20 Şubat 2026 Cuma

Okuduklarım & İzlediklerim ve Genel Bir Şeyler

3 yorum:

Üç yılın ardından herkese merhaba. Blogu baya saldım, hepimiz saldık aslında. Buradan tanıştığım kişilerle sosyal medyadan takipleşiyoruz, nadiren birinin yazı girdiğini görüyorum. 18 – 19’ken açtığım sayfaya birkaç ay sonra 32 olacak bir ben olarak devam etmek çok ilginç. Okuma zevkim gelişti mi, evet ama çok değişmedi. Geçenlerde tekrar Mekanik Melek’i mi okusam dedim mesela, ya da Uğultulu Tepeler’i. Hatta ona mart bitmeden başlamak istiyorum, son çıkan filmi izledikten sonra orijinal hikâyeye ihtiyaç duyacağım kesin.

2025’i mangalarla kapattım. Çok fazla okudum, okuma hedefi yetiştirme çabalarım sağ olsun favori manga çizerimle tanıştım. Kendisi Shūzō Oshimi, young-adult ve psikolojik gerilim türlerinde yazıyor. Özellikle Blood on the Tracks Serisi çok iyiydi. V. C. Andrews tarzı rahatsız edici şeyler okumayı sevenlere tavsiye ederim. Vampirleri kendi tarzında anlattığı Happiness de güzel. Kötülük Çiçekleri’nden esinlendiği The Flowers of Evil mangasının animesi de varmış. Çizim tarzı mangadan çok farklı ama merak ettim izleyeceğim bir ara.

2026’nın başında soft şeyler okumak istediğim için yormayacağını bildiğim kitaplardan gittim. En son Bridgerton'ın yeni sezonunun kitabını bitirdim, tatlıydı. Şimdi dan diye ağır bir şeye zıplayıp Gölgeyle Buluşma – İnsan Doğasındaki Karanlık Yüzün Gizli Gücü’ne başladım. Kırmızı Kitap’tan önce bunu okumam iyi olur mu bilmiyorum ama Kırmızı Kitap’tan gözüm korkuyor. Bu yılki okuma hedefimi 50 kitap olarak belirledim. Geçen sene neyime güvendiysem 100 kitap demiştim. Yetişsin diye de manga okudum falan saçma bir hareketti. Oshimi ile tanıştığım için mutluyum ama fazla okuyacağım diye kasmak istemiyorum. 2025’te yaptığım en iyi okumalardan biri de bir ayı Japon Edebiyatı’na ayırmaktı. Kasiyer, Tokyo’da Tuhaf Hava ve Miso Çorbasında’yı çok sevdim. Özellikle Miso Çorbasında’yı şiddetle tavsiye ederim. Yazarın bir kitabını daha almıştım, bu yıl kesin okurum. Yine bir Japon Edebiyatı ayı yapmak istiyorum zaten. Belki farklı bir ülke daha seçerim, peş peşe aynı kültürün eserlerini okumak hoşuma gitti. 2025 favorilerim için ayrı bir yazı yazmak istiyorum, orada daha detaylı anlatırım. ^^

2026’da okuma hedefim az ve öz okumak. 50 kitap okumak zorunda da değilim (dedi ve hedefine yetişemediğini görünce mangalara sardı:d) ama dolu dolu okumalar yapmak istiyorum. Şu sıralar evdeyim, müsaitim, eskisi gibi bir kitaba saatlerce gömülemesem de en azından bir saat kafamı verip okumak istiyorum. Sadece istiyorum değil hatta, buna gerçekten ihtiyacım var. Düzenli okumak, telefon odağını bölmeden okuyabilmek meditasyon gibi. Yarım saat başka bir şeye bakmadan okuma yaptıktan sonra kendimi yenilenmiş hissediyorum. Bazen bir kitap o kadar akıyor ki saatlerimi ona ayırıp zihinsel karmaşamdan kopuyorum mesela. Mükemmel bir his. <3 Umarım bu yıl bol bol böyle hissettiren kitaplar okuruz.

Geçen sene korku filmlerine sardım. Zaten seviyordum orası ayrı ama izleyemem dediklerimi de açar oldum. 2024’te izledim ama Longlegs’ten de bahsetmek istiyorum. Beni çok etkiledi, çözemediğim ama tanıdık gelen bir yere dokundu. Film hakkında konuşmak isteyen varsa instagramdan yazabilirsiniz. 2025’te çoğunlukla korku izledim. Favorim A Tale of Two Sisters, bu ne ya dediğimse Weapons oldu. Bring Her Back fena değildi. Korku değil ama The Ugly Stepsister’a bayıldım. 2026’ya da korkuyla gireyim diyerek Midsommar’ı tekrar izledim. 2025’te izlediklerimle ilgili de ayrıca bir yazı gelecek.

Şu an bir yandan Gölgeyle Buluşma’yla bakışıyorum. Yazı bitince biraz onu okuyup yatarım. Uzun bir okuma olacak, bakalım ne hissedeceğim, bakalım bana neler katacak. Son birkaç aydır rüyalarım çok canlı ve gergin. Biraz da onun için başlıyorum aslında. Çözmem gereken bir şeyler var, farklı bir noktadan bakmam lazım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, herkese keyifli okumalar ve hayırlı ramazanlar.

29 Mayıs 2023 Pazartesi

Okuma Halleri - 2023 Özeti

3 yorum:
Herkese merhaba, buraya bir şeyler yazmayalı uzun zaman olmuş. Aslında geçen kış Ursula’nın ölüm yıl dönümünde bir yazı hazırlamıştım. Sitenin hezimetine uğradığım için paylaşamadım. Bundan sonra yazıları ne olur ne olmaz farklı bir yerden yazıp bloğa öyle koyacağım. Eskiye göre de daha sık yazmak istiyorum. Bunu her yazımda söylüyorum sonra aylarca yazmıyorum ama bakalım. 
Blogspot’un eski günlerini özlüyorum. Üç günde bir yazı girdiğimiz, hepimizin bir topluluk gibi davrandığı, yeni yazıları merakla okuduğumuz zamanları. Genel olarak eski günleri özlüyorum gerçi, her anlamda geçmişe dönmek istiyorum. Tercihen bir on sene öncesi falan, zaten bloğu da o zamanlar açmıştım. Yine çok okumuyordum ama eski okuma düzenimin şimdiye göre daha iyi olduğu kesin. Keşfedilecek çok fazla kitap vardı, keşfetmeye hevesim vardı. Şu anki okuma alışkanlığım, okuduğum ve sevdiğime karar verdiğim türler 2016 – 2017 arasında şekillendi. Baya keyifli bir yolculuktu, Ursula’nın kitaplarının çoğunu peş peşe okumuştum, Latin Amerika Edebiyatı’nda belli bir seviyeye gelmiştim. Gotik Edebiyatı zaten öncesinde de seviyordum. Yine türe hâkim olmam o senelerde oturmaya başlamıştı. 2016’ya kadar genç yetişkin türünden çok fazla okuma yapıyordum. Öncesinde biraz daha ciddi kitapları rahatça okuduğumu hatırlıyorum. Lisede Odysseia’yı sırf önsözü ortalama bir kitabın yarısı kadar olmasına rağmen okumuştum mesela. Sonra Cassandra Clare, Karen Marie Moning gibi yazarlarla tanıştım. Bir süre o çizgiden devam ettim. İyi ki de etmişim diyorum gerçi, yaşıma uygun kitaplardı ve yaptıkları atıflarla kaliteli diyebileceğim edebi eserlere yönelme fırsatım oldu. 
O zamanlar bir okuma düzenim vardı. Günde 100 sayfa, günde iki saat gibi. Çok yoğunsam bile günde en azından bir saat okumaya çalışıyordum ki vize – final zamanları bu bahsettiğim. Şimdi çalışan biri olarak günde bir saatimi yine okumaya ayırabilirim ama ayıramıyorum. Eskiden okuma heyecanım vardı, galiba onu kaybettim. Ayda bir yaptığım kitap alışverişlerim için büyük bir hevesim olurdu. Şimdi de alıyorum, daha çok alıyorum hatta. Ama eskisi gibi paketi açarken mutluluk duymuyorum. Geçen hafta çevrilmesini uzun zamandır beklediğim, 2019’da ekitap olarak okuduğum bir kitabı aldım mesela. Eskiden günlerce o kitaba bakıp mutlu olabilirdim, şimdi öylesine bir his var içimde. Okurken de aynı şekilde, iki günde bir kitap bitirirken şimdi bir haftayı her türlü geçiyor. Muhtemelen çoğumuz böyleyiz, bir türlü geçmeyen bir bıkkınlıkla alışkanlıklarımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Bu bıkkınlık küf gibi bir şey, kitapların sayfalarına bulaşıyor sanki. Okumama engel oluyor, birkaç sayfadan sonra sıkılıyorum. Düzeltmek için ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrim yok, zamana bırakayım diye diye aylar, seneler geçti. 2019’dan beri okuma tempom giderek düştü. Günde yirmi sayfa okuyunca iyi okudum diyorum, instagram hesabıma gönderi atasım bile gelmiyor. Kısacası okuyamıyorum ve bundan memnun değilim. Bir gün düzelmesini umuyorum, öyle bir şeyler işte.

17 Eylül 2022 Cumartesi

OKUMA HALLERİ: UÇLARDA OKUMALAR

Hiç yorum yok:

Birkaç sene önce Tüylü Bir Şeydir Şu Yas'ı okumuştum. Yas tutmayı kara mizah tarzı ele almış, melankoli ihtiyacımı tam olarak doyurmayan bir kitaptı. Sonra bunu unuttum, geçtiğimiz günlerde birtakım şeyler için fazla üzgün olduğumu hissederken kitap tekrar gözüme çarptı. Rafta dursa belki de dikkatimi çekmezdi ama yeni kitaplıklar aldım ve tüm kitapları baştan aşağı diziyorum. (Henüz yarısını bile dizemedim.) İçimde geç kalmışlık ağırlıklı bir hüzün vardı, bunu yatıştırmak için benzeri bir duyguyu daha baskın gösteren bir şeyler okumak istedim. Ağlayan bebeği susturmak için daha çok ağlamak gibi. Neyse sonuç olarak kitabı tekrar okumak beni tatmin etmedi ve geçmeyen bir yas haliyle ortada kaldım. Bunu gidermek için ne okusam bilmiyorum, belki bir şeyler izlerim. 

Tüylü Bir Şeydir Şu Yas beni Ted Hughes ile tanıştırmıştı. Kitabın hemen hemen her sayfasında adı geçiyor, biraz bunaltıcı aslında. Ursula K. Le Guin'i çok seviyorum ama bi' kitabım olsa sürekli onun adını geçirip, Ursula <3 Berfin havası veren cümleler kurmazdım. Yine de sahafta Doğum Günü Mektupları'na denk gelince aldım. Şu an kitaplığımın Çağdaş Edebiyat raflarından birinde duruyor. Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum, geçen sene belki. Okumadım ama şairi az çok tanıyordum. Bunu düşünürken aklıma gerçekten tanıdığım ve tanımaya yakın olduğum yazarlar geldi. Mesela Angela Carter tanımaya yakın olduğum bir yazarken Shirley Jackson'ı tanıyorum. İkisi birbirine benzer bir tarza sahip, bu yüzden peş peşe hatırladım. Bu ikilinin yanında Ursula hiç belirmedi, Belki Clive Barker da eklenebilirdi ama Carter ve Jackson'ın siren büyüsü tarzına sahip değil. 

Angela Carter


Shirley filmini düşündüm, sonra yine Carter'a döndüm. Yazının başlığı onun tarzından geliyor. Uçlarda yazmak. Ne gibi, mesela Carter'ın bir öyküsünde okurken şok olduğum birkaç cümle vardı. Nekrofili temalıydı ve açıkça yazılmıştı En sevdiğim masallardan birinin farklı bir versiyonuydu. Hem korkunç hem de büyüleyiciydi. Oradaydı ve çekinilmeden yazılmıştı, etkilendiğim kısım bu oldu. Söylenmesi gereken bir şeydi belki de, kadınların yaşadığı korkunç şeyleri düşününce birkaç cümleden sakınmak yerine böyle apaçık yazılması daha iyi olmuştu. Edebi bir tatmin de yaşadım, kısacası çok iyiydi. Shirley Jackson bir benzerini kısa öyküsü Cadı'da yaptı. Öldürmek üstüne sert bir betimlemesi vardı, bahsedilen bir çocuğun ölümüydü. Carter'da hissettiğimi bu öyküde de hissetmiştim. Önce ufak bir şok, sonra edebi tatmin. İkisi de şahane yazarlar, yeteneği deliliğe kaçacak bir zekayla birleştikleri kalemleri var. 

Bazen bir şeyler arıyormuş gibi okuyorum. Düzensizce, çantamda anahtar arar gibi. Sonra bahsettiğim tarz cümlelere denk gelince bulduğumu düşünüyorum. Birileri söylemek istediklerini yazma cesaretini gösteriyor. Bunu kişisel hayatıma yansıtıp kısa süreli bir bağlantı kuruyor, söylemek istediklerimi çoktan söylemişim gibi hissediyorum. Çünkü o cümleleri çoktan okudum. Sonra öyle olmadığının farkındalığı (sonradan kastım neredeyse hemen) geliyor ve arayışa devam ediyorum. Edebi tatmin bu noktada yol yakıtım oluyor. (Adeta bir lembas.) Geç kaldığımı düşündüğüm çok fazla şey var. Okumam gereken ama henüz okumadığım kitaplar, aradıktan sonra aranınca geri dönemediğim telefonlar, söylemek istediklerimi söyleyemediğim kişiler, izleyemediğim filmler diye uzayan bir liste. Bu arada geç kaldığım kitapları blogda ya da sosyal medyada çaktırmadan gizlice okuyup önceden okumuş gibi davranmayı planlıyorum. Kimse niye okumadın pü sana diye yargılamayacak ama kendi kendime ufak bir drama yaratmak istiyorum. Söylemek istediklerime gelince, kitaplarda aramaya devam edeceğim. Yas süreci içinse bir planım yok, Bronte Kardeşler'den tekrar tekrar okumalar yaparım belki. Yas tutmanın planı olur mu bilmiyorum, varsa tavsiyeye açığım. Son olarak yazıdan tamamen alakasız, Güç Yüzükleri'ni beğenmedim, izliyorum ama daha kötüsü de gelseydi Lotr Evreni'ne dönmek için izleyecektim zaten. 

18 Haziran 2022 Cumartesi

BİR ÜTOPYA OLARAK OKUMAK

3 yorum:

Son zamanlarda eskisi gibi okuyamıyorum. Hayat yoğunluğu ve bu yoğunluğun getirdiği kafa doluluğu döngü halinde birbirini tetiklerken elime kitap aldığım süre giderek azalıyor. 2018’de günde 100 sayfa okumak rutin bir aktiviteydi, şimdi ise 50’yi görünce seviniyorum. Bunun için ufak çözümler üretme aşamasındayım. Metroda ya da ofiste okurum diye kitap taşıyorum mesela, günde 10 sayfa bile okusam ayda 200 eder. Bu hesaplara girmek önceden gereksiz geliyordu ama gerçekten çok az okuyorum. Okumak beni hayata bağlayan en önemli eylemlerden biriyken bu denli azaltmış olmam bünyeme kötü geliyor. Birkaç hafta önce bir akşam yorgunluktan elimdeki kitaba odaklanamadım mesela. O an şey demiştim, kitap bile okuyamayacaksam tüm bunların ne anlamı var? İşe gidip gelme sebebim genel olarak hayatımı belli bir konforun üstünde tutmaksa okumaya zaman ayıramadığım bir hayatın verdiği konforsuzluk bu noktada beni kitler. Anlamsız oluyor yani her şey baştan bitiyor.



Geçen hafta bir arkadaşımla mükemmel hayat üstüne konuştuk, benzer fikirlerimiz vardı. Büyük bir ev, yeterli diyeceğimiz bir gelir, sürekli okumak ve keyfi olarak yazmak. Yazma eylemini Mary Shelley ve Lord Byron’ın katıldığı bir öykü yaratma gecesi gibi hayal ediyorum. Sanat odaklı, kayıtsız ve kendi akıntısında giden. Asıl odağım ve detaylandırmak istediğim şeyse okumak. Ciddi anlamda okumak üstüne bir hayat istiyorum. Çeşitli okumalar yapmak, bunlar hakkında konuşmak, arkadaşlarımla aynı kitapları okuyup tartışmak vs. vs. Tüm hayatımı okuma eylemi üstüne kurabilirim. Son zamanlarda bir okuyorsam on satın alıyorum, belki tamamen okumaya ayıracağım günler için biriktiriyorum belki de sadece alasım geliyor. Kitap almak bana iyi hissettiriyor. Boşa giden bir şey de değil, bunun üstünde durup “çok kitap aldım.” düşüncesine girmeyeceğim. Zaten kime göre çok neye göre çok orası ayrı.  Neyse, ütopyama döneyim. Tüm günümü keyfi okumalar yaparak geçiriyor, okuduklarım hakkında yazıyorum. Ayda birkaç defa toplandığımız bir okuma kulübümüz var, bazen birlikte yazma denemeleri de yapıyoruz. Okumalar için keyfi dedim ama belli bir düzeni de takip ediyorum. Bir yazarın aynı anda iki kitabını okuyorum ya da Latin Amerika Edebiyatı’nda uzmanlaşıyorum mesela. Ursula’nın kitaplarını tekrar tekrar okuyorum çünkü bolca vaktim var.

Bu ütopyada okumak için geç kaldığımı hissettiğim kitaplar yok, her şey için vaktim var ve her kitapla tam zamanında karşılaşmışım. Bazı kitaplarla hayatım boyunca bir yerlerde karşılaştım ama okuyamadım ve baskıları tükendi mesela. Onları düşününce keşke o an alsaydım diyorum, keşke o kitapçıda daha çok dursaydım, biraz daha fazla dolaşsaydım ve raftan çekip başkası almadan ben alsaydım. Ütopyamda baskı tükenmesi diye bir kavram yok bu arada onu da belirteyim. ^^

Bir de bazı kitaplar var ki kafamı karıştırıyor, üstüne çok düşünüyorum ve neden bu kadar düşündüğümü pek anlamıyorum. Örnek verecek olursam Gitmeliydin – Daniel Kehlmann bunlardan biri. Bende yarattığı hissi unutamıyorum, içimde bir şeylerle o kadar çok uyuşuyor ki en sevdiğim kitap oymuş gibi sıkça aklıma geliyor.(En sevdiğim kitap yok bu arada, henüz bulamadığımı düşünüyorum.) Sadece o kitapla (genel terim olarak kitap) kendi özelimde bir şeyleri bağdaştırıyorum galiba. Biraz tuhaf bir bağ, soğuk bir aralık gecesinde buzlu bir şeyler içerek kitap okumak gibi. Gördüğüm anda tanıdık gelen kitaplar bunlar. Hani birini ilk defa görürsünüz ve daha önce karşılaştığınızdan emin olursunuz. Hatta o kişiyle aranızda mistik bir bağ varmış gibi gelir, bir ihtimal ilerde çok iyi arkadaş olursunuz. Bu tarz kitaplara aramda öyle bir şey oluyor.  Siz ne sıklıkla yapıyorsunuz bilmiyorum ama okuduklarımın bende nasıl hisler yarattığını analiz etmeyi çok seviyorum. Özellikle unutamadığım kitapların, Susan Hill’den Şatonun Kralı, Shirley Jackson’dan Biz Hep Şatoda Yaşadık, Atuan Mezarları, Tehanu, Normal İnsanlar… Aklıma gelenleri pek düşünmeden yazdım şu an.

Sanırım ütopyamdan bahsederken arka bahçedeki labirente girdim, biraz dallı budaklı bir yazı oldu. Edebiyata tutunarak yaşıyoruz, labirentin kalbinde bu yatıyor. Ayaküstü yaptığım kitap sohbetleri bile benim için o kadar kıymetli ki. Ya da sevdiğim bir yazarın yeni kitabının duyurulması, bir yazarın doğum gününü bilmek ve o günlerde onun kitaplarını okuma planları yapmak gibi şeyler. Jung’dan bir gün sonra doğmuşum mesela, küçücük bir detay ama hoşuma gidiyor. Yürümek istediğim yolu, labiretin çıkışını bu detaylar aydınlatıyor. 

14 Mart 2022 Pazartesi

2022 Blogları

4 yorum:

 Selamlar, senelerdir blog yazılarını severek takip ettiğim Kitap Eylemi bloggerların birbirine destek olması için güzel bir etkinlik başlatmış. Blogları ziyaret ederek postları okumak, yorum bırakmak küçük gibi görünse de yazmak isteyenlere şevk veriyor. Eskiye göre buraya çok bakamasam da fırsat buldukça girmeye çalışıyorum. Bundan sonra daha aktif olmaya çalışacağım. Takip ettiğim hesapların da yazdıklarını okumak için zaman ayıracağım. 


Bahsettiğim yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Blogumun eskisi kadar görünme almadığının farkındayım, buradan tanıştığım bloggerla da genelde instagramdan haberleşiyoruz. Burada kaç kişi kaldık merak ediyorum, görenler yorum atarsa sevinirim. Herkese mutlu bir hafta diliyorum. :)

18 Ocak 2022 Salı

ÇEKİLİŞ

4 yorum:

 


Herkese merhaba, instagram hesabımda güzel bir çekiliş düzenliyorum. Blogumu takip eden birine çıkmasını çok isterim. Kitap çekilişine katılmak için hesabımı ziyaret edebilirsiniz, aynı ismi kullanıyorum. En kısa zamanda 2022 okumalarıyla ilgili yazacağım yazılarda görüşmek üzere. :)

22 Aralık 2021 Çarşamba

2022'de Okumak İstediğim 22 Kitap

8 yorum:

 


Herkese merhaba, bu yazıda 2022'de okumak istediğim bazı kitaplardan bahsedeceğim. Henüz 2022 için bir okuma planı yapmadım, instagramda gördüğüm bir etkinlik vesilesiyle bu listeyi oluşturdum. Önümüzdeki sene okumayı düşündüğümüz 22 kitabı seçip paylaşmak üzerineydi. Ben de ağırlığı uzun zamandır kitaplığımda olanlara verip fotoğraftaki kitapları seçtim. Ufak bir düzeltme, Yanılsamalar Kenti'ni zaten okumuştum, fark etmeden onu da eklemişim. :) 

2022 okuma planımı kaba taslak düşününce kurgu dışı okumaları, özellikle felsefe okumalarını artırmak istediğimi fark ettim. Dinler tarihi de çok ilgimi çekiyor ve elimde zaten bu alanın uzmanı Mircea Eliade'den baya kitap var. Dinler Tarihine Giriş ve Şamanizm'i notlar alarak uzun bir süreçte okumak istiyorum. Minik bir not, Eliade'nin bu alanda çok kitabı var. Başlangıç için Ebedi Dönüş Miti'ni edinebilirsiniz. Hatta ben de o kitabını tekrar okumayı düşünüyorum. 

Kurtlarla Koşan Kadınlar, Lanark ve Gazap Üzümleri de bu yıl mutlaka okumak istediklerimden. Özellikle Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı mart ayına denk getirip bahara güzel bir başlangıç yapmak istiyorum. Gazap Üzümleri'ni okuduğum ay yazardan bir iki kitap daha ekleyeceğim. Önerileriniz varsa paylaşırsanız çok sevinirim. Bu sene Türk Edebiyatı'na da ağırlık vereceğim, özellikle çağdaşa. Erdal Öz ve İhsan Oktay Anar'dan en az iki kitap okurum diye düşünüyorum. 

Son olarak Latin Amerika Edebiyatı'ndan elimdeki kitapların hepsini bitirmek de hedeflerim arasında. Okunmamış en az on kitap vardır. Borges'de uzmanlaşmak istiyorum, elimde olmayan kitaplarını da alırsam sadece ondan beş kitap okurum büyük ihtimalle. Yüzyıllık Yalnızlık'ı tekrar okumak gibi bir hedefim de var, olur mu bilemem tabii sadece düşünce. :)

Bunların dışında gotik edebiyat okumalarına devam edeceğim, Karanlık Şato'da her ay birkaç kitaba yer vereceğiz. Bize instagram hesabımızdan ulaşabilir, telegram grubuna katılabilirsiniz. 2022 okuma planımı detaylı bir şekilde ocak ayında paylaşacağım. Ondan önce 2021 okumalarım hakkında bir yazı gelir ama çok şey beklemeyin, bu sene son yılların en verimsiz okumalarını yaptım diyebilirim. :3 Bloga bu kadar uzun zamandır yazamadığım için üzgünüm, bundan sonra her ay düzenli yazılar gireceğim. En kısa zamanda görüşmek üzere, herkese iyi günler, iyi okumalar. :)

18 Nisan 2020 Cumartesi

Karantinada Sakin Kalmaya Çalışmak ve Kitap Tavsiyeleri

16 yorum:
Aylar sonra herkese merhaba. Arayı açtığım bu sürede yüksek lisans tezimle cebelleşiyordum. (1 saat yazıp 2 gün boyunca yazmam lazım diye geriliyordum yani. ^-^) Günler çok çabuk geçti, ne olduğunu anlamadan mart geldi. Peşine korona virüsü tavan yaptı ve tezi dondurma hakkım doğdu. Krizleri fırsata çevirmek adına tezi dondurdum. Muhtemelen kasım sonuna kadar sürem olacak. Aylar var diyerek salmak istemiyorum, geçen sene tam olarak bunu yaptım ve sonuç hüsran oldu. Son aylara bırakmak beni çok gerdi, hocamı da neredeyse hiç aramamıştım. Endişe (aslında anksiyete) nöbeti geldiği gibi kitleniyordum ve en az bir günümü yiyordu. Derken derken dondurdum, hala tez aklıma geldikçe geriliyorum, sanırım bu his karantina kalkmadıkça devam edecek. Genel olarak sürekli evde kalmak ve bunun zorunlu olması duygusal halimi çok kötü etkiliyor zaten. Evcimen bir insanım, sessizlik olduğu sürece evimi ve odamı seviyorum. Fakat karantina bambaşka bir boyut, şu an herkesin bu durumda olması aa yalnız değilim dedirtmiyor, aksine daha kötü oluyorum çünkü kolektif bilincin kötü enerjisini çekiyorum (galiba). İstisnasız her gece kabus görmem bunun baya net bir işareti bence. Babamın dayısı şu an koronayla savaş veriyor, makineye bağlı durumda. Babam üzgün, ayrıca işe gitmesi gerekiyor ve insanlar korunmadan etrafta dolaştığı için kendi sağlığından endişe duyuyor. İnsanlar nasıl bu kadar sorumsuz anlamıyorum, bu gidişle koronanın bitmesi sonbaharı bulacak .Havalar ısındıkça herkes dışarı çıkmaya başladı. Saçma bir şekilde gündelik hayatlarına devam ediyorlar.

4 Şubat 2020 Salı

Ocak Ayında Okuduklarım

7 yorum:

Yılın ilk ayında sekiz kitap okudum. Nedense iyi bir giriş yapmış gibi hissetmiyorum, bunda genel olarak enerjimin düşük olmasının etkisi olabilir. Ocak başından beri aralıklı olarak hastaydım. Şimdi de diş ağrım tuttu, yarın dişçiye gidiyorum. (Lütfen kanal demesin...) Ayrıca tuhaf bir şekilde kasım ayından beri okuduklarımdan çok az zevk alıyorum, okurken odaklanamıyorum. Bilinçaltımda yüksek lisans tezim dönüyor diye mi böyle emin değilim. Neyse, biz ocakta okuduklarıma geçelim. 
Mekanın Üretimi'ni bitirdim! Dile kolay eylülden beri okuyorum. Bitirmek ocağa nasip oldu o da 31'inde elime alıp son yirmi sayfayı okumak için kendimi zorladım diye. Hakkında bir şeyler demeden önce işaretlediğim yerleri gözden geçirip bir özet çıkarmam lazım. İyi ki okumuşum, baya bir şey öğrendim ve tezime çok katkı sağlayacağını biliyorum. 

Ayın sekiz günü Değersiz Bir Hayat'ı okumakla geçti. Bu kitapla ilgili ne desem gerçekten bilmiyorum. Aslında Goodreads'de baya bir şey dedim ama aklıma geldikçe ben ne okudum, neden okudum, yazar mazoşist ya da sadist mi düşünceleriyle doluyorum. Şuraya GR yorumumu iliştireyim, okumak isteyenlere fikir olsun:

22 Ocak 2020 Çarşamba

Karanlık Şato Gotik Edebiyat Kulübü 2020 Okuma Listesi

4 yorum:

Bildiğiniz üzere iki senedir devam etmekte olan bir gotik edebiyat kulübüm var. Geçtiğimiz senelerde her ay bir kitap, bazen de yazar üzerinden gittik. Geçen ekim ayında "Lanetli Maraton" adı altında bir toplu okuma yaptık, bol seçenek olunca baya ilgi gördü. Biz de 2020 yılında okumalarımızı tek kitap değil tür ve maratonlar üstünden götürelim dedik. Katılmak isterseniz instagram hesabımız üzerinden bize ulaşabilirsiniz. Okumaları şimdilik oradan yürütüyoruz. Paylaşımlarınızda bizi etiketlemeniz, gönderilerde görüş belirtmeniz kulüp okumalarına katılmanız için yeterli. :) Okuma listesi hakkında ne düşünüyorsunuz, katılmak istediğiniz aylar hangileri? Gotik Edebiyat ile ilgili merak ettikleriniz için hem burada hem de Kayıp Rıhtım'da yazdıklarımı okuyabilirsiniz. Şu an linkleri bırakamıyorum ama blogumda aratırsanız karşınıza çıkacaktır. Karanlık Şato'nun instagram hesabına ise buradan ulaşabilirsiniz. Herkese keyifli bir akşam dilerim, yakın zamanda tekrar görüşmek dileğiyle. 

12 Ocak 2020 Pazar

2020 Okuma Temam, Hedefler ve Listeler

8 yorum:
Son yazımda 2019’da okuduklarımı paylaşmış, yılın getirilerini giriş alıp 2020 okuma planımı oluşturacağımı söylemiştim. Bu sene 2019’da tamamlayamadıklarımı kapatmanın yanında bildiğim yazarlar ve akımların üstünde durup “ben bunu iyi biliyorum.” diyebilmek istiyorum. Önceliğim kitaplığımı olabildiğince eritmek. Yani 2020 okuma teması için “Kitaplığını Erit” diyebilirim. ^-^
2020 okumaları için birkaç hedef belirledim. Bunları şu şekilde:

1. Her gün 100 sayfa okumak (Bunu 2018’de yapmıştım ve baya verim aldım.)
2. Kitaplıktan okumak, yeni kitap alımını sıfırlamak. (Artık kitap satılmıyormuşçasına :d)
3. Kurgu dışına ağırlık vermek, en az üç kitaptan birini kurgu dışı okumak
4. Öylesine, aradan çıksın diye okumalar yapmamak
5. Akademik okumalara ağırlık vermek
6. Okurken telefonu uzağa koymak
7. Mircea Eliade’nin elinde olan tüm kitaplarını bitirmek (5 kitap)
8. Tolkien kitaplarını bitirmek (9 kitap)
9. Her ay en az bir Türk Edebiyatı Eseri okumak
10. Şu kişilerde uzmanlaşmak: Eliade, Tolkien, Yaşar Kemal, Isabel Allende, Jung, Marquez
11. Türk kadın yazarlara ağırlık vermek (Önerilere açığım.)
12. Elinde bulunan tüm Latin Amerika kitaplarını bitirmek (Sanırım 15 kadar kitap var)
Bu listenin dışında kendime 48 kitaplık bir mutlaka oku listesi hazırladım. Çoğu senelerdir kitaplığımda bekleyenlerden oluşuyor. Bir kısmını yeni alacağım (İnce Memed mesela^^) Günde 100 sayfa nasıl okunur derseniz, elime kitabı aldığımda 50 sayfa okumadan bırakmamaya çalışıyorum. Veya günde iki saat vermek gerekiyor öyle diyeyim. Eskiden bunu çok rahat yapardım, şimdi zorlanıyorum çünkü telefona çok bakıyorum. Bu yüzden okurken artık telefonumu uzağa alacağım. Bu sene dilediğim yazarlarda ve türde uzmanlaşırsam gerçekten en büyük hedefimi gerçekleştirmiş olacağım. Sıfırdan başladığım tek kişi C. G. Jung olacak ki ona dair farklı kaynaklardan okumalar yapmıştım. Uzmanlık kriterin nedir derseniz okuduğum kişinin yazdıklarındaki alt metni kolaylıkla görebilmek, burada şuna atıf yapmış, şu sebeple böyle yazmış diyebilmek istiyorum. 
Seçtiğim maddelerin hemen hemen hepsini sadece kitaplığımdan kitap seçerek karşılayabilirim. Yalnız Türk Edebiyatı okumaları için ilerleyen zamanlarda kitap almam gerekecek. Belki bir ara toplu bir Türk Edebiyatı alışverişi yaparım. Sizden ricam, özellikle çağdaş edebiyatta sevdiğiniz yazarları benimle paylaşır mısınız? Kadın yazarlara ağırlık vermek istiyorum ama kimleri seçsem bilmiyorum. Elimde kadın yazarlardan okunmamış çok az kitap var maalesef, bu alanda baya eksiğim.
Bu arada geçen sene felsefe ve sosyoloji için listeye maddeler koymuştum ama bu sene eklemedim. Kurgu – dışı diye belirttiğim madde ağırlıklı olarak psikoloji ve felsefe okumalarından oluşacak zaten. Biraz da sanat üzerinden ilerlemek istiyorum.  Her ne kadar zorlansam da bölüm okumaları yapmam gerekiyor. Özellikle yüksek lisans tezimi yazmaya çalıştığım şu günlerde akademik okumalarımı artırmam lazım. Hiç içimden gelmiyor ama hadi bakalım. :3 
Bu arada bloğunu çok severek takip ettiğim Okuyan Bir Muggle klasik okuma maratonu düzenliyor. 2020 boyunca okuyabildiğimiz kadar Türk ve Dünya Klasikleri okumak üstüne kurulu bir maraton. Ben de okumak istediğim klasiklerle katılacağım. İnce Memed, Çalıkuşu, Kasvetli Ev, Faust, Dracula, Beyazlı Kadın, Keyif Evi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi bu sene okumayı hedeflediğim klasiklerle maratonda yerimi alıyorum. Katılmak isterseniz burayı tıklayarak yazısına geçebilirsiniz. 
Umarım 2020 hepimiz için verimli bir sene olur. Kitaplığımı eritmek üzerine kurduğum okuma temamda başarılı olmayı umuyorum. Sizin 2020 için planlarınız neler, herkese güzel bir hafta dilerim.




3 Ocak 2020 Cuma

2019'da Okuduklarım: 103 Kitap, Bana Kattıkları ve Favoriler

9 yorum:
2020'nin ilk günlerinden herkese merhaba. Umarım yeni yıla güzel bir giriş yapmışsınızdır, ben biraz hasta girdim. Aslında bu yazıyı sene bitmeden yazıp 2020 hedeflerime geçmek istiyordum ama ufak bir gecikme oldu. 2019'un ilk iki ayı Polonya'daydım, dönünce de bir süre eski okuma alışkanlığıma geçemedim. Hala da geçmiş değilim. Yine de senelik 100 kitap hedefimi tamamladım. Bunu sırf sayı doldurmak için okunmuş öylesine kitaplarla yapmadım, bu yüzden kendimi tebrik ediyorum. :P Kitaplara geçmeden belirmek isterim ki önemli olan sayı değil, ne okuduğunuz ve size ne kattığı. Bu katkı bilgi de olabilir keyif de. Ben okumalarımda keyif ve bilginin ortasını bulmaya çalıştım. Erasmus dönüşü kendime birtakım hedefler koymuştum. Bakalım bunlar neymiş ve yapabilmiş miyim?



View this post on Instagram

Dikkat dikkat, önemli bir duyurum var! 😄 Geç oldu ama (erasmustan dolayı) bu sene için bir okuma planı yaptım, amacım kütüphanemdeki kitapları olabildiğince bitirmek. Bunun için 10 madde hazırladım. Katılmak isterseniz maddeler ve seçimlerim şu şekilde: 1. Bir yazardan sahip olduğun tüm kitapları oku: Mircea Eliade 2. Her ay çağdaş dünya ve yerli edebiyatından güncel birer eser oku 3. Okumayı ertelediğin 3 yazarın kitaplarını oku: Tolkien, Lewis Carroll ve Yaşar Kemal 4. Okumayı ertelediğin 3 türden sene sonuna kadar en az beşer kitap oku: Latin Amerika Edebiyatı, Felsefe ve Sosyoloji 5. Stefan Zweig'ın kurgu dışı eserlerini oku 6. Yerli edebiyattan bir yazar seç ve her ay 1 kitabını oku: Yaşar Kemal 7. Her ay en az 1 tane kurgu dışı kitap oku Çapraz / Paralel okumalar: 8. Bir yazarın iki kitabını aynı anda oku 9. Bir yazarı etkilediği ya da etkilendiği bir yazarla aynı anda oku 10. Aynı döneme / konuya ait iki kitabı birlikte oku Liste değişebilir, zorlama okumalara gerek yok.😊 Eğer siz de katılmak isterseniz #büyülüayraç2019Okumaları tag'i ve beni etiketleyerek paylaşırsanız sevinirim, böylece haberim olur ve belki birlikte okumalar yaparız. Kendi listenizi yapabilir, benimkine ekle çıkar yapabilirsiniz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizin okuma planınız var mı? Yoruma bekliyorum, herkese mutlu akşamlar ❤️
A post shared by Büyülü Ayraç (@buyulu_ayrac) on

Mircea Eliade kitaplarımı okuyamadım, üzülerek söylüyorum ki hiç Eliade okumadım. :D Her ay yerli edebiyattan bir eser okumadım ama dünyadan okudum. Tolkien ve Yaşar Kemal'den kendimce okudum, nihayet Yüzüklerin Efendisi Serisi'ne başladım. Sosyoloji okuması neredeyse hiç yapmadım ama Latin Amerika ve Felsefe okumaları yaptım. Senenin en güzel okumalarından biri Isabel Allende kitapları oldu. Her ay bir kurgu dışı okudum ama bu konuda daha iyi olmak isterdim. Kurgu-dışı okurken hala zorlanıyorum.  Bir yazarın iki kitabını aynı anda okuyamadım, Huymans kitaplarıyla bunu denemek istedim, Tersine beklediğimden çok daha farklı çıkınca yapamadım. Sanırım aynı anda iki - üç kitap okumak pek bana göre değil, çok da zorlamamak lazım sonra insan okumaktan soğuyor. Gördüğüm kadarıyla 2019 hedeflerimi yarı yarıya yerine getirmişim. Peki bu 103 kitap nelerdi, ne okudun ne keşfettin derseniz, okuduklarıma birlikte göz atalım.

18 Aralık 2019 Çarşamba

Yeni Yıl Çekilişi

30 yorum:
Herkese merhaba! Senelerdir blogdan çekiliş yapmıyor, genelde instagram üzerinden kitap hediye ediyorum. Bu sene hem yeni yıl hem de blogumun yedinci yılı vesilesiyle buradan kitap hediye etmek istedim. Görseldeki kitaplardan istediğinizi bir kişiye hediye edeceğim. Hepsi okuduğum, çok beğendiğim ve herkese tavsiye ettiğim kitaplar. Katılmak için blogumu takip etmenizi (mail veya gfc ile), yoruma 2019'da okuduğunuz ve beğendiğiniz üç kitabı yazmanız yeterli. Böylece birbirimize kitap tavsiyeleri vermiş oluruz. :) Ek hak için beni twitter ve instagramdan (@buyulu_ayrac) takip edebilir, çekilişi sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz. Her biri +1 hak getirecek, örneğin twitterdan takip edip çekilişi paylaşan birisinin +2 hakkı olacak. Bu yüzden ek hakları yaptıysanız linkleriyle birlikte yorumunuzda belirtmenizi rica ediyorum. 


Prenses ve Curdie & Goblinler seri olduğu için set olarak verilecektir. Bu arada çekilişe blog dışı bir kaynaktan ulaştıysanız (sosyal medya) lütfen belirtin. Blog çekilişleri eskisi gibi popüler mi bilmiyorum, bakalım göreceğim. :3 Çekilişe 18 Aralık 2019 - 1 Ocak 2020 tarihleri içinde katılabilirsiniz. Ocağın ilk haftası açıklayacak, kazananın istediği kitabı internetten sipariş edip göndereceğim. Kargo bana ait, katılım sadece Türkiye içinde geçerlidir. Unutmadan,  blogumu desteklemek isterseniz reklamlara tıklayarak bunu yapabilirsiniz. Herkese bol şans ve şimdiden mutlu bir yıl dilerim. 🎄🎅

1 Aralık 2019 Pazar

Aralık Ayında Okuyacaklarım

15 yorum:
Yağmurlu bir aralık gecesinden herkese merhaba. Bu ay okumayı planladıklarımın bir kısmı geçen aydan kalanlar, diğerleri ise sene bitmeden okurum diyerek son dakikaya bıraktıklarım. Sene başında kendime bu yıl şunları kesin okuyacağım diye bir liste yapmıştım. Henüz kontrol etmesem de çoğunu tamamlayamadığımı biliyorum. :D Erasmustan dönünce okuma düzenimin baya bozulduğunu fark ettim. Hala toparlamaya çalışıyorum. Gerçi senelik 100 kitap hedefimi tamamlamama dört kitap kaldı, düşündüğümden az okumadım ama yeterince verim alamadım gibi.


Aralık ayında okumayı planladıklarım bu şekilde. Aslında daha çok akademik okuma yapmam gerekiyor, bu sene yüksek lisans tezimi vereceğim. Yüzüklerin Efendisi Serisi'ni bu sene okurum demiştim, ilk kitabı kasım ayında bitirdim. Diğer ikisi aralığa kaldı, her ne kadar bitiririm desem de içimden bir ses Kralın Dönüşü ocağa sarkacak diyor. :3 Bhagavad Gita ve Rüya Mektupları ayın kesin okunacak olanları. Özellikle Bhagavad Gita, resmen okuduğum her kitapta karşıma çıkıyor. "Beni neden erteliyorsun" der gibi, ya da biraz musallat gibi. :D Şaka bir yana çok şey katacağını biliyorum, ilk elime aldığımda farklı bir bilinçteydim, şimdi daha iyi anlayacağımı biliyorum. Ayı güzel yazarlar ile sonlandırmak istiyorum, Gaarder'ı bu yüzden seçtim. Şu an Anlatış'ı okuyorum, biraz karışık geldi ama açılacağını umut ediyorum. :) Umarım hepimiz bu ay çok güzel kitaplar okuruz, yılın son günleri keyifli geçşin, lapa lapa kar yağsın dileklerimle. ❄⛄Unutmadan,  blogumu desteklemek isterseniz reklamlara tıklayarak bunu yapabilirsiniz. Instagram hesabımda buraya göre daha aktifim ve ara ara çekilişler yapıyorum. Yeni yıl için de güzel bir çekiliş yapmak istiyorum, beni oradan da takip ederseniz sevinirim.^_^

8 Eylül 2019 Pazar

Hep Yuvaya Dönmek - Ursula K Le Guin

16 yorum:
"Kadınlar içeride tutulur, ama dışarıda bırakılırdı."




Hep Yuvaya Dönmek Ursula'nın doruk noktası diyebilirim. Şimdiye kadar okuduğum tüm kitaplarından çok farklı. Bu kitabında yazabileceği her şeyi yazmış, verebileceği her şeyi vermiş. Ve özgürlük, Hep Yuvaya Dönmek'in en güzel yanı özgürlük duygusu. O kadar güzel, o kadar olması gerektiği gibi aktarmış ki, okurken hissettiğim özgürlüğü tüm hayatım boyunca duyarsam huzurlu ve mutlu bir ömür sürebilirim.
Kitabı edebi bir metin gibi okumak kolay değil, genel olarak okumak da pek kolay değil çünkü çok katmanlı bir metin. Yazar bu kitabında Amerikan Yerlilerinden esinlenerek bir halk yaratmış ve onlara dair her şeyi anlatmış. Gelenekleri nasıl, ne yer ne içerler, şiirleri, oyunları, tiyatroları, kısa öyküleri... Bunun yanında "Anlatan Taş" ismini verdiği bir karakterin öyküsü mevcut, aralıklarla onu okuyorsunuz. Kitabın en sevdiğim kısımları Anlatan Taş'ın hikayesinin olduğu kısımlardı. Kalan bölümleri için okumak da keyifli oldu çünkü Ursula en  sevdiğim, tarzını neredeyse tamamen bildiğim bir yazar. Başka türlü zorlar diye düşünüyorum, hatta bana kalırsa Ursula'dan okuyabileceğiniz her şeyi okuyup ondan sonra Hep Yuvaya Dönmek'e geçilmeli. Ya da edebi bir metin olarak görmeyip, bilmediğimiz bir ulusu anlatan tarih kitabı gibi düşünerek okuyabilirsiniz. Ursula'nın yarattığı, edebiyatın sınırlarını geçmiş bir dünyayı çok merak ediyorum derseniz bekletmenize gerek yok. Evet bu kitabında edebi bir şeyler sunmuş ve aynı zamanda edebiyatın sınırlarının ötesinde bir evren yaratmış. Hayran kaldım, çok sevdim. Sadece daha çok kurgu görmeyi umuyordum, olsun böyle de güzeldi.
Özgürlüğe geri dönmek istiyorum. Pat diye gireceğim: Kendini özgür hisseden var mı? Kendini özgür hissediyor musun, ben hissetmiyorum. Kafam binlerce fikirle, yapılması gereken, gerekli ve gereksiz olan o kadar çok şeyle dolu ki... En başta bu benim özgürlüğümü kısıtlıyor. Huzursuzca kullandığım sosyal medya ağları, internet özgürlüğümü kısıtlıyor. Yan yana dizilmiş bin tane evin arasında yaşamaya çalışmak özgürlüğümü kısıtlıyor. Hatta ev mevsuzu aşırı büyük bir dert. Eskiden oturduğumuz semtte bizim evin camıyla karşı apartman arasında kendi bahçemiz, cadde ve onların bahçesi vardı. Şimdi ise zıplasam erişebileceğim yakınlıkta bir sokakta yaşıyorum. Birileri para kazansın diye gemilere tıkılmış köleler gibi yaşıyoruz. Yani hem içten hem dıştan öyle bir kuşatılmışız ki özgürlük falan yok, özün kendisi yok olmak üzere zaten, gür olmasını geçtim. (Özü gür kelimesini açan hocamı saygı ve sevgiyle anıyorum.) Hep Yuvaya Dönmek ise bunun tam tersini gösteriyor. Sakin ama durağan olmayan, dünyayı ve kendini dinleyerek yaşayan insanları anlatıyor. Bunun düşüncesi bile o kadar güzel ki. Siz de biraz düşünün, nasıl özgür olunur, bu çağda, bu koşuşturmada kalıp aynı zamanda özgür olabilir miyiz?
Burada kısaca bahsedip işte bu kadardı diyebileceğim bir kitap değil, hakkında yazılsa tez çıkar belki de. Bitireli günler oldu ama hala üstünde düşünüyorum, muhtemelen bir müddet daha etkisinde kalmaya devam edeceğim. Bu ay Ursula'dan Kanatlı Kediler Masalı 3'ü okumayı planlıyorum. Çok tatlı, koleksiyonluk bir çocuk kitabı serisi, edinmenizi tavsiye ederim. Son olarak, blogumu desteklemek isterseniz reklamlara tıklayarak bunu yapabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, herkese keyifli bir hafta dilerim. 

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Polonya'da Erasmus Yapmak / Yararlı Bilgiler (Valiz - Günlük Yaşam- Gezi)

8 yorum:
Herkese merhaba, bu yazıda erasmus hakkında faydalı olacağını düşündüğüm şeylerden bahsedeceğim. 2018 Güz Dönemi'nde Polonya'nın Gdansk kentinde erasmus yaptım. (Ah keşke zamanı bir sene geri alsak.^^)  Bu sene gidecek olanların işine yarayacak genel bilgiler paylaşmak istiyorum. Farklı bir yazıda daha sohbet havasında yaşadıklarımı anlatacağım da tabii. :3 Şimdilik yeni gidecek öğrencileri için (çok şanslısınız hani yerinizde olmak vardı. :P) valiz hazırlığı, Polonya'da yaşam, yeme içme, hava durumu koşulları, gezi ipuçları ve ırkçılık var mı (var) gibi konulardan bahsedeceğim. Lafı uzatmadan valiz hazırlığına geçiyorum. 
Gdansk Old Town

Erasmus Valiz Hazırlığı İçin İpuçları
Polonya'nın kuzeyine (Varşova ve üstüne) gidecekseniz soğuğa hazır olun. Gerçekten çok soğuk, özellikle aralık sonu - şubat sonu arası. Yanınıza kalın yün çorap (bol bol, hem yürürken ayaklarınızı korur), termal içlik (gezilerde yatarken pijama niyetine giyebilirsiniz de), soğuk algınlığı için kaliteli bir vitamin, iki adet kalın yün atkı, (kocaman olanlardan - biri kirliyken diğerini giyersiniz) sağlam bir mont ve bot (botta paraya kıyın arkadaşlar, onunla gezeceksiniz sonuçta) alın. Soğuk dışarıda her türlü üşütecek, bu önlemler biraz daha az üşümeniz için. Yurtlar sıcak oluyor, dışarıda hava -15 iken siz içeride tişörtle oturabiliyorsunuz rahat olun. Gözünüzü korkutmuş da olmayayım zaten bir şekilde alışıyorsunuz o soğuğa. :)

Soğuk için hazırlık yaptık. Kıyafetten devam edersem, günlük ne giyiyorsanız alın işte zaten içerisi hep sıcak. Gece dışarı çıkacaksanız ona uygun kıyafetler ve ufak bir çanta da götürebilirsiniz. Tabak bardak vs. için kimisi yanınıza alın orada pahalı diyor ama bence yük etmeye gerek yok. Pepco adındaki marketlerden uygun fiyata edinebilirsiniz. Kişisel eşya olarak sevdiğiniz bir kupayı yanınıza almanız yeterli olur. 
Valize banyo terliği, bornoz yerine peştamal (hem büyük oluyor hem de ince ve hafif), birkaç kişisel eşya (yurt odasını ev haline getirecek), düzgün bir ev terliği, yastık kılıfı, bir adet nevresim takımı, ilk günler için biraz yemek (adaptasyonda işe yarıyor, annem dolma sarmıştı. :d), iyi bir powerbank (geziler için çok önemli) ve teramisin (kışın çatlayan dudak çevresine başka çözüm bulamadım) koyabilirsiniz Şimdilik aklıma bunlar geldi. 

Banka hesabı çoktan açılmıştır diye düşünerek o konuya çok girmeyeceğim. Ben Ziraat kullandım, Polonya'da Santander ile anlaşması var ve her yerde bankamatiği mevcut. Polonya'nın para birimi bizimkine yakın ve şu anki ekonomik koşullarımızı düşününce orada alım gücünüzün hemen hemen aynı olacağını söyleyebilirim. Örneğin burada 1500 lira ile alacağınız miktarda gıdayı orada 1000 zloty ile alabileceksiniz. Polonya'ya gittiğimde gıda çok pahalı sanıyordum ki dönünce burada artan fiyatlar beni çok şaşırttı. Geçen seneden günümüze uçuk bir artış olmadıysa şu an Polonya'da gıda, alkol, sigara vb. şeyler Türkiye'den daha ucuz. 

Polonya'da Günlük Yaşam İçin İpuçları

Evet erasmus demek partilemek demek ama bir süre sonra gündüz gözüyle de etrafı gezmeye çalışsanız iyi olur. :) Güz dönemi gidenler özellikle aralık gelmeden gündüz gözüyle etrafı bol bol gezsin çünkü sonra hava çok erken kararmaya başlayacak. (öğleden sonra üç gibi. :/) Bu o kadar moral bozuyor ki anlatamam. Kaç gece geç yatıp da uyanınca yine karanlığa kalkığımı bilirim. O yüzden psikolojinizi korumak adına erken kalkmaya özen gösterin. 

Taxify ve Uber uygulamalarını mutlaka indirin. Özellikle Taxify ile oldukça uygun fiyata ulaşım sağlayabilirsiniz. Bunun dışında tuhaf isimli (Jakjode gibi :D) bir ulaşım uygulamaları var, hangi  toplu taşıma aracı ne zaman geliyor, nereye gidiyor vs bunları gösteren. Google Play'den onu da indirebilirsiniz. 

Telefon hattı olarak hepimiz (erasmuslu Türkler) Orange aldık. Yalnız kiminin interneti yurt dışında kullanıma açıkken bazılarımızınki kapalıydı, nedenini çözemedik. Benim internetim de yurt dışına kapalı olanlardandı, büyük bir sorun yaratmadı ama hat alırken bunu iyice sormanızı tavsiye ederim. Orange hattında internet bol bol varken arama çok kısıtlı. Bu yüzden arkadaşlarınızı wp üstünden arasanız daha iyi olur. 

Polonya'da erasmusta bol bol Türk var, denk gelmemenize imkan yok. Bunun dışında  İspanyol, Portekizli ve Fransızlar çoğunlukta. Türklerle takılmam diyorsanız ilk birkaç hafta olabildiğince yabancılarla sohbet halinde olun, şahsen beni tam tersini yaptım ve pişman olmadım. Gezileri çok sevdiğim bir Türk arkadaşımla yaptım mesela, birbirimizin halinden anladığımız için genel olarak çok keyifli geçti. Yabancılarla diyalog geliştirmek isterseniz derslere olabildiğince katılım sağlayıp oradan arkadaş edinebilirsiniz. Özellikle projesi olan derslerde bu kaçınılmaz oluyor, sonuçta birlikte saatler geçiriyorsunuz. 

Polonya'nın yemek kültürü yok arkadaşlar. En azından bizimkine kıyasla yok. Gerçekten ben bu kadar saçma bir mutfak görmedim. Tatlı turşu, tatlı peynirli mantı (Dumpling, bizdeki mantının büyük ve gereksiz versiyonu), bol bol haşlanmış soğan parçaları içeren tuhaf gözlemeler, inanılmaz ağır bir tadı olan domuz eti, balık çorbası diye önünüze koyulan kılçıklı yemek suyu... Genel olarak yediğim hiçbir şeyden zevk almadım. Sadece Zapiekanki adındaki fast food türünden bir yemekleri var, bizdeki pideye biraz benziyor ama daha güzeli. Yurtta kalacağınız için yemekleri de mutfakta halledersiniz. 

Günlük yaşamdan devam edelim. Karşıdan karşıya geçerken yaya geçidini gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz, araçlar duruyor! Direkt duruyor yani ilk bir ay buna alışma süreci yaşadım. :D Bunun yanında yaya olarak bisiklet yolundan yürümek, kırmızı yanıyorken yol boş olsa dahi karşıdan karşıya geçmek yasak, yere çöp atmak yasak ki her yerde çöp kovaları var zaten yere atacak insanın özellikle pislik yapıyor olması lazım. Marketler akşam dokuzda kapanıyor, tekeller ve ufak marketler gece onbire kadar açık. Gece yarısı acıkırsanız dönerciler (orada donmuş döner tadındaki ete kebap deniyor) açık ve öğrenci yurdu yakınlarında mutlaka birkaç tane var. Türklerin işlettiklerini tercih edin, Arap işletmelerinin kullandığı baharatlar korkunç. 

Son olarak, Polonya'da ırkçılıktan bahsedeyim. Evet ırkçılık var, Gdansk nispeten liberal olduğu için iç kesimler kadar ırkçılık yoktu, yüzünü İskandinav Ülkeleri'ne dönmüş bir kent. Kadın olarak ırkçılığa uğrama ihtimaliniz oldukça düşük çünkü tesettürlü değilseniz Türk olduğunuzu düşünmüyorlar bile. Esmer iseniz İspanyol, İtalyan ya da Portekizli olduğunuzu sanıyorlar. Hep alışveriş ettiğim marketin kasiyeri bana Hola demişti hani o derece yani. :) Sarışınsanız zaten direkt kendilerinden olduğunuzu düşüneceklerdir. Bunun dışında ırkçılık yapanların çoğu beyinsiz erkeklerden oluştuğu için onların gözünde kadın olarak aşağı konumda olmanız (evet Polonyalı erkeklerin de dengesiz olanı çok) sebebiyle sizi gözle taciz etmek dışında bir şey yapmayacaklardır. Hop bayana laf etme hesabı. :) Erkekler ırkçılığa maalesef uğruyor, dikkatli olunmasını tavsiye ederim. Gerçi adamlar haksız diyemem, erasmusa giden Türk erkeklerinin büyük bir kısmı sanırsın çok daha farklı bir şey için gelmiş gibi davranıyor. (Bu gözler şahit oldu.) Haliyle adamlarda bir ön yargı oluşmuş, kırmak imkansız. Kurunun yanında yaş da yanıyor ne yazık ki. Böyle dedim ama Polonya insanı genel olarak kibar, özellikle gençler. Gayet sağlıklı bir iletişim kurabileceğiniz, kişisel alanınıza girmeyecek seviyede yeterli bir sıcakkanlılığa sahipler. Eh, yaşlılar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, biraz asabiler. :) 
Canım Gdansk <3 
Erasmusta Gezmek İçin İpuçları
Bu uzun uzun anlatılacak bir konu olduğu için özetlemek adına maddeler halinde yazacağım. 
1. Senelik gidiyorsanız gezilerin çoğunu bahara atın, soğukta gezmek gerçekten çok zor.
2. Uzun uzadıya geziler ayarlamayın, en fazla bir hafta olsun, sırt çantanız daha hafif olur hem.
3. Güz dönemi gezecekler kasımda mutlaka gezmeye başlasınlar. Özellikle soğuk ülkeleri kasım bitmeden gezseniz daha iyi olur.
4. Uçuşlar çok ucuz ve Pegasus ayarında. Bu yüzden atıyorum bir haftasonu Stockholm yapabilirsiniz. Wizz Air'in cumartesi sabah çıkışlı pazartesi akşam dönüşlü uçuşları vardı, faydalanmak isterseniz pazartesiye ders koymayın derim.
5. Tek gezin, çekinmeyin ve bunu yapın, gerçekten çok iyi hissettiriyor. Ben tek gezdiysem herkes gezebilir. :D 
Stockholm'de bir metro durağı, en güzel tek gezimdi
6. Yabancı arkadaşlarınızla gezecekseniz bütçenizi onlara bildirin ki gezide sorun olmasın. Euro bölgesinde yaşayanların gezi anlayışı ister istemez farklı oluyor. 
7. Christmas gezisi... İlk günler çıkmanızı tavsiye etmiyorum, her yer kapalı oluyor. Marketler de buna dahil. Haliyle zorluk çekiyorsunuz ki zaten hava soğuk. Gezerim sonra da şurada yeni yıla girerim diyerek yapılan planlar yorgun argın dönerek bitiyor. Şimdiki aklım olsa yeni yıla erasmusa gittiğim kentte girerdim. 
8. İlk defa yurt dışına çıkmış biri olarak klasik Viyana Budapeşte Prag + Bratislava turunu yaptım. Gerekli olmadığını söyleyebilirim. Bunu yapmaktansa tek tek ya da ikili gezebilirsiniz. Bratislava'ya gitmeyin gerçekten hiçbir şey yok, küçük ve pahalı bir kent.
9. Mutlaka ama mutlaka kuzey ışıklarını görün. Alacağınız ilk bilet bu olsun. Gezi arkadaşınız yoksa bile ilk haftalarda tanıştığınız birisine teklif edin. Ben olsam İzlanda'yı tercih ederdim, şehir merkezinden kuzey ışıklarını görebileceğiniz bir ülke. Norveç - Tromso ışıkların en iyi göründüğü yer olmakla beraber ormanın içine girmeniz gerekebilir. İkisinden birini tercih edin, ben göremedim siz görün. :)
10. Gezerken yorulacak, soğuktan tir tir titreyecek, aç kalacak ve sinirleneceksiniz. Bu yüzden gezi arkadaşınızı iyi seçin, ben bu konuda çok şanslıydım. Dönüp bakınca yine olsa yine yaparım, yine üşürüm, yine ıslanırım dediğim, harika anılarla dolu bir gezi süreci geçirdim. 
11. Plan yapmaya üşeniyorsanız bileti alın dursun kenarda. Zamanı gelince mecburen planını yapacaksınız. :)
12. Flixbus'ın yanında Orta Avrupa gezisi için RegioJet var, onu tercih edin. Sıcak çikolata ikramı bile vardı, çok memnun kaldığım bir firma oldu. AMSBus'tan uzak durun! Gerçek anlamda korkunç bir deneyim oldu, daracık koltuk aralarını geçtim otobüs arıza yaptı ve 3 saate yakın gecenin ayazında yeni otobüs bekledik. 
13. Şehir değiştirir gibi ülke değiştireceksiniz, lütfen gezebildiğiniz kadar gezin. Vatikan'ı da sayarsam on ülke gezdim ve bana yetmedi. :) 
Bir yanım Floransa'da kaldı :)
Benim Polonya'da erasmus yapmakla ilgili vereceğim öneriler bunlardı. Umarım işinize yarar ve umarım çok keyifli bir erasmus geçirirsiniz. Her türlü çok güzel geçecek zaten de umarım istediğinizden çok daha güzel geçer. Hazır vizeniz varken bol bol gezin, yeni insanlarla tanışın ve kendinizin hiç bilmediğiniz yanlarını keşfedin. Ben PG Gdansk'te okudum, sorusu olan varsa seve seve yardımcı olurum. Buradan yorum atabilir ya da maille ulaşabilirsiniz. Erasmus yapanlar deneyimerini yorum olarak yazarsa sevinirim. Genel içeriklerimden farklı bir yazı oldu ama erasmustan bahsetmesem olmazdı. :) Son olarak, bloguma destek olmak isterseniz gördüğünüz reklama tıklamanız beni mutlu edecektir. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle, kendinize iyi bakın. 

6 Haziran 2019 Perşembe

Karanlık Şato Yeni Sakinlerini ve Misafirlerini Arıyor

10 yorum:

Selamlar, bildiğiniz üzere 2018'in başında bir Gotik Edebiyat Kulübü kurdum: Karanlık Şato. O zamandan beri üyelerle birlikte gotik türünden okumalar ve incelemeler yaptık. Kimimiz türü yeni öğrendi kimimizin gotik bilgisi pekişti. Bu vesileyle Kayıp Rıhtım için gotik üzerine yazılar yazdım. Daha yeni Goodreads grubumuz açıldı, sosyal medyada da aktif olmaya çalışıyoruz. Çok yakında internet sitemiz de oluşabilir. Ancak bunların devamlılığı için gotik türünü seven veya tanımak isteyen yeni üyelere ihtiyacımız var. Bu yüzden şatoya hem misafir hem de sakin arıyoruz. :) 
Misafirler bizimle birlikte türden okumalar yapacak ve hakkında tartışacağız. Sakinler ise  biraz daha iletişimde olacağımız grup, Karanlık Şato'nun duyurulması ve ayakta kalması için sosyal medya ve diğer mecralarda birlikte rol alacağız. Şu an 14 kişiyiz, hepimiz çok aktifiz diyemem. Bu sebeple gotik türünü gerçekten seven kişilere ulaşmaya ihtiyacım var ki keyifli bir grup olalım. ^^ 
Sadece misafir olmak isteyenler bizi sosyal medyadan (@karanliksato) takip edebilir ve Goodreads grubumuza üye olabilir. Şatoya yerleşmek isteyenlerin ise berfinknt@gmail.com adresinden ya da instagram hesabımıza mesaj atarak bize ulaşmasını rica ediyorum. Hepimiz farklı illerdeniz ve whatsapp üzerinden iletişim kuruyoruz. Gönül isterdi ki çoğunluk İstanbul'da olsun ve buluşalım, umarım ileride buluşma imkanlarımız da olur. 
Edebiyat zevkimi keşfettiğimden beri gotik türünden okumalar yapıyor ve daha çok insana ulaştırmaya çalışıyorum. Arada kalmış bir tür gotik, bu yüzden korkuyla çok sık karıştırılıyor mesela. Bir yandan da gotiğin tam olarak ne olduğunu aktarmaya çalışıyorum çünkü türü gerçekten seviyorum. Eğer sizde gotiğe ilgi duyuyorsanız kulübe mutlaka katılın, şahane bir aktiflik beklemiyorum sonuçta hepimizin işi gücü okulu var. Gotiği seven insanlar olarak bir arada olsak yeter. <3
Neyse yazıyı daha fazla uzatmayayım. Efendim bu gotik seven herkese bir davet mektubudur. Çevrenize duyurursanız ayrıca mutlu olurum. Şatoya bekleniyorsunuz, sevgiler. 

2 Haziran 2019 Pazar

Neler Yapıyorum: Okumalarım, Post – Erasmus ve İzlediklerim

6 yorum:

Selamlar, bir önceki yazımda blogu çok özlediğimden bahsetmiştim ki gerçekten özledim! Instagram olsun Goodreads olsun asla buranın yerini tutmuyor. Kendi içimizde küçük, samimi bir ortamımız var ve bu çok güzel bence. Yazımı bitirdikten sonra takip ettiğim blogların gönderilerini okumayı planlıyorum. Hala blog okuyucusu olan varsa selam olsun, bir şekilde ayaktayız sevgili okur. 
Erasmustan döndüğümden beri zaman çok hızlı geçiyor. Geçen sene bu zamanlarda gideceğime inanamazken gittim, döndüm ve üstünden üç ay geçti. Çok şey deneyimledim, ilk defa ailemden uzak kaldım ve kendimce bol bol gezdim. Bununa ilgili ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum ama şunu söyleyebilirim ki imkanınız varsa mutlaka erasmus yapın. Okul uzasın gerekiyorsa, hiç önemli değil. Biraz para biriktirin, verdikleri hibeyle de beraber istediğiniz yerleri gezersiniz. Şehir değiştirir gibi ülke değiştirmek, kafam attı ben Stockholm’e gidiyorum demek Türkiye’deyken pek mümkün olmuyor maalesef.:) Umarım isteyen herkese erasmus yapmak nasip olur. 
Şubat sonu döndüm, baya hasta ve bitkindim. Toparlanmam 1 ayı buldu, bu süreçte yeni aldığım kitaplar, kitaplığım ve Türk yemekleriyle haşır neşir oldum. Bu arada ben İstanbul’a döndüğümde kar yağıyordu, hava soğuktu. Hadi yine iyisin karlı havaya denk geldin diyen arkadaşlarıma Polonya’nın en kuzeyinden dönmüş ve soğuktan bıkmış birisi olarak sadece baktım... Hala soğuk havada kemiklerim ağrıyor, yıprandım sevgili okur. :3 

Gdansk’teyken e- kitap okumak için yanıma Kobo aldım. Aleti sırf bunun için satın aldım ama benlik değilmiş. Haliyle istediğim kadar kitap okuyamadım. Ailem kargo gönderdi, içine Gizli Tarih – Donna Tartt kitabını da koydurttum. Gitmeden önce bitiremediğim ve devamını çok merak ettiğim bir kitaptı. Tekrar bile okuyabilirim, hakkında uzun uzun konuşasım var. Kısaca Yunan Felsefesi, gizem ve polisiye türlerinin karışımı diyebilirim. Pisagor ve Platon öğretileri ağırlıklı. Platon öğretilerini az biraz biliyor ve zıttı bir görüşe sahip iseniz kitabı seveceksiniz. Kurgu ve felsefe karışımı kitapları çok seviyorum. Alanda tek geçtiğim isim Jostein Gaarder, her kitabını tavsiye ederim. Bu türden önerileriniz varsa da çok sevinirim. ^^ 

16 Nisan 2019 Salı

Gotik Edebiyat Üzerine

4 yorum:
Merhabalar, seneler sonra gotik edebiyat hakkında yeni bir yazı yazdım. Eski yazım kadar detaylı olmadı, daha çok giriş niteliğinde. Gotik türünü bilmek isteyenler için bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. Bir de tabii geçen zamanda gotik türünden okuma - inceleme yapa yapa baya bilgi sahibi oldum. O yüzden içime sinen bir yazı oldu. Eskisini bitirdiğimde baya gergin olduğumu hatırlıyorum, nasılmış diye bakmak isterseniz yazı burada. Vay be resmen 5 sene olmuş. :3 Ve işin güzel tarafı yazıyı çok severek takip ettiğim Kayıp Rıhtım için yazmış oluşum. Ulaşmak isterseniz: Gotik Edebiyat: Hayaletler, Ucubeler ve Deliler


Blogu fazlasıyla boşladım, bu yazının hevesiyle en kısa zamanda geri dönmeyi umuyorum. Hala blog okuyan varsa selam olsun, görüşmek üzere! 

19 Ağustos 2018 Pazar

Senelik 100 Kitap Hedefimi Tamamladım: Okuduklarım Bana Neler Kazandırdı?

3 yorum:
2018 bloga en az girdiğim sene olmakla birlikte en çok kitabı okuduğum sene oldu. Şubattan beri yazmıyorum şaka gibi. =( Instagramda fazlasıyla aktifim, oraya yazmak çok kolay olduğundan bloga girmeye üşendim. Böyle böyle aylar geçiverdi. Bu süreçte senelik hedefim olan 100 kitabı tamamladım! Benim için büyük başarı, okuma yazmayı öğrendiğimden beri ilk defa bu kadar çok kitap okuyorum heheh. Şu an 106. kitabımdayım, Rebecca - Daphne du Maurier. Dün yazarın bir diğer kitabı olan My Cousin Rachel'ın filmini izledim. Ondan aldığım şevkle Rebecca'ya başlamaya kadar verdim. 

Şubattan bu yana neler oldu? Yüksek lisansın ders aşamasını tamamladım, (1 seçmeli ders kaldı) erasmusa başvurdum, 14 eylülde Polonya'ya gidiyorum! Erasmus yaklaştıkça kitaplığımdan daha çok kitap okuyayım diyerek son birkaç ay baya okuma yaptım. Orada e - kitap okuyucu kullanacağım, hala almadım ama sanırım Kobo olacak. Bir de okumam gereken ama hep ertelediğim üç beş kitabı seçip götüreceğim. Okul ekimde başlıyor, en yakın arkadaşımla önden İtalya tatili ayarladık ve maalesef ona vize çıkmadı. Büyük ihtimal İtalya'ya tek gideceğim, bu konuda hala kararsızım ama 15 günü Polonya'da gezerek kaybetmeyeyim diyorum, ülke içinde hafta sonu da gezebilirim sonuçta. Bu da böyle üzücü bir durum işte n'aparsınız.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...