25 Aralık 2015 Cuma

Yılbaşı Çekilişi

57 yorum:

Büyülü Ayraç olarak geç de olsa yılbaşı çekilişini başlatıyorum. ^.^ Eski çekilişlerimde genellikle kendi kitaplarımdan verirken bu sefer daha farklı, daha güzel olsun diyerek  bir yılbaşı kutusu konsepti yapmaya karar verdim. Bu kutuda ilk olarak resimde bulunan kitaplardan seçeceğiniz biri olacak. Ayrıca kutuya Metis'in çok sevimli bulduğum 2016 ajandasını da koyacağım. Bunun dışında bana şirin gelen kırtasiye ürünü, ayraç, kupa, atıştırmalıklar, mum gibi gibi eşyaları koyup hediyeyi sahibine göndermek üzere hazırlayacağım. Konsept tabii yılbaşı ve kış odaklı olacak, henüz içine koyacaklarımı almadım ve şimdiden çok heyecanlıyım. ^_^  Kitapları anketteki oylamaya ve şu aralar merak ettiklerime göre seçmeye çalıştım. Büyük ihtimalle kazanan kişiye istediği kitabı gönderirken aynısından kendime de sipariş edeceğim. :D (Lola ve Komşu Çocuk hariç tabii onu okumuştum) Seçtiklerimden en çok Tespih Ağacının Gölgesi'ndeyi merak ediyorum, yıllar sonra gelen bir Harper Lee kitabı beni baya mutlu etti doğrusu. Kazanan kişi onu seçmese bile kendim için sepete atarım artık. =) Bu arada kutu için istediğim şeyleri aldıkça postu güncelleyeceğim, instagram hesabımdan da paylaşırım büyük ihtimalle. ^^ 

Şartlara gelecek olursam tek zorunlu isteğim blogumu takip etmeniz. Diğer seçenekler çekiliş için ekstra hak kazanmanızı sağlayacak. Katılım sadece Türkiye için geçerli, kargo ücretini tabisi ben karşılayacağım. :D Çekilişi Rafflecopter ile düzenliyorum kullanımı zaten çok basit ama yine de sıkıntı yaşayan olursa yorum atarsa yardımcı olurum. Son katılım tarihi 15 ocak olacak. Bitimi finallerime göre ayarladım ki rahat rahat kargoyu gönderebileyim. Umarım seçtiğim kitaplardan ve konseptten memnun kalmışsınızdır şimdiden herkese bol şans! :) 



a Rafflecopter giveaway

Okuma Günlüğü #3

8 yorum:
Uzun bir aradan sonra merhaba kitapkurdu dostlarım. Ne zaman artık bloga düzenli yazacağım desem peşine en az bir 10 gün boyunca yazamıyorum. Okul bitince ve sadece çalışma hayatım olunca bloga daha düzenli gireceğim inşallah. :3 Yazının başlığı okuma günlüğü ama o kadar az kitap okuyorum ki anlatamam. Yaklaşık 3 haftadır Lauren Kate'in son kitabı olan ve kötü meleğimiz Cam'in aşk hikayesini konu alan Unforgiven'ı okuyorum. Kitabı sadece otobüs ve vapurda okuyabildiğim için bitmedi, uzun sürmesinde orjinal dilinde olmasının etkisi de var tabii. İngilizcem çok iyi değil o yüzden biraz ağır ilerliyorum. Cam & Lilith ikilisinin aşkı biraz Luce ve Daniel'a benziyor, okuyucunun karşısında yine kim olduğunu bilmeden yaşayan bir kız var. Cam ise onu kendine tekrar aşık etmek için çabalıyor, bunu yapabilmek için on beş günü var falan. Düşüş Serisi'ne lise birde başladığım için hayran olmuştum ama şimdiki hikaye bana biraz fazla klasik amerikan filmi lise hikayesi gibi geldi. O açıdan sıkıldım diyebilirim. Kitap bayadır elimde o yüzden artık hız alıp bitirsem çok iyi olacak. Haftaya jürim & ödev teslimlerim ve finallerim olduğundan evde oturup rahat rahat kitap okumaya vaktim pek yok. Ağırdan devam ederek sömestr gelmeden bitiririm belki ya da gaza gelip yeni yıla yeni kitapla girmek adına bitirebilirim de bilemedim şu an. *.*


Geçen hafta Ukitap aracılığıyla yeni bir takas gerçekleştirdim, evdeki okumadığım kitaplarımı verip merak ettiklerimi almak ve bunu sadece düşük bir kargo ücreti ödeyerek yapmak güzel oluyor. Asude'den Gül ve Avcı ile Cadılar Zamanı'nı verip Tatlı Şeytan & Tatlı Tehlike ikilisini aldım. Yakın zamanda toplu bi' takas daha gerçekleştireceğim, yılbaşına yakın gelen kitaplar yeni yıl hediyesi gibi oluyor. =) 


Yılbaşı çekilişine gelecek olursam, bayadır başlatamadım o yüzden kusura bakmayın. .:ı Madem böyle geciktirdim o zaman güzel bir kitap vereyim diyerek sizi daha mutlu edecek şirin küçük şeylerle dolu paket ile yeni kitapların birkaçından birini seçme şansınızın olacağı bir çekiliş yapmaya karar verdim. ^_^ Eskiden ukitapta takasa koyduklarım arasından verirdim ama bu sefer yepyeni bir kitap göndereceğim, hazır çalışıyorken azıcık paraya kıyacağım yani. :D Bugün bütün gün evdeyim, çekiliş görselini düzenleyip paylaşacağım o yüzden takipte kalın. =)


Son olarak size danışmak istediğim bir şey var. Dün severek takip ettiğim bloglardan biri olan Renkli Kitap'ta Kawaii Box uygulamasına denk geldim. Her ay 18.90 dolar ödeyerek içinden 10 - 12 parça şirin kore - japon ürünlerinin çıktığı bir kutuya sahip oluyorsunuz. Değer mi değmez mi çok kararsız kaldım sizce alsam mı? :3 Bana kalsa direkt altı aylığa abone olacaktım ama kendimi biliyorum sonra sıkılmak istemiyorum. Üç aylığa abone olsam mı yoksa bir ay alıp bir heves mi gidersem yoksa hiç mi almasam ne yapsam bilemedim. :D 

Bir yazımı daha burada sonlandırıp anketten çıkan sonuca göre kitap çekilişini hazırlamaya gidiyorum, akşam olmadan yeniden buralarda olacağım şimdilik hoşça kalın ^_^

10 Aralık 2015 Perşembe

Kitap İncelemesi: Okuldaki Sır - Queenie Chan

3 yorum:

Herkese merhaba!  Kitap incelemesi yapmayalı uzun zaman olduğunu fark ettim hoş gerçi doğru düzgün okuyamıyorum ki incelemesini yazayım. :3 Kitap okumam yavaşladığı zaman genellikle hızlı gideceğinden emin olduğum bir şeye başlıyorum. Okuldaki Sır da böyle olacağını düşünerek başladığım, üç kitaptan oluşan bir çizgi - roman serisi. GR'den anladığım kadarıyla orjinali mangaymış ama çevirisi o formatta yapılmamış. Manga formatını daha çok seviyorum böyle çok farklı bir şey okuyormuş havası yaratıyor. Kimisi de mangayı garip bulup okuyamıyor vs. tercih meselesi sanırım. Seriyi Ukitap'ta yaptığım bir takasla almıştım, o zamanlar çizgi - roman aşkım kabarmıştı. Sevdiğim türde çizgi - roman, manga arayışındaydım ama Okuldaki Sır'ı duymamıştım bile. Takas yaptığım kişi elinde böyle bir seri olduğunu söyleyince biraz araştırdım, yatılı okula başlayan ikiz kız kardeşlerin yaşadığı esrarengiz olaylarla alakalı olduğunu öğrenince tabii hemen kabul ettim. Bu dediğim bir sene öncesi bile olabilir açıkçası kitaplar elime ne zaman geçti hatırlamıyorum ama çizgi - romanlara olan aşırı ilgim sönükleşince okunmadan öylece kaldılar kitaplığımda. *-* Geçenlerde çabuk okuyabileceğim değişik bir kitap ararken arka taraflarda bir yerlere koyduğum seriye denk gelince başlayayım dedim. ^^  Okuldaki Sır'a başladığımda dikkatimi çeken ilk şey çizimlerin harikalığı oldu. Özellikle bölüm başlarına koyulan viktorya tarzı kabarık elbiseli donuk bakışlı kızları çok beğendim. Güller dikenler falan bana biraz Vampire Knight'ı hatırlattı. :3 



Serinin ilk kitabı ikiz kardeşlerin yatılı okula gitmesiyle başlıyor. Okul merkezden bir hayli uzakta, dev bir ormanın içinde. Yaşlı ve batıl inançları olan bir müdiresi var. İkizlerin uğursuzluk getireceğine inanıyor bu konuda baya bir söyleniyor ama pek takılmıyor. İlk atmosfer korku filmi başlangıcı gibi geliyor. Hiç ikiz arkadaşınız oldu mu bilmiyorum ama benim ilkokulda tanıdığım iki tek yumurta ikizi vardı. İkizlerin biri sessiz ise diğeri çok konuşkandı falan, sanki karakter olarak birbirlerini tamamlıyorlardı böyle psişik mistik bir şeydi. :D Okuldaki Sır'ın ikizleri de tanıdığım ikizler gibi birbirlerini tamamlayan karakterlere sahipler. Jeanie daha konuşkan ve arkadaş canlısı biri ama Amber onun aksine sessiz ve içine kapanık. Her anlarını birlikte geçirmiş olsalar da bu farklı yapıları onların çok samimi olmasına engel olmuş. Evleri satılınca geldikleri yatılı okul, ailelerinden uzak olmaları vs yakınlaşmalarını ve birbirleri hakkında bilmedikleri şeyleri öğrenmelerini sağlıyor. Özellikle son kitapta açıklanan bir durum vardı okurken baya şaşırmıştım. *-*

Efendim bu Japonlar işi biliyor. Seri kesinlikle gizemli başlayıp sonradan Scooby Dooby Doo'ya dönüşen bir hikaye değil. Başından sonuna ürperten ve karanlığını devam ettiren bir öykü var karşımızda. Açıkçası ikinci kitabın sonralarına doğru saçma bir yola girecek diye korkmuştum ama öyle olmadı. Sonu hakkında çok konuşmak istemiyorum, garipti gerçekten. Okuyanlarınız varsa aslında hikayedeki değişimler hakkında konuşmak isterim. 

Maalesef çeviride rahatsız olduğum şeyler vardı. Örneğin "değil mi" yerine "diil mi" yazılması beni rahatsız etti. Orjinal hali de sokak diliyle mi yazılmış bilmiyorum ama Türkçe çevirilerde böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Birden çok tekrar ettiği için gözüme battı, keşke öyle yapmasalarmış.


Okuldaki Sır hakkında çok bir şey yazmak istemiyorum, okumak isteyenlere spoiler verip heves kaçırmak istemem. Beğendiğim kolay okunabilen bir çizgi - romandı, blogumun sıkı takipçisiyseniz yatılı okulda geçen hikayelere ayrıca bayıldığımı biliyorsunuzdur. Soğuk havalarda iyi giden bu karanlık hikaye çizgi - roman severlerin ilgisini çeker diye düşünüyorum. 

29 Kasım 2015 Pazar

Okuma Günlüğü #2

Hiç yorum yok:
resim buradan http://rebloggy.com/post/cat-cats-book-books-cats-and-books-cat-sleeping-cat-and-book-cat-sleeping-on-boo/63200609542
Buralarda bir blogum varmış da haberim yokmuş, yazmayalı 36 gün olmuş. Sanırım staj - iş arasında sıkışıp kaldığım 2014 yazından sonra ilk defa bu kadar uzun bir süre boyunca yazı girmedim. Yeniden işe başladım, bir buçuk aydır okul iş arası mekik dokuyorum, üstelik bu seferki hem evime hem de okula biraz uzak kalıyor. Olsun, çalışmak evde kös kös oturmaktan iyidir diyerek kendimi avutuyorum ama hadi bakalım. :3 Bu süre zarfında az da olsa kilo verdim, eski işime göre daha hareketli bir yerdeyim hep ayaktayım vs tüm bunlar bana kalori yakımı olarak geri dönüyor tabii heheheh. Birbirimize destek olalım arkadaşlar kış bitiminde fazlalıklarımızın çoğunu atmış olalım inşallah. ^.^

Bloga giremesem de instagram hesabım üzerinden olabildiğince aktif olmaya çalıştım. Okuduğum kitapları, yaptığım takasları, aldıklarımı vs. instagram hesabım üzerinden paylaşıyorum genelde. Blog yazısı yazmak fotoğraf paylaşıp altına üç beş şey karalamaktan daha zahmetli oluyor, mesela bu yazı için en az 45 dakikamı ayıracağım ki ona rağmen ortaya ahım şahım bir şey çıkmayacak. :D O yüzden ne okuduğumu güncel olarak takip etmek isterseniz instagram hesabımı da takip edebilirsiniz. ^^














Kasım ayının başında Stephen King - Medyum'u okumaya başlamıştım. Kitap biraz elimde süründü sonra da okul için okumam gerekenler araya girince yarım kaldı. Sokratesin Savunması, Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir aldığım seçmeli dersler için yazı teslim etmem gereken kitaplardı. Son sınıf olmama rağmen bölümümle alakalı pek fazla kitap okumadığımı fark ettim. Bitirme ödevim de geliyorken ve İdefix'te fuar kampanyası varken birkaç kitap seçtim pazartesi sipariş edeceğim. Kasım ayının başında Ukitapta yeni bir takas yaptım, Otomatik Portakal, 1002. Gece Masalları ve Akşam Yemeği'ne karşılık olarak başıma ağrılar sokan Titus Groan'ı verdim gitti. :D Özellikle Otomatik Portakal'ı aldığıma çok sevindim. ^.^  Akşam Yemeği belki bir süre kitaplığımda bekleyebilir ama diğer ikisini en kısa zamanda okumak istiyorum. Bu arada aldığım şöyle bir karar var. Bundan sonra haftada en az bir kitap bitireceğim. Düşününce çok durmuyor ama plansız okuyunca ayda dört kitap bile bitiremiyorum zaten. :ı  Bu ay okuyacaklarımın bir kısmı biraz ince olduğundan belki altı - yedi kitap okurum hadi bakalım. Yalnız şöyle bir sorun var ben daha önce hangi kitaba başlasam karar veremedim. :D Tehanu ve Medyum yarım kalan kitaplarım, onları mutlaka bitirmek istiyorum. Ama okul kitaplarından yeni çıkmışken biraz kafamı dağıtıp yeni bir başlangıç yapasım var. Başlamak istediklerimi bir sıralayayım beraber karar verelim. : Beş Sevim Apartmanı, Tehanu, Medyum, Pabucumun Ajanı 2 ve Saklı Bahçe. Aslında bu aralar güzel bir historical romance okuyup dinlenesim var, Kütüphanemden Kitap Manzaraları bana bu konuda öneri verirse çok mutlu olucam. ^_^ 
Sağdakiler Orkinos Yayınları'ndan gelen sürpriz kargodan çıkanlar. Kafam çok dolu olmasa hemencecik Gölgedeki yıl'a başlayabilirdim ama dramları sömestır tatiline saklayayım diye düşündüm. Karmaşanın ortasında gelen şirin kitaplar insanı  o kadar mutlu ediyor ki anlatamam. Orkinos Yayınları'a tekrardan teşekkürler, diğer yayınevleri de onları örnek alsın bence. =P

Kitap alışverişi yapacağım demiştim, pazartesi günü alacağım kitaplara çizgi -roman ve historical da koysam mı diyorum. Gözlerindeki Canavar, Şemsiye Akademesi ve bir de bi' tane daha vardı bir serinin ilk çizgi - romanı adı bişey bişey Camlar Konağı'ydı bak unuttum. :D Onları da alsam mı almasam mı kararsızım. Siparişin en güzel kitabı sanırım Ursula ablamızdan Karanlığın Sol Eli olacak. Bazen kitap bakarken ara ara girip Ursula Le Guin'e bakıyorum ölmüş mü sağ mı diye. Saçma gelebilir ama Marquez'den sonra sevdiğim yazarları daha bir kollar oldum. Yaşını başını almış kadın ama gitmesini hiç istemiyorum. Umarım upuzun bir süre boyunca daha bizimle burada kalır. Böyle ama çok uzun baya uzun bir süre. ^^ 

Yazıyı burada bitirip yarınki jürime hazırlanmak üzere gidiyorum. Önce çayımı tazeleyeyim soğudu zaten baya. Dışarıda çok güzel bir yağmur yağıyor, aslında en güzeli gecenin derinlerine kadar kitap okumak olurdu. Biraz Friends izler sonra kitabıma geçerdim. Yarıyıl tatilini iple çekiyorum sevgili okur, eminim öğrenci olan kesim de benim gibi hissediyordur. Umarım pazar gününüz çok güzel ve verimli geçmiştir, umarım artık daha sık girerim bloga. Herkese bol kitaplı günler, iyi akşamlar. ^_^


23 Ekim 2015 Cuma

Crimson Peak, Guillermo del Toro'nun Hayaletleri

1 yorum:

Herkese merhaba, bloga girmeyeli yine yüzbin yıl olduğunun farkındayım. Maalesef bu aralar pek kitap okuyamıyorum. Ah o Titus bir geldi bütün okuma düzenimi altüst etti. o_o  Penguen Gruptan inceleme için istediğim bir kitap geçen gün elime ulaştı, belki bu gece ona başlarım. ^^ Öyle yani, okuyama sorunum aldı başını gidiyor, durdurabilen olursa sevinirim. :3 Bu ufak girişten sonra asıl konumuz olan, uzun zamandır büyük bir istekle beklediğim Crimson Peak'e döneyim.  Guillermo del Toro, Pan'ın Labirenti'ni izlediğimden beri hayranlık duyduğum senarist & yönetmenlerden biri. Hatta en sevdiğim diyebilirim. Kendisi tam bir hayalperest olmakla beraber, çektiği filmlerde kullandığı tarz küçükken deliliğin dağlarında periler tarafından büyütülmüş bir çocuğunki kadar sıradışı. O yüzden Crimson Peak'i ilk haberleri çıktığı zamandan beri takip ediyordum. Gotik - romantik türüne duyduğum hayranlığı blogumda fazlasıyla dile getirdim, Toro'nun bu tarz bir filmde harikalar yaratacağını biliyordum. ^.^ Bekle bekle derken nihayet geçen pazartesi Crimson Peak'i izleme fırsatı buldum. Aslında ilk günden bir inceleme yazısı yazmak istiyordum ama filmin baya etkisinde kaldığımdan biraz bekleyip öyle gireyim dedim. Temelini hayaletlerden alan hikayesiyle  film, korkunun estetikle buluştuğu yere nokta atışı yapmış, gotik - romantik türünün hakkını vermiş bir yapım. *-* İzlerken yer yer aklıma Uğultulu Tepeler geldi, Guillermo del Toro konusunun temelindeki bazı şeyleri Emily Bronte'den esinlenmiş olsa gerek. ^^


Guillermo del Toro'un hayaletleri görünüm olarak korkunç, ruh olarak acı içinde olan yaratıklar. "Hayaletler gerçek." mottosu filmin her anında kendini belli ediyor. Kullanılan mekanlar öyle bir yaratıcılık eseri ki her çeşit doğaüstü varlığa ev sahipliği yapabilir. Kısacası temeli sağlam bir yapıt var karşımızda. Crimson Peak'in gotik kısmı için hikayenin temeli, romance içinse süslemesi diyebiliriz. Yönetmenin yaratıcılığına toz kondurmam ama hikayenin aşk kısmı bana birazcık zayıf geldi. Kurgunun karanlığında pek parlayamamış mı desem ne desem bilemedim. Tabii oyuncu seçimleri şahane olduğundan bu dediğim öyle çok göze batan bir durum değil. ^^ 

Crimson Peak'i mutlaka izle sevgili okuyucu, vizyondan kalkmadan sinemada izle hatta. Çatısından kurumuş yaprakların süzüldüğü malikanesi, duvarlarda gezinen kocaman güveleri, koridorla süzülen ölmüş bir annenin hayaleti, arka plandaki vahşet ve bu vahşetin gebeliğinden sakat doğan aşkıyla Crimson Peak - Kızıltepe yağmurun fırtınaya dönüştüğü şu günlere gerçek anlamda yakışan nadir yapımlardan biri. 

13 Ekim 2015 Salı

American Horror Story Hotel - Episode 1

Hiç yorum yok:


American Horror Story'nin resmi sayfaları, Freak Show sezonu bittikten kısa bir süre sonra 5. sezon temasının Hotel olduğunu duyurmuştu. O zamandan beri yeni sezonu bekledik ve nihayet ilk bölüm yayınlandı. Açıkçası beşinci sezona başlarken biraz isteksizdim. Jessica Lange'in kadrodan çıkması dizi için büyük bir kayıp oldu. Pek sevemediğim AHS Coven'ı bile tek başına yürütebilecek kadar şahane bir oyuncunun diziyi bırakması eminim ben dahil pek çok American Horror Story izleyicisini üzmüştür. (Ama beni çok çok üzdü. :(( ) Bu senenin kadrosu bakıp bakıp Maşallah diyecek kadar çok ünlü isim barındırıyor. Açıkçası nereden esti de kadroyu bu kadar büyüttüler merak ediyorum. Özellikle Lady Gaga'nın diziye dahil olması biraz canımı sıktı. Umarım bu sezon bize Hotel ayağına "American Horror Story - Lady Gaga" izletmezler. Promolar da öyleydi zaten. -_-


Dizinin ilk bölümü hakkında ne düşündüğüme gelecek olursam... Freak Show'da konuk oyuncu olarak yer alan Wes Bentley'nin kadroya dahil olmasına gerçekten sevindim. Evan Peters'ın yerine onun ana erkek karakter oyuncu olarak yer alması beni rahatsız etmedi. Dizinin kasvetli havasına uygun, rahatsızlık hissiyle dolanan bir dedektif olarak karşımıza çıkan Bentley Hotel'in kilit karakterlerinden biri. Bu sezon hem Jessica'nın gitmesi, hem de dört sezondur ön planda olan Evan Peters'ın yerini başkasının alması diziyi değiştirmiş. İyi mi yoksa kötü mü olduğunu zamanla göreceğiz.

AHS Hotel'in en önemli olayının Lady Gaga olduğunun farkındayım. Her ne kadar sinir bozucu olsa da durum böyle. Kadının seveni çok, dolayısıyla dizinin izleyici sayısını yükseltiyor. İlk bölümden kötülemek istemiyorum ama izlerken Lady  Gaga'nın  AHS ruhuna yakışmadığını hissettim. İğreti duruyordu böyle gereksiz cool tavırlar falan. Bu dizi sadece Freak Show'da değil, bütün sezonlarda ucubelik durumu üstünden gitti. İlk bölümde ucube kelimesi yine geçiyor yani temelde durum aynı. Ama bu seferki karakterler geçmiş sezonlardaki doğal halden ziyade özenti bir tavır takınmışlar. Kesin bir şey demek için çok erken tabii, bakalım Lady Gaga American Horror Story ile bütünleşebilecek mi :3 


İlk bölümün en çok sevdiğim karakteri kesinlikle Liz Taylor'dı. Denis O'Hare bu sezon, Kadim Mısır zamanlarından beri yaşayan bir ruh kılığı ve trans bedeniyle AHS Hotel'de farkını ortaya koyacak diye düşünüyorum. Hatta kendisi, bahsettiğim American Horror Story ruhuna en çok uyan karakter olabilir. Dizideki yeri ilerleyen zamanlarda ne olur bilmiyorum ama oteldeki yaşamının çoğunluktan çok daha eskiye dayandığını düşünecek olursam önemli şeyleri bildiği ve dolayısıyla kilit karakterlerden biri olduğunu söyleyebilirim.^^


Diğer oyuncular hakkında diyecek pek bir şeyim yok, zaten asıl AHS kadrosunun çoğunu henüz göremedik. American Horror Story böyle daha kaç sezon gider bilmiyorum ama benim için dizi bu sezonda farklı bir yola girdi. İlk bölüm kafada soru işaretleri ile bitti, ne iyi ne kötüydü. Yanlış anlamadıysam eğer Lady Gaga vampir gibi bi' şeyi canlandırıyor. Umarım onu daha farklı bir varlıkmış gibi gösterirler ya da bu vampir durumu hiç dile getirilmez. Vampirler American Horror Story için sıradan kalıyorlar bence. Aa az kalsın bahsetmeyi unutuyordum, bu sezonda psikopat bir katil var. *.* Kimin oynadığı henüz belli değil tabisi ama Michael Chiklis olabilir. ^^ Bu arada dizide çalan şarkılara bayıldım! Özellikle Lady Gaga'nın olduğu sahnelerden birinde çalan She Wants Revenge - Tear You Apart'a. *-* Burada hem ilk bölümün önemli birkaç detayı hem de şarkı listesi var, isterseniz bakabilirsiniz. İki gün sonra 2. bölümü izleyeceğiz, bakalım pek çok korku filminin favori mekanı olan oteller American Horror Story'de nasıl duracak? :3





4 Ekim 2015 Pazar

Bir Kitap Kurdunun Hüznü: Yarım Kalan Kitaplar & Titus Groan Hakkında

9 yorum:

Bir pazar gecesinden daha herkese merhaba. Okullarla beraber hafta sonları gözümde eski değerini yeniden kazandı. Eh, ben de nasıl şanslı biriysem artık cuma gecesinden itibaren feci bir şekilde üşüterek bütün cumartesiyi yatakta geçirdim. Kitap bile okuyamayacak kadar kötü durumda olduğum için iki gün boyunca toplamda otuz saat kadar uyudum. Tüm günü yatakta geçirmek hastayken işkenceden farksız oluyormuş. -_-  Bu sebeple mevsim geçişi yaşadığımız şu dönemlerde güneş olsun olmasın dışarı çıkarken sıkı giyinmenizi şiddetle tavsiye ederim. *-* Başlığa gelecek olursam, "Bir Kitap Kurdunun Hüznü" yazı dizime yeni konu olarak yarım kalan kitapları ekleyeyim dedim. Önce biraz büyük bir hevesle başladığım Titus Groan'dan bahsetmek istiyorum. Kendileri Ukitap üzerinden iki güzel kitabımı verip sıfır olarak aldığım bir kitap oluyorlar. O derece özenmiştim yani seriye. Konusundan bahsedecek olursam kaba tabirle, devasa bir şatoda yaşayan birbirinden tuhaf karakterlerin gündelik hayatları üstüne kurulu diyebilirim. Evet, Titus Groan tam olarak böyle bir kitaptı. Tür olarak düşündüğüme kitabı herhangi bir kalıba koyamadığımı fark ediyorum, çok geniş, çok farklı bir tarza & hikayeye sahip. Okuduğum hiçbir kitaba benzemediğini söyleyebilirim. Bu kadar farklı olmasına rağmen neden yarım bıraktığıma gelirsem açık ve net bir cevabım var: Yazarın hayattan bezdirici anlatım şekli. -_-  Gerçekten en son ne zaman bu denli betimleme dolu bir kitap okudum hatırlamıyorum. O kadar rahatsız oldum ki düşündükçe başıma ağrılar giriyor. Bahçe köpeklerin öylesine dolaşmasını bile bir paragraf edecek şekilde anlatmasını ikinci dünya savaşı psikolojisine bağlıyorum, o yüzden kızamıyorum da. Ama böylesine güzel bir hikayenin gereksiz betimlemelerde boğulup gittiğini görmek beni üzdü. Beş yüz küsurat sayfalık kitabın yarısından fazlasını okumama rağmen nefret ederek bırakmış olmam ise apayrı bir durum. Eylül ayında tam gaz okumaya başlamış, gayet güzel giderken Titus geldi ve tüm düzenimi alt üst etti. Kitabı bıraktıktan sonra okuyamama sorunum yeniden ortaya çıktı, bir süre herhangi bir şeyi elime alasım gelmedi. Hala da yavaş okuyorum maalesef. -.- Absürt karakterler olsun kocaman bir şatoda yaşasınlar seve seve okurum, betimlemelere zaten bayılırım diyorsanız Titus Groan'ı inceleyebilirsiniz. Ama siz de benim gibi fazladan tasvirin zaman kaybı olduğunu düşünüyorsanız almadan önce bir kez daha düşünün derim. Sıkıldıkça sayfa atlayayım öyle öyle bitsin bari dedim ama o yöntem bile işe yaramadı, güzelim şatonun en küflü odasına hapsolmuş gibi hissedince kapağı uzunca bir süre açmamak üzere kapattım...


Böylelikle yarım kalan kitaplara bir diğerini daha eklemiş oldum. Kitap okumayı seven biri olarak elime aldığım bir kitabı yarım bırakmayı hiç ama hiç sevmiyorum. Eminim çoğu kitapsever de benim gibi düşünüyordur. Aslında bu dediğime son iki yıldır falan dikkat eder oldum. Daha öncesinde araya yoğun bir dönem girer de okuduğum kitapla cebelleşirken şansa çok beklediğim bir seri devamı kitabım çıkarsa hiç düşünmeden kitabı yarım bırakıp diğerine atlıyordum. Artık bu konularda biraz daha özenliyim diyebilirim. Yine de Titus Groan'da olduğu gibi, çok boğulduysam kitabı zirvede bırakıp rahatlatıcı alternatiflere yöneliyorum. :3 Bir kitap neden yarım bırakılır sorusunun cevabı basit zaten, sıkıcıdır, boğucudur, karakterler iğrenç ötesidir, rahatsız edici bir dile / çeviriyle sahiptir gibi gibi. Titus'un ilk elli sayfasından sonra sıkılmaya başladığımı hissetmiştim. Yüzlere geldiğimde git gide daha da bunaldığımı fark edince yarısına kadar şans tanıdım. Sanırım bu sene aldığım yeni kitap okuma kurallarımdan biri bu oldu, kitabı beğenmediysen yarısına kadar şans ver, olmuyorsa zorlama. Okunması gereken sayılamayacak kadar çok mükemmel kitap varken, beğenmediğimiz bir şeye takılıp kalmamak gerek değil mi ama =) Ayrıca bundan sonra sevdiğim yazarlar ve seri devamları dışındaki kitaplara büyük heveslerle başlamak istemiyorum. Hayal kırıklığı ne kadar düşük olursa o kadar az üzülürüm ki Titus beni çok üzdü. :( Bu arada şimdiye kadar yarım bıraktıklarımı sayacak olsam buradan Kadıköy'de yol olur, tek kitaba odaklandığıma bakmayın yani yarım bıraktığım çoook oldu. Yazıyı çok uzatmak istemiyorum, zaten saat de geç oldu. Bu konuda yalnız olmadığımı düşüyor ve sizlerden yarım bıraktığınız kitapları sebepleriyle beraber yorum atmanızı rica ediyorum. Belki de okumayı planladığım bir kitabı yarım bırakmışsınızdır, bir hüsran daha yaşamadan fikir alsam güzel olur. =P 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...