hayalini kuruyordum ama artık yeni bir albümleri bile çıkmayacak. Herhangi bir yerde de konserleri olmayacak, grup bitti. Wikipedia'da aktif yılları 2001-2013 olmuş onu görünce daha çok üzüldüm. Yakınımı kaybetmiş gibi oldum ki çok sevdiğim bir şeyi kaybettim zaten. En sevdiğim gruplardan biriydi My Chemical Romance. İlk tanışmam lisenin başlarında oldu, dinlediğim ilk şarkıları The Ghost Of You'ydu. Sonra Helena, Sing, Mama, Welcome to the Black Parade, I Dont Love You ve liste uzayıp gitti. Sevmediğim tek bir şarkıları bile yok, hepsinin yeri bende ayrı. Her güzel şeyin sonu mutlaka gelirmiş ve MCR'ninki  de buraya kadarmış. Umarım dostlukları hiç bitmez ve aileleriyle beraber mutlu bir yaşam sürerler. Yine de her şeye rağmen, "Killjoys make some noise! :("


Being in this band for the past 12 years has been a true blessing. We've gotten to go places we never knew we would. We've been able to see and experience things we never imagined possible. We've shared the stage with people we admire, people we look up to, and best of all, our friends. And now, like all great things, it has come time for it to end. Thanks for all of your support, and for being part of the adventure.
My Chemical Romance

23 Mart 2013 Cumartesi

Kırık Kalpler Tamircisi - Melissa Senate

2 yorum:
İki kardeşin yıllar sonra gerçekleşen buluşmasını konu alan şirin bir kitap Kırık Kalpler Tamircisi. Düşünün ki mutlu bir aileniz, işiniz ve sizi seven bir sevgiliniz var. Sonra gün geliyor ve bunların hepsinin geride kaldığını fark ediyorsunuz. Ve babanızın size bıraktığı bir kutuyla yön değiştiriyor hayatınız. Tek çocuk olarak büyüyen ve kardeş özlemi çeken siz, tanımadığınız bir insanı aramak üzere yolculuğa çıkıyorsunuz kafanızda bir sürü soruyla. Birbirini hiç tanımayan iki yetişkin en fazla ne kadar yakınlaşabilir, üstelik tek ortak noktaları biyolojik babalarıysa?


Kitap için söyleyeceğim ilk şey dilinin akıcı oluşu. Çoğunlukla akşam eve baş ağrılarıyla dönüyorum ve tek istediğim biraz dinlenmek oluyor. Bu yüzden akıcı olmayan bir kitabı ya uzun süre elimde dolaştırıyorum ya da yarıda bırakıyorum. Kırık Kalpler Tamircisi ise insanı içine çeken ve kendini okutan bir kitap. Sonraki sayfayı heyecanla bekleten türden değil ama kesinlikle sıkan bir kitapta değil. Genç bir kadın olan Rebecca'nın kardeşi Joy'u bulması, tanıştığı yeni insanlar ve şehirden uzak huzurlu bir kasaba da yeni bir hayata doğru attığı adımları okurken insan yaşama dair bir şeyler öğreniyor. Özellikle evlilik, boşanan çiftler ve aldatılan kadınları da konu almış olması hoşuma gitti, çoğumuzun kafasını kurcalayan şeyler bunlar. Bazı sorularımın cevabını almış oldum kitap sayesinde. Gözü yorulmasa anneme de okuturdum hatta, ortak bir kitap okumuş olurduk. 

Toparlayacak olursam, bu bir aşk romanı ama konumuz gerçek aşkı bulmaktan ziyade evlenilecek doğru insanı bulmakla alakalı. Buna ikili ilişkiler de uyumlu olmak için hangi taraf ne yapmalı onu anlatmış da diyebiliriz. Hem aşkta hem de kardeşiniz, anneniz-babanızla olan ilişkinizde. Zihninizi boşaltmaya ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda okuyabileceğiniz hoş bir kitap ve her yaştan okuyucuya hitap ediyor. Özellikle aşk romanı sevenlerin zevkle okuyacağını düşünüyorum.

21 Mart 2013 Perşembe

Filmi Çıkacak Kitaplar #2

6 yorum:
Göçebe




Alacakaranlık Serisi'nin yazarı Stephenie Meyer'in yazdığı Göçebe 29 Mart'ta sinemalara giriyor. Kitabını birkaç sene önce okumuş ve sevmiştim. Aldığım arkadaşım ilk 150-200 sayfası biraz sıkıcı demişti, o yüzden çok büyük bir beklentiyle başlamamıştım. Aslında ilk kısmı sıkıcı değil, sadece olayları açıklarken biraz karıştırmışlar. Kitabın ve filmin konusu şöyle: 
 Dünyamız görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmişti. İnsanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yaparken bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçiriliyordu. Neredeyse herkes teslim olmuştu.Geriye kalan "vahşi" birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır. Göçebe, Melanie'nin bedenini alan "ruh", yetkililer tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar… Ama Göçebe'nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder.Göçebe, Melanie'nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerde olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie'nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared'ın hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie'yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar.Zamanımızın en çok ilgi uyandıran yazarlarından biri olan Stephenie Meyer, aşkın direnci ve insan olmanın asıl anlamını anlatan, unutulmaz ve heyecan dolu bir romanla yine sizlerle beraber.

Konusundan anlayacağınız üzere temamız ruhlar. (Ya da uzaylılar ama ruh daha çok yakışıyor.) Kitabın en sevdiğim  yanıysa iki erkeğin aynı beden içindeki iki farklı kadını seviyor olmasıydı. Aralarındaki çekişmeler hoşuma gitmişti. Göçebe ilk başta dışlansa da diğer ruhlar gibi olmadığı anlaşılınca kabul edilmişti ve içlerinden biri (Ian) ona aşık olmuştu. Melanie'nin sevgilisi Jared ise bedenin içinde ki aşkına ulaşmaya çalışıyordu. Değişik bir aşk çokgeni vardı yani. :) Kitabı tam hatırlayamıyorum okuyalı çok oldu, ama aksiyonun da bolca olduğunu söyleyebilirim. Filmin kitap kadar iyi olasa bile izlenmeye değer olacağını düşünüyorum. Oyunculara bakacak olursak başroller de Saoirse Ronan, Max Irons ve Jake Abel var. Erkek karakterler için bir şey diyemeyeceğim ama Melanie olmamış. Bir kere o kız esmerdi yani çok alakasız birini seçmişler. Oyunculuğu iyidir umarım, ilk defa izleyeceğim.


Film çıkmadan kitabı okumak isteyenler için hala zaman var, izlemeden önce okumak isterseniz belki. ;) (Kitap okumaya teşvik çabalarım.) Bir sonraki filmi çıkacak kitaplar yazımda Ölümcül Oyuncakları yazayım diyorum. Uzun uzun bahsedesim var, özellikle de Jace'den. :))

Göçebe'nin henüz izlemediğim fragmanı:






16 Mart 2013 Cumartesi

Düşüş Serisi - Lauren Kate / İnceleme

22 yorum:
Eski yazılarımdan birinde çok okunan serileri inceleyeceğimi söylemiştim. Nedense bir türlü başlayamadım, biraz üşendim galiba. Sonra da unutmuşum yazmayı. Araya uzun zaman girdi, kusura bakmayın. :/
İlk olarak Lauren Kate'in yazdığı Düşüş Serisi'ni incelemeye karar verdim. Umarım seriyi okumayı düşünenlere faydası olur.


Serinin karakterlerine bakacak olursak:

Lucinda Price (Luce)
Biraz içine kapanık ve soğuk biri. Eski okulunda dışlandığı için kolayca arkadaşlık kuramıyor. Baştaki kız için fazla ağlak geldi bana, daha güçlü olabilirdi ya da yaşama belirtisi gösteren canlı bir özelliği bulunsaydı iyi olurdu.

Daniel Grigori
Düşüş'ün başında Luce'a el hareketi çekmesinin amacını anlayamasam da normalde zararsız, uysal bir çocuk Daniel. Hatta Luce'la tencere kapak olmuşlar diyebilirim. İkisi de donuk, gizemli ve karamsar bir havaları var. Benim pek tipim değil o yüzden fazla bahsetmeyeceğim ama seveni de çok.

Cameron Briel (Cam)
Cam seride en sevdiğim karakter. Asi, eğlenceli, biraz tehlikeli ama kesinlikle kötü biri değil. İçinde tuttuğu bir keder var, yer yer hissettiyor sadece. Bundan iki sene önce Düşüş'ün filmi çıkacağına dair söylentiler vardı. Hatta söylenti değildi yani oyuncular bile belirlenmişti ama çıkmadı nedense. İşte o zamanlar şu çocuk Cam'i oynayacak demişlerdi diye sevinçten dört köşe olmuştuk. (2016 edit: film çıktı ama başkası oynuyor :3)


Arriane Alter
Düşen meleklerden biri. Luce'a okulda destek olmasını sevmiştim. Eğlenceli, biraz da çılgın ve işler zorlaştığında yardım etmekte üstüne yok. Serinin ara kitabı olan Aşka Düşüş'de okuduklarım beni baya şaşırtsa da kitapta en sevdiğim kadın karakter kesinlikle Arriane'ydi. 

Seri bildiğiniz üzere dört kitaptan oluşuyor. Düşüş, Azap, Tutku ve Vurgun. Bir de Tutku'dan sonra sevgililer gününe özel olarak çıkan Aşk'a Düşüş var. Kitapları iyiden kötüye sıralayacak olursam bana göre en iyisi Düşüş'dü. Sonra Azap, ardından Aşk'a Düşüş, Tutku ve Vurgun diye gidiyor. Evet maalesef son kitabı pek beğenmedim hatta okurken biraz zorlandım. Kitapların GR puanlarına göre sıralamaları ise şöyle:

Vurgun - 4.02
Azap - 3.93
Tutku - 3.88
Düşüş - 3.75
Aşk'a Düşüş - 3.74

Puanlar 5 üzerinden verilmiştir ve gördüğünüz üzere ben Vurgun'u sona, Düşüş'ü başa koymuşken çoğunluk tam tersini düşünmüş. :D Yani tamamen zevk meselesi, son kitabı ben beğenmedim diye seriden soğumanızı istemem. Düşüş yatılı okulda geçmesinden ve gizemini sonuna kadar korumasından dolayı beğenimi kazanmıştı, Vurgun'sa istediğim gibi bitmemişti sanki aceleyle yazılmış gibi geldi bana. Serinin artı ve eksi yönlerini söyleyecek olursam:

Artıları
Gotik ve gizemli olması.
Yatılı okul teması
Kapakları, kesinlikle mükemmeller!
Müzikleri
Melekleri kendi farkıyla ele alması
Cam
Cam
Cam.. :)

Eksileri
Luce'un ağlak ve soğuk olması
Daniel'ın donuk karakter yapısı
Yer yer meraktan ziyade sıkıntı veren uzatmalar
Cam'i  yeterince ele almaması. (Yazar Cam için ayrı bir kitap çıkarsa ne güzel olurdu.) (2016 edit: Cam için ayrı kitap çıktı, bkz. Unforgiven)

Kitapları üç kelimeyle tanıtacak olursam,
 Düşüş: Gölgeler, mezarlık ve yatılı okul.
Azap: Deniz, yatılı okul, değişim
Tutku: Goblin, eskiler, tehlikeler
Aşk'a Düşüş: Arriane, aşk, başlangıçlar
Vurgun: Bilinç, Değişim,  Son Şans

Vurgun dört kelime oldu ama sıfatı saymayalım. :) Kitapların tanıtım yazılarını paylaşmak ya da genel yorumlarımı yapmaktansa bir iki kelime kullanmak istedim, böylesi daha iyi olur bence. Düşüş'ü hiç bir şey bilmeden okumuştum ve iyi ki öyle olmuş diyorum. Melekleri anlattığını bile bilmiyordum ve sonuna kadar merakla okumuştum.

Düşüş Serisi için söyleyeceğim son şey, benim için ayrı bir yeri olduğu. Okuduğum ilk melek konulu kitaptı ve diğerlerinden ondan aldığım zevki alamadım. Puslu havalarda ya da en azından karanlık çökmüşken okumanız da ufak bir tavsiyem olsun. :) Seriyi okumuş olanlarınız varsa görüşlerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim. Okumayı düşünenlere de bilgi olmuş olur. 






Çekiliş Sonucu

Hiç yorum yok:

Kitap hediye ettiğim çekişilim nihayet sonuçlandı. Ofelya'yı 38. sırada olan Hülya, Asla Arkana Bakma'yı ise 49. sırada olan Zeynep kazanmıştır. Kendilerine iletişim bilgilerini yollamaları için mail atacağım, iki gün içerisinde geri dönmezlerse yeni kazananlar seçilecektir. Herkese iyi günler!

11 Mart 2013 Pazartesi

My Mad Fat Diary

17 yorum:


Kardeşimin "Abla böyle bir dizi var ama ben pek beğenmedim." demesiyle başladım My Mad Fat Diary'e.  Konusuna şöyle bir göz atmam bile tamam ben bunu izlerim dememe yetti. Muhtemelen Rae şişko olmasa, sadece asosyal bir tip olsa pek izleyesim gelmezdi ama burada bana benzeyen birinden bahsediyoruz. :D 

Dizi şöyle bir şey, 16 yaşında ve 105 kilo olan Rae Earl psikolojik sorunlarından dolayı akıl hastanesinde tedavi altındadır. Dört ay sonunda hastaneden ayrılır ve  yeni arkadaşlarıyla geçireceği günleri başlamış olur. Hastaneden çıksa da doktoruyla seanslarına devam eden Rae yaşadıklarını anlatmak, bir nevi rahatlama amacıyla günlük tutmaya başlar. Ama ne günlük! Yazarken ya güldüm ya ağladım ya da yüzümde bir sırıtışla izledim diyebilirim. Çünkü o kızın hissettiklerinin çok büyük bir kısmını bende yaşadım, ilkokulda az kutup ayısı demediler bana. Tabii bunda annemin ördüğü, beni olduğumdan iki kat daha şişko gösteren tüylü hırkamın da etkisi var ama şişkoydum yani. Hiç bir zaman zayıf olmadım, hala da öyleyim. Bu yüzden Rae'yi izlerken, o mutlu olurken kendim aynı şeyi yaşamış gibi sevindim. Bak yine hüzünlendim ya 1 sezon altı bölüm olur mu, 2014'e kadar kim bekleyecek şimdi? :(  

Dizinin bir diğer iyi yanıysa müzikleri. 1996 yılında yılında geçiyor ve dönemin müziklerini dinlemek için bile izlemeye değer. Bu arada kızların arasında geçenler ancak bu kadar iyi yansıtılabilirdi, dizi arkadaşlık ilişkilerini çok güzel işlemiş.



MMFD'yi bu kadar övmemin tek sebebi bunlar değil elbette, üç tane çok hoş çocuğumuz da var sağ olsunlar bu sefer de gözlerimizi bayram ettirecek karakterler koymuşlar: Finn, Chop ve Archie. Yani Rae'nin grubu üç kız üç erkekten oluşuyor. (Rae dahil.) Kızlardan birisi Rae'nin çocukluk arkadaşı Chloe, gruba dahil olmasını sağlayan kişi o. Diğeriyse şirin ve biraz saf olan Izzy. Bu arada Rae'nin hastaneden arkadaşları olan Tix ve Danny'i de unutmamak gerek. 


Rae Earl adında bir genç kızın günlüğünden yola çıkılmış dizide. Yani gerçek bir hikayeden esinlenerek yaratılmış ya da tamamen alınmış o kısmından emin değilim. Kitabı da bulunmakta fakat Türkçesi yok, yayınevlerine baskı yapmayı planlıyorum, o kitap en kısa zamanda çevrilmeli! Şimdi arkiler desem ki hemen başlayın, bu sefer altı bölüm şıp diye bitecek, 2014'ü bekleyen boynu büküklerden olacaksınız. Başlamasanız da bir türlü. İyisi mi siz karar verin izleyip izlemeyeceğinize. Unutmadan dizinin imdb puanı 8.7.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...