6 Nisan 2013 Cumartesi

Game of Thrones 3x1 Yorumu

2 yorum:


   2. sezonun bitimini büyük bir heyecanla yapan Taht Oyunları yeni sezonuna başladı. öncelikle şunu söyleyebilirim, ilk bölüm açılış gibi bir şeydi, kimin ne yaptığını gösterdiler, (Herkesin değil mesela Arya görünmedi.) genel bir geçiş yaptılar. Heyecanlı pek bir şey olmadı yani. Ejderhalarımız ergenlik dönemine girmiş, Jon Snow kargalara sırtını dönmüş ve Ak Yürüyenler artık geldi. Şişko Sam az daha ölüyordu bak zar zor kurtardılar çocuğu. Sansa Sibel Kekili'yle "Gemiler nereye gidiyor" adı altında 0-6 yaş arası bir oyun oynuyor. Zaten onda bile zorlandı kafası  karıştı yavrucağın. Bu kızdan bir halt olmaz gerçekten, Joffrey'i ilk gördüğü gün çok yakışıklı bulduğunda anlamıştım. Joffrey de yeni gelen kıza kendin beğendirme çabalarında, ama o kızı sevdim ben. Her ne kadar döneklik yapmış olsa da o dönemler için doğal bir durum bu. Dizinin bu bölümünün en üzücü sahneleri ise Tyrion'ın babasıyla konuştuğu kısımdı. Adamın demediği kalmadı Tyrion'a, üzüldüm gerçekten. Ejderhaların annesi ise ordu bulma çabasında. 8 bin adet insanlıktan çıkmış asker buldu ama 8 bin yeterli olmaz, ejderhalar büyümeden krallığa dönmesi zor Daenerys'in..
Bir arkadaşım geçen sezonların hazırlık olduğunu ve dizinin asıl şimdi başladığını söyledi. Umarım dediği gibi olur. Winter is here dostlar, buralarda havalar ısında da kalbimiz de lapa lapa kar yağıyor, Ejderler kanatlanıyorrrr.


3 Nisan 2013 Çarşamba

Bloglovin

2 yorum:
Google reader'ın temmuz ayında kalkması üzerine çoğu blogger bloglovin hesabı açtı. Birbirimizi kaybetmemek açısından geçilmesi iyi gibi duruyor. Henüz nasıl kullanıldığını anlamasam da yavaş yavaş çözeceğiz. Bloglovin hesabım için. :
 Follow my blog with Bloglovin

1 Nisan 2013 Pazartesi

Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor

2 yorum:
Bir zamanlar şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil.

Şeytanların düşündüğünüz kadar kötü, meleklerinse göründükleri kadar saf olmadıkları bir dünyada var olmaya çalışan mavi saçlı kız Karou'ya merhaba deyin. Mitolojik varlıkların arasında kim olduğundan bihaber büyüyen Karou için yaşam Prag'ın büyüleyici sokakları, sanat okulu ve babası yerine koyduğu Brimstone'un gizli işlerini yapmaktan ibaret gibi gözükse de bilmediği çok fazla şey vardır ve bunlar yavaş yavaş açığa çıkacaktır. 

Kitaba genel bir bakış atacak olursam büyük beklentilerle başladığımdan ilk kısımlarında biraz sıkıldım. Yazar bazı yerleri uzatmış ama sonrasına da zönk diye kalacağınız şaşırtıcı bilgiler eklemiş, havalı bölüm bitimleri yapmış ve o kısımları okuyunca sıkıntınızdan eser kalmıyor üstelik büyük bir heyecanla arka sayfalara geçiyorsunuz. Melek-şeytan dedim ama durum bu kadar basit değil, Daha mitolojik, değişik varlıklarla dolu. Bir Kimeralar var karanlık tarafta bir de melekler. Bana kalsa melekler yerine farklı bir şey  konulabilirdi ama böylesi de iyi olmuş. Bu arada Karou'nun mavi saçlı olduğundan söz etmiş miydim? Evet kızımızın laciverte çalan mavi saçları var. Doğuştan mı, hayır ama sonradan bir sebepten ötürü maviye dönüşmüş. Nedenini buraya yazmıyorum az biraz spoiler oluyor. Yani mavi saçlı olmayı kim istemez ki şahsen ben isterim bıktım siyahtan. Tabi sadece mavi saçlarıyla değil, güzelliğiyle de dikkat çekiyor Karou. İşte bu nokta da benim biraz canımı sıktı. Güzel kız- yakışıklı oğlan hikayelerinden farklı bir şey görmek istiyorum artık, ama Duman ve Kemiğin Kızı'nda durum yine aynıydı. Yakışıklımız kim diyorsanız o da sürpriz olsun ama başlarda çıkan hödük Kaz değil, bunu söyleyebilirim. (Kaz Karou'nun amatör oyunculuk yapan eski sevgilisi.)


Bu kız hayalimdeki Karou'ya çok benzemiş bak. Tabii onun saçları uzun ama benzettim ben.

Kitap ağırlıklı olarak rüya gibi  iki şehirde geçiyor; Prag ve Marakeş. Gitmek istediğim yerleri okuyunca kitaba daha da bağlandım, o sokaklarda gezmeyi, Karou ve arkadaşının takıldığı Zehir adlı mekanda heykellerin arasında oturmak istedim ben de. Kapalı havaları seviyorsanız Duman ve Kemiğin Kızı'nın gizemli sokaklarını, nereye ve hangi dünyaya açıldığı belli olmayan kapılarını da çok seveceksiniz. Yılan saçlı bir kadını bile seveceğinizi düşünüyorum yani daha ne diyeyim. Kitap Goodreads'de 5 üzerinden 4.09 gibi hayli yüksek bir puan almış, bende kitaba 4 puan verdim. 1 puanı da o eksik gördüğüm yanlardan dolayı kırdım. Devamı olan Days of Blood orjinal dilinde çıktı ve GR'den aldığı puan 4.32. İkinci kitabını merakla beklememe sebep veren bir puan olmuş umarım en kısa zamanda çevirirler.  



29 Mart 2013 Cuma

Yeni Aldığım Kitaplar #3

4 yorum:
Stephen King - Hayvan Mezarlığı


Kutsal Mezarlığa gömülen ölüler, kısa sürede yeniden hayata dönerler.” -Bir Kızılderili İnancı- 

Dr. Louis Creed ve ailesi eski kızılderili mezarlığındaki ruhların gazabına uğramışlardı… Bunun elbette nedenleri olmalıydı!.. Stephen King okurlarını, doğaüstü olaylarla bezenmiş heyecanların doruğuna götürüyor.


Stephen King'den okuduğum ilk roman olacak bu. Her ne kadar kapağında ki pisiden tırsam da okumak için sabırsızlanıyorum. Bekle beni korku edebiyatı! Hayırlı bir giriş olur umarım...









Laini Taylor - Duman ve Kemiğin Kızı


Bir zamanlar, şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil...

Bir varmış bir yokmuş, bir Melek'le şeytan birbirlerine âşık olmuş ve hikâyenin sonu hiç iyi bitmemiş..

Kitabı bloggerların övmesi üzerine aldım. Kapağı ve tanıtım yazısı ilgi çekici durmuyor fakat kitap için çok iyi demişlerdi. 180li sayfalardayım ve  kitap temposunu artırarak ilerliyor. İyi ki almışım diyor ve okumama geri dönüyorum, iyi geceler!

26 Mart 2013 Salı

My Chemical Romance...

7 yorum:


Az  önce gördüğüm bir postla resmen yıkıldım. Şarkılarına hoplaya zıplaya eşlik ettiğim, grubun her üyesine ayrı ayrı taptığım (Bob da dahil, biz onu unutmadık) My Chemical Romance dağılmış.. Hala inanamıyorum böyle bir şey olduğuna. Türkiye'ye gelmelerinin hayalini kuruyordum ama artık yeni bir albümleri bile çıkmayacak. Herhangi bir yerde de konserleri olmayacak, grup bitti. Wikipedia'da aktif yılları 2001-2013 olmuş onu görünce daha çok üzüldüm. Yakınımı kaybetmiş gibi oldum ki çok sevdiğim bir şeyi kaybettim zaten. En sevdiğim gruplardan biriydi My Chemical Romance. İlk tanışmam lisenin başlarında oldu, dinlediğim ilk şarkıları The Ghost Of You'ydu. Sonra Helena, Sing, Mama, Welcome to the Black Parade, I Dont Love You ve liste uzayıp gitti. Sevmediğim tek bir şarkıları bile yok, hepsinin yeri bende ayrı. Her güzel şeyin sonu mutlaka gelirmiş ve MCR'ninki  de buraya kadarmış. Umarım dostlukları hiç bitmez ve aileleriyle beraber mutlu bir yaşam sürerler. Yine de her şeye rağmen, "Killjoys make some noise! :("


Being in this band for the past 12 years has been a true blessing. We've gotten to go places we never knew we would. We've been able to see and experience things we never imagined possible. We've shared the stage with people we admire, people we look up to, and best of all, our friends. And now, like all great things, it has come time for it to end. Thanks for all of your support, and for being part of the adventure.
My Chemical Romance

23 Mart 2013 Cumartesi

Kırık Kalpler Tamircisi - Melissa Senate

2 yorum:
İki kardeşin yıllar sonra gerçekleşen buluşmasını konu alan şirin bir kitap Kırık Kalpler Tamircisi. Düşünün ki mutlu bir aileniz, işiniz ve sizi seven bir sevgiliniz var. Sonra gün geliyor ve bunların hepsinin geride kaldığını fark ediyorsunuz. Ve babanızın size bıraktığı bir kutuyla yön değiştiriyor hayatınız. Tek çocuk olarak büyüyen ve kardeş özlemi çeken siz, tanımadığınız bir insanı aramak üzere yolculuğa çıkıyorsunuz kafanızda bir sürü soruyla. Birbirini hiç tanımayan iki yetişkin en fazla ne kadar yakınlaşabilir, üstelik tek ortak noktaları biyolojik babalarıysa?


Kitap için söyleyeceğim ilk şey dilinin akıcı oluşu. Çoğunlukla akşam eve baş ağrılarıyla dönüyorum ve tek istediğim biraz dinlenmek oluyor. Bu yüzden akıcı olmayan bir kitabı ya uzun süre elimde dolaştırıyorum ya da yarıda bırakıyorum. Kırık Kalpler Tamircisi ise insanı içine çeken ve kendini okutan bir kitap. Sonraki sayfayı heyecanla bekleten türden değil ama kesinlikle sıkan bir kitapta değil. Genç bir kadın olan Rebecca'nın kardeşi Joy'u bulması, tanıştığı yeni insanlar ve şehirden uzak huzurlu bir kasaba da yeni bir hayata doğru attığı adımları okurken insan yaşama dair bir şeyler öğreniyor. Özellikle evlilik, boşanan çiftler ve aldatılan kadınları da konu almış olması hoşuma gitti, çoğumuzun kafasını kurcalayan şeyler bunlar. Bazı sorularımın cevabını almış oldum kitap sayesinde. Gözü yorulmasa anneme de okuturdum hatta, ortak bir kitap okumuş olurduk. 

Toparlayacak olursam, bu bir aşk romanı ama konumuz gerçek aşkı bulmaktan ziyade evlenilecek doğru insanı bulmakla alakalı. Buna ikili ilişkiler de uyumlu olmak için hangi taraf ne yapmalı onu anlatmış da diyebiliriz. Hem aşkta hem de kardeşiniz, anneniz-babanızla olan ilişkinizde. Zihninizi boşaltmaya ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda okuyabileceğiniz hoş bir kitap ve her yaştan okuyucuya hitap ediyor. Özellikle aşk romanı sevenlerin zevkle okuyacağını düşünüyorum.

21 Mart 2013 Perşembe

Filmi Çıkacak Kitaplar #2

6 yorum:
Göçebe




Alacakaranlık Serisi'nin yazarı Stephenie Meyer'in yazdığı Göçebe 29 Mart'ta sinemalara giriyor. Kitabını birkaç sene önce okumuş ve sevmiştim. Aldığım arkadaşım ilk 150-200 sayfası biraz sıkıcı demişti, o yüzden çok büyük bir beklentiyle başlamamıştım. Aslında ilk kısmı sıkıcı değil, sadece olayları açıklarken biraz karıştırmışlar. Kitabın ve filmin konusu şöyle: 
 Dünyamız görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmişti. İnsanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yaparken bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçiriliyordu. Neredeyse herkes teslim olmuştu.Geriye kalan "vahşi" birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır. Göçebe, Melanie'nin bedenini alan "ruh", yetkililer tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar… Ama Göçebe'nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder.Göçebe, Melanie'nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerde olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie'nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared'ın hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie'yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar.Zamanımızın en çok ilgi uyandıran yazarlarından biri olan Stephenie Meyer, aşkın direnci ve insan olmanın asıl anlamını anlatan, unutulmaz ve heyecan dolu bir romanla yine sizlerle beraber.

Konusundan anlayacağınız üzere temamız ruhlar. (Ya da uzaylılar ama ruh daha çok yakışıyor.) Kitabın en sevdiğim  yanıysa iki erkeğin aynı beden içindeki iki farklı kadını seviyor olmasıydı. Aralarındaki çekişmeler hoşuma gitmişti. Göçebe ilk başta dışlansa da diğer ruhlar gibi olmadığı anlaşılınca kabul edilmişti ve içlerinden biri (Ian) ona aşık olmuştu. Melanie'nin sevgilisi Jared ise bedenin içinde ki aşkına ulaşmaya çalışıyordu. Değişik bir aşk çokgeni vardı yani. :) Kitabı tam hatırlayamıyorum okuyalı çok oldu, ama aksiyonun da bolca olduğunu söyleyebilirim. Filmin kitap kadar iyi olasa bile izlenmeye değer olacağını düşünüyorum. Oyunculara bakacak olursak başroller de Saoirse Ronan, Max Irons ve Jake Abel var. Erkek karakterler için bir şey diyemeyeceğim ama Melanie olmamış. Bir kere o kız esmerdi yani çok alakasız birini seçmişler. Oyunculuğu iyidir umarım, ilk defa izleyeceğim.


Film çıkmadan kitabı okumak isteyenler için hala zaman var, izlemeden önce okumak isterseniz belki. ;) (Kitap okumaya teşvik çabalarım.) Bir sonraki filmi çıkacak kitaplar yazımda Ölümcül Oyuncakları yazayım diyorum. Uzun uzun bahsedesim var, özellikle de Jace'den. :))

Göçebe'nin henüz izlemediğim fragmanı:






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...