27 Şubat 2013 Çarşamba

Kelebeğin Rüyası


Şiirin her tonunu hissettiren, son zamanlarda izlediğim en iyi Türk filmiydi Kelebeğin Rüyası. Gerçekten de rüya gibi bir film. Renkler, sesler ve denize açılan o tünel insana kendini geniş bir su balonunun içinde uçuyormuş gibi hissettiyor. Sonra madenin siyahı ve kanın kırmızısı gösteriyorki o balon aslında yokmuş, hepsi rüyaymış ve biz bir kelebeğin insan olma hayalinde süzülüyormuşuz bilmeden.

Film madenlerin görüntüleriyle başlıyor. O insanların yaşadıklarını, başta çıkan yazıyı görünce şöyle bir kaldım, burası Türkiye mi dedim kendi kendime. Üstelik doğunun ücra bir köşesinden de bahsetmiyoruz, karadenizin sanayi kentlerinden Zonguldak'ta geçiyor film. İki veremli arkadaşın şiire olan tutkusunu o madenlerin karanlığından uzak yaşamaya çalıştığı bir dünyada. Sonra sahneye zengin bir adamın kızı olan Belçim Erdoğan giriyor, ve kıza şiirlerini beğendirmek için başladıkları iddiayla filmimiz asıl konusuyla başlamış oluyor. Burada şuna değinmek istiyorum yani tamam Yılmaz Erdoğan'ın karısı ve hoş bir bayan ama liseli kız rolüne koyacak başka insan mı bulamamışlar? Üstelik oyunculuğunu beğenmediğim bir insandır kendisi hatta filme sırf o oynadığından gitmesem mi demiştim ama neyseki çok ön planda değildi. Keşke o rolü başka birisi, mesela yüzüne aşina olmadığımız birisi oynasaymış ve daha doğal gülen.

Sonuna doğru şiirler zaten vermiş gazı ağladım ağlayacağım. En son sahnede çok ağır geldi ama kızlara rezil olmamak adına tuttum kendimi. Meğer arkadaşlarımdan biri ağlamış bak keşke ağlasaydım. :D Ağlaksanız çok, duygusalsanız biraz, reglseniz baya bir çok ağlarsınız diye düşünmekteyim artık orası sizlere kalmış. Ve en son sahnede kavak ağaçlarının çıkması Yılmaz Erdoğan'ın kavak sevgisinin bir göstergesi mi diye düşündüm. Vizyontele'de de kavak seslerinden çok bahsedilmişti. Bu arada ben de çok severim kavak ağacını.

Yani toparlayacak olursam o iki buçuk saat dizelerin büyüsüyle akıp gidiyor, Türk yapımı aşk filmlerine karşı ön yargılı olanların dahi beğeneceğini düşünüyorum ki bende onlardan biriyim.

Not: Filmin sonunda çılgınlar gibi alkışlayan amcaya buradan sevgilerimi iletiyorum. Bir an beni de alkışlasam mı diye düşündürdü kendisi. Ve allah aşkına film  izlerken hart hurt mısır yemeyin, sakız çiğnemeyin. Ve dişinize takılan kırıntıyı tınvv tınvvv sesleriyle çıkarmaya çalışmak için sinema uygun bir yer değil hani belirteyim dedim.




4 yorum:

  1. herkes o kadar beğenmiş ki kelebeğin rüyasını, şu sap halimle gidesim var vallah billah :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar çift halinde gelmişti zaten, biz üç sap oturduk öyle. :D

      Sil
  2. Görüntüler açısından son zamanlardaki en iyi Türk Filmlerinden biri.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...