2 Haziran 2019 Pazar

Neler Yapıyorum: Okumalarım, Post – Erasmus ve İzlediklerim


Selamlar, bir önceki yazımda blogu çok özlediğimden bahsetmiştim ki gerçekten özledim! Instagram olsun Goodreads olsun asla buranın yerini tutmuyor. Kendi içimizde küçük, samimi bir ortamımız var ve bu çok güzel bence. Yazımı bitirdikten sonra takip ettiğim blogların gönderilerini okumayı planlıyorum. Hala blog okuyucusu olan varsa selam olsun, bir şekilde ayaktayız sevgili okur. 
Erasmustan döndüğümden beri zaman çok hızlı geçiyor. Geçen sene bu zamanlarda gideceğime inanamazken gittim, döndüm ve üstünden üç ay geçti. Çok şey deneyimledim, ilk defa ailemden uzak kaldım ve kendimce bol bol gezdim. Bununa ilgili ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum ama şunu söyleyebilirim ki imkanınız varsa mutlaka erasmus yapın. Okul uzasın gerekiyorsa, hiç önemli değil. Biraz para biriktirin, verdikleri hibeyle de beraber istediğiniz yerleri gezersiniz. Şehir değiştirir gibi ülke değiştirmek, kafam attı ben Stockholm’e gidiyorum demek Türkiye’deyken pek mümkün olmuyor maalesef.:) Umarım isteyen herkese erasmus yapmak nasip olur. 
Şubat sonu döndüm, baya hasta ve bitkindim. Toparlanmam 1 ayı buldu, bu süreçte yeni aldığım kitaplar, kitaplığım ve Türk yemekleriyle haşır neşir oldum. Bu arada ben İstanbul’a döndüğümde kar yağıyordu, hava soğuktu. Hadi yine iyisin karlı havaya denk geldin diyen arkadaşlarıma Polonya’nın en kuzeyinden dönmüş ve soğuktan bıkmış birisi olarak sadece baktım... Hala soğuk havada kemiklerim ağrıyor, yıprandım sevgili okur. :3 

Gdansk’teyken e- kitap okumak için yanıma Kobo aldım. Aleti sırf bunun için satın aldım ama benlik değilmiş. Haliyle istediğim kadar kitap okuyamadım. Ailem kargo gönderdi, içine Gizli Tarih – Donna Tartt kitabını da koydurttum. Gitmeden önce bitiremediğim ve devamını çok merak ettiğim bir kitaptı. Tekrar bile okuyabilirim, hakkında uzun uzun konuşasım var. Kısaca Yunan Felsefesi, gizem ve polisiye türlerinin karışımı diyebilirim. Pisagor ve Platon öğretileri ağırlıklı. Platon öğretilerini az biraz biliyor ve zıttı bir görüşe sahip iseniz kitabı seveceksiniz. Kurgu ve felsefe karışımı kitapları çok seviyorum. Alanda tek geçtiğim isim Jostein Gaarder, her kitabını tavsiye ederim. Bu türden önerileriniz varsa da çok sevinirim. ^^ 

Normalde ocak ayında yaptığım yıllık okuma planını erasmus dönüşü kendime gelince yaptım ve çok uyduğumu söyleyemeyeceğim. Bu sene nasıl bir okuma yolu izliyorsun derseniz, daha çok kurgu – dışı kitaplara yöneldim. Kaliteli edebiyat keşfim ve gotik edebiyat kulübü okumalarım devam ediyor. Kurgu dışı okumalarımı ise artık vakti geldiği için artırdım. Entelektüel bilginin yanı sıra sevdiğim alanlarda (mitoloji, felsefe, psikoloji) yeni şeyler öğrenme ihtiyacı duyuyorum. Bu ay Kahramanın Sonsuz Yolcuğu’nu bitirdim mesela, çok çok beğendiğim bir kitap oldu. Hakkında uzun uzun konuşasım var o yüzden başka bir gönderide artık. Mitlerle, kökenle ilgili bir şeyler okuyunca aklıma kendi köken anlayışım düştü. Bir yandan Loreena Mckennit dinleyip bir yandan Avalon’u düşledim, peşine çok sevdiğim bir yazar olan Karin Tidbeck’in Amatka adlı kitabına başladım. (Zeplin’den en sevdiğim hikayeyi okuduktan sonra.) Haziranın ilk kitabı Amatka oldu, içimde inanılmaz bir fantastik okuma isteği var. Hatta genç yetişkinle birleştirilmiş olsa daha iyi olur. Geçen seneden beri GY neredeyse hiç okumadım, tür artık bana hitap etmiyor. Birden özleyiverdim neden bilmiyorum, günümüzdekilerin çoğu içi boş popüler edebiyat eseri olsa da okuma alışkanlığım şekillenirken 15 – 20 yaşlarım arasında bu türden bol bol okuduğum bir gerçek. Bana gotiği sevdiren de genç yetişkin edebiyatıdır. Alacakaranlık’taki Bella, Uğultulu Tepeleri milyon kez okumuş olmasaydı muhtemelen daha geç haberim olacaktı. (Alacakaranlık’ı yedirtmem de ezdirmem de. :3)  Bu arada gotik edebiyat kulübüne yeni üye alımı yapıyoruz. Bizimle birlikte okumak isterseniz bana buradan, mail adresimden ya da Karanlık Şato’nun instagram sayfasından ulaşabilirsiniz. Okumalarımızı takip etmek isterseniz bizi instragram hesabımızdan ziyaret etmeyi unutmayın. 

İzlediklerimden de kısaca bahsedip yazıyı sonlandırayım. Geçtiğimiz günlerde “Over the Garden Wall’u bitirdim ve hayran kaldım. O nasıl bir naiflik, nasıl bir duygusallık öyle. Samimi yapımları çok seviyorum, Over the Garden Wall uzun zamandır izlediğim en samimi şey. Animasyon severler kaçırmasın. 10 bölümden oluşan dizinin her bölümü onar dakika, bir oturuşta film gibi izleyip bitirebilirsiniz. Bunun yanında Chernobyl dizisine devam ediyorum. Muhtemelen yazıyı okuyan hemen hemen herkes izliyordur, izlemiyorsanız da mutlaka başlayın. 5 bölümlük mini bir dizi, haftaya son bölümü gelecek. Her izleyişimde gerim gerim geriliyorum, nükleere hayır arkadaşlar. 
Dark’a yeni sezonu gelecek diye başladım. Son iki bölümü kaldı, kafa yakan dizi bu muydu yani diyerek izledim. İlk çıktığında herkes çok beğenmişti. Ya Netflix hayranları gereksiz abarttı ya da ben çok zekiyim arkadaşlar heheh. İzleyiciyi şok edeceği düşünülen her şey bariz belli değil miydi? Kimin aslında kim olduğu? Evet ana karakterin de kim olduğunu tahmin ettim ve hayır o kadar zeki değilim şaka yapmıştım. Haliyle ne gizem kaldı ne de gerilim. Mitolojik figürlerin olduğu kağıtlarla şekil şukul yapmaya çalışmışlar ama o da olmamış. Atmosferi çok iyi, kullanılan renkler, müzik vs. İlk sezonu bitirmek için bitirip ikinciye belki bir şans verebilirim. 

Bir yazımın daha sonuna geldik. İlginizi çeken ve görüş paylaşmak istediğiniz şeyler varsa yorum bırakmayı unutmayın. Sayfadaki google reklamlarını tıklayarak bloguma destek olabilirsiniz.  Bana Goodreads ve Instagram hesaplarımdan da ulaşabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkür ederim, en kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle. 

6 yorum:

  1. Yazını keyifle okudum, öncelikle buralara hoş geldin. Yazmaktan bahsettiğin her yazıyı da merakla bekliyorum, özellikle sözü geçen kitaplarla ilgili olanları, vee tabii Erasmusla ilgili olanı da :D Üniversite birinci sınıfın sonunda ben de Erasmus sınavını kazanmış ve Münih'te bir dönem okumaya hak kazanmıştım. Her şey ters gitti, bir türlü kalacak yer bulamadım ve sonunda feragat etmek zorunda kaldım. Üniversite yıllarımla ilgili tek pişmanlığım bu fırsatı değerlendirememiş olmak. Erasmusun senin için iyi gitmesine, keyifli bir dönem geçirmene çok sevindim, anılarını okumayı çok isterim :') Ben de senin gibi son zamanlarda kurgu-dışına yöneldim, bu tür okumalarımı arttırmak da istiyorum. Kurgu dışı kitapların daha doyurucu geldiği bir dönemdeyim şu anda. Ama senin de değindiğin gibi kimi zamanlarda ben de genç yetişkin kitaplar okumayı özlediğimi hissedip iki üç ayda bir olsa da bir tane böyle çerezlik kitap okumak istiyorum :D Jostein Gaarder benim de çok sevdiğim yazarlardan biridir, fakat yalnızda üç kitabını okudum şimdiye kadar; İskambil Kağıtlarının Esrarı(bunu iki kez okudum, çok seviyorum), Sofi'nin Dünyası ve Sirk Müdürünün Kızı. Bunlar dışında bana ilk önereceğin kitabı hangisi olurdu? Bu yazınla ortak noktalarımız olduğunu fark ettim, seni bu yazıdaki kadarıyla tanıdığıma çok memnun oldum. Gotik Edebiyat Kulübünü düşüneceğim, çok merak edip heyecanlandım. Bir anlık heyecanla hareket etmek de istemem ama, kendime güvenebilirsem mutlaka iletişime geçeceğim. Yazılarını merakla bekliyor olacağım. Sağlıcakla kal, sevgiler :')

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş buldum =) Erasmusa gidememiş olmana üzüldüm ama her şey ters gittiyse her işte bir hayır vardır diyeceğim. Lisanstayken gidemediğime üzülüyorum ben de, kısmet yüksekte yapmakmış (Lisansta 2 dönem gidebilirdim, şimdi 1 dönem gittim çünkü okulum yüksek lisansta iki döneme izin vermiyor...). Jostein Gaarder'ın kısacık bir çocuk kitabı var: Acaba. Her sayfada tek bir soru var, biraz hüzünlü bir kitap ve insana bir ruhu olduğunu hatırlatıyor. Soruları gerçekten düşünerek okuyunca varoluşu derinden sorgulamayı sağlıyor, şiddetle tavsiye ederim. :)Hayat Kısa kitabı da çok güzeldi.
      Gerçekten baya ortak noktamız varmış, çok sevindim. Özellikle okuma zevkimizin aynı çizgide ilerliyor olmasına. :) Kulübe katılmasan da ilgini çeken kitapları bizimle birlikte okuyabilirsin istersen. Blogunu mercek altına alacağım, çok çok sevgiler. <3

      Sil
  2. Bu arada bahsetmeyi unutmuşum :D Dark konusunda aynı şeyleri düşünüyorum, söylediklerine katılıyorum. Herkes vay be, ne manyak dizi diyip duruyordu, ben de izlerken hep ağzımı açık bırakacak bir şey olacak diye bekledim :D Dediğin gibi kimin kim olduğu bile çok belliydi bana göre, hiç şaşıramadım yani :D Yine de dediğin gibi - bunu milyonuncu kez söylemiş olabilirim - havası çok güzeldi dizinin, karanlık atmosferli dizileri seviyorum. Bahsettiğin diğer diziye de mutlaka bakacağım, animasyon dizi severim :')

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynı görüşte olmamıza o kadar çok sevindim ki, hayır gerçekten nesi kafa yakıyor hiç anlam veremedim. Karanlık atmosfer ve Ulrich karakteri dışında (biraz beğendim de kendisini:d) bir olayı yok bence. Over the Garden Wall için şimdiden keyifli izlemeler dilerim, insana dinginlik veren çok doğal bir dizi. :')

      Sil
  3. keyifle okudum bu yazıyı :) seneye için ben de erasmusa gitmeyi düşünüyorum umarım olur:))

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...