7 Mart 2013 Perşembe

Howard Phillips Lovecraft

20 Ağustos 1890'da Providence'de doğan, korku edebiyatına ismini yazdıran hatta yok olamayacak şekilde kazıtan kişidir Lovecraft. Daha çok küçükken babasını kaybetmesi ve annesinin sıkı denetimi altında büyümesi onu asosyal ve içine kapanık yapmıştır. Gerçi asıl yazarlar da asosyal dediğimiz insanların arasından çıkıyor ki kendisi bunun yaşamış bir örneği. H.P. Lovecraft yazar kimliğinin dışında karakteri ve mistik olaylara olan ilgisiyle de dikkat çekiyordu ve okurlarına bu yönünü, kitaplarındaki farklı karakterlere dağıtarak gösteriyordu.
 Ben de yazdıklarıyla yaşadıklarını özdeştiren ve dünyayı korumak adına savaştığını ileri süren bu kişiliği tanımak, yazdıklarını incelemek istedim. Ne zamandır adamakıllı bir korku romanı okumak istiyordum ve karşıma çıkması tesadüf olamazdı.

Anne ve babası akıl hastanesine yatırılan, küçük yaşlarda gotik öykülere ilgi duyan yazarın normal bir yaşam süremeyeceği önceden çizilmiş gibiydi. Belki de normalliğin getirdiği sıradanlıktansa anormal olmanın getirdiği farklılık tercih edilirdi. Yazdıklarına mı kapıldı yoksa yaşadıklarını mı yazdı belirsiz fakat Lovecraft çoğu insandan farklı bir dünyada yaşıyordu. 3 yaşındayken okumayı söktü ve 6 yaşında ilk şiirlerini yazmaya başladı. Asosyal yapısı karşı cinse olan  davranışlarını kısıtlıyordu, hatta öykülerinin bir kaçına kadın karakter koymadı Lovecraft. Hayal gücü sonsuzu zorlasa da betimlemeleri yer yer anlaşılması güç olabiliyordu fakat böylesine bir dahinin hissettiklerini kağıda dökmesi pek kolay olmasa gerek. Fantastik-korku yazarlarının çoğu kalemlerinin gücünü yaratıcılıklarından alıyorken Lovecraft yazdıklarına inanıyordu. Onu diğerlerinden ayıran buydu çünkü o kurgu değil, yaşadıklarının yansımasını yazıyordu. En azından yazarken böyle düşünüyor olması hikayelerinin gerçekçilik payını oldukça artırdığı belli.


Özel hayatına biraz bakacak olursak çoğunluğun deli gözüyle baktığı Lovecraft ırkçı bir tutuma sahipti. Eserlerinde siyahileri kaba tasvirlerle yansıtmıştı ayrıca yazarın yahudi düşmanlığından da söz ediliyordu. Tabii bu düşmanlık gerçekten var mıydı belli değil çünkü eşi Sonia Greene de yahudiydi ve çevresinde onun çok iyi bir insan olduğunu düşünen yahudi arkadaşları vardı.


Peki bu kadar "korkunç" eserler yazmasının asıl kaynağı neydi? Lovecraft aslında  en çok korktuğumuz şeyi uyandırıyordu yazarken. İçimizdeki bilinmeyenin korkusunu bize gösteriyordu diyebilirim. Kitaplarının insanda uyandırdığı korku yılların etkisiyle yok olmamış aksine örümcek ağlarının altında gizlenmiş ve okuyucuların daha büyük bir ilgiyle yaklaşmasını sağlamıştır. 

" insanoğlunun en eski ve en güçlü duygusu korkudur.
en eski ve en güçlü korku da bilinmeyenin korkusudur. " 

15 mart 1937'de bağırsak kanserinden ölen (Kimisi  öldürüldüğünü öne sürmekte.) Lovecraft yazdıklarıyla Stephen King, Neil Geinman gibi yazarlarında aralarında bulunduğu bir çok yazara esin kaynağı olmuştur.

Bazı Eserleri:
Deliliğin Dağlarında
Cthulhu'nun Çağrısı
Charles Dexter Ward Vakası 




4 yorum:

  1. İlginç bir hayatı olmuş.Ben hiç bir romanını okumadım ama henüz.merak da etmedim değil ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FBReader'da kitapları ücretsiz, bende oradan başladım ama Türkçesi gibi olmadığından dışarıdan alacağım kitaplarını.

      Sil
  2. FBreader ilk kez duyuyorum bunu da:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Bende duyalı çok olmadı, e-book'a alışıyoruz yavaş yavaş. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...